Rafet ULUTÜRK

7 Haziran günü Türkiye’de genel seçim yapıldı. Demokrasilerde belirleyici olan seçimlerdir. Politik yapılanmayı belirleyen seçim sonuçları yani halkın iradesi olur.

Ortaya çıkan tabloda toplum dörde bölündü. Başı çeken güç olarak demokratikleşme mücadelesinde öncü olan AK Parti en fazla oy alarak, iktidar dizginlerini elinde tutmaya devam ediyor. Biz son seçimle ilgili daha önce yazdığımız yorumlarda, tarihsel süreci akan bir ırmak gibi, seçimleri bir şelale gibi, seçim sonuçlarını da şelale sularının düştüğü yerde oluşan derin girdap gibi anlatmaya çalıştık. Şelale olayı nesnel bir yasallık olduğu gibi, toplumsal olaylar da nesnel sosyal kuralları olan bir gelişmedir. Kimse önceden bu şöyle ya da böyle olacak diyemez. Görüldüğü üzere seçimden sonra tam bir ay geçmesine rağmen, girdabın oluşturduğu gölün üzerinde beliren 4 politik parti, Türkiye’nin yeni aydın geleceğini belirleyecek ve Türkiye devletini kazasız belasız yeni ufuklara götürecek kaptanını henüz bulamadı.

Biz bu irdelemeyi bu noktada kesmek istiyoruz, çünkü öngörüyle işgal eden sosyoloji bilimi en modern elektronikle donanmış olsa bile,  deneyler geleceği tam olarak görebilen insan mantığının henüz çok az ışık verdiğini her gün doğruluyor. Günlük yaşam hayatta birçok şeyin zeka ve akla karşı oluştuğunu da doğrulamaya devam ediyor. Biz, Türkiye halkının ruhunun değişmediğine inanıyoruz. Biz, Türkiye’de tek ulustan uluslar demetine, tek partiden çok partililiğe dönüşen toplumun töreler ve zihinlerin öngörüsü açısından kendisini yenilemekte olduğunu görüyoruz. Biz, bir başbakanın, bakanların, hükümetin adının, bileşiminin değiştirilmesinin halkın zihniyetini değiştirmediğine inanıyoruz. Türkiye halkı daha fazla demokrasi, daha büyük özgürlükler istiyor. Bu yol hepimizin yoludur.  Bu bakıma 3 partili bir parlamentoda, artık 4 partili bir meclis olduysa, bundan demokrasi yara almaz. Bu biçimsel bir değişimdir, özü etkilemeyecektir.

Öyleyse bugün içinden çıkılamayan siyasi girdap nedir? Neden 4 siyasi partiden hiç biri siyaset gemisine hükümetim kurdum bayrağını dikip yol almaya başlayamıyor?

Seçim siyasi bir olaydır. Siyasetin dayanağı insanların zihinlerinde yerleşmiş inançlardan kaynaklanabilir. Mesela Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) partilerinin siyaseti artık katılaşmış zihinsel birikimlerin özgün belirtisidir. Biz “Heykeller Dönüştürülemez” yazımızda konuyu işledik. Kemikleşen siyaset dogmalaşır, yenilik kabul etmez, ileri açılamaz. Buna rağmen bu iki siyasi partinin oylarını muhafaza etmesi, ancak halkta bir h o ş n u t s u z l u k olduğu anlamına gelir. Bu hoşnutsuzluk politik olarak çok uyanık olan İstanbul, İzmir, İzmit, Ankara, Bursa vb şehirlerin oy oranlarında değişiklik olmaması, halkımızın gelenekçi ve eski ilkelere sımsıkı bağlı olduğuna kesin kanıttır. Kürt azınlığın ulusal uyanışı coğrafya olarak kendilerinden çok uzak bir bölgede –Güney Doğu’da – dallanıp budaklandığı için, bu etkileşim onların duygularına doğrudan doğruya hitap etmiyor. Ne var ki, hoşnutsuzluk olduğundan söz etsek de bunun yaygınlaştığını ve güçlenen bir topluluk olduğunu söylemiyoruz. Türkiye’!nin yenilenerek kalkınması öncelikle bizim soydaşlarımızın yaşadığı kentlerde ve yörelerde gerçekleştiğine, hoşnutsuzluk bir durgunluğa tepki değildir, sosyal yaşamın iyileştirilmesi çabalarına da tepki değildir. Hoşnutsuzluk belki de yöneldiğimiz yeni uygarlığın ayarının önceden dengelenememesine olan bir tepki olabilir.

Bu noktada, öngörülemeyen bir olgu olduğunu duyumsayanlar olabilir. Son aylarda Türkiye’de modern bir devrimle hükümetin bir gecede alaşağı edileceği sezgisi de yerinden kıpırdamıştı. “Paralel Yapı” ve onun hazırladığı darbe başarılı olsaydı, bu duyum doğru olabilirdi. Fakat Sarın Başkanımız T. Erdoğan yönetiminde bu sayfa kapandı. Biz 6 Haziran seçim sonuçlarını görünce Türkiye’de aşırı boyutlara uzanacak bir hoşnutsuzluk birikimi olmadığına inandık. Türkiye’nin geleceğinin AK programlarına dayanacağına inandık. İnanıyoruz. Biz AK Parti tarafından yönetilen halk kitlelerinin gücünü zincirlerinden boşanmış halk kitlelerinden aldığını görüyoruz.

Öyleyse biz soydaşlar açısından sorun nedir:

Biz, sosyal devrimi, ekonomik atılımları başarılı götüren Türkiye’nin, bu davada öncü olan AK Parti’nin uygarlığımızı ilerleteceğine inanıyoruz. Bizim uygarlığımızsa kopya bir medeniyet değildir. Kendi yaşam tarzımız ve kültürümüzün birikimleri dışında İslamiyet’in ve Bizans’ın bıraktığı uygarlık kalıtlarının hepsini içine almış sonsuz bir birikimdir. Biz geçmişin asla ölmediğine inanıyoruz. Çünkü geçmişimiz dışımızdan çok içimizdedir ve ana güç kaynaklarımızdan biridir.

Şunu da eklemekte yarar olacağına inanıyorum: Bazı devrim havarilerinin, belki de bu anlayış biz Bulgaristan Türklerinde, komitacı havarilerin kol gezdiği bir diyardan geldiğimiz için hep vardır, biz devrimlerle derin reformlarla tarih içinde bir kopuş yaşandığına inanmıyoruz. Değerlendirmemiz farklıdır. Bizdeki komitacıların “yeni bir dünya yaratmak” – geçmişten tamamen kopmak” gibi saçmalıklarla halkı aldattığını gördük. Geçmişle bugün birbirinin devamıdır, aynı bütündür. Bu bakıma biz HDP partisinin meclise girmesini de sokakta yürütülen ve 1000 yıllık bir beraberliğin devamı olan bir politikanın biçim değiştirerek meclis kürsüsüne taşınması olarak algılıyoruz.

Hoşnutsuzluğun kökleri nerededir sorumuzun cevabını ise, Türkiye’nin henüz geliştirmeye başladığı Bilimsel devrimin niteliğinde arıyorum. Dün adı hırsız olarak gazete manşetlerinden düşmeyen bazı şahısların isimlerini Üniversite kapılarında gördükçe ürküyoruz. Burası “kovboy”, “mafya”, “dolandırıcı” eğitim merkezi mi sorusu kulaklarımızı rahatsız ediyor. Şerefsizlerin onurlu halkımızın önüne geçmeye çalışması hoşnutsuzluk yarattı. Konu budur. Şerefsizliğin olduğu yerde bilim olmaz. Bilimin olmadığı yerde toplum boğulur ve yarınlarımızın kararlı endişesi bugünkü hoşnutsuzluğun ana nedenidir ve son seçim sonuçlarına yansımıştır.

Girdaptaki gemi bu durumda yön bulup yelken açamaz.

Türkiye’yi erken seçim bekliyor.

Reklamlar