Yorum

Siyasetten Korkan Siyasetçi

Dr. Nedim BİRİNCİ

Tarih: 22 12 2017

Konu:      Dervişe Gitme Zamanı. Yoksa kulis merkezini mi arayalım?

Kısa bir süre önce duayen yazarlarımızdan büyümüz Osman Bülbül  “Kasaplık Koyun Damızlık” başlıklı yazısında, 2018 siyasetinin kapısını aralamış ve ilgilenenlere koklatmıştı. Bu öyle çal kalem yazılmış bir köşe yorumu değildi. Bir yandan işin acemisi Türkiyeli serüven meraklısı  Aziz Babuççu’nun Sofya sokaklarındaki çöp tenekelerinden siyaset kırıntısı toplayışını anlatırken, onun mimarlığında başlayan 25 Aralık 2015 Hak ve Özgürlük Partisini bölüp malaz posasından yağ çıkarma denemesinden sonra da, kulisler ve dervişleri birbirine karıştırdığını görüyoruz.

Bana bu gidiş geliş, siyaset suyuna yeni düşmüş ve henüz suyunu alamamış HÖH Genel Başkanı Mustafa Karadayı ile 2 defa art arda görüşme, yeni bir tehlikesi serüven’in başlayacağına işaret ediyor.

Aklıma gelen ilk şey, bir masalımız oldu.

Sultanlardan birinin işleri pek gitmiyormuş. Yanına bir süsü danışman toplamış. Her kafadan bir ses… Yap boz yap-boz. Netice sıfır elde sıfır… Günlerden bir gün akıl hocalarından biri. “Haşmetlim işi sözdüm” demiş. “Bir derviş gördüm, ne derse doğru çıkıyor.”

Kimmiş o diye sormaya kalmadan, “Hemen git getir demiş!” son hükmü veren.

Çarşı pazar dolaşan, mevlit kaçırmayan eşeği nalsız, çulu tozlu, kuyruğu pıtraklı bir boz eşek üzerinde seyrek sakalı ağırmış, altı yok çarıkları ipsiz yaşlı başlı bir dervişi bulup yaka paça getirmişler. Olayı gören haşmetli, yarından sonra her gün buradasın, şimdi git karnını doyur ve yorgunluğunu üzerinden at buyurmuş.

Huzura çekilen derviş önce tozunu silkmiş, sonra hamama girip ferahlamış, karnı doyunca gözü açılmış, uykusunu da alınca çağırmalarını beklemiş.

Akıl hocaları heyeti sürekli tartışıyor, benim dediğim tutsa da büyük lokmayı ben yutsam diye hesaplar peşinde boğuşup didişirken, derviş de ara sıra aklına geleni söylüyormuş. Onun dediğine kuşak veren haşmetli, ondan işittiklerinin hemen yapılmasını emrediyor ve işler yoluna girdikçe gönlü ferahlıyormuş. Bir gün beş gün bir türlü durulmayan sular durulmuş, sen yapacağını yaptın, şimdi artık huzura çekil, gerekince biz seni yeniden ararız derken, “hiçbir şeyini eksik edilmesin” buyrulmuş.

Derviş, şırıl şırıl akan ırmak kenarında, söğüt gölgelerinin koyu olduğu bir yerde güzel bir eve yerleştirilmiş. Haşmetli bir gün kendisini ziyarete gelene kadar yıllarca orada hayatından memnun huzur içinde yaşamış. Haşmetli kimi defa ondan ilgilendiğinde, “bir şikayeti yok, beş vakit namazında, ne var ki abdest alınca dış kapıya gidip çöp deliğinden dışarı bakmadan secdeye durmuyor” bilgilerini alıyormuş..

Ha, öyle mi deyen Haşmetli, bir gün uğrayıp bir bakayım şu kapı deliğinden dışarı… demiş ve dervişe hal hatır sormuş, hiçbir konuda yakınma almayınca, “canın sıkkın değilse şu çöp deliğinde dışarı bakman ne iş?” diye sormuş.

Derviş, “kapı şurada, delik orada, buyurunuz” cevabını almış.

Haşmetli kapıya yaklaşmış, gözünü deliğe götürmüş ve bir de ne görsün, karşıda bir çift altı yok bir çift çarık.

Bu ne iştir?” demiş.

“Geldiğim yeri unutmayayım diye, her gün 5 defa bakarım!” demiş.

Bulgaristan Türklerine bir türlü ısınamayan, Bayram namazını Sofya “Banya Başı Camiinde” kılacağına Plovdiv Camini şereflendiren Büyükelçi Süleyman Gökçe de gitmesine rağmen, Bulgaristan’ı hiç tanımayan Babuççu Sofya’ya gelip gitmeye devam ediyor.

Siyaset “mühendisi” olarak kurduğu Bulgaristan politikası 26 Mart 2017 seçimlerinden toslayan Trabzon’lu Aziz Babuççu’nun ayağını inciten nasırın ne olabileceğini bir az düşündük. Çünkü o işleri karıştıran biz Bulgaristanlı Müslümanlar ve Türkler ise sırtımızda çekenleriz. Bir defa Bulgar parlamentosunda 10 Türk milletvekili kaybına neden oldular, ama başkasının sırtında 10 sopa azmış. Bulgaristan küçük ülke olduğuna biz her şeyi idare ederiz havalarına girdiler. O, 2016 yılında birkaç Bulgaristanlı Türk’e Anadolu ve Trakya Belediyelerinde çay kahve içmesini siyaset eylemi olarak göstererek Ankara yüksek makamları aldata-bildi. Bu sahneleri biz daha önce de görmüştük.

Şöyle bir 15 – 20 yıl önce, o zamanın iktidar partisinden Başkan Yardımcısı Yalçın Koçak Bulgaristan Türkleri işlerine çok meraklanmıştı. Hatta L. Mestan Gibi o da HÖH-DPS yönetiminden olan Osman Oktay bir sürü adamla İstanbul Yeşil Yurt’ta devlet köşkünde kaldıklarını, sonra bir gece “hadi artık toplayın palanızı pırtınızı ve gözümüz görmesin diyene kadar, birkaç gün yaşattıklarını” yazdığı kitapta anlatır.

Ama bizim Lütfi Bulgarca  köy öğretmeni, Oktay ise köy sağlık memuru ve kültürel düzeyleri deneyim değişiminden ders çıkaracak kadar gelişip olgunlaşmamış olduğundan aldandılar ve sonunda her ikisi de sokakta kaldılar. Türkiye’de bu başarısız oyunların ve Bulgaristan Türkleri arasından kadroları tuzağa düşürmenin iyi ödenir bir meslek olduğunu bilenler, “kovan bozan parmak yalar” misali 2017’yi iyi geçirdiler.

L. Mestan “Audi” sürüyor, Şabanali Ahmet “Mercedes”ten inmiyor, daireler, köy evleri, Türkiye’de daireler derken yakaları oldukça genişledi. İşte bu iş bir yere kadar yukarıdaki masaldaki dervişin işine benziyor, fakat olanlar kapı deliğinden dışarı bakmadıklarından kısa bir süre sonra Aziz Babuççu tarafından “kasaplık koyun” ilan edileceklerini ne yazık ki hiç düşünemediler ve bu defa da boşa bastılar.

Lütfi Mestan ve arkadaşlarını HÖH yönetiminden tekmeleyerek atan “fahri” başkan Ahmet Doğan, yıl başından önce bir demeç vermeyi 3 yıldan beri gelenek haline getirdi. Bundan 28 yıl önce Ahmet Doğan bir kış günü siyaset alanına çıktığı günden beri Bulgaristan halkı bu  “köylü şopar” kimin adına ve kimden akıl alarak konuşuyor? Gibi sorusuna yanıt arıyor.

Günümüz Bulgaristan siyaset sahnesinde “TV +” gibi kanal sahibi olan, demokrasiden önce “Deitsche Welle” – “Almanya’nın Sesi” mikrofonlarında sözcülük yapan gazeteci Georgi Koritarov, boş boş gidip gelerek mekik dokuyan A. Babuççu’nun nafile çabalarına ilişkin şöyle dedi: “Eski imparatorluklar pınarlar kuruyor. Ahmet Doğan konuşuyor. Bulgar politik eliti onu hiç düşünmeden alkışlıyor. Halk ise çok derin uykuda.”

Koritarov yazısında aynen şöyle diyor: “Ahmet Doğan’ın Noel Bayramı demecine bu yıl Hak ve Özgürlük Hareketi (DPS) partisi ile bu partiden ayrılan ve kuranların yakınlaşıp birleşmeleri için aktif çaba gösteren Ankaralı emi sarın (Aziz Babuççu) ciddi politik ısrarı ve etkinlikleri üzerinden girmeliydi. Önce Doğan’a yakın olan ardından da onu sert eleştiren kitle iletişim araçları DPS parti yönetimi ile AK Parti milletvekili Aziz Babuççu arasındaki görüşmeleri ateşe aldı. Anlaşılan DPS, DOST (Lütfi Mestan partisi) ve HDHP ‘ni (Kasim Dal Partisi) yakınlaştırıp birleştirme formülü aranmıştır. 2015 yılına kıyasla yepyeni bir durumla yüzleştik.

2 yıl önceki Noel demecinde Doğan “NATO” bunalımda, Avrupa uyuyor, dev güç Rusya” demişti. Demek oluyor ki, o zaman Ankara NATO lehinde konuşur, Doğan Kremlin gölgesindeydi. Bir yıl sonra, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a karşı 15 Temmuz darbesi yapılırken, darbecilerin yolu kesilip hainlerden hesap sorulmaya başlandı an DPS-partisi “Türkiye’de demokrasi tehlikede” dedi. Ne var ki, aynı zamanda Ankara-Moskova ilişkilerinde ısınma başlamıştı. Putin’le Erdoğan arasındaki ilişkiler partnerlik aşamasını fersah fersah aşarak Moskova ile Ankara Avrupa Birliği’ne karşı değer yargıları sistemi oluştururken ve yakında NATO’ya da bir sürpriz sunabilecekken, Ankara’nın Sofya merkezli bu 3 siyasi partiyi birleştirme çabasının bir Atlantik tasarımı olmadığını düşünmek zorundayız.”

Olayları yakından izleyenler, A. Doğan’ın bu demecinde, “Hükümet düşerse yönetimi üslenecek kimse yok” demesi dikkati çekti. Bulgaristan’da şöyle bir gerçek var, artık politika alanında izi olmayan, II. Simeyon partisi 2008’de siyaset güvertesinden denizin dibine itileliden beri iktidarda yer almasa da, HÖH-DPS hükümetin içinde ve gölgesindedir. Doğan’ın bu demeci III. Boyko Borisov hükümetine 6 aydan 1 yıla kadar süre verdi. Huzur tanıdı. Fakat bunun karşılığında Valeri Simyonov gibi aşırı sağcıların iktidardan uzaklaştırılması yönünde adımlar atılmalıdır. Artık ilginç olan gelişmede aşırı milliyetçiler Reformcu Blok gibi iktidardan dökülecekler mi? Bunun olması için GERB partisinin siyaset merkezinden uzaklaşmış durumundan merkeze dönmesi gerekiyor. Doğan aşırı milliyetçilere (V. Simyonov) gibilere siyasetten çekilmeniz gerekir, dedi. Onun hedefinde Bulgaristan Türklerini iktidara taşımak değil, daha da ezilmelerine yol açmak var. Bu emirleri veren merkez nerede bulunuyor?

Buradaki en ilginç gelişmeyi ise şöyle açabiliriz. Ahmet Doğan DOST ve HDHP üyelerini (toplam 100 bin kişi) Hak ve Özgürlük hareketine geri dönmeye davet ederken, pişmanlık duymalarını, yanıldıklarını kabul etmelerini, tövbe etmelerini istiyor ki, Mestan, Kasım ve Babuççu’nun gerçek durumu bu çizgiye, halkımızı açlık sınırı altına itmelerinden sorumlu tutulacak kişi kimdir?  Ayrıca bu kişileri buradan neden ayrılmışlardı, HAİN YÖNETİCİLERİN yanında kalmak istemiyorlardı. Peki ne değişti? Günün sorunu budur.

Önümüzdeki yıl yapılacak olan yerel seçimlerde bu 100 oy ve ayrıca GERB partisine giden 120 bin oy HÖH muhtar ve belediye başkanlarına dönecek mi? Bu sorunun cevabı şu an verilemez. Bulgaristan Türkleri dönem insanlar değildir. Onurlarını ezdirmezler, ezdirt(e)meyiz.

Başka bir soru daha var tabii. Bulgaristan’ı tanımayan Büyük Elçiler ve Ankara’lı yetkililer ne zamana kadar “baş-uzman” kesilip bizi Bulgarlar önünde küçük düşürmeye devam edecekler? Bu kişilerden hesap sorma günü gelmedi mi? Bundan tam 1 (bir) yıl önce Rafet Ulutürk “bghaber.org” kürsüsünden Babuççu, Gökçe, Mestan, Şabanalı ve daha ne kadar kadro varsa hepsi toplansa ve çalışsa DOST meclise giremez, bu siyaset bir yıla kadar toslayacaktır diye herkesi uyarmıştı. Babuççu’nun Sofya ziyaretlerine anlam veremiyorum. Daha şerefli bir temsilci yok mu?

Buradan açık açık Sayın Cumhurbaşkanımıza sesleniyoruz bizler Ak Partiye değil Sizlere Şahsınıza oy verenleriz.

Biz Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının sadece Türkiye Cumhuriyeti sınırları ile sınırlı kalacak düşünce yapısındaki kişilerin Türkiye Cumhuriyetini gelecekte olması gereken yerlere getiremeyeceği düşüncesindeyiz. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı yürütüğü faaliyetler yaptığı konuşmalar Adriyatikten Çin Seddine Kazandan-Hartuma kadar Türk ve İslam coğrafyasındakilerin tamamını etkilemektedir. Şimdiye kadar bu vizyonda Cumhurbaşkanı Türkiye’ye gelmedi. Biz bu büyük düşünceyi Sayın Erdoğan’da gördük bu nedenle oyumuzu kendilerine verdik ve vermeye de devam edeceğiz. Ancak bu düşüncelerini hayata geçirebilecek, kaldırabilecek kişilerin Bulgaristan’a göndermelerini arzu etmekteyiz.

Tüm bunlar benim adıma bambaşka şeyler getiriyor?

Soru 1:  Bulgaristan Türklerine egemen olmak isteyen kulis merkezi nerededir?

Soru 2:  Ahmet Doğan’ın iplerini çeken kulis nerededir.

Bu sorunun yarısı, Moskova, öteki yarısı da, DANS yönetiminde dese de değişen bir şey olmuyor.

Aklıma Osmanlıyı yıkmak isteyen İngilizlerin daha 1710 yılında çizdikleri planları hatırlattı. Bu planlar İngiliz Casusunun İ’tirafları ve İngilizlerin İslam Düşmanlığı eserinde çok ayrıntılı bir şekilde Osmanlı topraklarında (İstanbul ve Bağdat’ta ve Necef’te vb başka merkezlerde) yıllarca casusluk yapmış Hempher geldi.  O Osmanlıyı içinden kemiren çok başarılı bir casus olduğu için İngiliz Sömürgeler Bakanı tarafından Britanya Krallığının en yüksek madalyasıyla ödüllendirilmiştir. Bulgaristan’da Ahmet Doğan’a da en yüksek devlet ödülleri verildi. İlginçtir bu madalyalı alan casus Hampher, kim tarafından ve nasıl yönetildiğini bilmiyormuş. Öğrenmesi şöyle olmuş. Sömürgeler Bakanlığının bir odasına götürülmüş, orada yuvarlak bir masanın etrafında 10 (on) adam oturuyormuş. Onların birincisi Osmanlı Padişahının kıyafetindeymiş. Türkçe ve İngilizce biliyormuş. İkincisi, İstanbul’daki Şeyhül-İslam’ın kıyafetindeymiş. Üçüncüsü İran Şahının kıyafetindeymiş. Dördüncüsü İran sarayındaki vezirin kıyafetindeymiş ve beşincisi de Necef’teki en büyük alimin kıyafetindeymiş. Bu son 3 kişi Farsça ve İngilizce biliyormuş.  Bu adamlardan her birinin yanında, onların söylediklerini yazmak için, birer kâtip bulunuyormuş. Bu katipler aynı zamanda, bu adamlara casusların İstanbul, İran ve Necef’teki, onların asılları olan  beş kişi hakkında topladıkları bilgileri  bildiriyormuş.

Hampher’e şu bilgi verilmiştir:  Bu beş kişi, oralardaki beş kişiyi temsil ederler. Onların ne düşündüklerini anlamak için. Asılları gibi yetişmişlerdir. Biz İstanbul, Tahran ve Necef’tekiler-le alakalı elimize geçen bilgileri, bunlara bildiriyoruz. Bunlarda, kendilerini oradakilerin yerinde kabul eder. Biz onlara soruyoruz ve onlarda bize cevap veriyorlar.  Bizim tespitimize göre, buradakilerin cevapları, oradakilerin cevaplarına, % 70 (yüzde yetmiş) mutabıktır.

Bizde bu işler ne zaman yola girecek?

Ne yazık ki,  emi ser Aziz Babuççu’nun öngörüleri %- % (yüzde yüz) yanlış çıkıyor. Bulgaristan ile Türkiye ilişkilerine zarar veriyor. Hak ve özgürlük davamıza 28 yıldan beri darbe üstüne darbe vuran hainlerin eline yeni kozlar veriyor. Düşmanlarımızın bizimle alay etmesine yeni yeni olanaklar sunuyor.

Son hesapta Bulgaristan Türklerinin siyasetten dışlanmasına, faşist darbelere yenik düşmemize, bizimle alay edilmesine imkân sunuyor. Ne zamana kadar? Saygılarımla,

 

Not:

Geçmiş yıllarda Türkiye’den gelen yine bir karadenizli olan Sn. Yalçın Koçağın “fındık dikin, tütünden kurtulun!” sözlerini hiç unutamadık. Şimdi yine bir karadenizli olan Sn. Babuççu’nun aklından geçeni düşünürken, şahsen benim aklıma bir de İngiliz incisi geldi. Hemde ta 1730 yılında kaleme alınmış, 100 yıl bekletildikten sonra yayınlanmış ve bir asır sonra da Türkçe’mize çevrileren İstanbul Fatih matmaalarında 100 defa basılmış bir eserde yer alan bir vakadır.