Şafak Söküyor

Bu yılın Mayıs ve Haziran aylarında Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği (BULTÜRK) ile son üç yılda birçok basım eserine ve elektronik bilgilendirme çalışmasına imza atan Stratejik Araştırma Merkezi BG-SAM artık birçok diğer dernek ve kulübün de desteğini arkasına alarak BÜYÜK BİR ATILIM gerçekleştirdi.

 

Şakir Arslantaş
Şakir Arslantaş

Bu başarı, son 25 yılda soydaşlar arasında yönsüz ve plansız programsız süregelen çalışmaların tek yumrukta, tek demette ve ortak bilinçte toplanması ile örgütsel yapılanmasının sevindirici sonucudur.

 

Edirne’den sonra İstanbul’da İÜ salonlarından birinde yoğun yerli ve yabancı katılımcı ve büyük ilgi altında Büyük Göç, Bulgaristan’da durum, Bulgaristan’da yaşayan Türk ve Müslümanların durumu ve sorunlarını görüşen ve ortak bildirilerle sorunları basına ve kamuoyuna aktaran bu forumlar, şafağın sökmeye başladığına bir alamettir.

 

Bugünün ŞAFAK’ ı beklenen yeni umut dolu mutlu günlerin şerefli müjdecisidir.

 

Biz 93 Harbinden sonra Bulgaristan’da kalan Türk soylarının devamıyız. 1978’den 1990’a kadar esaret altında yaşadık, kurtuluş ve hürriyeti ata vatandan anavatana kaçmakta, toprağımızdan kopup yollara dökülmekte, sınırı zorlamakta, göç etmekte aradık, çünkü ailelerimiz, topluca hepimiz bir asır boyu “bozgun süreci” yaşadık. Osmanlıdan koparılmış bir dal gibi oralarda kaldığımızda atalarımızda Türk olduğumuz bilinci yoktu. Onlar hepimizin “Osmanlılı”, “hepimizin etnik halk topluluklarının ortak kimliği olan ümmet” olduğumuz görüşündeydiler. Kabul etsek de etmesek de, “güneş balçıkla sıvanmaz,” Osmanlı Padişahına karşı dış düşman güçlerce kışkırtılan, öncelikle İngiltere, Fransa ve Rusya’nın komplosuna gelen Bulgarlar “milli kimlik bilincine” bizden önce ulaştılar. Bu, Müslüman Türklerden ve bugünkü Bulgaristan topraklarında bulunan ama 150 yıl önce “Osmanlı Ümmet Bilincine sahip olan” diğer etnik topluluklardan daha önce ulusalcı uyandıklarına bir işarettir. Rumeli’de yaşayan Osmanlı tabasını parçalayıp bölmede ve bağımsız devletler olarak örgütlemede en büyük işi İngiliz diplomasisi, Fransız aydınlatıcılığı ve Rusya’nın parasal, maddi ve askeri yardımları oynadı. 1876 Nisan Ayaklanması, 1877-1878 Rus – Osmanlı Plevne Savaşı bu sürecin yol taşlarıdır. O zaman başlayan bozgunda kaç Türk köyü yakıldı, kaç Türk kadın ve kızının ırzına geçildi, kaç Türk hanesi soyuldu, kaç Türk okulu, medrese yakıldı, kaç camı yıkıldı ya da kilise haline getirildi bilinmiyor. 600 yıl kökleşen çınarların kendi kendini ilk esintide sökemeyeceği aşikârdır. 93 Harbi barbarlığı, vahşeti, şiddeti ve hayvansallığı o denli derin acılara sebebiyet vermiştir ki, BALGARİSTANDAKİ ULU TÜRKLÜK VE İSLAM ÇINARI YAPRAK DÖKMEK ZORUNDA KALMIŞTIR. Zalimliğin en dehşetli zulmüne göğüs gerip dayanabilen atalarımız sözün tam anlamında olmakla 100 yıl esaret altında yaşamak zorunda kalmış, çok kurban vermelerine rağmen, boyun eğmeden dimdik ayakta kalmış ve Türklük ruhunu yaşatabilmiştir.

 

Mayıs 1989’da başlayan ve 1944-1989 Bulgaristan’da yaşayan Türk nüfusa ve öteki etnik azınlıklara karşı totaliter bir diktatörlük olarak baskı ve terör uygulayan Todor Jivkov iktidarı gücünü başka bir kuvvetten değil, yine Rusya emperyalizmin uzantısı olan Sovyetler Birliği’nin bölgede hâkim olma, etniklerin ulusal bilincini ezme ve öz kimliklerini yok etme, ruhunu öldürme politikasından almıştır. 1944-1989 totaliter Bulgar rejiminin yıldan yıla daha da şiddetlendirerek önce Çingene nüfusa, ardından 1970-72’de Müslüman Pomak nüfusa ve 1984-1989’da da Bulgaristan Türklerine karşı uyguladığı bu insanlık dışı acımasız politikada şöyle bir özellik de vardır. Aslında bu barbar siyaset en sosyalistlerin ve de komünistlerin icadıdır. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları yıllarında Alman faşist diktatör Adolf Hitlerin uyguladığı “benden olmayan yok olacak” politikasının bir devamıdır. Bu vahşetin ilk adımlarını şu günlerde 100. Yılı anılan, Birinci Dünya Savaşı’nda ve ondan 2 yıl evvel yürütülen Edirne çarpışmalarında, ulusal kimliği Alman olan, Bulgar Çarı Ferdinad’ın Osmanlı ordularına karşı Dobruca ve Deliorman Türklerinden taburlar kullanmasında görüyoruz. O yılların anı kitaplarını alıp okursanız, Osmanlı Sultanı’na karşı yürütülen propagandanın özünde, Başkent İstanbul’un Bulgarların eline geçmesi gerektiği, çünkü Bulgar ırkının “Osmanlı ümmi içinde, Türk ırkından daha yüksek bir ırk” olduğu tümcelerine sık sık rastlarsınız. Bu caydırıcı hegemonist propaganda 2000 yılına kadar tırmandırılırken, adına “demokratikleşme” denen şu dönemin akıl hocalarının da dilinden düşmemiştir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, Bulgaristan Türklerinin Mayıs – Haziran 1989 Ayaklanması yalnız bir kin, hırs, intikam patlaması değil, yüksek milli bilinçlenme ve gemlenemez bir ruhun fışkırması oldu. Bu büyük gerçek 1990-1998 yılları arasında Bulgaristan Cumhurbaşkanı olan J. Jelev tarafından “Otobiyografi” (Her şeye Rağmen) eserinde bizzat ve özel olarak itiraf edilmiştir. Mayıs 1989’da biz Bulgaristan Türkleri olarak ayaklandık. Ümmet olarak değil….

 

Yakın dönemin daha derin analizinden aslında 1989 Mayıs’ında Bulgaristan Türkleri tarihinde “BOZGUN DÖNEMİ” nin durdurulabildiğine tanık oluyoruz. Bu kahramanca atılım analarımızın babalarımızın, atalarımızın tarihsel hamlesiydi. BÜYÜK ZAFERİMİZDİ. Bu tarihsel başarının Bulgaristan Türkleri sınır kapılarına itilerek kırılmasında bazı dış ve iç güçlerle birlikte Bulgar idaresi sinsice yönlendirenler arasında, daha sonra (yayınlanan arşiv belgelerine göre), gizli servis ajanı oldukları ortaya çıkan Ahmet Doğan, Osman Oktay, Kemal Eyüp, Lütfü Mestan, Ünal Lütfü gibi isimler yer alıyordu. Bulgar milli iradesinin 500 000 Türk’ten kurtulmasında büyük rol oynayan bu hainler daha sonra Bulgar gizli servisinin kurduğu Hak ve Özgürlükler Partisi Merkez Yönetimi’ne getirilerek bol bol mükâfatlandırıldılar. Bu anlamda, Mayıs ve Haziran 2014 anma törenleri, miting ve toplantılar, Edirne Forumu ve İstanbul Sempozyumu hainliği, ajanları, HÖH partisinin Türkleri ezme ve “onların üzerindeki esaretin” sürmesini, Müslümanları soyma politikasını tamamen ve kesinlikle ret etme egemen görüş ve yeni irade oldu.  HÖH yönetiminin totaliter rejim hedeflerini değişik biçimde devam ettirme Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) ile ortaklık politikasını bütünüyle ve dönüşsüz olumsuzlama ve zalim- hain bağlaşıklığına kesin son verme,  tek seçenek olarak ortaya çıktı.

 

5 Ekim 2014 günü Bulgaristan’da parlamento seçimi yapılacak. Bu seçimde A. Doğan ve L. Mestan Partisi HÖH’e oy vermek yok! Her oy “esaretimizin”, çilelerimizin, sorunlarımızın, savmayan yaralarımızın sızlamaya ve acımaya devam etmesi anlamına gelir. Biz Türkiye’de yaşayan soydaşlar olarak oylarımızı – politik değişiklik isteyen, Bulgaristan’ı bütün olarak bataktan çıkarma programı sunan GERB partisine, ya da aramızda her hangi bir uzlaşmazlık olursa, bağımsız adaylarımıza oy vereceğiz. Ya GERB içinde ya da bağımsızlardan bir parlamenter grup oluşturulmasına ve sorunlarımızın hakikatten ortaya konmasını sağlamak için elimizden geleni yapacağız. BG-SAM ajansı olarak, seçimler arifesinde hepinizi ana dilimizde gece gündüz haber ve yorumla bilgilendirmeye devam edeceğiz. Gerekirse hepimiz otobüslerle, trenle ve özel araçlarımızla 5 Ekim 2014 günü Bulgaristan’ı işgal edip kendi adaylarımızı mebus seçeceğiz. Politikayı değiştirmek bazen insanları değiştirmekle de mümkündür. Kendi insanlarımızı seçme ve ŞAFAĞI YENİ KADROLARLA KARŞILAMA ZAMANI GELDİ. Hepimiz görev başına.

 

Öyle ama, Avrupa Birliği (AB) seçimlerinde A. Doğan ve L. Mestan ekibi daha fazla oy alan tek parti oldu mu diyorsunuz!?

Evet, öyle oldu ama nasıl aldılar bu oyları?, Bunu biliyor musunuz?

Kimse gücenmesin – Çingene şirketlerine, Çingen baronlara para dağıtarak ve büyük çoğunluğunu yine Bulgaristan’da yaşayan Türk kardeşlerimizden geldi. Bilirsiniz ki,  A. Doğan ve D. Peevski’nin kendi şirketi yok. Şirketi olmayan, üzerine malı mülkü olmayan bir adam nasıl olur da 300 000 000 Euro (üç yüz milyon Euro) banka kredisi çekebilir?  Onlar bu defa da eski taktiği kullanarak, Çingene şirketlerine özellikle de Köstendil, Montana, Vratsa ve Vidin bölgelerinden kendilerine bağlı olan yamak firmalara kredi çekmelerinde yardım etmişler ve iş patlayınca, D. Peevski ile Ts. Vasilev (en büyük özel banka olan KTB bankasının sahibidir) araları açıldı, birbirlerini öldürtmek istediler, kiralık katil tuttular, polise düştüler ve sonunda hükümeti düşürdüler.

Şöyle de bakalım, Ts. Vasilev Bulgar oligarşisinin adamıdır. D. Peevski ise Rus oligarşisinin Bulgaristan’daki ajanıdır. Bulgar bankalardaki para Çingene şirketlerine verilen kredilerle Bulgar oligarşisinin elinden Rus oligarşisinin eline geçti. Ts.Vasilev AB seçimi öncesi aldatıldı. Neticede HÖH-BSP ortaklık küpü çatladı. Hükümet ortaklığı patladı.

 

Soru: Kredi olarak gösterilip Çingene şirketlerine seçim öncesi dağıtılan paraları kim geri ödeyecek?

Cevap:  Şimdilik, yani seçimlere kadar hiç kimse!!!

Soru:  Bulgar savcılığı A.Doğan ve D. Peevski hakkında dava açar mı?

Cevap:  Dava açılması 5 Ekim 2014’ten sonra oluşacak siyasi dengele bağlıdır.

Seçim günü sandıktan DANS çıkarsa, A.Doğan ile D. Peevski hapsi boylar. Onlardan başka, şimdi mecliste gizlenen birkaç HÖH milletvekili de hemen toplanacak ve hapse atılacaktır. Doğan’ın “saray”da hazırladığı dolandırma ve soyma planları artık sökmüyor.

Not:  Daha önce de yazmıştım, Bulgaristan’da bir adam bir defa hapse girmişse, mutlaka yine girer.

Hatırlatmak üzere yazıyorum. Dulovo (Ak Kadınlar) belediye başkanı ve eski HÖH milletvekili Dr. N. Tabakov, yine eski HÖH milletvekili, HÖH partisi eski Kuzey Bulgaristan koordinatörü Sever de tam bu “borçlanma kuyusuna”  düşürüldüler. Dr Tabakov halen Varna Hapishanesinde gün sayıyor. A. Doğan’ın “kredileri ben dağıtıyorum”, D. Peevski’nin de “Sofya savcılığına ben komanda ediyorum” tezleri artık tosladı…

 

Bir de şu noktaya işaret etmek istiyorum.

Neden Makedonya, Kosovo ve Bosna Hersek’te ve daha birçok yerde Türkler kendi anaokullarını, ilkokullarını ve ortaokullarını açabildiler, kendi ana dillerinde basın yayın işlerini, özgün kültürlerini v.s. geliştirebildiler de Biz Bulgaristan Türkleri hep yerinde sayıyoruz?

Bulgaristan dışında Balkanlarda bütün cami, hamam, bizinsen, köprü, müftülük, vakıf v.b. yapıları onarıldı ve pırıl pırıl edildi de biz iki tuğlayı üst üste koyamıyoruz. Neden Balkanların dört bir yanında Türkiye’nin Balkan politikası galebe çalıyor da biz okul kurma bir yana bizler özgür olarak camiye bile gidemiyoruz:

Bu işin de bütün sorumlusu HÖH partisi liderlerinin (yukarıda isimlerini sıraladım) izlediği hainlik politikasıdır.  5 Ekimde ŞAFAĞI birlikte karşılayalım!

 

Şakir ARSLANTAŞ

 

 

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir