Tarih: 22 Temmuz 2019
Yazan: Oya Canbazoğlu
Konu:  Yaşadığımız topraklarda iz bırakanlar

Bulgaristan’da Türk okullarının devletleştirilmesinden buyana 61 yıl geçti. Bu devlet önleminin hedefinde, Türk azınlığı köreltmek ve toplumsal yapının dışında yalnız kara işlerde kullanmak ve ikinci sınıf insan durumuna getirmek vardı. Artık ikinci kuşak eve beyinlerin çocuklarına anadilimizde okul zili çalmıyor. Okullarımız arı kovanı gibi vızıldamıyor. Öğretmen gururumuzu öldürdüler. Türkçe bilmek suç oldu. Türk şuuruna ceza kesildi Yok edemedikleri bir şey varsa Türk hafızamız ve Türk kimliğimizdir. Şu bizimki kaldırımlarda kaldırım taşları ile ev duvarlarının arasına büyük bir gayretle dizilen beton levhaların birleşme yerleri arasına sıvı beton dökülmüş olmasına rağmen, her sene baharda beton arasından fışkıran yeşillik gibi. Toprağın içindeki kudret o kadar büyük ki, betonu delebiliyor, kaldırabiliyor, üzerine oturup yeşeriyor ve bir de üstüne açıyor. Bu bakıma, Türkçe’mizle İslam dini arasında büyük bir benzerlik var, ikisi de kökten çatlayarak ürüyor, güneş ve nem alınca kuduruyor, mutlaka açıyor ve dünyaya renk veriyor.

Doğa dünü yarına böyle taşıyor, hayat hakkı bularak, yeşerip açarak, tohum saçarak. Toplumda bu tohumların saçıldığı yer okuldur.
***
Size bu yazımda, Osmanlı’nın, dolayısıyla Türk ruhunun diğer etniklerin manevi gelişmesine her zaman ve her yerde hoşgörülü yaklaştığını ve yardım gösterdiğini ve yol açtığını anlatmak istiyorum.  Önceden işaret etmek istediğim bir hususta, alfabe, okuma yazma, basın yayın ve eğitim öğretim işlerinin toplamını da içine alan kültürel kalkınmanın çarpıtılmasının çok zararlı bir iş olduğunu belirtmek istiyorum.  Şöyle ki, kültür diğerlerini tanıma anahtarıdır. Dünyayı tanımak için açılan bir penceredir. Aşağıda anlatmak istediğim Bulgaristan’ın Gabrovo şehrinde (Osmanlı devrinde) 1835 yılında ilk Bulgar lisesinin açılması ve faaliyetleridir.

Nisan Lisesi (Aprilska Gimnazya) adıyla kurulup açılan bu lisenin Bulgar milli uyanışına katkıları ve oynadığı rol olağanüstü büyüktür.

Ne olmuş, ne yapılmış o kadar ki tarihe girmiş diyenlere yanıtım şudur:

1185-1396 yılları arasında var olma kavgası veren II. Bulgar çarlığı devrinde, Rumeli üzerinden geçen ve Konstantinopol’de (İstanbul) çöreklenen IV. Haçlı Seferi, kültürel ve maneviyat olarak her yeri kasıp kavurmuş ve ardından işe yarayan bir şey bırakmamıştır. Bu bakıma 1396’da Osmanlı boyunduruğuna giren Bulgarların milli uyanış yolunda basacakları bir kaldırım taşı yoktu. Şöyle Bizanslılar ve Bizans’ın değişen hükümdarları Bulgarların hafızasını tamamen silmeyi başarmıştır. Bu yeniden uyanış, Bulgar-lığa yeniden mayalanma Bulgar tarihini daha derin anlattığı “İslav-Bulgar Tarihi” eserini Payisiy Hilendarski’nin kaleme almasıyla başlamıştır. Bu yapıtın tarihsel anlamı, daha Osmanlıdan önce kimliğini, dilini, yazısını, geleneklerini, folklorunu unutan insanlara “tarihte siz de vardınız” demiş olmasıdır.

Bu konu son 140 yılda çok farklı açılardan işlenmiştir. Bulgar okullarında da çok farklı ve birçok dönem atlanarak yazılı anlatılmıştır. Bulgar tarihinde bizim için ilginç olan, Bulgarları karakter ve kimlik olarak tanıyıp nerede nasıl davranacağımızı, nelerin başımıza gelebileceğini önceden kestirebilmemiz için değerli ve gereklidir. İnsanlar beraber yaşadığı toplulukları tanımalıdır.

Bulgaristan Türkleri arasından da önemli tarihçiler çıkmıştır. Doktora tezini Fransa’da savunan Ahmet Sadullov “Osmanlı İmparatorluğu Tarihi” yazdı. Prof. Dr. Cengiz Hakov “Türkiye Cumhuriyeti Tarihini” kaleme aldı. Dr. İsmail Cambazov “Bulgarların İslam’ın Yayılmasına Katkılarını” anlattı. Cuma gün (19 Temmuz 2019) Sofya’daki “Hamam Başı Camii”nden son yolculuğuna uğurlanan Doç. Dr. İbrahim Yalamov da “Bulgaristan Türk Topluluğu Tarihini”Pan İslamizm” ve “İslam ve Demokrasi” kitaplarını yazdı. İnsan için önemli olan içten gelen aydınlıktır. Bu eserler, Bulgarca yazılmış ve sanki bizi bize değil Bulgarlara anlatmıştır. Bu, bilim adamları ve yazarlar Bulgaristan Türkleri arasından çıkmış, her zaman onları aydınlatmaya çalıştıklarını iddia etmişlerdir.

Şöyle o bu eserlerden hiç birinde, XX. Yüzyılda Bulgaristan Müslüman Türkleri’nin başına gelen trajedilerle ilgili dört satır uyarı yoktur. Çünkü dilimizin, dinimizin, kültür ve kimliğimizin yasaklanması ve kendi varlığımızı savunurken birçok kurban vermemiz bir rastlantı sonucu olmuş işler değildir. Bulgarlar kendi tarihlerinde yaşadığı kırılmaların, bir türlü savmayan travmalı faciaların acısını başkalarından çıkarmakta sanki uzmanlaştı.  Yukarıda sıralanan eserlerin hepsinde İslav-Bulgar Devletinden söz edilir, fakat hiç birinde Bulgarların, esir aldıkları İslav erkeklerin kellelerini kütük üzerinde satırla uçurarak ve kadınlarına tecavüz ederek yeni doğan kuşakla İslavlaştıkları anlatılmaz. Yine hiç birinde olmak üzere, Bulgar Çarı Birinci Boris’in (Mihail) Hıristiyanlığı kabul etmeyen 52 zengin Bulgar sülalesinin yediden yetmişe bütün üyelerinin başlarını keserek toplu mezara gömdüğü de anlatılmaz.  Bulgar tarihinin baştanbaşa soylar ve boylar arasında ölüm kalım savaşı içinde geçtiğine, eski tarihte Bulgar Çarları’nın kaydettikleri zaferlerin kiralık Kuman atlılarına ait olduğuna yer verilmez. 1185 yıllarında II. Bulgar Çarlığı’nın Edirne’de yine Kumanlılar tarafından kurulduğu, hatta Osmanlı’dan kopmak isteyen Bulgar haydut, çeteci ve komitacılarının başı Vasil Levski hariç, hepsinin Rus Çarı II. Aleksandır’ın maaşlı ajanları olduğuna da işaret edilmez. Olay şöyle ki, tarihin yanlış simalarla anlatılanlar ajanların kahramanlaştırılması Bulgar halkının ruhunu yıkıyor. Çarpıtılan tarihin sonu hezimettir.

Özellikle, İ. Yalamov’un cenaze töreninde, Sofya’da ve köyünde edilen dualardan sonra, onun yazdığı ve Bulgaristan Türkleri Tarihi eserinde çok eksikler olduğunu önemle belirtmeye ihtiyaç duyuldu. O çalışmalarında, Bulgar Çarı Kubrat’ın  Kan Atila soyundan geldiğini, Bulgarları Tuna’ya indiren Hak Asparuh’un Atilla Kan’ın 9. torunu olduğunu yazmış olsaydı, Belki Bulgarlar Macarlar, Finler ve başkaları gibi, Orta Asyalı Türklerden olduklarını kabul eder ve XX.  Yy.’da başımıza bu denli acı talihsizlikler gelmezdi, parçalanmazdık. Dünyaya dağılmazdık.

Bu bakıma, Yalamov’un toprağı bol olsun, fakat yarınlarımızı olumsuz etkilemeye temel atan açıklarına da parmak basmamız doğru olandır. Sonra 1990’da Şumen’den Bulgar Büyük Millet Meclisi BSP milletvekili seçildi. Anayasada Azınlık Sorunları komisyonuna alındı.  “İçinde Bulgaristan Türkleri, kolektif haklarımız, azınlık haklarımız, anadil hakkımız, okullarımız”gibi haklarımızı kapsamına almayan anayasayı ondan başka hiçbir Türk vekil  imzalamadı… Bunlar unutulamaz. 1985’te o İsim değiştirme siyasetini onayladığını beyan ettiği için ödül aldı. Bilim doktoru ve doçent oldu.  Ölmüş bir kişinin ardından eleştirel konuşulamaz, fakat 30 yıldan beri verilen kısır bir mücadelede o faktördü…

Gerçeklerin açıklanmasında siyasi partilerin – HÖH, DOST, HŞHP –  mecliste ve meclis dışı, Eğitim ve Kültür Bakanlığındaki yetkilileri hiçbir sorunun lehimizde çözülmesine halen katkıda bulunmadılar. 26 Mayıs 2019 Avrupa Parlamentosu seçim toplantılarında HÖH lideri Mustafa Karadayı 15 Eylül 2019’da Türkçe ders kitaplarının sınıf odalarında olacağını ve öğrencilere bedava dağıtılacağını bildirdi. Bekliyoruz. Bunu yaparsa bu parti 30 yılda halktan yana ilk adımını atmış olacaktır…
***
Bizim konumuz, tarihi, halk bilgilerini, dilimizi, dinimizi, yaşam tarzımızı ve kültürümüzü geleceğe taşımaktır. Yukarıda da dediğim gibi bu okulla olur, eğitim ve öğretimle olur.

Önce ilk Bulgar okulunu ve lisesini kuran Vasil Aprilov ‘un 230 yıl önce Gabrovo şehrinde doğduğuna, 11 yaşında tüccar olan ağabeyi ile birlikte Moskova’ya gittiğine, Romanya/Braşov şehrinde lise okuduğuna ve 2 yıl da Viyana’da tıp öğrenimi aldığına (1807-1809) ve sonunda Odesa’ya döndüğüne değinmiş olalım.

Oradaki işleri iyi giden Aprilov kardeşler bir şeker fabrikası kurabilmiş ve 1835’te Gabrovo’ya dönüp Bulgar dilinde ders verilen ilk lise açılmıştır. Bu işte ona birkaç yerli tüccar ve Tırnpva Baş Piskopos’u İlaryon destek olmuştur. O ilk Bulgar okulunu kurarken birkaç da kitap yazmış ve Bulgar ruhunun yaratılmasında öğretmenlere yardımcı olmuştur.  1872’ye kadar çanlarını Rum papazlar çaldığı kiliselere bağlı Bulgar okullarından farklı olarak, Gabrovo Lisesinde bütün dersler Bulgarca okutulmuştur.

Bu okul, Bizans devrinde tamamen yok olan, hafızadan silinen Bulgar folklor, atasözü, değim, fıkra vs araştırmalarına da büyük önem vermiş ve birçok eser yayınlanmıştır. Bu okulda öğretmenler arasında Rum hocaların olmaması Bulgar ruhunu pekiştirmiş ve maneviyatı yüksek olan milli kadrolar yetiştirilmiştir.
***
Uyanış çağımızın çok önemli bir devri olan Birinci Dünya Savaşı sonraki yıllarda Kırcaali encümenliği da aralarında para toplayarak 1920’de bir Türk Okulu kurmak için arsa alarak hazırlık yapmıştı. 1923-1928 yılları arasında Orta Asya usulü projesi hazırlanan Türk Okulu 20 yılda inşa edildi.  Ne ki, hiçbir zaman amacına uygun kullanılmadı. Amacında Kırcaali ve etraf 115 Türk köyü çocuklarına eğitim vermek vardı. Askeriye oldu, depo yapıldı, Müze ilan edildi sonra da Kırcaali Tarih Müzesi oldu. Çocuklar yolda kalmış kime ne…

Zaten son 30 yılda 2 000 köy köreldi, okullarının ampulleri toplandı ve devlete teslim edildi.  Bizim devlet depodaki ampullerle memleketin aydınlanamayacağını henüz akıl erdiremedi.

Aç susuz, cahil ve dayanaksız insanları idare etmek kolay olabilir ama bu memleketin geleceği karanlıktır…

Bulgar devleti bizim ümmetten etnik Türk topluluğuna geçerken Bulgaristan Müslümanlarını Bulgar sayasına toplamaya çalıştı. Türk milletin yok olmamak için uyandığını göremedi. Türk halkı titrerken kendine döndü ve kendine geldi.  Geçmişinden dinini ve Türk kimliği çizgilerini alarak yeni yolunu çizdi.

Şu iyi bilinmelidir. Osmanlı İmparatorluğu ayrı bir devirdi ama Türk’ündü. Yaşadığımız topraklarda Bulgar Prensliği, monarşi ve ardından Bulgaristan Cumhuriyeti kuruldu ve unutmayalım o da bizimdi. Onlar ancak yönetimi ele geçirdiler. Kurulan Bulgar devletinde bizim de payımız vardı. Bulgar rejimini bize, azınlıklara karşı kullanmaları en büyük kötülük oldu.  1978’den beri Türklerin elinden alınan, hak etmiş olmalarına rağmen kendilerine verilmeyen haklar, hem Cumhuriyetin,  hem de rejimin yapısında alın terimiz, emeğimiz olduğu anlamına gelir. Onun için mücadelemiz adalet ve demokrasi, hak ve özgürlükler yolunda güç topluyor.

Onların hedefinde, “ azınlıksız Bulgaristan”,  “Türksüz Anayasa” vardı ve var.  Bu memlekette üst üste konan her taşta emeğimiz olmasından doğan haklarımızın saklı olduğu anlamına gelir. 1835’te Gabrovo Bulgar Lisesinin kurulmasına izin verilmiş olmasından, hem de kendiliğinden,  bizim bugün Türkçe eğitim ve öğretim veren okullarımızın olması hakkımız doğar. Eğer o zaman Aprilov Liseyi kendi parasıyla kurmuşsa, biz de devlet yardımı almadan Türk liseleri kurmaya hazırız. 1879’a kadar yaşadığımız topraklarımızda 2 700 medrese okulumuz vardı. Şimdi 1 000 (bin) köyde yaşıyoruz ve 1 000 okul kurmaya ve çalıştırmaya hazırız. Bizim geçmişimizi geleceğimize taşıyacak olan en büyük kudret öğretmenlerimiz, eğitmenlerimiz, aydınlarımız, okullarımızdır. Biz Türk’üz ve yılmayız. Okul hakkımız kutsaldır.

Biz Bulgar milletinin milletleşemediğini, devletin ve rejimin çöktüğünü gözlerimizle görüyoruz. Eğer biz bugün Türk Dili ve Bulgaristan Türkleri Tarihinde ısrar ediyorsak, geliştirip güçlendirmek zorunda olduğumuz,  milletleşme ihtiyacımızdandır. Biz bugün edebiyatımızın gelişmesinin yarım kaldığını,  yazar, şair ve aydınlarımızın kıyıma uğradığını yazıyorsak ama başarılı olamıyorsak, yıldığımız anlamına gelmez. Okul sorununun bir an evvel çözülmesinde ısrar ediyoruz. En büyük edinimlerimizi, maneviyatımızın olgunlaşmasını, ayaklanmadan geçen Türk ruhumuzu yaralı ve kötürüm halde bırakamayız.

Biz bugün kimliksiz, ihbarcılığı meslek edinmiş aydın ve parti mensuplarının bölük pörçük, sosyolojik, antropolojik ve kimliğimize yabancı görüşlere inanarak sosyal yapımızın bozulmasına izin veremeyiz. Bu işte varsanız ve niyetinizde samimi iseniz beliren boşlukları, giderek derinleşen ayrılıkları ve eleştiriye açık noktalar bilimsel yöntem ve tekniklere dayalı bir yaklaşım tarzıyla doldurulmalıdır. Bu arada, Bulgaristan Türklerine 24 saat tekrarlı yatın yapacak bir elektronik merkez Türk dili, gramer, kapsamlı dil bilgisi yayınlarına tüm çağdaş olanaklardan yararlanarak hemen başlamalıdır

Bulgaristan Türkleri tarihi yeniden yazılmalıdır. Bulgaristan Türkleri Kültürü de yeniden değerlendirilmelidir. Türk düşünce sisteminin gelişim çizgisi, Bulgar devleti içinde hukuk üstünlüğüne katkı sağlayabilmemiz için gereklidir. Devlet, rejim, insan hakları, azınlık hakları, bireysel ve ortak haklar gibi konulara, özellikle aile yapısı,  anadili tehlikede olan bir etnik toplulukta çocuk eğitimi ve milli kimliği koruma gibi sorunlar derinlemesine ve gece gündüz ele alınmalı ve yorumlanmalıdır. Uyanalım!

Aprilov’un yaptığı budur. Bu hak bize de tanınmalıdır.

Bizi izleyiniz.
Dil, tarih, din ve kültür dokusu olan bir millet olamazsak, yok olmayı kabul etmiş oluruz. Her şey dönüşerek değişiyor fırsat fırsattır.

Daha serin günler dileklerimle.

Paylaşınız.

Reklamlar