Türk Milleti Hoşgörülüdür -1-

hamiyet-cakir Hamiyet YILDIRIM

Konu: Hoşgörü dünyasında buluşalım.

Günlerden pazardı. Hava kapalıydı. Hafif bir sis tepelerde dalgalanıyordu. Teğmen Festings, karşılıklı sağlanan geçici ateşkesi fırsat bilerek birliğiyle birlikte sessizce cephe gerisindeki sahra kilisesine gidiyordu. Festings, savaşın şiddetini azalttığı ver Pazar, fırsatını bulunca böyle birliğiyle birlikte kiliseye gidip ibadet ederdi.

İngiliz teğmen, tedirgin bakışlarla fundalıklar arasında gezinin sisle birlikte yol alıyordu. Yüzünde endişe vardı. Yolu kaybetmişti. Birliğini endişelendirmemek için durumu kimseye hissettirmemeye çalıştı bir süre. Ne var ki askerler de yollarını kaybettiklerini anlamışlar, tedirgin bakışlarla etrafı kolaçan ederek ilerliyorlardı.

Bir anda kendilerini Türk siperlerinin ortasında bulmuşlardı. Türk çavuşun tok sesiyle oldukları yere çivilendiler.

  • Dur! Kimse kımıldamasın. Eller havaya!

Türk çavuşun söylediklerinin anlamını bilmiyorlardı, ancak eşik düştüklerini anlamışlardı. Türk askerleri çoktan etrafını sarmıştı. Teğmen Festing, hemen ellerini havaya kaldırdı. Kumandanlarının ellerini kaldırdığını görünce, tereddütsüz diğer askerler de ellerini kaldılar. Bir anda esir düşmüşlerdi. Hepsinin gözlerinde tarifi imkânsız bir korku vardı. Zira kumandanları: Türk askerlerinin acımasız, vahşi, esirlere işkence eden, korkunç varlıklar olduklarını anlatmıştı. Hepsi, karşılarında silahlarını kendilerine doğrultmuş olan Türk askerlerinin gözlerinin içine bakıyordu.

Teğmen Festings, Türk birliğinin başındaki çavuşa İncil’i göstererek silahsız olduklarını ve ibadet etmeye gitmekte olduklarını anlatmaya çalıştı. Esirliği kabullenmiş, canını kurtarma telaşına düşmüştü. Zira İngiliz askerlerinin, Türk askerlerin olmadık işkenceler yaparak öldürdüklerine bizzat şahit olmuştu. Türklerin kendilerine işkence ederek öldürmelerinden endişe ediyordu.

Türk birliğinin çavuşu, gözlerini Teğmen Festing’in gözlerinden hiç ayırmıyordu. Onun bakışlarındaki niyeti anlamıştı. Esir İngiliz birliğini, önüne takarak takım kumandanının yanına götürdü. Sonra da teğmenine olanları anlattı. Türk teğmen, önünde bekleyen İngiliz birliğine göz gezdirdi. Başta İngiliz teğmen hepsi korkmuştu. Türk teğmen eğitimliydi, İngilizlerin dilini anlıyordu. İngiliz teğmenin gözlerinin içine baktı.

  • Savaşmak, sadece öldürmek demek değildir. Yeri geldiğinde esareti, ölümü göze almak demektir. Bakışlarınızdaki bu dehşetli korkunun sebebi nedir Teğmen?

İngiliz teğmen yutkunarak cevap verdi:

  • Sizler hakkında çok şey duyduk da ondan.
  • Ne gibi şeyler?
  • Sizlerin esirleri kesip yediğinizi duyduk. Acımasız ve vahşı olduğunuzu duyduk.
  • Türk milleti yamyam değildir. Tarihinin hiçbir döneminde de mazluma el kaldırmamıştır. Şimdi söyleyin… Neden buradasınız?
  • Sahra kilisesine ibadet etmeye gidiyorduk. Yolumuzu kaybettik. Baskın gibi bir niyetimiz yoktu. Görüyorsunuz silahsızız. Elimizde sadece İncil var.

Türk teğmen, anlatılanların doğruluğundan emin olmak istedi. İngiliz teğmenin gözlerinin içine bakarak konuştu:

–  Sözlerimizin doğru olduğuna, ellerimizdeki kutsal kitap üzerine yemin eder misiniz.

İngiliz teğmenin gözlerinin içi parladı. Bu sözde kurtuluş umudu saklıydı. Ölümden kurtulmak için dil dökerken, esirlikten dahi kurtulma umudu belirmişti.

Esaretten kurtulmak da geleceği için çok önemliydi. Esir olmak, bir İngiliz kumandan için bir nevi ölmek demekti. Zira savaşta esir düşen bir kumandan, esaretten kurtulunca askeri mahkemeye verilir, hataları varsa derhal ordudan atılırdı. Oysa Teğmen Festing’in ileriye dönük büyük hayalleri vardı.  Şimdi, karşısında duran temiz yüzlü genç Türk teğmen, onun hayallerine izin vermek için bir ışık sunuyordu.  Elini havaya kaldırarak heyecanla bağırdı.

  • Evet, ederiz.

Birliğine dönerek eliyle işaret etti. İngiliz birliğinin tamamı ellerindeki kitaplarını havaya kaldırarak:

  • Evet, yemin ederiz, dediler.

Türk teğmen çavuşa işaret etti.

  • Biz inançlı insanlara saygı gösteririz. Bırakın ibadetlerini yapmaya gitsinler.

İngiliz teğmen, çavuşun serbestsiniz, işaretini tam anlayamamıştı. Atılıverdi:

  • Yani serbest miyiz?
  • Biz hoşgörülü bir milletiz. İnançlara saygılı bir milletiz. Bizim topraklarımızda Hıristiyanlar ve Müseviler, yüzyıllarca ibadetlerini yapmaktadır. Siz Türkleri yanlış tanımışsınız Teğmen.

Teğmen Festing duyduklarına inanamamıştı. İngiliz birliğinin arasında bir sevinç çığlığı koptu.

Bir anda esaretten kurtulan İngiliz teğmenin yüzünde tuhaf bir şaşkınlık vardı. Birliğiyle beraber, tepelerin ardına süzüldü. Hala olanlara inanamıyor olmalıydı ki tedirgin bakışlarla arkasına bakmaktan geri duramıyordu. Türk siperlerinden epey uzaklaşmışlardı. Sis biraz olsun dağılmıştı. Öğle vaktiydi. Geride kalan Türk siperinden dalga dalga ezan sesi yayılmaya başladı. Festings bir an durdu. Daha önce de duyduğu bu sesle içinde hoş bir ürperti meydana gelmişti. Yürümeye devam etti.

Türk siperlerinden ayrıldıktan sonra askerlerinin gözlerine hiç bakmamıştı. Onlara Türkler hakkında yanlış bilgi verdiği için kendinden utanıyordu.  Askerlerin ağzını bıçak açmıyor, sessizce kumandanlarının ardından ilerliyordu. Hepsi, hâlâ yaşadıklarına inanamıyor gibiydi.

Teğmen Festings, başı yerde isteksizce ilerliyordu. Kendileri Türklere hiç acımazken, Türkler neden bu kadar insanî davranıyorlardı ki? Bu davranış, Türklerin dinlerinin emrettiği bir davranış olsa gerektir, diye düşünüyordu. Türk siperlerinden yükselen tatlı ezan sesi hala kulaklarında çınlıyordu.  Bir daha askerlerine Türkler hakkında kötü bir şey söylemeyi düşünmüyordu. İçinde, gideceği yere ve savaşa karşı bir isteksizlik belirmişti.

  • Tanrım ben bu insanlarla nasıl savaşacağım, diye mırıldandı.

***

BGSAM –Stratejik Araştırma Merkezi, hoşgörünün (tolerans) son yıllarda Bulgaristan siyasetçilerinin diline fazlasıyla dolaştığını dikkate alarak ve geçen ay kuruluş kurultayı toplanan Lütfi Mestan öncülüğündeki DOST partisi ismine de Bulgarca olarak alındığını dikkate alarak 10 bölümlük bir “Hoşgörünün farklı anlamları” konulu araştırma yayınlayacaktır. Bilindiği üzere Bulgarca, Rusça ve Almanca gibi diller “tolerans” değimini Fransızcadan almışlardır ve Fransızcadaki anlamından da çok değişik bir anlam yüklemişlerdir. Bizim için esas olan pek tabii ki, Türkçemizdeki hoşgörünün derin anlamı ahlak ve siyaset temeli olmasıdır.

Gelecek haftaki konumuz MEVLANA VE HOŞGÖRÜ

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir