Yeni kimlikliler Göreve

Çifte vatandaşlar, soydaşlar demiyorum!

İki kimlikli!, Çatal baş şahsiyetler! Her şeyin en iyisini yalnız kendileri bilen ama bir baltaya sap olamayan avareler” değildir aradıklarım.

Tek yürek ve bilinçte bütünleşmiş kimliklerdir! Bulgaristan Türkü Kimliği…

 

İstNeriman Eralper Anavatan kimliği olsun, ikinci kimlik insana zor zamanda verilmiş bir imtiyazdır. Ayrıcalıklı olmak bir üstünlüktür. Bu farklılığı Mayıs 1989 Ayaklanmamızla ve hepimiz birden göç yoluna akarak kazandık. Bunu kesin kararlı hak ettik. İmtiyazlılar zaman gelir soyutlanır ve ret edilirler. Bu anı beklemeden yeni bir oluşum ve biçimlenmeye girdik. Üstün nitelikli ve farklaşmış insan ararken bilinç düzeyi yükselmiş sizleri buldum. Siz ikinci kimliğin bir emzik olduğunu çoktan anlamışsınız. İnsan ömür boyu emzikli yaşamaz!  Su dağılır, toplanır ve bir gün yolunu bulur. Aradıklarım ve kendilerine seslendiklerim tek yürek olmuş ve bilinçte bütünleşmiş şahsiyetlerdir.

 

Kimlikli derken, kimlik kartı, kimlik belgesi sahibi olanları kastettiğim kadar, asıl kastım hüviyet cüzdansı değildir. Bizim aramızda da cebinde hüviyet cüzdanı olan ve iki eşeği bir kazığa bağlayamayan tonlarca adam var.

 

Kemlik benim için, toplumsal bir varlık olarak insana özgü olan belirti, nitelik ve özelliklerle, birinin belirli bir kimse olmasını sağlayan şartların bütünüdür.

 

Bir adam hem Bulgar hem de Türk olamıyorsa, olsa da yakışmıyor ve halk tarafından iyi karşılanmıyorsa, bunun anlamı “bir kalpte iki sevgi olamaz” gibi bir şeydir. Halkın söyleyişiyle “bir koltukta iki karpuz taşınmaz!”

 

Fakat son 25 yıl bizde yepyeni bir kimlik oluşturdu.. Buna Bulgaristan Türkleri arasında oluşan yeni tip Türk kimliği de diyebiliriz. Türkiye’deki soydaşlarımız bu yeni kimliğe dahildir.

 

Bu noktada büyük bir ayrım yapmak zorundayız. Bugün 94 yaşında olan bilinen ve sevilen Türkiye köşe yazarlarından, derya hayat deneyimi olan, Çetin Altan “Milliyet” gazetesinde birkaç ay önce okuduğum bir köşe yazılarında kendini anlattı.  Plevne Rusçuk taraflı Büyük Bozgun’da İzmir’e göç etmişler, okul, askerlik, Galata Lisesi, memurluk derken İstanbul’a yerleşmişler, artık üçüncü kuşak eriye eriye köklü Bulgaristyanlı soyu bir Bulgaristan Türkü boyu olarak renk yelpazesindeki özelliklerini kaybetmiş ve o bunu tatlı bir eda olarak anlatıyor. 1878’den 1990’lara kadar gidenlerden pek geri gelen olmadı. Giden gitti geri dönmedi. Uğurlayanlar unutmamaya çalışırken göç edenler tutunmaya çalışırken, dönemediler.

 

Başkan Tayip Erdoğan’ın Baş Danışmanı Yiğit Bulut da Plevnelidir. İş bankasının kurucusu, T.C’de Cumhurbaşkanlığı yapan Celal Bayar da bizim soylardandır. Biz Bulgaristan Türkleri hayatın en yakıcı ateşinden geçmiş insanlar olduğumuzdan dolayı, bizi nereye ekseler orada biteriz, üzerimize ne gibi aşı yapsalar taşırız, dallarımız hep meyve yüklenir. Biz doğuştan umut yüklü insanlarız. Bizden beklenen her zaman hayattan aldıklarımızdan fazla olmuştur.

 

Yeni tip insan özelliklerini biz kendimiz yarattık. Devrimlerin etkisi yüzyıllar devam ediyorsa ve hatta yankılanışı bitimsizse, biz de Mayıs 1989’da ayaklandık ve başkaldırışımızın getirileri, kimliğimizi ve benliğimizi, özgür ruhumuzu çok uzun zaman dimdik ayakta tutacaktır. Ayaklanan halklar yenilmişlik ruhu yaşamaz. Biz kendimize has yeni şekli ve özü kendi ruh mühendisliğimizle oluşturduk, bulduk ve özümsedik. Yeni tip kişiliğimizin gelişmesi için değirmene dışardan su taşınmasına gerek yoktur. Biz Bulgaristan’ın 20. yüzyıl dehşetinden geldik ve yerli yersiz, ilgili ilgisiz, vakitli vakitsiz konuşmayız, ahenk bizim özümüzün güzelliğidir. Bize “eğiri bürü dallarıyla, eğri bürü insanlar” olarak bakanlar yanıldılar. Devrimler ile ayaklanmalar kendi ateşiyle yanar, ısınır ve ısıtır. Bunu bilmeyenler işin farkına ancak şimdi varabildiler. Memlekette seçim var, ortaya çıkamıyorlar. Halk öyle bilinçlendi ve öyle yüreklendi ki, söyleyecekleri sözleri, verecekleri ateş, vaat edecekleri yalan kalmadı. Aç ama aç olduğunu söylemeyen, sefil ama sefil olduğunu söylemeyen o kadar çok gururlu insanımız var ki, aşınmış ve boş yalan sözlerle onların yeni ruhuna ve bilinçli kafasına girebilmek artık tamamen boştur.

Ne olursa olsun, ne değişirse değişsin, biz şairin sözleriyle hitap ediyoruz:

 

Değil birkaç

            Değil beş on

                        5 milyon

                                   aç

                                   bizim!

 

Onlar

 bizim!

Biz

Onların!

 

Günümüz politikacıları bu gerçeği pas geçip boş konuşuyor. “Karşıma çıkan insanları anlayamıyoruz!” diyorlar. Miting meydanlarından yükselen sesler ile hız alan yalan makinelerinin çıkardığı gürültü arasında artık hiçbir fark yok. En fazla haykıranlar seçim hükümetinde bakan, seçim listelerinde ise liste başıdır.

Varna, Kırcaali, Plovdiv’te sabah sabah toplandılar. Liste başları halk önünde tartıştılar. Elektrikte “kesintili rejimden”, “bulanık suda balık avlamaktan” söz etmeden propaganda edemediler. Bulgaristan’ı dönüştürecek siyasi platform sahibi parti yok. Bireylerin seçimine odaklanmak zorunda bırakıldık. Tanıdığımız HÖH dışı listelerdeki öncelikli kadrolara oy verelim. Onları GERB listesinde arayalım. Bu listede 13 Türk ve 12 Pomak aday var, oyumuzu onlara verelim.

 

Türk olduğumuzu kanıtlayan en önemli belge, ruhsal ve bilinçsel hüviyetimizdir. Tarih boyu defalarca kullandığımız seçme hakkına dönmemizdir. Duruma göre hareket etme niteliğimizle yeni karakter oluşturuyoruz. Nenelerimizden duyduğumuz “öyle bırakıp gidilir mi!” sözü yeniden canlanıyor. Bu seçme hakkımızın özündeki ateştir ve alevleniyor. “Giden gider de, bir de döner”  havasında yaşam ortamı arıyor. Başka bir değişle, su başka bir suyun yolundan akmaz, her deremim kendi deresi, kendi balığı, kendi kurbağası, kendi kertenkelesi vardır. Bizim çalılıklarda çınar olmaz, ama bizim güvemler gibisi başka yerde yoktur. Kuzukulaklarımız eşsizdir. Çiğdemlerimiz öyle güzel açar ve doğaya öyle yakışır ki, koparmaya kıyıp sevdiğimize sunamayız. Güzeller de çifter çifterdir, derken doğanın tüm güzelliklerinin birbirine kardeş olduğu bilinciyle yaşadığımız ortaya çıkar.

 

İki kimlikliler derken çatal başlar değiliz. Bu, birinin ötekini tamamladığı anlamındadır.

 

YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN!” Mevlana’nın zamanından olsa da, günümüzde çok aktüeldir. O zamanlar, insanların bir gözü Selçuk dönemine bakarken, gönülleri de Osmanlı’nın Doğuşunu sezinliyordu ki, milenyum düşünürü bu duyumu işbu sentezle ifade etti. Şimdi de bir gönlümüzle Türkiye’de Başkan seçtik, ata vatanımızda ise parlamento üyelerini seçeceğiz. Bu iki devletin toplumsal gelişim sistemleri birbirini kovaladığından dolayı bir ikilik belirmiştir, ama zaman içinde fikirlerin üstünlüğünden doğacak kaynaşma galip gelecektir.

 

1989 Ağustosu’nda Türkiye’ye yerleşen Bulgaristanlı Türk aileler arasında Çatal baş soyadını alana rastlamadım. Türklük çatal değildir. Ayağı başı birdir. Son 25 yılda, sınır kapısının açık olması, ata vatanımıza istediğimiz zaman gidip gelebilmemiz, son yıllarda yaşlılar emekli olunca bahar yaz ve güzü dağ yamaçlarındaki altın ışıklı evlerinde geçirmeye başlamalarıyle gönlümüzde sevinç şimşekleri çaktı.

 

Şafakla uyanan horozlar “yeni bir gün doğdu, kalkın!” dedikçe insan bir başka oluyor. Dağlarımızda hayat canlanıyor. Bu defa birlikte dokuyoruz. Birbirine karışan sesler güç topluyor. Görüldü ki, biz 2 kimlikliler tek yürekli ve tek bilinçliyiz. Yerel seçimlerde, meclis oylamasında ve Avrupa Birliği Parlamento Genel Kurul vekili seçiminde ata vatana oy kullanmaya davet ediliyoruz. Zaferlerimizin zaferi nedir bilir misiniz. Yüzümüzü görmek, ismimizi işitmek istemeyenlerin biz olmadan bir işe yaramamalarıdır. Zaman gelecek onlar kayacak ve defnedecek insan bulunmayacak. Bu dünyanın aklı öteki dünyada geçmediğinden ebediyen yok olacaklar. Zafer oyumuza muhtaç düşmeleridir. Biz şu günlere bir asır ezilerek, hapishanelerde takunya sesiyle isyan ederek, tel örgüleri aşanların utkusuyla, göç kervanlarıyla, dinmeyen gözyaşı seliyle geldik ama muzaffer olduk.Yeni kimliğimizin oluşması öyle az sözle kısadan anlatılacak bir olay değildir. Osmanlı insan kardeşliğinde karşılıklı hoşgörü içinde yaşayan ümmetten, Türk’e, Türk’ten de Bulgaristan Türküne, Bulgaristan Türkünden soydaşa, tek vücut, tek ruh ve vicdanla çifte vatandaşa ve oradan da son çeyrek asırda YENİ TİP İNSANA yükselen bizleriz. Bu yol oluşum, biçimlenme ve bilinçlenmemizin övgü öyküsüdür. Bu sürecin içinde tek asırda iki defa dönüşerek, son çeyrek yüzyılda da bir daha kırılarak yenilenme izlenir. Dönüşüm ve kırılmalarımız gereksiz olandan ayrılma sürecini içerdiğinden dolayı dayanılmaz acılar içinde geçmiştir. Bu süreçlerde özden ödün vermeden, özümüzü koruyarak biçimsel uyum sağlamayı ustaca başarabildik. Büyük Göç özümüzü koruma yolumuzun duraklarından biridir.

 

Kuşkusuz bu dönüşerek yenilenme kendiliğinden süzülen bir oluşum değildi. İçsel etkenler yanında bir de öncelikle ve başlıca dış faktörlerin etkisiyle uyanıp hareketlendi. Doğasal pekişmemizde kendine yaşam gücü bulabildi. Biz bugün Bulgaristan Türkleri olarak, Bulgaristan’da hayatı bir etnik azınlık ortamında yaşatmaya çalışıyoruz. Evimizin dağ yamacında, yaylada, dere boyunda, köy merkezinde, kasabada, il merkezinde ya da başkentte olması fark etmez. Batıda ekmek parası aramamız da özümüzü yitirmiş olduğumuz anlamına gelmez.

 

Dağ köylerinde, en hücra yerlerde ocak tüt etmemizin anlamı budur. Hayatı kendimizden yana değiştirme yolunu seçen biziz. Kolay bir iş değil tabii. Öz anlamında, dostu ve düşmanı Türk olarak yaşamamıza alıştırma önde gelir. Biz öncüyüz! Sabırlıyız, olgunuz! Çünkü örnek aldığımız ve güvendiğimiz bir yer var. Aynı yolda yürüyen ve benzer sorunların, hele etnik konuları, demokratik ortamda,  barış süreci içinde başarılı çözen bir Türkiye var. Bize ilham veriyor. Zengin deneyimler sunuyor. Türkiye’deki gelişmeleri yakından izleyenler, uzlaşma, barışma ve güvenlik konularını barışçı çözen halkların tarih yazan halklar olduğuna inanıyor.

 

Bulgaristan’daki yaşam, Bulgaristan’a dönme, bayramda seyranda, iyi ve kötü günümüzde akrabalarımızla yakınlarımızla birlikte olma arzumuz hayırsever, yardımsever ve vatansever özümüzün ateşinden ilham alıyor. Yeni ortamda hepimiz olduğumuz gibi göründükçe zafer zaten bizim olacak. Biz hem Bulgaristan hem de Türkiye yaşamında, siyasetinde, sivil toplum örgütleri etkinliklerinde aktif oluşla her iki taraf için de yararlıyız. Siyasetin göbeğine yerleşen öncü bir gücüz.

 

Bizi anlamayanlara dünyayı anlatsak, doğru yolun güvenlik, huzur ve barış yolu olduğuna ikna edebilsek, tüm zaferler bizim olmaya mahkûmdur.

Yeni kimliğimiz Türkiye koşullarında oluştu. Ata vatanını unutamayan soydaşlardanız biz. Büyük Göçe Türkiye’ye gelmemiz aslında iyi ve yararlı oldu. Türkçe, İslam ve Türklük dünyasına daldık. Hasret giderdik. Atalarımız Türklük özlemiyle, üzüle üzüle, çeke çeke,  süründürülerek yıpratılmıştı. Türkiye’de Tük olarak yaşarken, Türk olarak yenilendik, tazelendik, güç topladık, takviye olduk, gözlerimiz bir başka parlıyor. Kök, soy, menşe, etnik köken masalları gömüldü. Türklük gerçek Türklükle kucaklaştı, kaynaştı, yeni elektrik aldı. Bizi gacal, takur tukur insanlar, ana dilleri bile olmayan kılçıklılar gibi mütalaa eden ve eritmeye kalkanlar artık utansın. 25 yılda Türkiye’de yepyeni yüksek bilinç ve derin ruh sahibi bir Bulgaristanlı Türk kuşak yetişti. Hem Ana hem de Ata Vatanımızı hepimiz seviyoruz. Yeni hareketlerimiz bilinçlidir. Ana dilimizi edebiyat düzeyinde bütün özellikleriyle öğrendiğimiz gibi, Türk tarihini ve Bulgaristan Türkleri tarihini de ayrıntılarıyla öğreniyoruz, yeni tarihi bizim kuşağımızın yazacağından eminiz. Varız ve olacağız bilinciyle yaşıyoruz. Bulgaristan’daki kardeşlerimize her bakıma yardımda bulunmaya hazırız.

 

4 Ekim 2014 Kurban Bayramına rastlayan bu parlamento seçimlerinde hepimiz aktif olmak zorundayız. Türkiye’de 27 Mart ve 10 Ağustos Başkanlık seçimlerinde çok etkin ve aktif olduk. Yeni başkanın seçilmesine oy verdik. Yeni ve geleceği olanı destekledik. Oyumuzu bilinçli kullandık. Bulgar meclis seçimlerinde de aynı şekilde oy kullanmak zorundayız.

 

Hak ve Özgürlük Partisi’nin 16 il seçim listesi başkanı olarak hiç birimizin tanımadığı ve memleketimize yararı dokunacağına inanmadığımız kişileri dayatması, Daniel Peevski gibi milletvekili adaylarının öz partimizi kamu atı gibi kullanması, isimlerini işitmediklerimizin bizim adımıza konuşması ve bizden yüz binlerce oy talep etmeleri hepimizi üzüyor. Yeni kimliğimizde dallanan hayat şevkimizi kırıyor. Türkiye’deki soydaşlar, yeni Türkler çifte vatandaşlar Bulgaristan’da seçme ve seçilme hakkını kendi adaylarını seçmek için kullanmak istiyorlar. Birkaç dil bilen, davamızın omurgasından gelen, Batı üniversitelerinde eğitim görmüş yüzlerce kadro yetiştirdik onlara seçilme hakkı istiyoruz. Türkiye’de bize 157 seçim sandığı kurduran zihniyetin majoriter yani mutlak ekseriyet sistemine göre oy kullanmamıza imkân vermeyen usulü kınıyoruz. Onların istediklerini seçmek istemiyoruz.

 

Yetiştirdiğimiz yeni karakter sahibi kadrolara ön verme, kapı açma ve Bulgaristan’ı baştanbaşa değiştirecek olanaklar yaratma en büyük arzumuzdur. Oyumuzu eğitimli, politikayı bilen, deneyimli ve atıldan, öz davamıza bağlı olan kadrolara vermek istiyoruz.

 

Neriman ERALP

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir