Zincirlerini Kıranlar Geliyor

 

NerimanNeriman Eralp KALYONCUOĞLU

Konu:  Soruyorum: Siz hangi geceleri çatlatarak geldiniz?

Anlatıp anlatıp da anlatamadığımız bir şey var. Çünkü anlamak istemiyorlar.

Seçim geliyor.

Size çok samimi bir şey söyleyeyim mi!?

Hangi Bulgar’ın Cumhurbaşkanı seçileceği umurumda değil.

Aranızda şarap içen kardeş varsa bilir. Fıçıda kaynarken şarap içilmez.

Bulgar siyaseti 138 yıldan beri kaynıyor, kaynadı kaynadı da durulamadı.

Yaklaşan seçimde devam eden bu durulup süzülerek netleşme süreci Rusya’ya olan yaklaşım kıstasına göre bir daha sınanacak. Bunun mutlaka yapılması gerek. Netliğe kavuşmadan ileri tek adım atamayız.

Avrupa Birliği’nden de kayarız, NATO’dan da atılırız.

Türkiye sınuırına gerilen tellere konan serçe kuşları gibi yerimizde sıçrayıp bir kuzeye bir güneye bakarız. Hayat gösteriyor ki, Bulgaristan koşullarında “ben ne Rusofil ne de Rusofob’um”  (Rusya’da yana olan ya da Rusya aleyhtarı) diye bir siyaset yoktur, yoktu ve olamaz.

Sözün en anlaşılır biçimde söylemi şu olabilir: “Biz bu işe bir ölçü vermeliyiz.”

Eğer Bulgar halkı ve biz Müslüman- Türkler vicdan ölçümüzü tam olarak netleştiremezsek, sisli, puslu, dumanlı kafalarla bocalamaya devam edersek,  zararımız asla kapatılamayacak kadar büyük olacaktır. Çünkü bu zarar öyle bir duruma gelmiş ki, faiz üstüne faiz bindiği gibi, zarar üstüne zarar biniyor ve biz bu çığı asla durduramayız. Karanlığın ucu yok olmamızdır.

Ve her şeyden önce Vatan toprağımızı, atalarımızın kabirlerini, bugün kocaman ağaç olmuş, diktiğimiz o körpe fidanlarımızı, kimliğimizi, egemenliğimizi ve bağımsızlığımızı kaybedebiliriz. Tehlikenin adı kuzgun ve leş arıyor. Ve en önemli olansa, hepimizi birleştirmek için bizim gibilere uyguladılar özel taktik ve stratejilerini. Başı sıvazlanan kuzu gibiydik ellerinde. Usulca sıvazladılar hep, kurban edilecektik ve ediliyoruz.

Ne kadar sabırlı insanlarız biz.

Sözüm yabana, öküz gibiyiz. Öküz bize kalsın, sizinki boğa olun ve şu geliyor gözlerim önüne:

Sivrisinek boğanın boynuzlarından birine oturup saatlerce güneşlenmiş keyif çatmış.

Gitme zamanı geldikçe verdiği rahatsızlık için boğadan özür dilemek istemiş.

Geldiğini fark etmediğim gibi, gittiğini de fark etmeyecektim zaten” diye cevap vermiş boğa. Kimseye faydası olmayan, kendi yalanlarından tamamen mayhoş insanlar arasında kaldık, beraber yaşamak ne kadar zor. Üstüne üstelik hoşgörü diyorlar. Zaten istediğini yapmıyor musunuz?! Kuzu gibisiniz, seviniyorsunuz sakalınızın sıvazlanışına.

Kasabın bıçağı parlıyor. Gören yok. 18 yıl beyni leşleştirilmişlerin bugün kalkıpleş kokusu gibi koku yok” propagandasına ne demeli? Sonra bize feeceboklardan falan filan söz atıyorlar. Ne istediğimizi bilmiyormuşuz. Beyinleri leşleştirilmişler arasında yaşamak istemiyoruz. Bu kadar basit…

Çöken “BTK-Bankası” bir Rus tuzağıydı. İçine düşürüldük. Beyinleri leşleştirilmişler birlik oldular ve zavallı halkımıza 4 milyar leva ödettiler. Üçü de Moskof kopoyu olan Ahmet Doğan, Sergey Stanişev, Saks – Kobur – Gotski yani  (HÖH – BSP –II.SemeonPartisi – NDSV) üçlüsü bizi “Belene 2 AES” kuyusuna ittiler.

Oradan da götürmüşler 2–3 milyar. Olmayacak işlere sürüklendik.

Ne kadar kötü olursak o kadar iyi. Leşleştirilmişlerin dirilişi yalnız masallarda var. İzledikleri stratejinin özüydü bu. Bunun 21. yy leşleştirme siyasetinin ana halkası olduğunu nereden bilebilirdik?! Küçük yaştan beri elimize verilen şekerlerin uyku hapı olduğunu nereden bilebilirdik! Hapishanelerde bize halkımıza düşman olma dersleri verilmedi. Ne kadar sahte davranırsan, boş balon gibi havalarda uçarsan o kadar iyi bilinci de akıtılmadı kafamıza. Boş kafalı olmak ne kadar kötü…

İşte şu an, ben yazımı yazmaya çalışırken, Sofya’da halk meclisi toplandı. Rusya’ya boş-yalan dolan, (olmamış) /Hurda işler/ için, imzalanmış ve onaylanmamış, dava kaydedilmiş, icra kağıdı gelmiş s.o. sözleşmeler için 1.2 milyar Euro ödeme ve dertten kurtulma yasa önerisi tartışılıyor. Yüzde yüz ödetecekler. Çünkü kurt kapanına getirilmişiz, kurtuluş yok. Öyle de olsa insanın aklından neler neler geçiyor…

İngilizce bir söz var – recet – Bulgar diline hiç değişmeden girip yapışmış. Bulgarca yabancı sözler sözlüğünde: Şantaj, koruma (himaye) vaadine karşı bir cinayet grubu tarafından para ödemeye zorlanmak, şeklinde açıklanmış. Bizim başımıza gelen işte böyle bir şey. Vaat edilen işlerin hepsi yarım. Yarım işin bedeli mi olur da, dayatıyorlar işte. Bir defa düşmüşüz, ölüm sancılarıyla inliyoruz, onlar para diyorlar. Ve istenen parayı ödemek için bizim adımıza ve bizim için namuslu hareket edenler, diş kaynaklardan borç alıyorlar. Bu olay, dolap beygirinin dolaşmasını andırıyor. Borç isteyen, bor toplayan ve yeni borcu verenler hep aynı eli sopalı  reketçiler…Ve onların bizdeki temsilciliğini yapanlar Ahmetler, Peevskiler, Pırvanovlar, Kalfinler  ve daha birçokları hep aynı kuyuya taşıyorlar…

Yine böyle kör işler için geçen sene 5.5 milyar Euro dış borçlanma için oy veren Lütfi Mestan değil miydi!

Bunun için diyorum bu kör kuyudan geçiniyorlar kodamanların hepsi.

Halkımız sağmal inek haline getirildi. Ah bir çangallaşsa da tekmelemeye başlasa, ay bir çangallaşsa da kuyruk sallamaya başlasa, ah bir çangallaşsa da boynuzuna konan kör sinekleri hissetmeye ve kafa sallamaya başlasa…

Bunun için “onlardan hangisinin Cumhurbaşkanı seçileceği umurumda bile değil” derken demek istediğim şudur. Biz sandık başına gideceğiz ve mutlaka oyumuzu BULTÜRK adayına vereceğiz. Bizim ne kadar kalabalık dolduğumuzu görsünler. Bir düşünün 2 günde 600 bin kişi otobüslerle geçsek sınırı ve biz varız diyebilsek, memleketteki kardeşlerimizle şöyle bir sarmaş dolaş olsak ve aynı sandıkta bir buluşabilsek.

Ve burada en önemli olan umutlarla acılara tutunmak değildir.

Bu seçimde sandık başına gittiğimizde, “referanduma katılmak ister misiniz” sorusunu işittiğinizde “evet” cevabını vermeniz ve elinize verilen zarfı açıp içindeki 3 sorunun üçünün de sol tarındaki kareleri hafifçe işaretlemektir.

Bu üç çizgiyle Bulgaristan seçim sistemini değiştirebiliriz, köfte yemekten başka hiçbir işe yaramayan siyasetçi bozmalarını meclisten kovabiliriz. Kendi istediğimiz adayları meclise göndererek modern ve uygar, hukukun üstünlüğüne dayanan bir VATAN    yaratma davasında zafer elde etmiş oluruz. Zamanı dolmuş ya da yeni doğmuş, bütün ipleri başkalarının elinde siyasi partilere kabristanlık yolunu göstermiş oluruz. Yeniden örgütleneceğiz. Bu sizin, bizim hepimizin en doğal hakkımızdır.

Sizden büyük ricamdır. 6 Kasım 2016’da gidelim şu iç çizgiyi çizin ve dünyayı değiştirelim. Referenduma katılın.

Ötesi kolay ve adı daha iyi yaşamak, leşleşmişlikten ve leşleştirilmekten ebediyen kurtulmak, korkulardan sıyrılmak ve normal insanlar gibi iyi ve mutlu bir hayata başlamaktır.

Biz sizinleyiz.

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir