Mutluluk sakin bir hayattadır!
Sofya’dayım. Merkez Bankasının bitişiğindeki Büyük Cami’nin doğu eki sosyalizm zamanında Genel Kurmaylığa bağlı Askeri Aksi İstihbarat Müsteşarlığıydı, son 10 yılda önünden eksik olmayan Volen Siderov’un “ATAKA” partisinin Türklere karşı imza toplama çadırları sökülmüş.

Rafet Ulutürk
Rafet Ulutürk

“Pirodska” sokağı başındaki imza masası da kaldırılmış. Bunlardan bir de Merkez Tren İstasyonu salonundaydı, o da sökülmüş. Bulgar halkı bunlara “yılan yuvası” demişti.
Yani Volenço (Ataka) partisiyle sosyal demokratlar (BSP) ve Türklerle (HÖH) iktidar oldu ya, “yılan yuvalarını” bozması doğal. Aşağılık herifler. V. Siderov bu aşırı milliyetçi, bazı söylevlerinde ırkçı, modern faşizan partiyi kendi aklın ile cebinden çıkardığı para ile kurmadı. Biz Türklerin en fazla ağırına giden de bu zaten yani bu parayı o donsuza Ahmet Doğan’ın vermesidir. Bu gerçek bizi deli eden iğrençliktir.
Bu modern faşist ırkçı parti neden mi kuruldu?
“ATAKA” partisi, hoşgörümüzü, tüm komşularımızla iyi geçinme hünerimizi, insan sevgisi ateşimizi söndürmek, özgürlük azmimizi öldürmek, öz geleneğimiz olan demokratik yaşam biçimimiz yok etmek, kafamızı bulandırmak, hepimizi, tüm demokratları sürekli diken üstünde yaşatmak, ürkütmek, korkutmak için 15. 04. 2005’ te kuruldu. Bu partinin kurulması Bulgar milliyetçiliğinin hortlaması değil, zorla hortlatılması oldu.
21. Yüzyıla asla gerekli olmayan böyle bir partinin tescil ettirilmesi, Sofya’da  MULTİGRUP ofisinde kararlaştırıldı. Gizli toplantıya Başkan İliya Pavlov, HÖH Başkanı Ahmet Doğan ve gizli servis şefleri katıldı. Kişilik olarak döneğin teki, ideolojik olarak ise “hiçlik” örneği olan, parasızlıktan dilenirken sürünen, bir arada da “Demokrasiya” gazetesi yazı işleri müdürlüğü yapan ve ara sıra gözde bir “demokrat” olarak geçinen Volen Siderov’un Bulgaristan’da yaşayan etnikleri sindirmek için ırkçı  “Ataka” partisini kurmayı ve başkanı olmayı kabul etmesi, onu aynı anda oligarşi ve gizli servis köpeği haline getirmiştir.
“Bulgaristan’daki etnikleri huzurlu ve mutlu yaşatmayacağız!” anlamına gelen bu iğrenç karar, V. Siderov’a bildirildiğinde onun havası değişti, o oligarşiyle işbirliği yapıyorum havasına girdi, salına salına yürümeye başladı. O gün bu gün “biz hamur tatlısıyla yetinmeyiz, üstüne kaymak da gerekli” dedi herifçioğlu.
“Ataka” partisi, demir para mantıyla hem Yazılı hem de Turalı kesildi.
Bir yandan etniklere amansızca saldıracak, öte yandan da özelleştirilen malları yeniden devletleştirmek sloganıyla eski komünistleri okşayacak, bir de askeri ücretleri 500 Avro yapacağız çağrılarıyla işsizleri ve iki ucunu bağlamayanları etrafına toplayacaktı.
V. Siderov’tan istenen, kara düşünceler üretmek ve doğru dürüst düşüneni mahvetmekti. O günden beri sekiz yıl geçti. Siderov toplayacağını hala toplayamadı, çünkü hem kendi kayışı hem de torbasının ipleri başkalarının elinde kaldı. Süslü üslubu konuşarak, amansız saldırarak, bol bol mitolojik kişilerinden söz ederek aradığını hala bulamadı. Bulamaz İş Allah.
“Ataka’nın kurulması aşamasında, Bulgaristanlı Türk, Pomak ve öteki Müslümanlar, Hak ve Özgürlükler Partisinin seçmenden kopmuş,  ayarı bozuk bir parti olduğunu sezmiş, sırt çevirmeye başlamıştı.
Bundan dolayı birinci neden, HÖH saflarındaki politik gevşemedir.
Sıradan HÖH üyeleri ve seçmen kitlesi halka dönük bir politika istiyordu. A. Doğan’ın vazifesi ise, onları kapsüle edip, havasız, ekmeksiz ve susuz bırakarak bayılmak ve “ölü canlılar” halinde muhtaç yaşatmaktı. Türkleri bu duruma getirmek için, bir dürtüye,  havlayacak ite ihtiyaçları vardı.
Onlara göre, Türkleri yönetebilmeleri için, onları devamlı ürkütüp sindirmek, muhtaç bırakıp  korku içinde yaşatmak şart olmuştu.
1989 Mayıs’ında ayaklanıp Bulgar ordusu tanklarının üzerine çıkan Türklerini kımıldamamak üzere yere çakmanın başka yolu sanki yoktu. Zamanlar öyle değişti ki “Komşumuz olun! Birlikte yaşayalım!”  sloganını kabul etmek bile, modern milliyetçi Bulgarlara ağır geliyordu.
Bu ödev, sümüklünün birine verilip, Türklerin, Pomakların, Çingenelerin ve öteki Müslüman katmanın rahatını bozmak, bu kesimden kimseye göz açtırmamak yeniden güncel olmuştu.
HÖH yönetimi ve şahsen Ahmet Doğan bunun böyle olmasını çok istedi.
Bu hainliği açık açık kendisi yapsa, anında biterdi ve o bunun bilincindeydi.  Zaten bu sinsiliğin ve sahnelenen iğrenç oyunun anlaşılmasıyla HÖH kitlesi göz açtı. Herkes başlarının büyük bir derde girdiğini anladı. HÖH’ün dip dalgası tepişti ve yükseliyor.
V. Siderov, Türkler, Pomaklar, Çingeneler ve tüm öteki ezilenleri sindirmek için parti kurma parasını Ahmet Doğan’ın elinden aldı. Önce 1 600 000 Leva ödendi. Siderov’a söylenen söz “Türklerle ağır ol, anlaşıldı mı? Ağır ağır ez!” oldu.
2005 Mayısının ilk pazarında Sofya’nın “Malaşevtsi” Mahallesinde saksafon bir sokak köpeği gibi inliyor, davul sesi gümbür gümbürdü, kızlar kıvırıyor, şişeler kafaya dikilmiş içkiler içiliyor, yaşlı kadınlar, birkaç tane de akşamlık olsun diye mangal sırasına yeniden girip, köfteleri koyunlarına atıyorlardı. Çingenelerin gönül müziği seslendiren kemancılar çaldılar ama böyle gürültünün içinde keman sesi çocuk hıçkırandan öte gidemedi.
Birden ses kesildiğinde, meydan dipsiz bir uçurum oldu: Kiminin başı döndü. Kelleri kazınmış, takım elbiseleri siyah, gömlekleri beyaz bir kalabalık indi Jeeplerden. En önde adımlayan, çok sinirli bakışı kurban arayan yılan gibi, Ahmet Doğan ile Multigrup tarafından görevlendirilmiş olan, Bulgar finans oligarşisinin yeni kuduz kopoyu Volen Siderov oldu. O, köfte kebap derdinde olan Çingene kalabalığının önünde durdu. Yakın geçmişte dünyayı baştanbaşa yakmaya kalkan Hitler gibi sağ elini kaldırdı ve bağra bağra konuşmaya başladı: İlk cümlesinden hiç beklenmedik bir niyet fışkırdı: “Hepinizi sabun yapacağız!” Bu ilk değil son sözü olmalıydı, ama yeni fürer tepeden başlamıştı. Köfteyi yeni ağızlamış Çingene karıları boğulacak gibi oldu. Birisi yere düşüp bayıldı. Rakıdan ilk yudumları alan genç Çingeneler “Ölümden korkmamak gerek!” demek isteseler de sustular. Ödleğin teki olduklarını, ciğerlerinin beş para etmediğini gösterdiler.
Bağırmak geliyordu işlerinden: Hadisenize, ne duruyorsunuz, ezin şunu kene gibi…
Gazeteciler de belirdi. V. Siderov’tan ilk mitingde “Fazla yüklendiysem özür dilerim!” demesini beklediler. O, buna gerek duymadı. “Dersimizi verdik!” dedi.
Daha sonra fırsat bulan gazeteciler üstelediğinde, “Keçiyi nereye bırakırsan orada otlar. Her kurbağa göldeki yerini bilmeli!” dedi.
Çingenelerden büyük bir kısmı ulusumun acı kaderini paylaşmak istemiyorum deyip, başka ülkelere kaçtı. Diğerleri ise, nereden öğrendilerse diyalektiğin ikinci yasasını öğrenmişler, niceliklerin birikmesinden yeni nitelik doğduğuna inanmışlar ve habere çocuk yapıyorlar, artık Bulgar nüfusunun % 24’ü olmuşlar. İş Allah % 51 olurlar da Avrupa’da ilk Çingene devleti kurulur. Hedefe süratle ilerliyorlar.
Neo-faşist Siderov “Kazananların ordusunda er olmak, yenilenlerin ordusunda mareşal olmaktan iyidir!” mantıyla oligarşiye yamandı. Demokratikleşti diye tanıtılan Bulgaristan’ın zenginler kulübüne kaydını yaptı. Kapılar ardına kadar açılmaya başladı.
Artık BSP-HÖH-ATAKA hükümet ve meclis makamlarında “yolsuzluklardan” sorumlu Komisyon Başkanıdır.
Yani hırsızın teki olan,  baş hırsızlardan sorumlu oldu. Son dönemde o da para hırsından hastalanmaya başladı. Vazifelerini benimsemiş ve guguklu saat gibi çalıyor. Para bol. Mangallar çoğalıyor. Mitingleri tıklım tıklım.
Bulgar halkı onun partisine “Haydutlar Partisi” dedi.
Volen Siderov’un kafasının bom boş olduğu, kendisini sattığı anlaşıldı. Votka tutkunu oldu. Alman basını onun hakkında “Aklını kaçırmış” diye yazdı.
O, Ahmet Doğan’a çok gerekliydi. Selam vermediği ve  “özgürlük isteyen et duvarı” dediği insanlarımızı, ancak kendinden daha saçma konuşan kuduz köpeklerle durdurabilirdi. Ne ki, onun katılmadığı hürriyetler uğruna savaşımda insanımız çeliktendi.
Bu yüzden 12 Mayıs öncesi V. Siderov’a daha şiddetli saldırması için, ek paralar tesis edildi. Sofya “Banya Başı” ve başka camilere namaz esnasında saldırıldılar değerlendirildi ve zayıf bulundu. Genç Müslümanların burnu kanamalıydı. Kiralık itler Gabrovo’da özel eğittiler, yedirdiler, içirdiler, otobüslerle taşındılar, her saldırı için onlara 500’ er  leva verdiler. Namaz esnasında Türk,  Pomak ve Araplar tartaklanmalıydı.
Bugün artık kötülüklerin babası Ahmet Doğan ve kuduz itlerine karşı mücadelenin kepenklerin çekilmesi, perdelerin kapatılması, panjurların salınması veya çelik kapılar ardına kilitlenmekle yürütülemeyeceğini herkes gördü, görmek istemeyenler de görecektir.
Yakın geçmişimizde gece gece evlerimizi basan ve bizi araba karoserine atıp istedikleri yere götürüp tartaklayanların yeniden gelebileceğini düşünsen yanlış olmaz.
Bu defa onları A. Doğan illetinin göndereceğini artık açık açık biliyoruz, çünkü o, eski Başbakan İvan Kostof’un sözleriyle “Bulgaristan’ın başına gelen en büyük kötülüktür.
”Gözü dönmüş, aklı kaymış bir hastadır ve deliden her şey beklenir. O da unutmasın, halkımız neşter kullanmayı bilir ve ameliyatı er veya geç yapılacak ve hain ciğerini kangala asacaktır.
Tabii hırsımız anılarımız gibi, gelip geçen bulutlar gibi değişiktir. Aramızda anıları karma karışık olan, işten dertten başını kaldıracak hali olmayan birçok insanımız var, onların duygular ayrışmamış bir topaç gibidir. Fakat artık iyi ile kötüyü birbirinden ayırıp doğru yolumuzu bulma zamanımızdır.
Yakın geçmişte bizi itip kakan, bize işkence eden, ırza geçenlerle kardeşleşip birlikte olmak, iktidar ortaklığı dahil,  hiçbirimize yakışmaz.
Biz hepimiz bugün dünden daha akıllı ve yürekliyiz, aldatıldığımızın farkına ve bilincine vardık, iş güç arasında birçok şeylerin sızısı dinmiş olabilir, bazı detayları unutmuş olabiliriz, ama kuşkusuz yeni bakış açımızla çok şeyler öğrendik, cesaretlendik, yenilendik, hesaplaşmaya hazır olmalıyız. Eskiden bize ıslak oduna baktıkları gibi bakıyorlardı. Şimdi alev çıkaracağımızı biliyorlar. Bizden korkuyorlar. Her halk topluluğu kendi hayatını yaşar, onlar bizim özgür ve mutlu yaşama yönümüzü değiştiremezler.
Eminim biz birlik olursak, gerçeğin diline kulak verirsek, Volen Sideov gibi itler, faşistler bizden korkup uyuz köpekler gibi kaşınacak yer arayacaklardır. En yakın zamanda hepsine  “sinirleri bozulmuş” teşhisi konulacaktır.
Ahmet artık “delidir” raporunu aldı. Hepsi için kaçınılmazdır.
Onların bir daha uyanmamak üzere uyuyacakları zaman yakındır. Zaten şimdiden porsuk gibi yaşıyorlar. Bugün ödünü patlattıkları insanlar yakında hepsinin hesabını görecektir.

Reklamlar