Aysu AKBAŞ
Saygıdeğer Konuklar, Kıymetli Gönül Dostları, Hepiniz, Türk milletinin köklerine uzanan bu vefa gecesine,
Kırcaali Efsanesi Belgeseli’nin bu özel gösterimine,
Bir medeniyetin susturulmak istenen sesine tanıklık etmeye
Hoş geldiniz, şeref verdiniz.
Bugün buradayız çünkü kalbimizin derinliklerinden gelen bir çağrıya kulak veriyoruz.
Unutulmak istenen bir vefayı, susturulmak istenen bir hafızayı yeniden diriltmek için bir aradayız.
Sizlere yalnızca kelimelerle değil, hafızanın içinden geçen bir selamla geldim.
Tuna’nın mahzun akışından…
Deliorman’ın suskunluğundan…
Dobruca’nın dualı sabahlarından…
Rodopların iç titreten ezgilerinden,
Arda’nın vefa yüklü kıvrımlarından selam getirdim.
Bu selam sadece geçmişten değil,
bir milletin sökülmek istenen ama sökülemeyen köklerinden gelen bir selamdır.
Bugün burada, unutturulmak istenen bir geçmişi hatırlamak,
karartılmak istenen tarihimizi hakikatin ışığıyla yeniden aydınlatmak için toplandık.
Ve unutulmasın:
Kırcaali’nin hatırası 1434’ten bu yana ilk kez bir Türkçe kitap ve belgeselle yeniden can bulmuştur.
Bu yalnızca bir yapım değil;
Suskun asırların kırılmasıdır,
Asırlık uykunun bozulmasıdır,
Bir milletin silkinişidir.
Kırcaali;
Sınırlarla çizilemeyecek kadar büyük,
Haritalara sığmayacak kadar derin,
Ve bir milletin yüreğine sığacak kadar aziz bir emanettir.
Evet, Bu akşam perdeye yansıyan yalnızca bir belgesel değildir,
Bir milletin yıllardır bastırılan çırpınışı,
Bir suskunluğun isyana dönüşen haykırışı,
Bir tarihin küllerinden doğan sesi, nefesi ve dirilişidir.
Kırcaali bir sızı, bir çığlık, bir sırdır.
O, Balkanlara taşınan bir medeniyetin ilk duasıdır.
Bir akıncının rüyası, bir annenin gözyaşı,
Bir çocuğun yarım kalan şarkısıdır.
Ve şimdi vakit, bu emaneti sahiplenme vaktidir.
Kırcaali’yi yeniden yaşatma vaktidir.
Unutmayalım:
Hafızası silinen milletler geleceğini de kaybeder.
Ama biz unutmadık… Unutturmadık ve unutturmayacağız!
Kıymetli Misafirler,
Biz kopya değiliz; öz ve öz Türk’üz.
Bu filmle yalnızca geçmişi anlatmıyoruz.
Bu filmle kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi
ve nerede durduğumuzu yeniden hatırlıyoruz.
Biz bu dünyaya hükmetmek için değil;
Hikmetle yaşamak, adaletle yürümek,
Ahlakla iz bırakmak için geldik.
Biz Maturidî’nin aklıyla yürüdük…
Ahmet Yesevî’nin aşkıyla yandık…
Yunus’un diliyle konuştuk…
Bizim yürüyüşümüz bir şehirle sınırlı değildir.
Buhara’dan süzülen hikmetin,
Ahlat’ta doğan yüreğin,
Antalya’nın sıcaklığı,
Çanakkale’nin direnci,
Edirne’nin hayali ve
Kırcaali’nin sarsılmaz iradesiyle büyüyen bir kutlu yolculuktur bu.
Ve biz diyoruz ki:
“Bizler Buhara’dan başlayarak, Ahlat’tan, Diyarbekir, Maraş, Adana, Konya, Antalya, İzmir ve Manisa’dan geçerek,
Çinpe Kalesi’ni fethedenlerden, Edirne’ye yürüyenlerden,
800 atlıyla 70 bin kişilik orduyu yenerek Çirmen savaşını kazananların torunlarıyız.”
Tarihin kaydettiği gibi:
800 Türk atlısı, 70 bin kişilik Haçlı ordusuna karşı zafer kazandı.
Bu zaferin abartı olmadığını; resmi arşivler, kayıtlar ve belgeler gösteriyor.
Çünkü biz sadece bir coğrafyanın çocukları değiliz.
Biz bir ideali taşıyan, tarihi yazan bir milletin evlatlarıyız.
1877-78 -Rus-Türk Harbi ile başlayan o büyük acı;
Balkanlar’daki Türk varlığının yüreğinden koparılan bir çığlıktır.
Yıkılan yalnızca evler değildi…
Yıkılan; camilerimizdi, türbelerimizdi, mezar taşlarımızdı.
Ve en çok da isimlerimizdi.
Camiler yıkıldı…
Ezanlar susturuldu…
İsimler değiştirildi…
Türkçemiz yasaklandı, anadilimiz fısıltıya dönüştü…
Evde sessizce konuşulsa da, okulda, sokakta, devlet dairesinde susturulmak istendi…
Ve hatta mezar taşlarındaki yazılar bile kazındı.
Ama bir isim vardı ki;
Ne harflerle oynayabildiler…
Ne hafızalardan silebildiler:
Kırcaali.
O, sadece bir şehir değil; Türk’ün Balkanlar’daki vicdanıdır.
1933 yılında, Kırcaali Bey’in türbesi yıkıldı, hatırası yok sayıldı.
Ama görünmeyen bir el devreye girdi…
Naaşı aldı, yıllarca sakladı.
1990’da, Bulgaristan’da demokrasiye geçişle birlikte,
Bir gece… bir torba içinde… Kırcaali Merkez Camii’nin kapısına bir emanet bırakıldı.
Üzerinde sadece şu yazılıydı:
“Bu, Kırcaali’nin naaşıdır.”
Ne isim vardı, ne imza…
Ama millet tanıdı onu. Kalp tanıdı.
Cemaat soru sormadı, sahip çıktı.
Camii avlusuna defnedildi.
Millet Ağladı, dua etti ve yemin etti:
“Seni bir daha kaybetmeyeceğiz.”
Sonra TİKA devreye girdi.
Devlet hafızası uyandı.
Millet şuuru ayağa kalktı.
Kırcaali’ye layık bir türbe yapıldı.
Ve bugün oraya giden her Türk,
Başını eğer, dua eder…
Çünkü orası kabul yeridir.
Çünkü Kırcaali bir şehir değil;
Bir mühürdür, bir izdir, bir hafızadır.
Toprağa düşen bir milletin ayağa kalktığı yerdir.
Değerli Dostlar,
Kırcaali sadece geçmişin hatırası değil;
Geleceğin çağrısıdır.
Bir milletin küllerinden doğan dirilişidir.
Bu akşam izleyeceğiniz bu film, sadece geçmişi anlatmaz.
Bu film geleceğe bir soru bırakır:
“Sen kimsin?”
Bu soru yalnızca gençlere değil, hepimizedir.
Ve cevabı da işte buradadır:
Kırcaali’de!
Biz bu yola çıkarken biliyorduk:
Seferden biz sorumluyuz.
Tebliğ bizim görevimizdir.
Zafer ise Allah’ındır.
Ve buradan Kağıthane Belediye Başkanımıza çağrımızdır:
Kırcaali’nin adını yaşatın.
Bir parka, bir caddeye, bir kültür merkezine…
Ama mutlaka bir yere bu ismi verin.
Çünkü bu isim;
Bir medeniyetin hatırası,
Bir yürüyüşün izidir.
Bu film her sahnesiyle, gençliğimize şu soruyu soruyor:
“Sen kimsin?” “Nereden geldin?” “Nereye gidiyorsun?”
Ve bu soruların cevabı burada saklıdır:
Bu hikâyede, bu şehirde, Kırcaali’nin toprağında, bu milletin ruhunda…
Kırcaali’yi yaşatacağız!
Rodopların yamaçlarından alıp,
Adriyatik’ten Türkistan’a,
Tuna’dan Orhun’a taşıyacağız!
Çünkü geçmişinden kopan bir nesil,
Kökünden kopmuş bir ağaç gibidir.
İşte bu yüzden, evlatlarımıza sadece isim değil;
İzzet bırakmalıyız!
Tarih bırakmalıyız!
Kırcaali gibi bir iz bırakmalıyız!
Her bir genç, Türk dünyasının yaşayan bir temsilcisidir.
Ve bu nesil kendi efsanesini yeniden yazmalıdır.
Sözlerimi tamamlarken;
Bu büyük dirilişin sesini filme dönüştüren herkese, bu gece yanımızda olan siz kıymetli dostlara şükranlarımı sunuyorum.
Ne mutlu Kırcaali’nin izini sürene…
Ne mutlu efsaneye sahip çıkana…
Ne mutlu Türk’üm diyene!
Ve şimdi, hazırsanız;
Gelin birlikte bu hafızaya tanıklık edelim…
Gelin geçmişle konuşup geleceğe yürüyelim…
Hepinize gönülden teşekkür eder,İyi seyirler dilerim.