Seyhan ÖZGÜR

 

         Temmuz ve Ağustos ayında yayınlanan “Sen Çöp Bile Olamazsın” dizi yazılarımdan sonra, Hak ve Özgürlükler partisi HÖH kurucularından, eski Genel Başkan Yardımcısı ve şimdiki Şeref ve Özgürlük Partisi ŞÖP lideri Kasim Dal, Türk basınına verdiği son demecinde şunu itiraf etti: “HÖH yönetiminin Türklükle hiçbir alakası yok. Onlar Türklüğe karşı eğitilmişler. İç yüzlerini gördükten sonra çöplüklerin arasında nasıl kalabilirdim ki!” Bu satırları seçip de buraya eklememin nedeni, “ileri gitmediniz mi?” diye sitem edenlere cevabımızdır.

Ne yazık ki, K. Dal demecinde, ana soruna yani H A İ N L İ K konusuna değinmiyor.

Bize yaptıkları en büyük kötülük HAİNLİK.

Gelişmeleri izleyen okurlarım, “Hainliğin” nasıl bir iş olduğunu, Bulgaristan Türkleri ile ilgili hangi biçim ve boyutlarda baş gösterdiğini daha derin, her yönlü, geniş kapsamlı ve kıyaslamalı yazmamı rica ediyorlar. Onlar, baş hain ile yardımcı hainleri, yalaka hainleri tek tek bilmek, hatta resimlerini yayınlamamızı ısrar ediyorlar.

Bu arada bazı okurların hainleri ne kadar anlatırsanız o kadar halkça tutulmalarına hizmet ediyorsunuz, kirli işler iyi niyetlerimize karıştıkça, su bulanıyor. İstemesek de, hainlik değirmenine su taşımız oluyoruz, diye yazmışlar.

Hele seçim öngünlerinde isimlerini ağza alanlar onlara reklâm yapmış oluyor, bu yüzden tepki göstermiyorlar. Diye yazanlar da var. Yazıların hepsinde Bulgaristan Türkleri ve Müslümanlarının öz davasına en büyük hainliği yapan kişinin baş hain Ahmet Doğan olduğunu onaylıyor. Hainliğinin tüm ayrıntılarının ortaya konması,  yeni kuşağı uyanık eğitmek açısında, şeffaf bir ortam yaratılması için yararlı olduğu görüşüyse hakim durumda.

nda duruma getirilmesinde ısrar ediyorlar. Bu konuda kitap basılması gereğine işaret edenler var. Direniş ruhuyla yaşayanlar hainin en güçlü projektör ışığına çekilmesinde ayak diriyorlar. Dizimin ilk üç bölümü toplanıp sesle okuyanlar: “Akan sular durdu!” demişler.

Gelgelelim bizim ülkemizde “hainleri” övenler de az değil. Artık rahmetli olan Prof. İbrahim Tatarlı, (HÖH eski milletvekili) kitaplarında hainlerin hainliklerine dokunmadan “kahramanlıklarını” anlata anlata bitiremedi. Hem Bulgarca hem de Türkçe yan yana, bir arada, ayrı ayrı yazdı, HÖH parasıyla bastı ve parasız dağıttı. Hedefi hainlerden kahraman yapmaktı. İnananlar oldu. Önemli olan sular akarken durulur. Tatarlı, 80 yıllık yaşamının ana yapıtı olan “Bulgaristan’da Türk Kültürünün Problemleri” kitabında olayları bile bile ters anlattı.

Konuya girelim: Bir toplumda olabilecek en aşağılık yaratık, haindir. Bir insanın taraf değiştirmesi, soyunu, yakınlarını, komşularını, etnik topluluğunu en ağır döneminde satması, akıl fikir alacak bir kötülük değildir. Doğal olarak ezilen azınlıkta yer alırken ezenlerden yana çıkmak af edilir bir suç değildir. 1980’lerde amansız ezilen Türk ve Müslüman azınlığa sırt dönüp zülüm eden totaliter rejimine ihbarcılığı seçmek aklanmaz yüz karasıdır.  Hainliğin af edilir bir yanı yoktur. Bu iğrençlik halkımızda her zaman nefret uyandırmıştır. Bulgaristan’da HAİN dendiğinde ilk akla gelen HÖH Partisi sözde “kurucusu” ,“lideri” şimdiki ve “fahri başkanı” Ahmet Doğan akla gelir. Doğan dendiğinde BAŞ HAİN akla gelir. Bulgarlarsa A. Doğan dendiğinde MAFYA ŞEFİ anlıyor.

Tarihte hainliğin cezası iptir, kütüktür, ölümdür.

Halkıma ölümcül darbe indiren BÜYÜK HAİNLİK fiilen 1985’te başlamıştır. Daha önce de insanlarımızı gammazlamış, arkadaşlarını jurnallemiş olan BÜYÜK HAİN – Doğan hakkında arkadaşı Kasim Dal şöyle diyor: “Dosyaları okuyunca gördüm ki, Ahmet Doğan Türklere karşı eğitilmiş, Türklerin asimile olması için, Bulgaristan’da bir tek Türk kalmasın diye eğitilmiş. Komünist partisinin yaptığını biz ne yazık ki Ahmet Doğan’la yapmışız.”

Kaimin söylemediği ve yapmadığı ise şudur: DÜŞMAN ZAMAN ZAMAN SAYGI UYANDIRABİLİR, AMA HAİN DAİMA MAHKÜM EDİLİR. A. Doğan yaşıyor. Rahatı da yerinde! Bunu nasıl mı anlayalım?

Sultan Abdül Hamid 93 Harbinde (Plevne Savaşı) Osmanlı’yı İngilizlere ihbar eden Başbakan Mithat Paşayı ölüm boyu sürgün etmiştir.

Biz Ahmet Doğan’ı ne sürgün ne de hapis edebiliriz, çünkü onu kullananlar bugün Bulgaristan’da hakim durumdadır. Demokratikleşmemiş bir Bulgaristan’da totaliter düzen ajanlarını yargılamak ne yazık ki, hala mümkün değil. Çünkü totalitarizm uzantıları ile Türklere karşı hainlik edenlerin menfaatleri bugün de örtüşüyor, birbirlerini kolluyorlar, görüyorsunuz Türk yiğitlerden “sen benim babamı öldürtürsün ha!” sesleri yükselmeye başlayınca, Doğan özel korumaya alındı. Yaptığı hainliğin değeri o kadar yüksek ki, devlet ona koruma verdi, sarayda yaşatıyor, kılına dokunulmasına fırsat tanımıyor. Oysa genel kurala göre hainler köpeklere atılır. Besbelli bir bildikleri var.

Dünya yargı sisteminde en ağır ceza ve en aşağı mevki halkına ihanet edenlere ayrılmıştır. Haine itibar edilmez! Halkımız bu yüzden geleneklerimize bağlı kalarak A. Doğan ve çetesinden yüz çevirmiş ve kesin itibar etmez duruma gelmiştir. Alınan konum açıktır. Bulgaristan Türklerinin hainlerle işi olmaz! Çünkü hain bir de öbür tarafın kullandığı adam anlamına gelir ki, bunun zaman aşımı yoktur. HAİN ÖMÜR BOYU HAİNDİR. A. Doğan hainliğini yöneten mantıkta önemli olan yaşanan andır. Hainlik an meselesidir. Sonradan hainlik olmaz. “İş işten geçti” sözü tam bunu yansıtır. İş işten geçer, zaman gelir, bizdeki ajan ve hain dosyaların açıldığı gibi, su çekildikten, balıklar kaçtıktan sonra balığa gidilir. Şu bir gerçektir, haini emrinde bulunduran taraf, örneğim gizli servis DS, istediği an hainin faturasını kesebilir, onu köpeklere atabilir. A. Doğan’ın 10 ciltlik dosyası açıldı, balonu patlatıldı, leş avcılarına atıldı, fakat kendisi korundu. Bunun iki sebebi olabilir ya hizmetleri çok büyüktür ya da ondan beklenen yeni hainlikler vardır. Üçüncü bir şık da hainlikler sistemi ile bir birey olan hainin birbirine kopmaz biçimde kaynaşmış olmasıdır. Bu durumların üçü de hainin kurbanlarına yeni kötülükler etmeye hazır tutulduğu anlamına gelir.

Daha somut analiz etmemi isterseniz, şöyle bir durum da var. Bir tek hain kişiyi gün ışığına çıkarmakla, aynı hainliği onunla birlikte ortak yapan bir grubun maskesini indirmek farklı şeylerdir. Dosyalar açılmadan 18’den 12-sinin hain olduğunu öğrenebilmek imkansızdı. Çünkü çok önemli olan bir özellik,  HAİN kendisini kurtarmak için öteki hainleri yani arkadaşlarını kurban edebilir, ama resmen açıklayamaz.

Bulgaristan’da, 1985’te gizli polisin bilgisiyle Varna’da Bulgaristan Türk Milli Kurtuluş Hareketi kurulması aralarında 12-si ajan olan 18 kişinin işidir. Bu 12 kişi değişik kanallardan aynı gizli polis “DS” merkezine bağlıdır. Olabilir ki, onlardan bazıları milliyetçi dalganın yükselmesini bir serüven kabul edip kenarda kalmayayım niyetiyle ne kadar tehlikeli bir tuza düşürüldüklerinin bilincine varmış olmaya bilirler. Bu onları af etmez, aklamaz, şereflendirmez. Olaya bir de şöyle bakalım. Bu 12 ajan, hepsi gizli polise bağlı çalışmış olsalar da, deyelim ki, 1985’te Türk halkına yapılan zulme kişisel nedenlerle dayanamadı. Türklükleri, anıları, zekâları isyan etti, bilinç kararması yaşadılar. Yürekleri döndü ve önce ne olursa olsun cesaretiyle gizli Bulgar polisine (DS-ye) gizlice ihanet etmeye karar verdiler.  Halkı direnişe örgütleme, direniş yolunu birlikte yürüme, gönüllere kıvılcım saçma, yeni kaderi paylaşmayı isteyerek seçtiler. İlk bakışta sanki bunların hepsi “kahraman!” Bizim mantığımızda “zararın neresinden dönersen….”, var ya, işte bu noktadayız şimdi. Öyle ama bu 12 kişinin hepsi o an bir defa kesin fahişedir. Boyuna ve soyuna ihanet etmeyi kabullenmiştir. Onlar Türlüğe hainliği önceden kabullenmiştir. 1985 ortamında, kendi en yakınlarına en sevdiklerine karşı da şiddet içeren devlet politikasına içten içe tepki gösterip kendileri büyük “hizmetlerde bulunmuş olmalarına” rağmen isimlerini bile koruyamadıklarından hiç birinin içi içine sığmadığından, devlet politikasına karşı çıkmayı, hatta başkaldırmayı adaletli görmüş olabilirler. Fakat kızlık diktirmekle kız olunmaz! Bu işin hainlik olduğu işte bu kabukta gizlidir. 12 hainden hiç biri bugüne kadar halkımızla, verilen kurbanların aziz anısı önünde yüreğini açıp içini dökmedi. Dökemezler çünkü hepsi daha 1985/86’da (aklinizi başınıza devşirin) manasında yargılandı. Siz gerekli eğitim ve dersi almamışsınız, girin hapishaneye de “eğitime devam edelim” sitemine itiraz etmeden pisi pisi koğuşlara girdiler. Siz zannetmeyiniz ki, A. Doğan’la Necmettin Hak Pazarcık cezaevinde kaldıkları sürede birbirlerine “biz ne yaptık be!” diyebildiler. Merhabaları bile yoktu.  Hainlik kalın enseli kurt işidir. Kurtlar birbirini boğazlamaz. Birbirini koklamadan ayrılıp uzaklaşırlar. Bir daha da görüşmezler. Hainler zamanlar değiştiğinde birbirlerinin yakasına yapışmazlar. Halk adına kimseye hesap sormadılar. Çünkü bu hesabı önce kendileri vermelidir. İnsanın en büyük hesaplaşması kendisiyledir. Hainlerde bu bilinç yoktur. Kendilerinden hesap soracak vicdan da yoktur. Onlar gizli polisle bağlandıkları an halktan kopar, halk adına konuşma hakkını ebediyen yitirirler. Bu bütün dünyada böyleyken, bizimkilerin bir de 25 yıl “liderlik” taslaması, halkın başına bir sürü yeni belalar açması akıl ermez bir mucizedir. Bugün oynanan yalnız sahne oyunudur. Bayramdan bayrama ayıp olmasın diye cemaat önünde bayramlaşmadır.

Devam edecek.

Reklamlar