Ayrı Gayrı Bilmeyen Bir Toplumdan Geldik.

Raziye Raziye ÇAKIR

Konu: Kötülerin başı mutlaka ezilmelidir. 

” Tarih Türklerden çok şey öğrendi.

Onların elinden çıkma öyle eserler var ki

bunlar medeniyetin birer ziynetidir.”

                                              / Hammer  –  1774-1856, Alman Tarihçi /

Türklerin tarihte kurdukları ,küçük büyük devletlerin sayısı pek çoktur. Bunların hepsini saymak mümkün değildir. Ancak bunların arasında büyük imparatorluklar, devletler vardır, onların sayısı ise 16’dır. Bunların bayrakları bu gün Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlımızda süsleyen makam odasında yerleri vardır. Bunlardan birisi Osmanlı İmparatorluğudur: (1299-1923 )

Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi – BGSAM’ın konusu Bulgaristan’dır.

Ne var ki, 1908’de kurulan  III. Bulgar devletini doğru dürüst anlamak Osmanlı’yı anlamadan mümkün olamaz. Bulgar egemenliği Osmanlı’dan çıkmıştır, onun uzantısıdır ve içindeki iyilikler, sonsuz hoşgörüsü Rusya, İngiliz ve Fransız emperyalist kundakçıları tarafından ters yüz çevrilebildiği ve Türklere ve İslam’a karşı düşmanlık kusan bir curcuna haline getirilebildiğinden anlaşmazlıklar, komplolar ve tuzaklar devam ediyor.

Osmanlının demokrasi tarihinin başlangıç noktası 1839 Tanzimat Fermanıdır. Doğrusunu söylemek gerekirse bundan 177 yıl önce Osmanlıda kaleme alınan Fermanlarda “halk“, “Bulgar“, “Türk” sözleri geçmezdi. Osmanlı halkı “ümmet“, etnikler de tebaaydı.

Bundan dolayı da bizim kuşak tercümeli yazılardan ne Tanzimat’ın ne de Tanzimat Hareketinin ne olduğunu doğru dürüst kavrayamadık.

1939 bu Fermanın yayınlandığı yıldır. Fakat bu olay o zamana kadar Osmanlı toplumunda  gelişen derin olayların ilk su yüzüne vuruşudur. O zaman henüz 17 yaşında olan Padişah Abdülmecit’in tebaasına karşı taahhütlerde bulunmasıdır. Bu taahhütlerin en önemlisi, din ayrımı olmadan tüm tebaanın eşit olduğunun ilan edilişidir. Bu tarihsel belgenin bir önemli özelliği; yargılamanın açık yapılacağını ve hiç kimse mahkeme edilmeden asılmayacağını taahhüt eder. (1873’te komitacı Vasil Levski’nin Bulgar yargıç heyeti tarafından Sofya mahkemesinde halka açık duruşmalarda yargılanması bir örnektir.)

Bir başka taahhüt de; Padişahın askerlik ve vergi konusundaki güvencesidir. Tazminat Fermanından sonra gücü olmayandan vergi alınmamıştır. Vergilendirme düzene sokulmuştur. Bir oğlu askerde olan bir ailenin ikinci çocuğu da aynı zamanda askere alınmaz vb.

Osmanlı’nın Bulgar etnik topluluğuna dil ve din bakımından yaptığı iyilikler sıralamakla bitmez, fakat birkaçına şöyle değinelim:

Bulgarlar- (Türkler-Osmanlı) sayemizde uyandı:

Tanzimat Fermanı 36 Türk aydını tarafından yazılmıştı. Tanzimat döneminde çok geniş haklar elde eden Bulgarlar, milli uyanış devri yaşamış, Bulgar esnaf, tüccar ve sanayici tabakası oluşmuş, Osmanlı parasal yardımlarıyla “Rila Manastırı” inşa edilmiş, daha 1835’te Gabrovo’da Aprilska Gimnazla kapılarını açmış, köy ve kasabalarda yüzlerce Bulgar ilk ve orta okulu kurulmuş, 1872’de Bulgar Doğu Ortodoks Kilisesi, Rum kilisesinden ayrılmış ve kilise ve manastırlarda ayinler ve eğitim öğretim Bulgar dilinde yapılmaya başlamıştır.

Bulgarca ilk gazete ve kitaplar Osmanlı’da basılmış, okuma yurtları da o yıllarda halka kapı açmıştır. Bu nedenle olacak ki, Levski, Karavelov, Zh. Stoyanov ve daha birçok Bulgar uyanış çağı komitacı, aydın ve yazarlarının eserlerinde “Türklerle ebediyen aynı topraklar üzerinde birlikte var olma” fikri ve ülküsü işlenmiştir. Bulgar milliyetçi ülküsü çok kültürlü bir Cumhuriyet özlemidir.

Aslında Bulgar Ortodoks Kilisesi’ne İslam karşısında eşit haklılık tanınması Tanzimat’tan sonra Arap devletleriyle Osmanlı’nın arasını açan en önemli unsur halini almıştır.

Tanzimat Fermanı bir Osmanlı Anayasası değildir. Kanun da değildir. Modernleşmeye açılan Osmanlı’nın üzerine bastığı ayaklar, fikir temelleridir. O dönemde Osmanlı’nın iç işlerine karışmayı, her konuda akıl vermeyi moda haline getiren Batı devletleri 1856’da bir Islahat Fermanı çıkarılmasını elde etmişlerdir.

Yeni Ferman Fransa, İngiltere ve Avusturya İstanbul Büyükelçiliklerinde hazırlanmış ve aynı yıl imzalan Paris Barış Antlaşmasında yer bulmuştur. Buradaki ana fikir, Müslümanlarla, diğer dini inançların  eşit olması ve Tazminat’ta kabul edilen bu eşitliğin İslahat Fermanı’nda bu kez hukuksal olarak haklarının dile getirilmiş olmasıdır. Bu bir Padişah güvencesi olarak dünyaya ilan edilmiştir.

Tarihsel süreçlerin o günün koşullarına göre yorumlanmasının doğru olduğuna inansak da,  bir devlette iki hukuk olamaz, bu her zaman ve her yerde çöküşe götürür demekten kendimi alamıyorum.

Osmanlı Devletinin Bulgar’a iyilikleri yazmakla bitmez:

Tanzimat hareketi dediğimiz bu süreç olmasaydı, biz ilk batı tarzında romanlar, ilk Batı tarzında tiyatro eserleriyle  buluşmak için kim bilir kaç yıllar bekleyecektir. Bulgarlar ise belki kilise bağımsızlığını asla elde edemeyeceklerdi. Eğer Tanzimat hareketi olmamış olsaydı Sultan II. Abdülhamit sarayda opera izleyecek miydi?

Tiyatro gruplarını oraya sokacak mıydı? Sarayda tiyatro yerini alıyor, şehzadeler padişahlar keman çalıyor, besteler yapıyorlar. Mithat Paşa idaresinde Rusçuk’ta tiyatro açılırken, Pitot’ta ilk Ziraat Bankası açılıyor, Sultan Sliven (İslimiye) sanayicisi Jekova karşılıksız para yardımları yaparak tekstil fabrikası kuruyor.

İstanbul’sa 29 bin Bulgar dokumacı, esnaf, tüccar çalışıyor.

Balkanlarda düşünsel değişim süreci başlıyor. Öz olarak, Bulgar ulusal uyanış ideolojisinin yeşermesi Tazmınat’la ilgilidir. Bizans’tan Osmanlıya geçtiklerinde köyleri olmayan bu boylar Osmanlı’da yerleşik hayata geçtikleri gibi kentleşmeyi de başarmıştır. Bulgar Çarlığında en önemli makamlarda çalışan Bulgarlar  1868’de açılan Galatasaray Lisesi, Tarlabaşı lisesi, 1877’de açılan Mekteb-i Mülkiye (Siyasal Bilimler) ve Robert Kolej mezunudur. Osmanlı Bulgar aydın tabakasının yetişmesine kanat açmıştır. Bu iyilikler saymakla bitmez.

1877-1878  Osmanlı – Rusya Savaşından sonra Türklere karşı birden bire fışkıran düşmanlığı yabancı yazarlar eserlerinde şöyle anlatmıştır.

93 harbinden” sonra , Balkandan inen Bulgarlar zengin Türk çiftliklerine, vakıf yerlerine kondular. Böylece parasız, yoksul olan Bulgarlar mülk sahibi oldular. Arkasından da bir yasa çıkararak istediği toprakları, tapulu mülk yapıverdiler. Savaştan dönen Türkler ise dışarıda kalıverdiler, kendi evi, tarlaları Bulgarlar almıştı. Yapacak tek işleri yolu tutup göç etmekti, başka yapabileceği hiç bir şey yoktu.

“1880′ de Bulgaristan Millet Meclisinden çıkarılan bir kanunla daha önce Türk hükümeti tarafından Kırım’dan gelenlerin toprakları ve diğer çiftlikleri kiracı veya ortakçı olarak 10 yıl çalışan Bulgarlara veriliverdi. Bulgarlar okul açıp kendilerini yetiştirdiler. Vahşetleri Ruslar yaptılar ve bölmeyi başardılar, düşmanlığı, kini Bulgarların içine soktular.

Filibe’de Rus konsolosu çeteleri hazırlamıştı.

Ayaklanmayı Otluk köyde onlar başlatmıştı , Filibe Pazarcik tarafındaki köyleri onlar yaktırdılar ve daha neler, neler. Türk çocuklarını katrana bulayıp canlı, canlı yaktılar. Bunları yaptıktan sonra da Avrupa ya yaygaraya başladılar.

Bu harpten sonra Bulgaristan baştan , başa kana boyandı. Türkler ise çile, zülüm, perişan halde idiler, yapacak tek şey göçtü. Rusların yaptıkları akıllara durgunluk verir durumdaydı. Bunlara ayrıca bakmak isteyen şu kitaplara bakın: Edirne Mebusu Mehmet Şeref’ in ” Bulgar ve Bulgaristan Devleti kitabı” ” Zara Müftüsünün hatıraları ” bunlar yeterli olur kanaatindeyim.

Göçler devam etmektedir.

Bulgarlar Bulgaristan’da yaşayan Türkleri göçe zorlamak için ne gerekirse, yani elinden geleni yaptılar ve bu hep devam etmiştir. Bu gün bile devam etmektedir. Halk ölümden kaçıyordu, bu da Bulgarların işine gelirdi, hatta o zamanları Bulgarlar, ya göç edersiniz yada ölürsünüz.

Filibe Ustina köyünde camiye bomba attılar, çeşmelere domuz eti astılar, kahveleri basıp Türkleri kovdular. Bunlar gibi örnekler tarih kitaplarında doludur. Halkın hiç bir suçu olmadığı halde, kadın, çoluk, çocuk demeden vahşice öldürüldüler, bu da sadece Türk olanları..

Yerini yurdunu bırakarak sadece Tuna vilayetinde, Rusların geçtiği yerlerden 600 bin kişi göç etmiştir.

Savaş geldi geçti , çilelerin ise ardı gelmiyor. 1907 yılı Dobruca’ da Türkler’ le Bulgarlar arasında bir olay olmuştu: Kara İvan adında bir Bulgar , başkalarıyla münasebette bulunan karisini öldürmüş ve kendisini asmıştı. Bulgarlar ise bu suçu 60 yaşında olan Kara imam in üzerine attılar. İmamı ve bir kaç tane daha Türkleri yakalayıp işkence yapmışlardır. Halk bu zulmü Prens Ferdinand’ a bir yazı ile bildirmiştir. Bu yazı o zaman Paris’te çıkan Şura-yi Ümmet gazetesinin 119. sayısında çıkmıştır.

Bulgaristan Milliyetçiliği Türk düşmanlığından ibarettir, daima Türklerin aleyhinde kin beslerler. Okullarda Türk düşmanlığı aşılarlar, kitaplarında Türk aleyhtarlığı yaparlar. Nutuk çekenler 500 yıllık “kara esaretten” söz eder.

Okul kitapları , Türklerin aleyhinde kara yazılarla doludur.

Bu kitapları Türk çocukları da okumak zorundadır. Her şeye rağmen Türklere kendilerini unutturamadılar, her Türk bir Türk ve Müslüman olduğun bilincinde doğup büyümüştü. Bulgaristan’daki Türkler daima bir göç kervanı halinde Türkiye ye akmaktadırlar. Bu kervanın sonu gelmedi.  XXI. yüzyıl geldi bu kervan hep yoldadır.

Biz bunu asla hak etmedik.

Çarlık yıllarında ve sosyalizm döneminde Bulgaristan’ı inşa edenler Türklerdir. Çalışan halkın malı mülkü hep orada kaldı. Çok ezildik ve göçe zorlandık.

1990’dan sonra, hele şu “soya dönüş” rezilliğinden sonra Bulgar Müslüman Türkleri idare edemeyeceğini hem kendisi anladı, hem de dünya devletleri Bulgar devletinin etnik azınlıkları, dil ve din topluluklarına zulüm ettiğini, çok kültürlü bir toplum kuramayacağını anladığında, Türkleri kendi aralarından bazı kadrolara boğdurma yolunu seçti.Yeri gelmişken sizlere, Bugün Bulgaristanlı Türkleri içinden çürütüp yok etme siyaseti yürüten hem Rus ve hem de Bulgar polis ajanı, Türklük ve Bulgar milli çıkarlar haini Ahmet Doğan’ın nasıl eğitildiğini açıklanan polis dosyalarından tercüme ederek sunuyoruz: Sonuçları siz kendiniz çıkarın lütfen:

Gerçekler konuşuyor:

“Hizmetimize geçen ajan (Ahmet Doğan) bize son derece sıkı bağlılık göstermekte; Bulgar devletinin güvenlik organı olan “DS” gizli polisine sadakat göstermekte ve şöyle demektedir:  “Marksist – Leninist idealler kanıma işledi ve ben onlara ömrümün sonuna kadar bağlı kalacağım.  Gizli polis “DS” tarafından belirlenen ve Türklere karşı olan her ödevi yerine getirmeye hazırdır. Gün gelir ve idelerinden vazgeçmek zorunda kalırsa, hayatına son vermeye hazır olduğunu beyan etmiştir. (Haziran 1979, Ajan “SERGEY” hakkında Birinci Baş Amirlik raporundan alınmıştır.)

Doğan’ın Türklere karşı aşılanması Rus işidir.

“Ajan, ailesine bağlı değildir. Kendine en yakın hissettiği kişiler, şimdiye kadar birlikte çalıştığı ve halen beraber olduğu “DS” görevlileridir.  Gizli Bulgar polisi görevlilerini sayıyor, Ağustos 1979 raporuna göre “Ajan “Sava” ya Birinci Şube tarafından aşağıdaki yardımlarda bulunulmuştur:

  1. Bizim (Bulgar sivil polisi) kesin yardımlarımızla Şumen şehrinde Yüksek Eğitim Enstitüsüne kaydı yapıldı.
  2. Bizim kesin yardımlarımızla “Kl. Ohridski” Sofya Üniversitesine yazdırıldı.
  3. Üniversite diploması aldıktan sonra yine bizim yardımlarımızla bilim işçisi olarak kaydı yapıldı.
  4. “Kl. Ohridski” Sofya Üniversitesinde ona aylık parasal yardım sağlandı. Bu yardımlar önce 90 leva, 1982 Mayısından sonra ise ayda 125 leva ödendi. Kirası sivil polis tarafından ödendi.
  5. Elbiseleri periyodik olarak gizli polis tarafından alındı.
  6. Bütün kitaplarını gizli polis satın aldı.
  7. Köyüne, Varna ve Primorsko vb. sayfiye merkezlerine gittiğinde bütün masrafları Bulgar polisi tarafından karşılanmıştır.
  8. Yazdığı diploma tezinin savunulması ve bu törende yapılan bütün masraf Bulgar gizli polisi tarafından ödenmiştir.
  9. Okuduğu teknik okulda ve çalıştığı fabrikadaki bütün masrafları Bulgar gizli polisi tarafından ödenmiştir.
  10. Dost olarak gösterdiği kişilerin yatılı pansiyona yazılmasına Bulgar gizli polisi yardımda bulundu.
  11. “Alians” okulunda dil eğitimi masraflarını polis karşılarken, kitaplarını ve kullandığı daktiloyu da polis sağlamıştır.
  12. Günü ve diğer törenleri için kendisine parasal yardımda bulunulmuş, kız arkadaşlarına ve hane sahibine de para verilmiş vb.

(Rapor: 1986, ajan  “SAVA” , Birinci Şube.)

Biz Bulgaristan Türklerinin Bulgar devletine yaptığımız iyilikler, canla başla çalışmamıza karşı, başımıza sarılan, 10 bin kardeşimizin vatandan kovulmasına neden olan, bir çoğumuzu ihbar eden, HÖH partisini babasının çiftliği sanan,  “Geçiş Döneminde” hepimizi “siyasi köle” durumuna düşüren, “19 Mayısta Cebel İsyan Kahramanlarını anma Mitingine, eli sopalı keleşler gönderen, Türkiye Büyükelçisi Sayın Süleyman Göhçe’yi yuhalatan ve halen Bulgaristan Türklerini, Pomak ve Müslüman Çingeneleri parçalamaya çalışan hainler başı Ahmet Doğan’ın polis dosyalarındaki gerçek hain yüzü budur. Böyle bir kişi Türklere bir gün bile lider olamaz!

17 Arealık 2015’te başlayan yenilenme süreci derinleşmeli ve halkımız tüm hainlerden mutlaka ve ne pahasına olursa olsun kurtulmalıdır.

 

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir