Tarih: 24 Nisan 2018

Yazan: Müh.  Şakir ARSLANTAŞ

Konu:  Sosyalizm yıllarındaki Bulgaristan ekonomisi.

 

Bugünkü Bulgaristan’da emekçi halkın neden herhangi bir beklentisi olmadığını, neden köylülerin sabanı toprağa saplanmadığını, neden bir uyanış ve diriliş yaşanmadığını anlayabilmemiz için 70 yıl önceye bakmamız gerekir.

1945’te Bulgaristan 2. Dünya Savaşı’ndan galip gelenler arasında, ama yenilenlerden biri olarak çıktı.

Savaş yıllarında, Bulgaristan’ın dış siyasetini 1 Şubat 1941’de  Neubacher’de imzalanan ve Bulgaristan’da yerleşecek olan Alman askeri birliklerinin masraflarının, maaşlarının ve tüm diğer giderlerinin Bulgaristan tarafından karşılanmasını öngören Bulgaristan Almanya Anlaşması belirlemişti.

Bu anlaşmaya göre 1941-44 yılları arasında Almanya Bulgar Halk Bankasından 7 039 000 000 (yedi milyar otuz dokuz milyon) leva çekmiş, iki ülke arasında 23 641 456 540 (yirmi üç milyar altı yüz kırk bir milyon dört yüz elli altı bin beş yüz kırk) mal takası yapılmış ve bu rakamlar o zaman için o kadar büyüktür ki, BULGARİSTAN İFLASIN EŞİĞİNE GELMİŞTİR.

1944’te Bulgaristan nüfusunun % 80’ni köyde yaşıyor ve köy işletmelerinin toprak mülkiyeti dağılımı şöyledir:

50 dekara kadar toprak sahibi olanlar       712 000 hane

50 – 100 dekar arası toprak sahibi olanlar 254 000 hane

500 dekardan toprak sahibi olanlar                   200 hane

Bulgaristan nabzını tutan büyük sayıdaki gizli işsizliktir.

13 Nisan 1945’te Bulgar tarımının gönüllü kooperatifleştirilmesi yasası çıktı. 3 yılda yalnız tarımın % 8’i kooperatiflerde birleşti.

1946’da Bulgar iri toprak sahiplerinin toprakları millileştirildi ve topraksız köylülere dağıtıldı. Kooperatifçilik hareketinde zor da kullanılarak 1948 sonunda toprağın % 34’ü kooperatifleştirildi. Emek Tarım Kooperatifleri TKZS’ler kuruldu.

Aynı yıllarda Bulgar iri ölçekli sanayı tesislerinin ve madenlerin % 83,6’sı özel sektörün elindeydi.

1947’de başlayan sanayi işletmelerini millileştirme sürecinde ilk hamlede 1 997 (bin dokuz yüz doksan yedi) büyük ölçekli sanayi işletmesi ve 4 027 (dört bin yirmi yedi) irili ufaklı sanayi tesisi, atölye ve zanaatçı dükkanı millileştirildi.

Bu rakamlar geçen yüzyılın 40-lı yıllarının sonunda Bulgar sanayinin “zanaatçı endüstrisi” olduğunu görmeye yeterlidir. Bu işyerlerinde en fazla kullanılan basit araçlar ve el emeğidir.

Bulgaristan’da 1950’li  yılların ekonomi siyaseti.

Bu uygulamanın temelleri 1948’de kabul edilen Birinci beş yıllık (1949-1953) planla atılmıştır. Ana hedefe ağır sanai kurarak ülke ekonomi yapısını yeniden biçimlendirmek çekişmiştir. Ağır sanayiye dayanarak ekonomik kalkınma Batı Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde 100 – 150  (yüz, yüz elli) yıl önce başlamıştı. İlk önce köylerdeki “fazla” nüfus ve gizli işsizler sanayi kuruculuğuna çekilerek, dış ülkelere işçi akımı önlenecek ve istihdam yaratılacaktı.

1948’den başlayarak Bulgar ağır sanayine 170 milyar leva yatırım yapıldı. Bu ekonomiye yapılan toplam yatırımların % 82’sine eşitti.

Bulgaristan’da “Sovyet modeli” sanayileşme uygulandı.

Devlet ve kooperatif sosyalist mülkiyet biçimleri merkezi yönetime bağlıydı.

Devletin üretime dağıtım ve tüketime katılımı öncelikle yatırımcı olarak gerçekleşti.

1950 yıllarının başında Bulgaristan bir tarım ülkesidir, çalışanlarım% 78,8’i geçimini tarımdan sağlamaktadır.

1950’lı yılların sonunda tarımda çalışanların oranı % 61,1’e azalırken, sanayide istihdam bulanlar % 30 olmuştur.  1949-1958 yılları arasında Bulgaristan’da 154 sanayi işletmesi kurulurken, siyah ve renkli metal sektörü öncelikli tutulmuştur. Pernikte demir döküm, Kırcaali’de kurşun çinki ve Eliseyna’da bakır üretim fabrikaları, Dimitrovgrat ve Devnya’da gübre fabrikaları, Sofya’da da makine yapım fabrikası üretime başlamıştır.

Bulgaristan’da sanayileşmye geçildiği bu 10 yıllık dönemde yıl ortalaması % 14 gibi bir artış kaydedilmiş ve halkın reel geliri de yüzde yüz artış kaydetmiştir. İşte bu yıllarda ülkenin tarım ülkesi olmaktan kurtularak bir sanayi ülkesine doğru adım arması başarıyla sağlanabilmiştir. Burada ilginç olan sermaye birikiminin tarım emekçilerini bir sefillik çemberine kapayarak gerçekleştirilmemesi, birçok sanayi tesisinin teknik tasarımının Bulgaristan’a SSCB tarafından bedava verilmesi, kadro yetiştirmedeki yardımlar önem kazanmıştır. Bu dönemde Bulgaristan’ın SSCB ve Doğu Avrupa ülkeleriyle ekonomik bağları gelişim kaydetmiştir.

***

1960’lı yıllarda Bulgar ekonomisi Sosyalist ülkeler arasında kurulan Ekonomik Yardımlaşma Konseyi içinde iş bölümüne ve uzmanlaşmaya yöneldi. 1962 yılında sosyalist ülkelerin arasında iş bölümünün temel ilkeleri hazırlandı ve Bulgaristan’a makine yapımı sektörü düştü ve bu sektör ülkemizin ana gelişim yönünü belirledi.

1958 – 1968 yılları arasında ağır sanayi kolları geliştirilirken, Pernik’ten sonra Sofya’da “Kemikovtsi” demir döküm tesisi, Kırcaali’den sonra Plovdiv’te de yeni bir renkli metaller fabrikası, Panegürişte “Medet” açık madenlerde elde edilen bakır cevherinin zenginleştirme tesisleri üretime geçti. Burgaz limanında “Nefto-him” kimya fabrikası üretime başladı. Tarımsal gelişimin özendirilmesi açısından ise Stara Zagora kentinde üretim yapan Sunni Gübre ve petro-kimya ürünleri tesisi önem kazandı. Bu tesisiler bulgar sanayiinde “A” grubu oluştururken, işleme ve hafif sanayi tesisleri de Plovdiv,  Vratsa ve Blagoevgrat kentlerinde yoğunlaştı. Tekstil sanayi işletmeleri Sofya, Vidin, Varna, Pleven ve başka kentlerde toplandı, Batı pazarına hitap eden fabrikalar fason iş yapmaya başladı.  Yıne aynı yıllarda Elektrik taşit araçları (elektro ve motokar) fabrikası, Ruse ve Botevgrat’ta da yarı iletken tesisleri inşa edildi. Sopot ve Kazanlık kentlerindeki silah fabrikaları üretimiyle bu sektörde Bulgaristan dünya 10-una girerken, torna ve başka metal kesme makinaları üretimi başladı. Bunları Kuzey Bulgaristan’da zırhlı araç ve Varna’da terane açılması izledi. Bunlara “Maritsa-İztok” 1 ve 2 olmak üzere elektrek enerjisi üretimi de eklenince, Batının 150 yılda yaptığını biz 10 yılda yapabildik propagandası başladı. Bu “Stalin usulünce sanayileşmeydi”.  Lisanslar SSCB’den gelmiş, uygulama ve üretim Bulgaristan’da yapılıyor ve ürünler Rusya’nın işaret ettiği merkezlere satılıyordu.

Tarım alanında da üretimin makineleştirilme ve el emğinin azaltılması yönünde yoğun çalışılırken Bulgaristan toplumu modernleşme yoluna yöneldi.

Çarlık döneminde 2 milli facia geçiren, 1944’te de bitmiş durumda olan Bulgaristan 1960’lı yılların sonlarında ağır sanayi makine yapımına, taraımı da teknik kültürlere dayanan bir ülke haline geldi, onlarca üniversite kuruldu. Özetlemek gerekirse 1960’lı yılların sonunda Bulgaristan bir tarımsal-endüstri ülkesinden, endüstri-tarım ülkesine geçişi başarıyla tamamladı. Gayrı Safi Milli hasılanın hemen hemen yarısı sanayi sektöründe üretmeye başlandı.

***

1950’li, 60’lı yıllarda “Soğuk Savaş” gündem belirlerken, 1970’lerde Amerikan’ın Vietnam yenilgisi, ardından gelen uygulamalar,  Uluslararası yakıt piyasasında OPEK’in petrol fiyatları belirlemedeki rolü ve Yakın Doğu savaşları Bulgar sanayi yükseliş dinamiklerini omurgasını kırdı.

Global siyasette aynı yıllarında (1975) Helsinki süreci başladı. 33 Avrupa devleti ile ABD ve Kanada ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİNİN YENİ İLKELERİNİ BELİRLEDİLER.

Bulgaristan yeni süreçten başarılı yararlanmayı başardı.

  1. Bulgaristan’da ve Balkanlar’da birinci Atom Elektrik Santrali “Kozloduy” keninde başladı. 4 Eylül 1974’te 440 MW ilk reaktör çalıştı, ardından 5 adet daha kuruldu.
  2. “Arda” nehrine 3 elektrik santrali, “Belmekn-Sestrimo” HES ve “Maritsa-İstok” elektrik üretim tesislerinin geliştirilmesi Bulgaristan’ın enerji üretimini güvence altına aldı ve ülke teknolojik gelişimin İKİNCİ AŞAMASINDAN İLERİ ADIM ARMAYI BAŞARDI.
  3. 1970 ‘li yıllarda ulaşılan başarıların hepsini sıralamak mümkün olmasa da 1977’de Varna tersanesinde ilk 100 000 tonluk tankerin suya salınması, ülkede metalürji, makine yapımı ve mühendislik düzeyinin ulaştığı sahilleri kendiliğinden anlatmış oldu.
  4. 1972-73 yılında Bulgaristan’da yaşayan Müslüman Pomakların devlet terörüne maruz kalması, isimlerinin değiştirilmesi, kültürel gelişmelerinin yasaklanması ve zorla eritilerek Türk kimliklerinin asimile etme çabaları ilk uluslararası tepkileri almaya başladı. Bulgaristan’da adalet, hukuk devleti, azınlıkların hakları konular başta olmak üzere insan haklarının ihlal edildiği siyaset konusu oldu. Uluslararası toplumdan protestolar yükselmeye başladı.

1980’li yıllarda Bulgaristan’da ekonomik politika.

1944’ten sonra Bulgar devleti ülkede istihdam sağlayamadığı nüfus sorunlarını (1951 ve 1968-76) göçü ile 250 binden fazla Türkü kovarak çözmeye çalıştı.

Helsinki Senedi’nin kabul edilmesinden sonra Batı dünyası özellikle insan hakları konusunda Bulgaristan’a ters bakmaya başladı. Bu terslik, Papa II Pavel’e suikastta Bulgar parmağı olduğu iddialarıyla şiddetlenirken,  4 254 TIR, 4 ırmak ve 4 deniz gemisi ve bunlarda çalışan 10 bin kişiyle taşımacılık yapan ülkenin adı uyuşturucu ve silah kaçakçılığına da karıştı ve ekonomik çöküş dönemi başladı.

1985’te başlayan M. Gorbaçov “yenilenmesi” de totaliter Bulgar rejimiyle ters düştü. Kaçakçılık gelirleri sıfırlanan devlet, Türklerin bankalardaki paralarına göz dikti, “soya dönüş” süreci adı altında Türk nüfusa karşı baskıyı azdırdı, şiddetlendirdikçe şiddetlendirdi. 500 bin kişiyi sınır dışı etmekle durumu sakinleştireceğini sandı. Olmadı. 3 milyon insan yurdu terk etti. Uretim artışı durdu. Emek verimliği düştü. Mamul kalitesi düştü. Kalifiye emekçiler üretimden ayrıldı. Bulgar tarım ve sanayi çökme trendine girdi.

Böylece Bulgaristan sanayi ve teknolojik gelişmesi 3. Teknolojik devrimin başına demir attı. Sosyalizm yıllarında ulaşılan birikim yitirildi. Yeniden diriliş için gerekli birikim de toplanamadı. SSCB’den koparak Batı’ya sarılmak da kendiliğinden yeni bir ufuk açmadı.

Bugün Avrupa Birliği ülkeleri arasında en geri kalmış, en sefil, en cahil, nüfusu azalan ve sorunları büyüyen ülke olmamızın nedeni budur.

Saygılarımla,

Paylaşınız dostlarınızla,

Reklamlar