Yorum

28 Gün Kaldı! 

Konu:  Yan yana yaşama mı? Birlikte var olma mı? İyi komşuluk mu?                                  

26 yıl yuvarlanan Bulgar tarihi en sonunda parçalandı ve özü göründü.  28 günden sonra 138 yıllık geçmişi olan bu devletin 500 yıllık Osmanlı dönemi gerçeği kantara konacak, röntgen edilecek ve “Osmanlı köleliği” ve “köle”  şu kavramlarının özü, ağırlığı ve gelecek için anlam taşıyıp taşımadığı belirlenecek.

Birinci terim KÖLELİK –Osmanlı köleliği

Osmanlı imparatorluğunda Bulgarlar KÖLE MİYDİLER?

Osmanlı imparatorluğu bir sömürge devlet değildi. Dünya tarihinin en büyük imparatorluğunu kuran Osmanlılar, bir köleci devlet kurmamış,  köleci devlet düzenini ret edip olumsuzlayan bir devlet düzeni kurmuştur.  Dünya tarihinde köleci imparatorluk dendiğinde Roma dönemi anlaşılır ki, M.Ö. 27 yılında kurulan Roma İmparatorluğu, M.S. 1453 yılında sona ererek, tarihe karıştı.

Kuruluş yılı 1299 olarak gösterilen Osmanlı İmparatorluğu ise, İstanbul’un fethiyle 29 Mayıs 1453’te devlet bayrağını dikmiş ve 1923’e kadar dalgalanmıştır.

Bu bakıma Osmanlı kölelik çağı sonrasında gelen feodal bir imparatorluktu. Yani, aynı çağda var olan İngilizlerin Afrika, İspanyolların Güney Amerika, Portekizlerin Brezilya vb. sömürgeleri gibi sömürgesi bile yoktu.  Sömürgelerde yerliler köleydiler. Osmanlı vatandaşının tezkeresi vardı. Köleler bir meta gibi alıp satılabilirdi. Osmanlıdaki Bulgar köylünün işlediği toprak, sürüm yaptığı öküzler, sağdığı inekler, kırktığı koyunlar, aba dokuduğu tezgâh, kaytan büktüğü çıktık kendinindi.  Kölelerin mal mülk edinme, serbestçe evlenme, aile kurma, çocuk sahibi olma gibi hakları yoktu. Afrikadan alınıp Kuzey Amerikaya götürülen zencilerin kölelikten kurtuluş savaşımları, insan hakları mücadelesi,oy verme ve seçilme kavgaları tarih yazmıştır ve geçen asrın  ikinci yarısına kadar uzamıştır. Martin Luter King bu büyük kavganın kurban lideridir.  Barak Obama ise dedesi Kenya’dan satın alınan bir kölenin ABD Devlet Başkanlığına seçilen bir kavga simgesidir. Osmanlı’da, Anadolu’da “köle –köle sahibi”, “köle ayaklanması” gibi direnişler olmamıştır. Günümüz Edirne Valiliği’nin Meriç ırmağı boyunda bir “Spartaküs yerleşim yeri ve turistik tesis” çalıştırma projesi Osmanlı dönemi tarihini canlandırma tasarımı değildir, çünkü Spartaküs, Antik Roma Cumhuriyeti’nde bir gladyatör.  MÖ 73 – MÖ 71 yılları arasındaki köle ayaklanmasında yaptığı önderlik ile tanınır. Onun önderlik ettiği köle ordusunun Romayı ele geçirmek için savaştığı yıllarda “Osmanlı” sözü daha doğmamıştı. Bu açıklamayı yapmama neden ise, aynı yanılgının son yıllarda Bulgaristan’da da yapılması ve Bulgarların Spartaküs kökenli Traklar devrinden geldikleri gibi yeni tezlere ışık tutmaya çalışılmasıdır. Unutmayalım tarih tekerrürden ibarettir ama benzetmeli anlatılmaz.

İnsan hakları açısından köle hukuku ile köle sahipleri hukuku farklıdır.  Köle seçilemezdi. Oy kullanamazdı.  Köle sahibi ile kölenin komşuluğu, dostluğu, eşitliği söz konusu olamazdı. Kölelerin hayvan gibi satıldığı insan pazarları vardı.

Osmanlıda böyle bir olaydan hiç kimse söz edemez. Bulgar dilindeki “Çorcacı” terimi köy zengini, “raya” ise toprağı işleyen ve vergi ödeyen Bulgar köylüsüdür. Osmanlıda kaldığı 5 asırda Bulgarlar kendi ana dillerinde konuştu,  öz adet ve geleneklerine göre yaşadı. Papaz Payisiy Hilendarskı (1722-1773) “İslav ve Bulgar Tarihi” eserini Osmanlı döneminde  “köle ve kölelik” sözlerini kullanmadan yazdı. 3 Kasım 1839’da TANZİMAT FERMANI’NIN yayınlanmasından sonra Osmanlıdaki etnik azınlıklar geniş haklar elde ettiler.  Gabrovo kentinde 1835’te ders yılına başlayan “Aprilska Gimnazya” Nisan Lisesi’nden sonra bütün köylerde Bulgarca eğitim ve öğretim veren ilkokullar, kasabalarda ortaokul ve liseler açıldı. Bugün Bulgaristan Türklerine bu haklar henüz tanınmamıştır. 60 yıldan beri anadilimiz Türkçe eğitim ve öğretim, özgün kültür mücadelesi veriyoruz.

1877’de Rus imparatoru II.  Aleksandır Orduları Tuna ırmağını geçerek Plevne’ye saldırırken Rusçuk eyaletine bağlı olan bu kazanın köy ve kasabalarında toplam 322 Bulgar okulu eğitim veriyordu.

1872 Padişah Fermanıyla Bulgar Ortadoks Kilisesi bağımsızlığına kavuştu. Rum papazlar ve rahipler Bulgar kilise ve manastırlardan kovuldu. Onların yerini alan Bulgar din adamları ibadeti Bulgarca uygulamaya başladılar. Kilise bağımsızlığı Bulgar tarihindeki en önemli edinimlerden biridir ve Osmanlı döneminde elde etmiştir.

Bu gerçekler dikkate alındığında, Osmanlı yıllarında Bulgarların köle olduklarından söz edilemez. Olayı kavram karışıklığı içinde eritip olmamış şeyleri olmuş gibi gösterme çabalarından kesinlikle vaz geçip devlet siyasetini yeniden gözden geçirme zamanı çoktan gelmiştir. Yanlış anlatılan tarihten düşmanlık doğar.  Levski, Botev, Karavelov ve diğer Bulgar ileri gelenleri Bulgaristan’da dara düştükçe kapısını çaldıkları Bulgaristanlı Türk ve Müslüman komşuların değil, Osmanlı feodal devlet düzeni ve Padişahının düşmanıydılar ve sonunda Padişahı ve feodal düzeni deviren ise yine Türkler olmuştur.  Bu kavga 1924’te Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla noktalanmıştır.

Bulgaristan’da 2016 ders yılı VI. Sınıf tarih  kitaplarından “Osmanlı Köleliği” ve “köle” sözünün çıkarılması, “kölelik” kavramının yerine  yan yana birlikte var olma değiminin getirilmesi, köy ve kasabalarda Türklerin, Bulgar, Yahudi, Ermeni ve diğer etniklerle birlikte var oluş şekline  “komşuluk” ve “ iyi komşuluk” gibi ifadeler kullanılması, tarihi ters yüz göstermeye çalışanları yeniden hareketlendirdi. Yapılan elektronik ankette ilk kez olmak üzere  “kölelik”, “köle”, “Osmanlı esareti” gibi kavramların ders ve tarih kitaplarından çıkarılmasını isteyenlerin oranı % 52’yi buldu.  Türk ve Osmanlı düşmanlığından başka yurtsever eğitim kaynak ve hedefi göremeyenler yine sokaklara çıktı ve kudurdu.

BG Eğitim Bakanlığı’nın önerisinde 1739 -1813 yılları arasında yaşamış ve Osmanlı bağrında gerçekleşen, Bulgar Uyanış Çağı’nın (Rönesans) babası olarak gösterilen Sofroniy Vraçanski’nin eserlerinin milliyetçilik kışkırttığı için ders kitaplarından çıkarılması da yorum konusu oluyor. Yerine Daniel Dafo’nun “Robinzon Kruzo” eserinin alınması da gündem oluşturdu.

Şunu belirtmek yerinde olur, Bakanlık bundan 2 yıl önce Bulgar tarihinde “Osmanlı esareti” ve “köle” kavramlarına yer olup olmadığını Veliko Tırnovo ve Plovdiv Üniversiteleri Tarih Bölümlerinden sormuş, fakat hala yanıt alamamıştır.  Bu arada, anti-Türk, anti-Müslüman ve anti Osmanlı yanı güçlü olan ve aileleri bu ruhta mayalanmış ve kışkırtılmış olan Kalofer, Karlovo ve Sopot gibi Balkan önü Bulgar kasabalarındaki hareketlenmeyi belediye başkanları, okul müdürleri ve öğretmenler kışkırtıyor. Der kitaplarının değiştirilmesine karşı , imza toplama kampanyası başlatılmışlar. Tarih kitaplarında düzeltme yapılmasına karşı imza toplayıp başkaldırıyorlar.

Avrupa Birliği’nin tarihteki sivri uçların törpülenerek köreltilmesi, halklar arasında düşmanlık kışkırtan sanat ve tarih eserlerinin arka plana çekilmesi, halkların ve etniklerin birlikte yaşamasını ve uzlaşmasını engelleyen, düşmanlık kışkırtan eserlerin ders programlarından çıkarılması, benzer ruhlu sanat eserlerinin galerilerden alınması ve edebiyat eserlerinin de kütüphanelerden toplatılması bir direktife konu olmuştu. Aslında yeni asır kendini arıtma yolları ararken, Vazov’un eserlerinin 0,20 stotinkadan müşteri aradığına tanık oluyoruz, fakat ders kitapları söz konusu olduğunda, ruh kabarıyor.

Bu konuda basında çıkan yorumlarda anti-Türk bir eylem başlatmaya gerek olmadığı, Türkiye Cumhuriyet devletinin 1924’te Büyük Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulduğu, Bulgar devletinin ise 1908’de ilan edildiği dikkate alınırsa, 16 yıl sonra kurulan bir devletin kendinden önce kurulmuş devletlere “köle” muamelesi yaptığını iddia etmenin saçmalık olduğunun altı çizildi. Bulgarlar Türk devletinde değil Osmanlı devletinde yaşamıştır, diye yazanlar oldu.

Okul mevzuatından çıkarılması istenen bir başka eser de İvan Vazov’un “Esaret Altında” (Pod İgoto) eseridir. Bu kitap, İvan Vazov tarafından, Osmanlıya karşı Bulgar asilerinin eğitildiği merkez durumunda olan bugünkü Ukrayna’nın Odesa şehrinde kaleme alınmıştır. Eserde olmamış olaylar olmuş gibi anlatılmış ve Bulgar çetecileri ve komitacılar Türklere ve Osmanlı Padişahına karşı kışkırtılmaya çalışılmıştır. 1850-1921 yılları arasında yaşayan İv. Vazov Bulgar edebiyatının tartışılmaz babası olarak kabul edilmiş olsa da, daha hayatta iken eseri “Nobel Edebiyat Ödülü” için teklif edildiğinde, ırkçılık ve düşmanlık kışkırttığı için onay bulmamıştır. Şimdi AB Edebiyat komitesi eserinde Bulgar ders kitapları listesinden çıkarılmasında ısrarlıdır.  Yurtseverlikle milliyetçilik ve ırkçılığın birbirine karıştığı bir eğitim sistemi huzurlu bir toplum yaratılmasına temel olamaz.

28 gün sonra yani Şubat ayının son günlerinde Eğitim Bakanlığının ilgili komisyonu toplanacak ve halen yeni şekliyle kamuoyuna sunulan bu konular kesin karara bağlanacaktır. Bilindiği üzere Bulgaristan’da böyle bir tartışma 2000 yılında da yaşanmıştı. Almanya’nın Başkenti Berlin Hunbold Üniversitesi Güzel Sanatlar bölümünden yüksek lisans tezi savunan Bulgar ressam Bayan Todorova  “Batak İzdivacı” konulu bir Leh ressamın tablosunu şiddetli milli düşmanlık içerdiği için sergilerden ve dergilerden atılmasını önermişti. O zaman da benzer gir kargaşa yaşanmıştı. Oysa Batak 1876 Olayları bir Müslüman düğününe komitacı asilerin saldırısı sonucu başlamış ve aslında bir Bulgar mezalimidir. Fakat Osmanlı döneminde hiçbir Bulgar ani başkaldırısının başarılı olamadığı gibi, o da bastırılmıştır. Leh ressam gibi birçok Batılı diplomat ve gazeteci o dönemde olayları çarpıtarak, Rusya’nın Osmanlıya saldırısına ve Batı kamuoyunu kışkırtmasına vesile aranmıştır.

Olaylar artık gün sayımına bindi.

Türk düşmanlığının mezarı kazılacaktır. 21. Yüzyılı Türklerle el ele verenler kuracaktır.  İyi niyet, hoşgörü, iyi komşuluk ve tarihsel ibret her yerde mutlaka üstün gelecektir. İvan Vazov ile Sofroni Vraçanski eserlerindeki Türk düşmanı aşılayan zehirli özün Avrupa Birliği tarafından görülmesi büyük bir başarıdır. Bulgar tarih ve edebiyatından bu illetlerin çıkarılıp çöpe atılması, huzurlu bir ortamda birlikte komşu komşu yaşamayı arayanlara bir umut ve ağaran ufuktur.

Nefes kesmiş bekliyoruz.

Bakalım düşmanca didişmek mi?!

Yoksa dostça birlikte yaşamak mı?!

Ağır basacak!

Share
Reklamlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

thirteen − 4 =