Meşale Yakmaya Hoş Geldiniz

Rafet ULUTÜRK

Tarih: 18 Mart 2017

Değerli Büyüklerim, Sevgili kardeşlerim Olimpiyat Oyunlarının Meşalesi hep Atina’da yanar,

Yani Olimpiyatlar hangi ülkede yapılırsa yapılsın yanan meşale elden ele oraya taşınır.

Şu an toplanmış olduğumuz Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği – BULTÜRK dernek merkezi, Bulgaristanlı Türklerin Özgürlük Meşalesinin yandığı yerdir. Tarihte yer alacak ve yeni kuşaklar ilk kaynak olarak derneğimizi ve Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi Başkanı Dr. Erdal KARABAŞ’ın Başında bulunduğu BGSAM yayınlarını her zaman arayıp kıvılcım alacaklardır.

Sayın Kaymakamım, Sn. Belediye Başkanım,

Değerli yetkililer, Kıymetli dost ve konuklarımız,

BURASI BİR SUBAŞIDIR, bol bol içmeye hoş geldiniz, sefa getirdiniz.

Değerli Arkadaşlar,

Bir çoğunuzla birçok forum, sempozyum, çalıştay ve toplantıda birlikte olduk. Fakat sizi hayatımızdan süzülen öz zekâmızı akıtarak kendi ellerimizle yazdığımız, bastırıp adam ettiğimiz 3 kitabı birden tanıtma fırsatını,  Allah bugüne kadar bana nasıp etmemişti. Bu şeref de bize ve bizim derneğimizde olduğu için, hepiniz adına yaratana teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

“Türk Dünyasında Bir Bulgaristan Türkü 50 Yıllık Mücadele” başlıklı eserimde ben,

İlk bölümde: Güney Doğu Rodopların Köseler köyünde başlayan hayat yolumu, çocukluk, okul, askerlik ve iş yıllarımı, Hak ve Özgürlük Hareketinde örgütlenip birleşme çabalarımızı, Osmanlıdan kalan son derece zengin manevi, yüksek mimar ve kültürel mirası yaşatabilme çabalarına katkılarımı anlatmaya çalıştım.

İkinci bölümde:  Bulgaristan Müslüman Türklerinin tarihini, soyunu boyunu, Bulgaristan’da Türk Kimliği oluşturma, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin etkisiyle alfabe, okul ve kültür reformu yaparak aydınlanma, çoğulcu bir toplumda özgün kültürlü etnik azınlık oluşturma mücadelemizle başladım.

“Soya Dönüş” çilelerimizi pek kanatmadan, 1989 Mayıs Ayaklanmasıyla bilinçli ve iyi örgütlenmiş bir etnik azınlığın tepeden tırnağa silahlı ve zırhlı bir diktatörlüğü devirme zaferini anlattım.

“Büyük Göçü”,  devam eden insan hakları kavgamızı, dilimizi, dinimizi, kültür ve edebiyatımızı örneklerle sundum. Edebiyatını yaratmış bir azınlık olarak, tarih içinde dimdik duruşumuzu dile getirdim.

Bugün burada dikkatinize sunulacak üç kitap, edebiyat ve sanat yapıtlarından, roman ve uzun ve kısa hikaye – şiir değerlemelerinden faklı olarak, Bulgaristan ile ilgili ilk defa siyasi nitelikli bir kitap çıkmıştır.

Böylelikle bir, öz edebiyatımızda büyük bir eksikliği tamamlarken, Bulgaristan’da okurken hafızamıza aşılanmaya çalışılan çarpıtılmış terim, kavram, değer yargısı ve değimlere doğru açılım getiriyor, karanlıkla yoğrulmuş yaklaşımları aydınlatıyoruz. Çabalarımız büyük bir sürecin henüz başıdır.

Üçüncü bölümde:   “50 Yıllık Mücadele” nin Üçüncü Bölümünde, Türk Dünyasında 34 topluluğun ülkelerine ve birkaç kıtaya yayılmış, çok derin kökleri olan Türk Dünyasında Bulgaristanlı kardeşlerimin, siz soydaşlarımın, Bulgaristan Türk Gençliği’nin de yer aldığını, bu büyük aileye ait olduğumuzu, Bizlerde bu Türk Dünyası Gençlik Demetinde bir çiçek olduğumuzu anlatmaya çalıştım.

Dilimizin, dinimizin, kültürümüzün değiştirildiği, geleneklerimizin ayak altına alınıp unutturulmaya çalışıldığı bir dönemden sonra, var oluşumuzu, ayakta olduğumuzu dünyaya tanıtma çabalarımın, Aşık Veyselin değimiyle “İnce uzun yolu” on binlerce kilometredir ve Kırgızistan’ın Isık Gölünde, Gökyüzü gölünden Makedonya’nın Ohri incisine kadar uzanır. Anlattıklarım bir Türklük serüvenidir.

Büyük bir Türklük deryası içinde, bizim de özden öz,  güzellikten güzellik, sonrasızlıktan bir ölümsüzlük oluşumuzun yansımasıdır.

Yıllar süren bu tanıtma, öğrenme ve birlikte yeniden doğma çabalarımın felsefesi,  kitabımın dinamiğini belirleyen olmuştur.

Dördüncü Bölümde, sizi anlattım, BULTÜRK derneğinin kuruluş ve etkinliklerini, BGSAM yayınlarını, ulusal ve uluslar arası forum, sempozyum ve kurultaylarımızı, soy kırıma uğradığımızı, “Büyük Göçle” kovuluşumuzu, hiçbir şeyin unutulmadığını ve unutulmayacağını, hak ve özgürlüklerimizi satanların hainliğini, “Bulgar Etnik Modeli” tuzağını, dayatılan lider Ahmet Doğan’ın Bulgaristanlı kardeşlerimizi ve soydaşlarımızı “oy kullanan köle” durumuna getirilişini ve 27 yıl önce ilk kıvılcımları çakan uyanıp yeniden dirilme sürecimizin güç toplayışını anlattım.

Daha önce böyle kapsamlı bir kitap yazılmadığı için “50 yıllık mücadele” genç kuşak için bir kılavuz eser, yaşlılar için ise yüksekçe bir tepeden geriye bakışı kolaylaştırabilir.

Kitabımda birçok kahramanın, Jivkov zulmüne dayanan kardeşimin, şair, yazar, lider, siyaset adamı ve milletvekilinin ve sıradan savaşçıların isimleri geçiyor. Mücadele yıllarımızın sayfa sayfa analizi yer alıyor. Hepinize sunmak istediğim bu 420 sayfalık uğraşıdan çıkan büyük sonuç şudur.

Tanımadığımız kişileri lider olarak kabul edip bundan böyle aldanmayalım.

Halkının yürüdüğü mücadele yolunu yürümeyen bir kişi, halkına önder olamaz…

Sevgili kardeşlerim, Değerli büyüklerim,

“50 yıllık mücadele”  eserimi kısaca böyle tanıtınca kürsüden çekilmem gerekirdi.

Görüntünün olası içeriği: 14 kişi, oturan insanlar ve iç mekan

Fakat bu 3 eseri tanıtım buluşmamızda üç araştırmacı yazar arkadaş olarak, Rusya’nın günümüz Bulgaristan’ı üzerindeki etkisi gibi bir konuya önemle değinmek istiyoruz. Nedenine gelince, “BG haber”de ve “Bulgaristan Türklerinin sesi gazetesinde” yer alan yazılarımızda bu konuya ara sıra değinmiş olsak da, yüz yüze görüşmelerimizde özel olarak tartışma ve sohbet konusu edemedik.

Aslında biz bu konuda çok ciddi bir araştırma yapıyoruz ve BGSAM Başkanımız Dr. Erdal KARABAŞ Hocamızın BGSAM yayını olarak tüm eserlerimizi yılsonuna doğru tamamını yayınlamasını arzu ediyoruz.

***

Bulgaristan’da değişen yargı değerlerinde çok büyük farklı bir renklenme var.

Bir yandan günde 6 kişi ölen ve ancak 1 kişi doğan Bulgar ırkının suyu çekilirken ve 2050 yılında Bulgar sayısı 600 bin, Türkler 1.5 milyon, Çingenelerde 3 milyon olacak, tablo değişecek derken, memleketimizdeki en az sayıdaki azınlığın, bugün azınlık olarak tanıtılan Türk ve Müslümanları nasıl yöneteceği konusunu tartışmıyoruz.

Geçen yüzyılın başında İngiliz ve Portekiz sömürgecilerin Afrika kıtasında 6 kişinin 6 milyon kişiyi yönettiği durum gibi bir yeni durum oluşuyor. Biz, ne yazık ki,  bilim ve teknolojilerin kaymağından uzak kalıyoruz.

Böylece sanki idare edilmeyi kabul etmiş oluyoruz.  

Yeni durumun ilk perde arkası, artık Bulgaristan’dadır.  500 bin Rus Kara Deniz kent ve semtlerinde daire sahibidir. Işık tutmak istediğimiz yan konu budur. Bu yeni durumun doğurduğu en yeni siyasi kavram ise “paralel Bulgar devleti” olduğu iddiasıdır.

Bulgaristan’ın en stratejik işletmeleri olan “BULGARTABAC”, Vivacom, Bulgar Telgraf Ajansı (BTK), Mobiltel, en büyük Hidro Elektrik Santralleri, AVM – zincirleri,  eczane zincirleri, en büyük oteller, otel zincirleri, apart kompleksleri, deniz sayfiye merkezlerindeki tesisler Rusların ya da yerli Rus kopoylarının mülküdür.  Karadeniz sayfiye tesislerimizin yarısı Rusların ya da onlara yerel hizmet sunan oligarhların mülküdür. Bulgaristan’da en fazla arsa ve işlenir toprak satın alan şirket de Ruslarındır. Rus bankaları Rusya vatandaşlarına Bulgaristan’dan mal mülk almaları için kredi veriyor. Bulgaristan’da tescil edilen Rus şirketlerinin toplam sayısı 50 bindir. Bu şirketlerden 5 bini Güney Kıbrıs, Lichtenstein, Hollanda ve başka ülkelerde de Off Şor olarak kayıtlıdır ve Bulgaristan’ı dışarı taşıyorlar. Bulgaristan artık 2 milyon emeklisiyle sanki bir Çingene talikasına yüklenmiştir. İlaç almaya parası olmayan yaşlılar art arda ölüyor. Yargı sistemi baştan aşağı Rus mafyasına ve onların ülkemizdeki hizmetkarlarına hizmet veriyor.

Bulgaristan git gide Bulgar devlet adamları tarafından değil, Rus valiler tarafından idare ediliyor.

Şunu önemle belirtiyorum.

1989’da Rusya ile Bulgaristan arasındaki çok tehlikeli dostluk sona erdi. Rusya Bulgaristan’ı 10 milyar US Dolar borçla bırakmıştı. Bulgaristan yıllarca batı bankalarından borç aldı ve Kremlin’e ödemeler yaptı.

Rakamlarla günümüzdeki durum şudur. Rusya ekonomimizin % 30’unu ele geçirmiş, diğer üçte birini ise kimsenin görmediği şeref konsolosları tarafından Off Şor şirketler tarafından indirek yönetiliyor. Bu kişiler bir gecede milyoner ilan edilen domuz çobanı, Hak ve Özgürlük Hareketi gölgesine saklanmış, TV sahibi, gazetelerin patronu, gizli polis generallerinin torunları olsa ne değişir.

Günümüzde Ruslar, Bulgaristan’ın Gayrı Safi Milli Hâsılatının % 10’unu üreten (6–8) milyar leva üretim yapan Burgaz NEFTOHİM rafinerisine sahiptir. Bu işletme bugüne kadar vergi, KDV ve kar payı ödememiştir. Avrupa’nın en pahalı akaryakıtı bizde satılıyor.

Bulgaristan’a en ucuz benzin satan ve 2 ay sonra ödemeli ilaç satan Cumhurbaşkanı adayı Rus damadı Mareşki, “Volya” (İrade) adlı parti kurdu ve 26 Mart seçiminde meclise girmesi garantilidir. Durum her gün aleyhimize değişiyor. Aslında, o toprakların ve mülkilerin üçte biri bizim Türklerin tapulu mülkümüzdür.

Belki bir gün gelecek ve biz Bulgaristan’da konuşacak Bulgar bulamayacağız.

Ama onların yerini Ruslar alır ve memleketimize bu defa tapulu araziler üstüne çöreklenirlerse çok yazık olur. Aynen 93 harbinde olduğu gibi o zaman evlerimize partizanlar gelip oturmuştur ve bizleri Türkiye’ye kovmuşlardı. Yaramızın kabuğunu kaldırıp dertlerimizi sıralamak istemiyorum. Bu konuda da bu kadar!

Sayın Kaymakamım,

2003’te biz BULTÜRK’ü bir kahvede kurmuştuk.

Fakat Elektronik ve kağıt üzerimizde yayınlarımıza bundan 14 yıl önce BULTÜRK Gazetesi ile başladık.

Daha önce de kitap tanıtımlarımız oldu. Fakat bu 3 eseri birden ilk kez tanıtıyoruz.

Bu vesileyle son sözümü söylemezden önce, size bir Bulgar fıkrası anlatmak istiyorum.

Bizim oralarda halk arasında kış armudu olarak bilinen bir tür “Papaz Armudu” vardır.

Bu armut cinsi diktikten sonra altı yıl çiçek açar, fakat meyve vermez.

Başka armutlarla da tozlaşmaz. Yanında aynı cinsten eş ister. Birçoklarımız anavatana geleli 28 yıl oldu.

Biz tozlaşmak için kendimize Türkiye Cumhuriyeti Devletini seçtik.

Ve gördüğünüz gibi (eliyle kitapları gösterir) artık ilk armutları topluyoruz.

Fakat bu gidişle, bu ilhamla, yönetiminizde kısmetse bize daha büyük sepetler lazım olacak. Bu ihtiyacımıza dikkatinizi çekerken, her meyve ağacı benim deyip, boş dallara el uzatanları uyarıp yönlendirmenizi rica ediyoruz. Davamız ortak olduğu gibi, meyvelerimiz de ortak olacaktır.

BULTÜRK’ün yaktığı bu çıra ile hepimize aydınlık verecek, yol ışığı olacaktır inşallah.

***

Değerli dava arkadaşlarım,

Şu beraberliğimizde Çanakkale şehitlerini anma yıldönümünde bulunduğumuzu da hatırlatmak isterim. Bugün yandıkça yanmasını sağlamaya çalıştığımız çıra, aslında Çanakkale zaferlerinde atalarımız tarafından yakıldı.

Bugün “Anadolu’yu Türklere bırakmayız!” deyenlerin yenildiği gündür.

Yenilmez!” dediğimiz ruh, atalarımızın, büyük önder Atatürk’ün bize bıraktığı en büyük nimettir. Çanakkale’de dokuz düvelden emperyalizmi yenmemiz, 20-inci yüzyıl tarihini değiştiren en büyük zaferdir.

Dünya halkları emperyalizm köleliğinden Atatürk ilhamıyla kurtuldu.

Osmanlı’dan ayrılan 44 millet arasında ilk Cumhuriyeti yine Türk halkı kurdu.

Bağımsızlık, egemenlik ve demokrasi sembolü al yıldızlı bayrağımız, dünya halklarına gurur oldu. Atalarımızın kanı Çanakkale’de kaldığı için Türkiye Cumhuriyeti bizin anavatanımızdır.

Geçen yılın 15 Temmuz gecesi Çanakkale ruhumuz yeniden sınandı.

Birlik olduk, gece nöbetlerimizde ve al yıldızlı bayrağımızla yan yana BULTÜRK bayrağımız da dalgalandı.”Yenikapı”da da beraberdik. Yediden yetmişe kenetlenmiş saflardaydık.

 

Düşmanlarımız bir asır boyu diş bilediler.

Son günlerde 21. yüzyıl Avrupa faşizminin – Almanya ve Hollanda örnekleri ortada – Türk düşmanlığı, kıskançlık, egoizm, fesatlık, yabancı düşmanlığı olarak hortluyor. Unutmasınlar Çanakkale geçilmez! Türk yenilmez!

Bu gün en büyük tehlike içimizdeki bizim gibi görünen düşmanlarımızdır, bunu Türkiye’de başlattık (FETO-OPERASYONLARI) fakat bizim Bulgaristan’da da bir an önce bu operasyonların başlamasını arzu ediyoruz.

HERKESİN KORKUSU ŞUDUR;

Çanakkale yenilgisini asla unutmuyorlar.

En çok korktukları Büyük Türkiye’dir.

Etki alanımızın Yakın-Doğu’ya, Kavkaslara ve Balkanlara yayılmasıdır.

Terörizmle mücadelede sonuç belirleyen dünya gücü olmamızdır.

Kardeşçe beraberliğimizdir.

Dünyayı aydınlatan çıranın elimizde olmasıdır.

Geleceğimiz Türkiye Başkanlı veya Parlamenter sistem mi?

Bunu yakın bir zamanda her zaman olduğu gibi dernek olarak referandum öncesi EVET mi HAYIR mı olacağını açıklayacağız. Bunun için Yönetimde daha netleştiremedik, inşallah yakında netleşecektir.

Bu gün buraya gelen tüm dostlara teşekkür eder saygılarımı sunarım.

Dinlediğiniz için teşekkür ederim. Sağ olun var olun

TRT Sanatçısı Rüstem AVCI istiklal marşını canlı söylerken
Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir