Muazzez YURDAKUL

Konu:  Geçmişimizi öğrenmeden doğru yol bulamayız.

Önce okurlarımı, öğretmen kardeşlerimi, öğrencilerimi, tüm yakın ve akrabalarımı 2017 yılı Yılbaşı vesilesiyle kutluyor, hepinize sağlık başarı ve mutluluklar dilerim.

BGSAM kadrosundan eğitim sorunlarına ilişkin çalışmalarda bulunan biri olarak, sizlere yeni yılında başında, bir dizi yazımla Bulgaristan’da eğitim davamız, tecrübelerimiz, kayıplarımız, alabildiğimiz yol ve yeniden yeşermemiz için yapmamız gerekenlerle ilgili fikirlerimi açmak istiyorum. Çünkü, kim ne derse desin, yalnız evde anne ve babaların özverisi ile, Türkiye’de yakın, akraba ziyaretleriyle Bulgaristan Türklerinin kimliliklerini yaşatma davasında kısır kalırız, kültürün bitti, üretildiği ve yüceldiği yer okuldur. Hocaların, öğretmelerin elinde su içmeden ne düşünmeyi öğrenebiliriz ne de çağdaş dünyaya ayak uydurup mutlu olabiliriz.

Çocuklarımızı Bulgaristan’da gönderip İngilizce yüksek eğitim almaları masrafını ödemekle de Türk milliyetçisi, Türkçü, Türk halkının öz davasına bağlı kişilik eğitilemediğini görüyoruz.

Önce size Bulgaristan’da Özel Türk Okullarının Bulgaristan Türklüğünün, yanı atalarımızın çağdaşlaşmasına olan katkılarından söz etmek istiyorum.

93 Harbi bozgunundan sonra Bulgaristan Türkleri okul kurmak için Bulgar devletinden para pul istememişti. Özel bir karar bile almadan, özel eğitim ocaklarımızı tüttürmek için harekete geçti. İki üç sınıf odalı okullarda çocuklarımız arıların kovana girip çıktığı gibi ders kitapları koltukta vızıl vızıl bilgi dağarcığını dolduruyor. Zaman değişti tabi.  Şimdi bilgilerin tümü cep telefonunda, tablette, laptopta ve kullanma yöntemini bilenler tarafından hemen kullanılabiliyor. Aranızdan daha uyanık olanlar her şey değişiyor, vaktiyle hesaplar kum üstünde yapılıyormuş, eski çağlarda insanlar  bizden sonra ne olur ne olmaz düşüncesiyle en değerli bilgileri sert taşlar üzerine yonmuşlar, sütunlara ya da levhalara yazarak ebedileştir. Kütüphanelerin de bilgisayar ortamına yüklendiğine tanık oluyoruz. Buna rağmen, atalarımızın 1878’den başlattığı eğitim seferberliği tüm düşüp kalkmalara rağmen 1960 yıllarının sonuna kadar ayakta kaldı, sürdü.

Atalarımız hem dini hem de dünyevi okul kurmuşlar. Bu işler o zaman da cesur insanların işleriymiş. Rus-Türk Savaşından sonra gayet sefil ve yetersiz bir ortamda, Osmanlı kırıntıları dedikleri tabanda Türklüğü yeşertme çabalarında birleşen öğretmenlerimizin o zamanlarda kefeni giymiş insanlar olduğunu yazmama bilmem gerek var mı?  Düşüne biliyor musunuz?

Kocaman Rus İmparatorluğunun Müslümanlığı ve Türklüğü yok etmek, küllerini bile toplayıp denize savurmak için geldiği Rumeli topraklarında yeni Türklük ve Müslümanlık fidanları dikmek için yapılan çalışmalar olağanüstü cesur yürekli aydınlar gerektirdiğini bugün de hissedebiliriz.Şöyle ki,  o zamanlar ortamın ne kadar boğucu olduğunu, bugün de  hissedebilmemiz için, Osman Paşa askerilerinin kemiklerinin toplu mezarlardan çıkarılıp değirmenlerde öğütülerek İngiliz Osmanlarına saçıldığını yeterlidir sanıyorum.

Açmak istediğim konunu geçen asır boyunca çok aktüel olduğuna işaret ederken, irfan (aydınlanma) davamızın özel okullarımızda başladığını, fakat daha 1920’de Bulgar Devletinin Şumen’de Devlet Türk Pedagoji okulu kurduğunu yani siz çocuklarını özel okullarınızda okutabilirsiniz ama öğretmenleri ben eğiteceğim, dedi. Bu çalışmaların sonucunda 1946’dan başlayıp 1960 yılı sonuna kadar Bulgaristan Türklerinin tüm okullarına Sofya devletinin el attığını, devletleştirme gerçekleştirdiğini hatırlatıyorum.

Bu noktaya işaret etmemin nedeni şudur. Bulgar devleti, İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca gibi hem Sofya’da hem de bir çok il merkezinde mevzuat uygulanmasına izin verirken, Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerde Türk dilinde eğitime izin vermiyor. O zaman Türkçe eğitim yalnız özel okullarda mı olacak. Öyleyse ne bekliyoruz!

Okulların tanımlanması konusuna bir göz atalım.

O uzak ilk dönemde, özel azınlık okulları, yasal statüleri bakımından, koşullu olarak, Bulgaristan eğitim sisteminin bir parçası olarak tanımlayabiliriz. Tabi biz de özel okul ağını bir alt sistem olarak değerlendirmek istiyoruz. Şunu da unutmayalım bu sistem Bulgaristan yasalarına göre kurulmuş ve örgütlenmişti ve Bulgar eğitim görevlileri bu sistemi denetleme hakkına sahipti.

Demek oluyor ki, Türk okullarımızın ve eğitim sistemimizin köküne ölüm suyu dökme okullarımızın Bulgar devletleşti tarafından devletleştirilmesi yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. 1992’de sosyalist devlet tarafından devletleştirilen taşınmazların iade edilmesi yasası çıksa da bizim için olunca bu işlememiştir.  İkinci olarak, bizim bu karasuyu geçebilmemiz için eğitim sistemimizi, aydınlanmamızı yok eden fikri öldürmemiz lazımdır.  Çünkü bir etnik azınlığın okulsuz bırakılarak göçe zorlanması ya da çağdaşlaşma dışı bırakılması eğitim soykırımıdır. Hiçbir uluslar arası antlaşma Bulgaristan’a böyle bir hak tanımamıştır.

Konumuza devam edelim. Bulgaristan’da özel Türk okulları statüsü, ilk olarak 1895’te onaylanan Eğitim Kanunu ile belirlenmişti.  Söz konusu yasada yer alan ve kuralar Stefan Stanbolov hükümeti (1891)  Kamu ve Özel Okullar Yasası ve Demokrat Parti iktidarı döneminde onaylanan (1909) yasalarıyla geliştirilerek sonuçlaştırılmışlardır.

Üç yasa da Müslüman okullarına , eğitimi düzenleme belirli ölçüde öz yönetim hakkına sahip özel  özel statüsü vermişti. Özyönetim gerçekte devlet yönetimiyle birlikte uygulandı. 1891 Yasasında, Eğitim Bakanlığı, organları aracılığıyla tüm özel okulları denetlemiştir. Özel durumlarda bakanlığın bu okulları kapatma hakkı da vardı. 1909 yasası özel okullara, devlet okullarında uygulanan ya da ondan farklı öğretim programları kullanma hakkı tanıyor.

Türk ahalisi, 1944’te yeni sosyalist ortamda etnik kimliğini üretip pekiştirebilmek için, 1877–1878 savaşı esnasında çökertilen eğitim sistemini yeniden ayaküstüne kaldırıp düzenlemeyi başarıyor. Bulgar Prensliğinde 1894 – 1895 eğitim öğretim yılında 1 300 okulda 72. 582 Türk öğrenci eğitim görüyor. Okulların 16’sı rüştiye olup 554 öğrenciye eğitim veriyor.

1911- 1912 eğitim – öğretim yılında okul sayısı 1 081, öğrenci sayısı 57 264’de düşüyor. Geçen asrın başında rüştiyelerin sayısı 29’a çıkıyor, 12 medresede 438 öğrenci bulunuyor.

20.asrın başlarında şehir ve kasabalarda eğitim ve öğretim sistemini, dünyevi dersleri ve onlara ayrılan saatleri çoğaltarak çağdaşlaştırma hareketi baş gösteriyor. Ancak tutucu çevreler buna larşı çıkıyor. Bu sebeple eski usul –yeni usul mücadelesi başlıyor. Okul encümenlerinin çoğunluğu, özellikle köylerde, tutucu kesimi destekliyor. Bu nedenle okullarda yenileşme hareketi çok ağır gelişiyor.

 

Şimdi tek bir köy okulumuzun kalmadığı dönemde, 100 yıl öncesinin köy tutuculuğunu ele almamız biraz olmadı diyebilirsiniz. Ben bunları o zaman köylülerimizde eğitim konusuna, davasına, öz ve biçimine, okunan derslere büyük önem vermekte olduğuna işaret etmek için yazıyorum. Bu gün bu duyarlılık sanki tamamen yok olmuş gibi. “Benden sonra tufan havası var”

Bir defa, ana babalar, ne olur ne olmaz, Bulgarin arşivinde çocuğum için bir imzalı belge olmasın diye, gönüllü Türkçe dersi dilekçesini bile ne dolduruyor ne de imzalıyorlar. Bu da olmadı tabii. Londra’da gurbetçi bile olsan çocuğunun Türkçe öğrenmesi yolunu açacaksın. Buna imkanın yoksa yakınlarından birine vekaletname verip, yada tatile döndüğünde gidip okul müdürünle konuşarak bu sorunu mutlaka çözeceksin.

Öte yandan, öğretmenlerimiz de sanki duyarsızlaştı. Kalbinde Türklük ateşi yanmayan bir kimse Türk dili öğretmeni olamaz. Olsa da işe yaramaz. Türkçeyi sevmek cennet kapısıni ardına kadar açmaktır.  Halkın hayır duasını almaktır.

Bulgaristan’a doğum kutlamaya, çocuk görmeye, yaz aylarında tatile falan giderken çantanın içine birkaç masal kitabı, masaş CD’si ya da bir flaş atmayı ihmal etmeyiniz. Böyle bir hediyeden daha büyü olmaz. Şöyle anlatayım. Çocuklar kafalarında milyarlarca kapalı hafıza kutusuyla doğuyor. Bunların ne kadar olduğunu anlatabilmem için yazıyorum, bu bellek hücrelerinin arasındaki bağların birbirine eklendiğinde Ekvator’un boyu kadar oluyormuş. O kadar çok yanı. Bunların açılması 1 ile 4 yaş arası oluyor. Siz bunları masal, şarkı, türkü, görsel, film oyu vs ile Türk dilinde açarsanız, yanı çocuğa Türkçe konuşursanız anadilimizin evde atılması zorunlu temelini atarsınız ve evladınızın daha öte hayatını kolaylaştırmış olursunuz.

 

Anne, anneanne sesinden masal dinlemek ne güzeldir.

Çocukluğumda aynı iyi niyet yolarlıya getirilmiş kitaplar arasında Reşat Nuri’nin “Çalıkuşu”, Orhan Veli’nin şiirleri ve Nasrettin Hoca masalları ve başka kitaplar vardı. Yaşlıların elinde düşmezdi. Zamanlar değişti tabii. Şimdi TV düğmesi var.  Şimdi tabletler var, istediğiniz kadar masal ve çocuk şiiri yükletip beraberinizde götürebilirsiniz. Bunların hepsi internet bağlantılı bilgisayarlarda da var. Türkiye’ye gelen ve Türk kültürü, mitolojisi, çocuk eğitim dünyasında yüzen ve sonunda emekli olan öğretmenlere bu bakıma çok vazife düşüyor. Türklüğü yeniden üretmek zorundayız. Köylerinize giderken Türklük anahtarlarını yanınıza alacaksınız, o rada çağdışı bırakılmak istenen kız ve gelinlere çocuklarına evde Türk ortamı yaratmayı öğreteceksiniz. Kendinizin Türk programlarında film izlemeniz iyi de, çocuklarınıza da masalları ve oyunları izleteceksiniz. Bu kutsal bir davadır. Bu işler Bulgar devletinden bir şeyler beklemekle asla ve asla çözülemeyecek. Bunlar senin ve benim, tüm öğretmenlerin, hepimizin en kutsal vazifesidir. Üretilmeyen kültür ölür. Bildiklerimizi devretmek zorundayız. Bu vazifenin adı yasaklanan Türklüğümüzü yeşerterek yeniden üretmektir. Dünya insanlarının en büyük özlemi Türkler arasında, Türk ortamında yaşamaktır. Türk değerlerine kaldırılan eller er ya geç kırılır.

Konumuza devam edeceğiz. 

Reklamlar