Filiz SOYTÜRK

 

Hey hey

Kör olmak ne güzel şey!

Kral çıplak….Çar iflas etti…

Grim Kardeşlerin “Kral Çıplak” masalını okumuş, dinlemiş ya da oyun veya filmini seyretmişsinizdir. Bu masal toplumun kör oluşu ile alaydır. Çocuğun “Kral çıplak!” haykırışı herkesi uyandırmış, sarsmış, iğnelemiş, toplumun üzerine buzlu su dökmüş, bakan körleri uyandırmış ve gerçek hayata geri çağırmıştır.

Çocuktan al haberi!” bizim bir gerçekliğimiz olsa da bizdeki buzları eritemedik, düğümleri sökemiyoruz. Çünkü görmeyenlere mahsus değildir körlük. O çok anlamlıdır. Bir korkudur körlük. İnsanı yendi mi pes olursun ve asla kurtulamazsın. Körlük insanlara kölelik devri yaşatmıştır. Spartaküs’ün bizim buralarda o ünlü Trakların Ayaklanmasını ateşlemeseydi, o kör devirler belki de bugünlere kadar devam ederdi. Özürlü olmayan kimse kör doğmaz. Kimse hilekâr doğmadı. Toplumun acı zehrinden içmezden önce insanlar sahtekârlık bilmezdi. Kimse doğuştan dolandırıcı değildir. Okula ilk gittiği gün çocuk arkadaşının kalemini çalmayı düşünmez. Öğretmen “kalemi olmayan kara tahtaya çıksın” demeden afacan kalem çalmayı hayal etmez. Her şey gibi gerçek de sancılı doğar. İl haykırış masumdur. “Kral Çıplak” diye haykıran çocuğun safdilliği kadar güzeldir.

 

Kral Çıplak!” anlam bakımından son derece derin, üzerine kitaplar yazılacak kadar renkli!

Müellifin keskin zekâsı uyurgezer, köleye benzer topluma selamdır. İnsanı hem güldüren hem ağılatan bir dalkavukluktur. Üzerinde düşüneni kemiren maskaralığa ibret olsun diye anlatmıştır. Değişen bir şey yok. Göre göre görmeyen körler, saraylarda, barlarda, lokantalarda “büyüklerimizi” nükteli sözlerle eğlendirenler asla aç kalmaz, Maskeleri düştüğünde beş para etmedikleri ortaya çıkana kadar, çıplak da olsalar hep kraldırlar.

 

Dünya  “Kralın Çıplak” görmek istemeyenlerle doludur bugün de. Biz onlarla birlikte yaşamak zorundayız. Üzgünüz, çünkü toplumsal çoğunluk körlerden oluşur. Biz XXI. yüzyılda bile bile bilemeyenlerin anarında olduğumuzdan kahroluyoruz. Bir yere bir delik açıp dünyaya hep aynı delikte bakanların körlüğü bizi de kör ediyor.

 

Yeni zamanlarda “Nasrettin Hoca ne gülüyor; Ne güldürüyor artık.

Buna da akıl erdiremiyoruz.

 

Kör olmak ne güzel şey,

Kör olmak ne güzel şey!

Görmeyenlere mahsus değildir, körlük.

Göre göre görememektir körlük.

Bile bile bilememektir körlük.

 

Yıl 2014. Aylardan Kasım. Günlerden her gün!

Gazete başlıkları: “Bulgar Çarı İflas etti!”

 

Benim kuşağımdan hiç kimse daha önce bir Çarın batabileceğini, batıp da çıkamayacağını,  hatta pabucuna çamur sıçrayabileceğini düşünmemişti. Çar zenginliğinin “Ali Baba”nın harami hazinesinde gördüğünden kat kat fazla olduğunu zannettik. Bu onu okulda, üniversitede, eş dost sohbetinde hiç görüşülmedi. “Çarın donu düştü” dene kimse inanmazdı. Grim kardeşlerinki bir masal! Şimdi ben sevinmeli miyim!? Onu da bilmiyorum. Hatta ben herkesin yoksul yaşadığı bir ülkede Çarın da sefiller arasına girmesini uygun buluyorum. Yoksullardan elektrik çalmasını, komşu köylerden yaşlıları soymayı, 7 gün aynı yemeyi yemeyi, devamlı çamurda yürümeyi, kış aylarında daha rahat yaşamak için içeri girmeyi v.s. öğrenip halkını daha iyi idare edebilirdi.

 

Bizim Çar Simeyon Sakskoburgotski ülkemize 18 yıl önce döndü.

1945’te Hak İdaresi tarafında çocuk yaşta kovulduğunda gidecek yer ve ekmeyi yinecik komşu olarak Türkiye’yi seçti. Sirkeci garına inmezden önce Stalin Moskova’dan Ankara’ya çektiği telgrafta “BİZİM ÇOCUĞA İYİ BAKIN, ZAMAN GELİR LAZIM OLUR!” demişti. O zaman 50 yıl sonra geri çağırılacağını kestirebilmesi zordu.

 

2 000’ne girerken Bulgaristan’ın batıya pencere açtığında o Madrid’ydi. Başını kaldırıp cama bakmaya başladı. Misafir davet etmek adetlerimizdendir. Papaz sakallarını kesen A. Doğan’ı da “Çarı Vatanına davet etmeye” gönderdiler. O vakte kadar kimsenin beş paraya saymadığı, haysiyeti sıfır, hatta elektrik faturalarını ödemek için eşinden para dilenen “gurbetçi Çarın” ayağına gidip elini öpenler sıra olunca  o da o bilinmeyen yerden ödenen  “lüks-klas” uçak bilet kullanıp Sofya hava alanına indiğinde şakşakçı alkışçılar herkesi adeta büyüledi.

 

Büyük Nazım Bursa’da yatarken tam böyle durumlar için şöyle demişti:

 

Sahte olmuş iliğimiz kanımız

Hile-hurda-yalan-dolan şanımız

 

Adamı ayağının tozuyla başbakan yaptık. Memleketi devrettik. “Al ne yaparsan yap! Aman bizi kurtar!” dedik. Ortaya çıkıp 850 günde hepinizin derdini hallederim dedi, inandık! Partisi yoktu. Önemli değil, hepimiz oy verdik. Evi yoktu, dede ve baba malına “kon” dedik.  “Param yok” demesine kalmadı, Rila Dağı’ndaki tüm çamları ona devrettik. Bulgarcası eksikliydi, “kusur görmedik.” İştahı çok büyüktü, “Allah vergisidir!” dedik. Aç adamın eli uzun olur” deyen olmadı. Kamyonla, vapurla, tren katarlarıyla dolu dolu çaldı, bakan baktı ama kimse görmedi, göz koyan olmadı. “Aç” olması, “çıplak” olması hiç önemli değildi. Çarımız vardı ve o hepimize yeterdi.

 

18 yıldan beri çalıyor diye yazılan yayınlanmadı, yalancıdır diye çizilen basılmadı, Çarımızın üzerine toz konmadı:

 

Hey hey

Kör olmak ne güzel şey!

Görmeyenlere mahsus değildir, körlük.

Göre göre görememektir körlük.

Bile bile bilememektir körlük.

 

Türklerin gözü pek olur, istediklerinde gördüklerini görmezler, yediklerinden söz etmezler, birlikte çalıp çırpsalar kimseyi ele vermezler.

 

Şimdi efendim bizim Çarın borçlarını ödeyemediği mahkeme kararıyla artık resmen  tespit ve ilam edildi. Dede ve baba saray ve konakları – “Tsarska Bistritsa”, “Sitnyakovo”, Vranya”, “ Kriçim” köşklerini devlet geri aldı. Başbakanlık yıllarında “Rila” Dağı’ndaki çam kpru ve ormanlarından toplam 5 milyon US Dolar tutarında tomruk ve kereste kesip Yunanistan’a sattığı ortaya çıktı. Adam durup dururken bizim akciğerlerimizi sökmüş, ama biz kör ve dildiz kalmışız. Yapacak bir şey yok, korku dağları bekliyor.

 

Çarımızın taşınmazlarından mahkeme kararıyla asla iade edilmemek üzere alınan iri mal mülkün toplam değeri 25 milyon US Dolardır. Bilmem anlatabildim mi? “Bizim Çar da çıplak kaldı!”

 

Fakat bu belgesel öykümde benim hedefim okurlarıma XXI. yüzyılda donlarını düşürüp kaybeden ilk Çarın Bulgar Çarı olduğunu anlatmak değildi. Çarcığımıza bu talanı, bu hırsızlıkları, bu soygunu yapma kapısını aralayan gümrükçülerin mühürlerini, vergicilerin kalemlerini, polisin yetkilerini ellerinden alan, savcıları ofislerine kapayanlar olduğuna işaret etmekti. Bir ülkeye yarım yüzyıl ayak basmayan bir kişiye birkaç yılda 25 milyon US Doları çalıp götürme imkânı tanıyanlar var. Önüne sunulması bu boyutta bir hırsızlık yapabilir miydi? Böylesi bir soygun yardımcısız olur mu!?

 

Kör olmak ne güzel şey,

 

Aç açın halinden, hırsız hırsız halinden anlar dersek. Baş hırsız kimdir?

 

Biz artık kendilerini bilinçli olarak zorla kör payanlarla hakikatten özürlü olanları birbirinden ayırmak zorundayız. Ahmet Doğanlar, Lütfü Mestanlar, Nikolay Tsonevler ve bizden daha 25-30 kişi devlet talan edilirken milletvekiliydiler.  Neden sağır ve kör kaldınız! Yoksa paslaşa paslaşa birlikte mi çaldılar? Halkımızı birlikte mi soydunuz? Eğer bu körlük bilinçli özürlülükse lütfen devleti çırçıplak soyma defterinin ikinci üçüncü ve tüm sayfalar birer ikişer açmaya başlayalım.Muhbirlik ediyorum: Saks Koburgotski Başbakan olduğu yıllarda (dört yılda 25 milyon çalmışsa) Ahmet Doğan’a bağlı bir (Sofya) şirketi Kuzey Batı Koca Balkan sırtlarından (Vratsa-Montana) 220 TIR ıhlamur ve 200 TIR akasya tomruğu kesti. Bu ağaçların kesilmesi ve ihraç edilmesi o gün olduğu gibi bugün de kesin yasaktır. Son 18 yılda bu devletin ve ülkenin soyulup soğana çevrilmesinde parmağı olanların tüm hırsızlıklarının açıklanmalı, suçluların hepsi tutuklanmalı, sorgulanmalı ve yargı önüne çıkarılmalıdır.

 

Çara karşı davaya 7 avukat çıktı. Bulgaristan halkı ADALET UĞRUNA UYANIŞA KATILACAK TÜM AVUKATLARIN ÜCRETLERİNİ ÖDEMEYE VE HIRSIZLAR İÇİN YENİ HAPİSHANELER KURULACAKSA BAĞIŞTA BULUNMAYA HAZIRDIR.

 

Bir Çarı çırçıplak soyan mahkeme, tüm diğer hırsızlarla kesin baş edebilir. Çarı dedesinin ve babasının köşk ve saraylarından dağ evlerinden çiftlik konaklarından çıkaran mahkeme Ahmet Doğan’ı da “saraydan” mutlaka çıkarmalıdır. Adalet yerini bulmadan jalşkın ruhu huzur bulamaz. Halkımız “adaletten kaçanın gözü kör olsun!” sözünü bugünler için söylemiştir. Emsal ortadadır. Bulgaristan’ın baştanbaşa soyulduğunu ve halkın köle durumuna düşürüldüğünü, ekmek dilencisi duruma getirildiğini görmeyen kalmadı, şimdiye kadar gördüğüne “gördüm” demeye korkan artık korkmasın! Çarın çaldıklarını geri alan mahkeme tuttuğunu koparır. Koparacaktır. Koparmalıdır.  Korkmaya gerek yok. “Halkın elinde artık emsal mahkeme kararlar var!”

 

Demokrasi Kralların ve Çarların çıplak olduğunu gösteren bir toplum düzenidir.

Ne kadar zor, ne kadar dik olursa olsun adalet yolumuz budur.

Bizim için daha kolay olanı henüz düşünülmedi.

Akarsuyun kilidi olmadığı gibi, ebediyen kör kalan bir halk da yoktur.

Bizim aramızda olup bugün hala korkanlar mutlaka korkuyu yenecek ve gerçekleri görecektir. “Çar  Çıplak!”

“Ahmet Doğan Mafya Başı!”

“Lürfü Mestan Yalancı!”

“DPS Yönetimi Dolandırıcı!” deyen çocuk bugün henüz doğmamış olabilir.

Fakat mutlaka ve en yakın zamanda doğacaktır.

İşte benim anamı babamı aldatan kişi şu!” deyecektir.

Vatanımı talan eden kişi şu!” deyecektir.

 

Kör olmak ne güzel şey, ebediyen tarih olacak!

Gerçekleri görenler ve gösterenler yeni öyküler yazacaktır!

Reklamlar