Mücadelenin Politik Düzeyi: Anti-Faşizm

Tarih: 25 10 2018

Yazan: Rafet ULUTÜRK

Konu:  Faşizm iki kez ezilmişti.

 

Yani bir çağ açmak yalanlarla olmaz. Bulgar faşistleri iktidara gelmezden önce yalana yalan kattılar fakir fukara Bulgarları kandırdılar. Yumruk sallayarak kendilerine yol açtılar. Sülük gibi hükümete tırmandılar.

Bulgar faşistleri dediğimizde, öncelikle artık sahne oyuncusu kılığına giren, Başbakan Yardımcısı Valeri Stoyanov tarafından kurulan ve yönetilen “Bulgaristan’ı Kurtarmak İçin Cephe” (NFSB) partisini;

İkinci olarak, Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Krasimir Karakaçanov tarafından yönetilen İç Makedon Devrim Hareketi (VMRO) partisini ve

Moskova’dan gelen bir talimat üzere, Hak ve Özgürlük Partisi (DPS) parasıyla kurulan, “Ataka” partisi lideri Volen Sideov’u anlıyoruz. Bulgaristan’da faşizm 1923’te askeri darbesiyle ve 1934 yine askeri darbesiyle kök salmıştır. Bu iki faşist askeri darbede başbakan atanan Moskova’nın Bulgaristan’daki istasyon şefi Kimon Georgiev olmuştur. Şu da çok ilginçtir. 1944’te faşist monarşi devrilip geçici sosyalist hükumet kurulurken de aynı 3 defa başbakan olmuştur.

Volen Siderov, hükümet ortaklığına katılan bu üç aşırı sağcı oluşumun hem ideoloğu hem de meclis grubu başkanıdır. 2017 Mart Seçimi önce kurulan bu üçlü birliği adı: “Yurtsever Cephedir”. Kuşkusuz bu faşist partilerin “yurtseverlikle” falan yakından uzaktan ilgisi yok.

Bulgaristan Müslüman Türklerinin politik iradesini ifade etmeye çalışırken, anti-faşist savaşımda saf tutan Hak ve Özgürlük Partisi, DOST ve HŞHP gibi siyasi yapılanmalar, ayrı ayrı da olsa bu 3 faşist partinin maskesinin düşürülmesi, gerçeklerin görülmesi ve Bulgaristan’ın adalet ve demokrasi yolunun kesilmemesi için sert bir seçim önü ve seçim sonrası mücadele verseler de, direniş ruhunu halk kitlelerine indirememişlerdir. Bu mücadeleyi HÖH şimdi mecliste sürdürüyor.

Ne yazık ki aralarında perçinleşmiş gibi davranan faşist liderlerden – Simyonov, Siderov ve Karakaçanov – adeta örnek alınarak, demokratik kamuoyu ve anti-faşist kökenli Bulgarlarla tek cephe, anti-faşist milli mukavemet hareketi, demokrasi kalesi kurulamadı.

Bu yolda çağrı da yapılmadı. HÖH milletvekili D. Peevski Bulgarca çıkan ve kamuoyu belirleyen 8 gazeteye sahip olsa da, bu yönde bir köşe yazısı çıkmadı. Yazanların kalemleri de ceplerinde kaldı. Bu mücadele internet sayfalarında kaldı.

Üçüncü Dünya Savaşından önce Bulgaristan’ı da saran faşizm vebasını anımsayanlar veya kitaplarda okuyanlar, sinemada görenler, ülkemizin aynı güçlerin torunları tarafından ayrık otu gibi sarıldığını gördükçe, doğanın bile kuruması tehlikesi göz çıkarır olunca, kafalarını çevirip Moskova’ya bakmaya başladılar, harekete geçmeyip boş boş umut bağladılar. DPS adına “saray ve köşklerde” sefa süren Ahmet Doğan ise kendisine hediye edilen elektrik santrallerine, barajlara ve çöp yakma fabrikalarına çocuk gibi sevinirken, faşizan-iktidar gölgesinde olduğunu gizleyemiyor. Bu durumda, o “parti “fahri başkanı” görevinden hemen ayrılmalı ve parti üyeliğini dondurmalıdır.

Sol aşırı uçta oluşan, örgütlenen, Moskofçu olduğunu gizlemeyen “Ataka” partisi, önce dikenleri batmaya başlayan faşizme karşı dikilecek toplumsal-politik güç yaratacak umudu doğurdu. Ne var ki karşımıza bambaşka bir olgu çıktı. “Ataka” lideri V. Siderov politik sahneye sunduğu programda, XXI. Yüzyılda siyasetin “solu-sağı yok” tezini sundu.

Hiç kimseden çekinmeden, kangurunun yavrusunu torbasına toplayıp istediği yere taşıdığı gibi, seçmenleriyle birlikte aşırı-sağcı ırkçıların, Avrupa Konseyi’nin “faşist” dediği güçlerin arasına katıldı. Onlarla birlikte 2016’da “Yurtsever Cephe” kurdu, 2017’de seçime katıldı. Asıl sorulması gereken soru: Bunu kendi aklı ile mi yaptı, yoksa parayı verenler öyle mi istediler?

Kremlin ziyaretlerini sıklaştırdı. Almanya Alternatifi (AfD) ve Fransa’da Marine Le Pen yönetimindeki aşırı sağcı Ulusal Cephe Partisiyle yakınlaştı, Hollanda ve Avusturya faşistleriyle koklaştı. Artık planlarında Avrupa Parlamentosunda çoğunluk olan Avrupa Halk Partisi kanadı altında AB makamlarına yerleşmektir. Bu son hedef olabilir mi?

Bu hedef ve beraberinde taşıdığı çelişkinin somut kaynak noktaları da var kuşkusuz. Bugün faşist partiler İç İşleri Bakanlığı Genel Sekreterliği makamını paylaşamıyorlar. Adım adım kurumları ele geçirmeye çalışırken birbirlerine düştüler.
İkili temaslar kesildi. Bulgar siyasi tarihinde Faşistlerin lideri Valentin Stoyanov’un Başbakan Yardımcılığından istifa etmesi isteğinde, sokakları ve meydanları dolduran ve siyah bayraklar altında “sistem öldürüyor” pankartı taşıyan annelerle “Ataka” lideri Siderov, “Volya” (İrade) Lideri Mareşki, BSP lideri Bayan Ninova, HÖH lideri Karadayı, Milli Ombusman Bayan Manolova, pek çok dernek ve kamu temsilcisi birleştiler. Fakat henüz kurumlaşma olmadı.

Bulgaristan Sosyalist Partisi (BSP) bir kitle partisi olarak, anti-faşist savaşımın başını çekeceğine, içinden çıkamadığı bir kör sokağa girdi.

Sunduğu üçüncü gensoru da geçmedi.

Parlamentoyu boşaltmak kendiliğinden siyaset üretmiyor. HÖH partisinin de meclisten çıkması yasama kurumunu felce uğratabilir. Böyle bir hazırlık izleniyor.

Sol cephede yer aldığı iddia eden BSP yönetimi – “eski komünist, yeni para babaları” – 30 senede yeni bir parti programı geliştiremediler. “Demokratik sosyalizmden” sağ kayıyorlar.

İdeolojileri yok, el yordamına yol ararken yeni bir perspektif gelmedi. İzlenen siyasi çizgide kaotiktik var. Emekli maaşıyla kentlerde geçinemeyen, sıcak su ve kalorifer, çöp ve asansör masraflarını karşılayamayan ve bu nedenle köylerdeki evlerine dönüp domates biber, bir keçi ve 10 tavukla meşgul olmayı seçenlerin hırsızlarla başları dertte. Emeklilerde sosyalizme dönme hevesini korku kışkırttı. Diktatör Jivkov rejiminde ufak tefek hırsızlık yoktu. BSP’li yaşlı kuşak sıkıldıkça o yılları gözler oldu.

Totalitarizmden ve korkudan arıtma çabaları internet forumlarında kızışıyor.

Faşistler 1944 – 1989 dönemini kapsayan komünist totalitarizmden arınmak ve onu lanetlemek isterken, komünist ve sosyalistler de III. Boris dönemine faşist deyip en şiddetle şekilde lanetlemeye çalışıyorlar. İnternet ikiye bölünmüş durumda. İnternet üzerinden derinleşen komünist-faşist kavgası ile ilgili Bulgaristan İnternet Kullanıcıları Derneği Başkanı Veni Markovski’nini bir kitabı çıktı. Çağdaş savaşları soğuk savaş, siber savaş ve internet savaşı olarak ele alan, analiz edip sonuç çıkarak bu araştırmacı yazar, “İnsanların kişisel dünya görüşünü değiştirmesi, birçok şeyi, bu arada geçmişlerini inkâr etmeleri hiçbir şeyi değiştirmiyor, hayat bir ırmak gibi yükünü taşıyarak akmaya devam ediyor.” diyor.

İnternet üzerinden yürütülen III. Boris tartışmasına ışık tutan Markovski, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanya’sının Sofya Büyükelçisi Adolf Bekerle arşivinden “III. Boris Adolf Hitler’in en yakın dostlarından biriydi” sözlerini almış, Bulgar Çarının Büyük Savaşta Yahudileri “kurtardığı” iddialarına yanıt olarak ölüme sürülen 11 332 Yahudi’nin isimlerini sıralamış ve “hiç biri geri dönmedi” bilgisini de vermiştir.

Bulgar tarihinin internet üzerinden teftiş edilerek arıtılırken değiştirilmesinin çok zor olacağına işaret ediyor.

Faşistler ve antifaşistler şeklini alan bu amansız kavga Milli Eğitim ve Teknoloji Bakanlığına taşındığında kabul edilmeyen “jender” zihniyetinin artık 9. Sınıf biyoloji kitaplarına girdiğini, faşist görüşlerin demokrasi değerlerini bütün ders kitaplarda kemirdiğini görüyoruz. Belki de bu nedenlerle, Bulgaristan’da her yıl 5 bin öğretmen işten ayrılıyor, emekliliği seçiyor ya da gurbeti boyluyor.

Karma bölgelerdeki okullarda öğretmen eksikliği var.

Türk okulları, anadilde eğitim ve öğretim sorunlarına yeni başa dönmek gerekiyor. Dönülecek nokta belki de geçen yüzyıl başlarına dönme olmalıdır. O dönemden başlayarak, Bulgaristan’daki Türk okullarında derse giren hocalara, eğitmenlere ve okul müdürlerine maaşlarını Ankara Eğitim Bakanlığı veriyordu.

Söz konusu olan yalnızca dini eğitim değil, bu uygulama dünyevi öğretimi de kapsıyordu.

Bulgaristan’da Türk dilinde eğitim öğretim açığını kapamak için, Türkiye Cumhuriyeti’nde atama bekleyen (özellikle soydaş) öğretmenlerden faydalanmak mantıklı olur. Bu sorun çözülmezse, demokrasi koşullarında, 81 milyonluk anavatana sırtını dayamış, gece gündüz destek bekleyen Bulgaristan Müslüman Türklerinin faşistlerle-komünistlere nasıl yenik düştüğünün tarihini yazmaktan ve ellerine kazma kürek alıp kendi mezarlarını kendi elleriyle kazmaktan başka yapacakları bir şey kalmamıştır.

Bugün Bulgaristan’daki Fransız, İngiliz, Alman, İspanyol okullarının parası ilgili ülkelerin Eğitim Bakanlıkları tarafından karşılanıyor. Hocalar Bulgaristan’a ilgili ülkelerden gönderiliyor.

Bu konuda da, Bulgar faşist ve komünist ortaklığından ders almak gerekir. Arnavutluk, Makedonya, Kosova, Sırbistan ve Ukrayna’da 2017-2018 döneminde Bulgar milli azınlıkların varlığını tanıtan Borisov hükümeti, Bulgar köylerine asfalt yol döşerken, okul, lise ve kültür evleri açtı. Dış ülkelerdeki azınlık çocuklarına Bulgaristan’da iş garantisi verdi.

Toplam 150 kültür eviyle dünyaya dağıldı.

Bedava kitap-defter dağıtıyor, konuşmacılar gönderip Bulgar bilinci akıtıyor… Bu artık bir gelenek haline geldi. Sırbistan’da (Belgrat’la Batı Sınırı Boyunda yaşayan Bulgarlar anlaşması imzalandı) yaşayan Bulgarlara bedava sağlık hizmeti taşıyor.

Bulgar milliyetçilerinin dayattığı yasaların hepsi kabul edilmiştir.

Faşist Valeri Simyonov’un Başbakan Yardımcılığı görevinden hemen istifa etmesi için facebook üzerinden örgütlenen iki kampanyasından biri her saat 11 bin, ikincisi de 10 bin imza topluyor.

Bu arada, Bakanlar Kurulu, Valeri Simyonov’u BULGARİSTAN ETNİK AZINLIKLAR MİLLİ KONSEYİ BAŞKANLIĞINDAN istifaya zorladı. Fakat bir saat sonra ÖZÜRLÜ ÇOCUKLAR MİLLİ KONSEYİ BAŞKANI atadı.

Tarih 25 Ekim 2018, saat 19’uz Sofya’nın merkezine toplanan binlerce kişi siyah bayrak dalgalandırarak ve “sistem öldürüyor” sloganıyla Başbakan Yardımcılarının ve hükümetin istifasını istiyor. Parlamentodaki tartışmalarda muhalefet ve “Volya” Başkanı Mareşki ile “Ataka” Başkanı Siderov Başbakan Yardımcısı Valeri Simyonov’un hemen istifa etmesinde yeniden ısrar ettiler.

Yurtsever Cephe” dağılırsa Borisov’un III.Hükümeti düşebilir. Fakat bu Bulgaristan’da faşizmin de yenilgisi olmalıdır. Vatandaşlarımız faşist bir ülkede yaşamak istemiyor ve memleketi terk ediyorlar, geri dönmüyorlar. Anti-faşist hareketlenmeye katılmak zorundayız.

Lütfen bizi izleyiniz.

Yorumlarımızı arkadaşlarınıza ve yakınlarınıza paylaşınız, sesli okuyunuz.

İlginize ve okuduğunuz için teşekkürler.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir