Rus İstasyon Şefi DPS-HÖH Otelinde Konakladı

Tarih: 07 05 2018

Yazan: İbrahim SOYTÜRK

Konu: Kalıpları ustalar yapar.

Rusya’da, Başkan Vladimir Putin ekibinin Bulgaristan siyaseti başuzmanı General Leonid Reşetnikov 26 Nisandan beri Rodop Dağlarının göbeğinde Smolyan’ın Devin Belediyesinde bulunan “Orfey” otelinde özel konuk olarak ağırlanıyor. Bu otel Hak ve Özgürlükler Hareketi (DPS-HÖH) fahri başkanı Ahmet Doğan’ın özel mülkünde ve kişisel ihtiyaçları ve özel gizli konuklar için kapı açan, ocak yakan, çevirme kızartan ve gece boyu şarkı türkü ve göbek dansları arasız devam eden bir tesistir. İçmekten hararet yapanlar için özel havuzu, içince masaj yaptırmadan uyuyamayanlar için spa merkezi, Rus hamamı ve daha saymakla bitmeyecek kadar çok hizmetiyle ünlüdür.

Moskova’dan gelen konuk Kral Katında ve Kral Odasında kalıyor. Hususi hizmetlere 24 saat ara verilmiyor, siyah Jeep’lerle gelen ziyaretçilerin de biri giderken, yenileri geliyor.

Artık bir emekli general olan Bay Reşetnikov, Bulgaristan’la çalışmak ve Bulgaristan siyasetinin satranç tahtasını dizmek ve kimin galip geleceğini belirlemek için özel eğitilmiş bir diplomat, siyasetçi, danışman ve Stratejik Araştırma Merkezi Başkanıdır. KGB’de görevli olarak Bulgaristan’da İstasyon Şefliği yapmıştır.

Raşetnikov’un Bulgaristan’a ilgisi daha lise çağında başlamış,  “Kliment Ohridski” Sofya Üniversitesinde tarih, siyaset ve felsefe okurken derinleşmiş ve ÜNİVERSİTELİ YILLARINDA TANIDIĞI AHMET İSMAİLOV GİBİ ŞAHISLARLA ZENGİNLEŞİRKEN DAHA SONRA aynı kişi onun için STRATEJİK ÖNEM KAZANMIŞTIR.

Üniversite yılları arkadaşı, Pazarjık hapishanesinde yüzyılın emsali olmayan hainliği için eğitim alırken, İngilizce ve Rus dili kursları görürken, Sovyetler Birliği’nin Sofya Büyükelçiliğinde diplomatik göreve başlayan V. Raşetnikov, Rodop Dağları’nın başka bir cennetinde, Paşmaklı (Smolyan) gölleri yakınındaki çam ormanlarının en sık olduğu bir korunun içine gömülmüş olan Rus Diplomatları Dağ Evini sık sık ziyaret ediyordu. Camları perdeli siyah “Volga” araba ile Dağ Evine giderken o, Pazarcık Hapishanesinden sahte “mahkûm” Ahmet İsmailov’u alıyor ve Rodopların serinliğinde votka kokteyli karıştırarak gelecek planları yapıyorlardı. Burası bir av köşkü değildi. Daha sonraki yıllarda Ruslar buraya bir rasathane yaptılar. Burası geleceği planlama ve görebilme yeriydi. Özel olarak seçilmişti. Topluma yıldızlara bakar gibi bakıyorlar ve kimseyi rahatsız etmeden gizli tuzakları nasıl kuracaklarını tartışıyorlardı.

Açılan ve tartışılan konu hep Bulgaristan Türkleri ve Müslümanlarının geleceğine ilişkindi. Türklerin içerideki aydınlarını adlarıyla biliyorlar, kimden ne isteyeceklerini de biliyorlar, kiminle çalışılabilir, kime güvenilebilir, hangisinin ne ihtiyacı var konularını işliyorlardı.

Rus diplomat, görüşmelerde aynı konuyu açıp kapıyor, isim değiştirme, din yasaklama, kültürel dokunun değiştirilmesi gibi işleri önemsemiyor ve  sanki onay vermiyordu. Her defasında Çariçe Ekelerine (1725) tarafından İslam’a ve Müslümanlara karşı geliştirilen Panslavizm teori ve siyasetine getiriyordu. Rusya, Küçük Kaynarca Antlaşmasından (1773) sonra, son hedefinde Osmanlıyı etnik ve milliyetler damarından çatlatıp parçalamayı hedeflerken, milliyetçiliği körüklemiş, başarılı olmuş ve Osmanlı devletine saldırı zemini yaratmak için isyanlar kışkırtmayı başarmıştı. İnsanların ve toplulukların kafasını karıştırma konusunda Rusların geliştirdiği teoriler ve yöntemler hep etkili olmuştu.

Raşetnikov, bu dağ evi görüşmelerinde kendisini, 1870 yıllarında Odesa, Kiev, Kişinev, Harkov okul, din okulu ve üniversitelerinde Bulgar asi, komitacı eğitip yetiştiren, öğretmenlerden birinin yerine koyuyordu. O zaman bu eğitim merkezlerinde Osmanlı devletine, Müslümanlara ve Türklere karşı savaşacak, konakları ve sarayları yakacak, çılgın haydutlar yetiştiriliyor, silahlandırılıyor, ellerine para verip Tuna buzlandığında Bulgaristan’a gönderiliyorlardı. Şimdi bu dağ evinde eğitilen kişi Türklere ve Müslümanlara, onların bilinçlenmesine ve örgütlenmesine karşı, eğitimsiz, işsiz, aç susuz, sefil kalmaları için çalışacaktı. 1985’te isimleri değiştirilen Türkler sabırla susuyor, asla teslim olmuyor ve aslını söylemek gerekirse ruhsal dokuları oluşmuş ve bir ayaklanma şeklinde büyük bir patlamaya hazırlanıyorlardı.

Moskova’da yapılan analizlerden çıkan sonuçlarda, sosyalizm çöktüğünde Bulgarların Ruslarla beraber olmayı istemeyeceği, toplumun parçalanacağı ve yeni durumda bir denge sağlayacak topluluk ve siyasi güç oluşturulması, Rusya’nın Bulgaristan ve Balkanlardaki çıkarlarının korunması gerekeceği sonucuna varılmıştı. Genel kanıda Bulgarların iyilikten anlamaz, minnettarlık duygusunu yitirmiş oldukları ağır basmaya başlamıştı. ÜNİVERSİTELERE ÖDEV VERİLMİŞ, TARİHTE Bulgar ırkının kırılma noktaları üzerinde daha derin psikolojik çalışmalar yapılması istenmişti. Raşetnikov, Bulgar ruhunu ancak Bulgar olmayan biri irdelerse gerçek ortaya çıkar fikrindeydi. Kendisi Bulgaristan’da yetişmiş, Rusçu Bulgar aydın katmanının oluşması için elinden geleni ardına koymamış, birçok öğrencinin Rusya yüksek okullarına gönderilmesine yardım etmiştir.

Raşetnikov, votka kadehini kaldırırken, Ahmet’in komünistleri sevmediğini, Marksist-Leninist ideolojiye insan hakları konularında şüpheci ve eleştirel yaklaştığını, hatta Müslümanların istediği hak ve özgürlükler ile İnsan Hakları Direniş Örgütlerinin talep ettikleri arasında ne gibi farklar olduğunu biliyordu. Ahmet’in haberi olmasa da Bulgar devletine karşı başkaldırmaya hazır 28 illegal ve yarı gizli Türk direniş biriminin Batı radyolarından seslerinin duyulduğundan da haberdardı. Diplomatın vazifesi, hak ve özgürlük deresinde balık tutmak isteyen Türk direniş örgütlerine engel olmak değildi. O, onların tuttukları balıkların hepsini bir sepete toplatmak ve Ahmet’in yardımıyla balık dolu sepeti yani balıkların hepsini çalmaktı.

Bu iş için eğitilen, istediği kadar ve en pahalısından votka içmesine olanak sağlanan bir Bulgar değil, kimliksiz bir kişiydi. Bulgar gizli servisi (DC)’ye bağlılık yemini etmiş olsa da, aynı duyguları Bulgar polisine ve askerine de beslediğini söylemek zordu. O hayatı, çileyi, parayı, sevgiyi ve nefreti soyutlayan biriydi. Soyut olanı nesnel bir köke beslemeyi de sevmiyordu. Bu işi kimlik sabi olan yerli Türklerle yapmak imkânsızdı. Çok çekmişlerdi. Ruhları dönmüştü. Bulgarlar Türklerin arasından 3 016 kişiyi kazanabildiklerini, birçoklarını para karşılığı kullandıklarını, hatta 1985’ten sonra onlara çalışan imam ve hocalar olduğunu iddia ederken övünmeyi sevseler bile, Bulgarların 20. Yüzyıl vahşetini iyi bilen ve yaşayan Türk hane ve soyların bu konudaki samimiyetine inanmıyordu. O, isim değiştirmenin Türk Ruhunu kırdığına, camileri kapatmanın onları dinsiz yaptığına, kasap dükkânında tavuk, koyun, sığır eti satılması yasaklansa, Türk tenceresinde domuz paçası kaynamayacağını iyi bilen ve bildiklerine  inanan biriydi. Kazan, Taşkent, Semerkant ve diğer Sovyet Müslüman merkezlerinde bulunmuş, birçok Müslümanla birlikte bulunmuş, dostluk etmişti.

Ahmet onun için kimliksiz biriydi, ne Bulgar, ne Türk, ne Tatar ne de Çingeneydi. Bu onun ten kokusundan vardı, bakışından da belliydi. O durumu anlıyor. Ajan olup ruhunu satmış bir kişiden, işe yarayan bir kimse olmayacağını bilmesine rağmen,  Bulgaristan Türklerinin başına geçirilecek bir püsküllü fes biçip dikme işine ısrarla devam ediyordu. Bu çok zor bir işti.

Bu kişi, Türkler ve Müslümanlara kendisini kabul ettirecek, isimlerini değiştiren ve kahraman kardeşlerinden 37’sini öldüren, 12 bin Türki süründüren Bulgarlarla iyi ilişki kuracak, her gün her saat bir dilenci gibi Bulgarlara el açacak şerefsiz bir kişi olacaktı. O, ancak pil takıldığında canlanacak ölü bir lider olacaktı.

Raşetnikov, onun haylaz biri, avantadan içmeyi seven bir bohem olduğunu bilse de,  Rodoplarda katır görünce hep onu düşünüyordu. O, bu katırın kıl hibelerine buğday, mısır, arpa, semerine odun yüklemek değil,  onun sırtından ve aracılıyla kendi fikir ve planlarını Türklere ve Müslümanlara kabul ettirmek istiyordu. Katır devamı olmayacak tek tipti ve örnek olarak da uygundu. Formülü Moskova’da anlatmak ve kabul ettirmek zor olmuştu.

Reşetnikov şimdiki ziyaretini Bulgaristan’daki Rusofil (Rusya’yı sevenler) örgütünün daveti üzerine gerçekleştiriyordu. Özellikle 1 Ocak 2018’de Avrupa Konseyi ve Avrupa Komisyonu’nun 6 aylık Sofya Dönem Toplantısı başlangıcından beri gelmemişti. 2016 gücünde Ahmet ve sosyalistlerle mükemmel bir operasyon yaparak, Türk ve Müslüman seçmeni kullanarak General Rumen Radev’ı Cumhurbaşkanı seçtirmişlerdi. Borisov da Moskova’nın yetiştirdiği bir kadroydu, fakat 3 defa Başbakan olunca kanatları büyümüş ve kendisi Doğu ile Batı arasında ana denge unsuru görmeye, Balkan ülkelerini NATO ve Avrupa Birliği kanadı altına almaya ve Balkan lideri olma gibi hülyalar görmeye başlamıştı. Cumhurbaşkanı Radev ile araları açık olduğu halde,   Dünyayı Sofya’ya toplamayı heves etmiş ve çelişkileri derinleştiriyordu.

Gelişmeler öyle yönlenmiş ki, Bulgaristan, eski kıtadaki yeni yapılanmada, Avrupa merkez güçleri arasında yer almayı hayal etmeye başlamış ve bu gidişle AB ve NATO dışında kalabileceğini sanki göremiyordu ya da görmek istemiyor gibiydi.

Ahmet Doğan’a yeni sürprizler getirmiş, eskiden olduğu gibi şimdi de boştan doluya, doludan boşa doldurup çözüm arayacaklardı.

Türklerin GERB partisine kaymasından, Lütfi Mestan’ın da  Türkçe konuştuğu için sürekli cezalandırılmasından, bir de Mestan’ın NATO ve Atlantik siyaseti konuşmaktan neden vaz geçtiğinden girdi konuya. Ahmet, Moskova için bunların önemli olduğunu düşünmemişti.

Bu sene Devin’de bahar gecikmiş, otel bahçesindeki çiçekler yeni yeni açıyordu.

Devam edecek.

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir