Moskof Borazancısı

Şakir ARSLANTAŞ

Konu: KGB ajanlığı yapmak neden suç olmuyor.

Bizim “Bocuk”, Çingenelerimizin “Domuz Bayramı”, Hıristiyanlarınsa “Noel” adıyla andığı tatil günlerinde TV programlarını ve herkesin ruhunu karıştıran Ahmet Doğan’ın Moskof borazancılığı yaptığından artık kimse kuşkulanmıyor.

Olay, 17 Aralıkta Sofya’daki kiralık evde oldu. 100’den fazla milletvekili, parti belediye ve il başkanı, Rusya ile ticaretten palazlanan iş adamı, Bulgar bankalarında Rus paralarını koruyan bankacılar, AB yatırım fonlarını çırpanların elebaşları, sanatçılar, felç gibi ilk yardım durumuna müdahale edecek Tıp Akademisi’nden birkaç Profesör ve hane sahibine özel hizmet veren iki yerli fahişe de oradaydı.

Kalabalığın içinde dikkat çekmemeye çalışan birkaç kişi vardı ki, onların Rusya ile bağlı çalışan Bulgar silah ticareti şirketlerinin temsilcileri olduğu sonradan anlaşıldı. Asında anlatmak istediğim olayların hepsi de bu şirketlerin ve aracı şirketlerim ipinin pazara çıkmasından kaynaklandı.

Hazır bulunanlardan hiçbir askerlikten sonra başka bir eğitim almamış olduklarından, karaciğerinin paramparça olduğu teçhizi İsviçre’de de onaylanan Doğan’ın kadehinde su olduğunu sandıklarından, ayağa kalktığında bir sağ bir sola yalpalamasına anlam veremediler.

Genel Başkan Lütfü Mestan iki adım solunda ayakta, eşi Şirin hanım üç sandalye ötede oturuyordu. Bu bir yeni yıl kutlama töreniydi. Her yıl çok dar çevrede yapılırken, bu sene daha Aralık ortasında çok kalabalık bir meclis toplanmıştı. Birbirini kontrol eder gibi tavır içindeki konuklardan kimileri hafifçe şakalaşırken, mırıldanışları bahçe kenarındaki kulübeden gelen Kafkas Çoban Köpeği’ne atfen, şu kemikleri 6 ay yese bitiremez sözlerinde edalıydı.

Doğan’ın konuşmaya başlaması saat 22 sularıydı. Üzerinden 10–15 gün geçti. Artık herkesin bildiği üzere, Hak ve Özgürlük Hareketini, parti meclis grubunu, örgüt yapısını ve Bulgaristan Müslümanlarını ikiye bölen ve Bulgar kamuoyuna deprem yaşatan bu konuşmanın gerçek kökleri bir ay geriye Rusya diktatörü Vladimir Putin’in Kremlin Sarayı’nda 145 yerli ve yabancı gazeteci önünde yaptığı konuşmaya dayanıyor.  Bulgaristan’da 1990’dan önce, T. Jivkov diktatörlüğü zamanında, şu kiralık evde yılbaşı kör sofrasına toplanan aktif gibi komünistleri toplayıp, “yukarıdan inen birisi” bir konuşma yapar ve sonunda Moskova’nın, SBKP’nin kararı budur, uymak zorundayız, yan çizmeyi düşünen istifasını hemen versin tiyatro oyunu sahnelenirdi. Hiç kimseden hiçbir konuda görüş istenmemesi adetten olmuştu.

Ahmet Doğan Bulgaristan Komünist Partisi üyesi olma şerefini tadamadığı için bu trajedide rol almamıştır. Bu yüzden 17 Ocak gecesi orada olup bitenler eskiyi çok anımsattığı için, işlerin iş yüzünü bilenler bakıştılar, ne olduğunu kavrayamayanlarsa ürküttü, hatta korkutular. Hruşçev Stalin hakkında “Putperes”, Brejnev Hruşçev hakkında “kendine taptırmak isteyen” dediğinde, 1956 Budapeşte olayları tanklarla bastırılırken, 1968 “Prag Baharı” kan gölünde boğulurken komünist partisi üyelerine aynı sert tavırla gözdağı verilmiş ve 180 derece büküm yapmaları istemiştir.

Gelişin gidişi gösterdiğine inananların başında Lütfü Mestan vardı ki, hasırın ayakları altından çekildiğini hissedince önce sararıp soluşu, ardından en yakın sandalyeye abanışı eşinin gözünden kaçmadı. Şirin su istedi. Sol elini kaldırmış konuşan, Dağıstan, İnguş, Kabardın Bol gar, Kara bağ, Kırım ve daha birçok Müslüman ve Hıristiyan etnik halk topluğu haklarını hiçe sayan, Çeçen toprağında açtığı kan gölüne basarak Başbakanlıktan Devlet Başkanlığına yükselen Putin’den aldığını söylemedi. Ukrayna trajedisine, nükleer silah gölgesinde  yeni Rusya imparatorluğu kurmaya çalışan, tüm uluslar arası sözleşmeler rafa kaldırılarak Hazar Deniz ve Akdeniz’deki savaş gemileri ve deniz altılarda attığı kanatlı “Kalibır” füzelerle Müslüman Suriye’yi yaktığına değinmedi. En önemlisi de,  Batı devletlerinin gevşekliğinden, demokratik dünyanın parçalanmışlığından ve “Soğuk Savaş”tan sonra gerektiğinde masaya vurup dünya barış güçlerine önderlik edecek yeni bir liderin henüz sivrilmemiş olmasını fırsat bilerek kaba kuvvete ve tehditlere dayanan siyasete alet olduğunu ve Moskof borazanı gibi konuştuğunu anlayamıyordu.

HÖH partisinin 8. kurultayında kürsüden itilmiş ve aktif politikadan kenara itilmişti. Kiralık evde köpekler ve sülünler arasına kapanmış hiçbir konuda demeç vermemiş, çıt dememişti.

O, en büyük yalanın gerçeklerle söylendiğini biliyordu. Onun için Avrupa Birliği’nin dağılmak üzere olduğundan, kaynaşamadığından, NATO’nun güvenilir bir savunma sistemi olup olmadığını sorgulamakla başladı ve Rus hegemonyasının, gerektiğinde silah gücüyle de dayatılacağını vurguladı. Bu gerekçeye dayanarak “CU–24” Rus savaş uçağının düşürülmesini bir “gaf”, çam devirme olarak nitelendirirken, L. Mestan’a dönerek yüzüne “sen politikadan anlamıyorsun” dedi.

Böyle bir konuşmayı yaparken o yediği ekmeği hak etmeye çalışmıştı. “HÖH-DPS A.Ş.’yi” kurduğu zaman Ruslar kendisine birkaç tanker ham petrol vermiş, ardından bu alış veriş genişlemiş ve sigara, silah ve mühimmat kaçakçılığına kadar tırmanmıştı. Olayı T.C. zaman gazetesi başlık yaparken Danimarka basını PKK, PYD ve KCC’ye silah sağlayanların ardındaki maskenin Ahmet Doğan’ı gizlediğini yazdı.

Varna’nın Drındar köyünden olan Ahmet Doğan kimdir? Bu sorunun cevabını vermezden Bulgar halkının iktidar aynasında kendini görmek istediğini yazmak zorundayım. 1971’den 1989’a kadar Devlet Konseyi Başkanı olan T. Jivkov Osmaniye’den (Botevgrat) bir köylüydü. 1990’dan beri perde ardından idare edenlerin çehresi olan Ahmet Doğan da köy evinde ana baba terbiyesi görmemiş, en büyük özelliği öfke birikimi yapıp kinini büyük bir şiddetle birdenbire kusma özelliği yaşatan biri olmasındaydı. İnsanlardan kopmasına, kolektif içinde rahatsız olmasına neden olan bu kin şarj etmesi ve ardından ansızın patlamasıdır. Bu nedenden olacak üniversiteye gitmesi gerekirken derse girmemiş, milletvekilli seçildiğinde kendisine sandalye bile seçmemiş, iş yerinde başka biriyle olmaktan hep kaçınmıştır. Her şeyi kendi kontrolünde bulundurup, seçmenden gizli tutma hırsı da çok gerilim yarattığından Mehmet Hoca, Ahmet Kenan, Güner Tahir, Osman Oktay, Kasim Dal, Korman İsmailov ve şimdi de parti Genel Başkanı Lütfü Mestan partiden atılmış, Razgrat ve Blagoevgrat milletvekilleri meclis grubundan çıkarılırken, Kırcaali HÖH İl Başkanı ve kurucu milletvekili Bahri Ömer de kendisi istifa etmiştir. Bu nedenlerden olmakla halktan, seçmenden ve köylü kentli sorunlarından tamamen kopmuş olan HÖH partisi 1 Kasım yerel seçimlerinde İsperih, Dulovo, Kubrat, Nikola Kozlevo, Vyatovo ve Gırmen gibi Türk kalelerini kaybetti. Em önemli parçalanma ise, her partinin ana hedefi olan köylü ve kentli seçmen tabanının yaşam koşullarını iyileştirme, sosyal ve kültürel edinimlerini kat kat arttırma yönünde hiçbir şey yapmaması aydın kesimin, hatırı sayılır kişilerin partiden kopmasına, davaya yüz çevirmesine neden oldu. Parti içinde hiçbir bilim adamı kalmadı. İnsanlarımızın devamlı yalandırılması herkeste bıkkınlık getirdi.

Partideki bu çözülme ve dağılma, Bulgaristan Türklerinin Ankara’ya bakması, izlenen kısır politikadan soğuması ve dünya politikası için büyük önem taşıyan politik olaylarda, hele “CU–24” gibi Rusya – Türkiye çatışma konusunda Ankara ve NATO’dan yana konum alması Putin’i iyice çıldırttı.  Bulgaristan Müslümanlarının Balkan siyasetinde Ankara siyasetini desteklemesi olacak iş değildi. 2000 yılından beri dış politikasını etnik azınlıklar üzerinden, sözde “terörle” mücadele üzerinden yürüten ve sürekli acele edip her konuda ön safa geçmeye çalışan Putin’in yeni yayılmacı siyaseti Yugoslavya’da, Kosovo, Bosna cephelerinde tosladıktan sonra daha da saldırgan oldu.

Bu arada, Moskova’nın Demokratik Almanya Cumhuriyeti’nden çekilirken, askeri çekilmeyi gerçekleştirebilmek ve ordu mensuplarını Rusya’da konuşlandırmak için Federal Almanya’dan 8 milyar Batı Markı yardım aldığı unutuldu. 1990’dan sonra parçalanan ve 15 bağımsız devlete dağılan SB’nde bir savaş çıkmaması, nükleer tehlikede tırmanmasının önlenebilmesi için, açlık sınırında yaşayan halkın ayaklanmasının önlenmesi için Batı dünyasının ABD, Fransa, ;İngiltere, Batı Almanya, Dünya Bankası ve UPF gibi devlet ve örgütlerin Rusya’ya toplam 49 milyar US Dolar soysan ve ekonomik yardım yaptığı hemen unutuldu.

Özellikle dikkat çekilmesi gereken bir durumsa şudur. Herkes bilir, SB dağıldıktan sonra dünyada en çok nükleer bomba bulunduran ülke Ukrayna idi. 1994’te Ukrayna Nükleer Silahların Yayılmasını Engelleme ve bununla ilgili güvenlik garantileri Bildirisini imzalandığında Rusya, ABD, Fransa ve Büyük Britanya’dan garantiler vermişti. “Günümüz Ukrayna’sının devlet sınırları, bağımsızlığı ve egemenliğine saygı gösterilecekti”, bu arada ülkenin politik bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne karşı tehditte ve saldırıda bulunmaktan kaçınacaklardı. Ne oldu. 10 yıl sonra Ukrayna’ya dahil olan Kırım ilhak edildi, Rusça konuşulan Ukrayna eyaletleri kışkırtıldı, silahlandırıldı ve bölgesel bağımsızlık savaşı başladı.

Ahmet Doğan Putin’in kendi imzasına saygısı olmayan biri olduğunu görmek istemiyor ve kalkmış Türkiye’ye ve Bulgaristan Türklerine karşı Moskof borazanlığı yapıyor.

Bu borç, bu yalanlardan kaynaklanan diyet borazanlık ya da akıl hocalığı yapmakla ödenmez, ödenemez, yeni gerçekler karşısında siyasi sahneden çekilme zamanı gelmiştir. İşler Büyük politikaya dahil oldu, Mustafa, Çetin ve Rüstem eşeği bu yükü taşıyamaz, Bulgaristan Müslümanları Türkiye’ye karşı gitmez, partiyi gerçek özgürlükçülere devretme zamanı gelmiştir.

Olayların gizlendiği, etraf sigara kaçakçılığına, silah ticaretine, para aklamaya kokarken, ipi pazara çıkanlar kamuoyunu bir daha yalandırmaya, tuzağa düşürmeye çalıştı ve parti başkanı ve 3 milletvekili ile bir il başkanını kurban etti. Bu iğrençliği gizlemek içinse, yine kendileri tarafından yetiştirilen Dobruca’nın yarısına el atan dolandırıcı Tadarıkov,  İvanov, Dimitrov ve daha birçok profesörler onar bin leva paracık cepleyerek gazete ve TV kapılarında Doğan savunucusu oldular.

Ortaya çıkan nedir?

  1. A. Doğan artık tamamen kullanılmış ve çöplük olmuştur.
  2. 1978 Berlin Anlaşması’nın 4-üncü, 5-inci ve 12-inci maddeleri uygulanarak Bulgaristan Türkleri, Pomaklar ve Müslüman Çingenelerin etnik topluluk haklarının, dil, din ve özgün kültür, tarih, gelenek ve ahlak haklarının, demokratik özgürlüklerinin ve sosyal adaletin tamamen uygulanması zamanı çoktan gelmiştir.  Bu sözleşmenin 4, maddesi ki bu antklaşmayı Rusya da imzalamıştır, Bulgaristan’da yaşayan Türklere ve tüm Müslümanlara Türk milleti olarak yaşama hakkı tanımıştır.

Bunun ötesi köylü oyunudur, ajan tuzağı ve Bulgarların uluslar arası sözleşmelere uymamasıdır.

 

 

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir