Bir analiz yazısı:

Tercume Hamiyet ÇAKIR

Tarih: 14 Mart 2018

Konu:  Dünya insanları nereye gidiyor? Taş ve tel duvarlar göçleri durduramamıştır.

Yazan: Anatoliy Vişnevski

Günümüzde 10 milyonlarca insan yalnız coğrafya alanında değil, sosyal alanda da devamlı hareket ediyor.

Birleşmiş Milletler Örgütü’nün (BMÖ) son yayınlarında, 2017 yılında dünyada bir ülkeden başka bir ülkeye göç edenlerin sayısı, son 27 yılda 100 milyon artarak, artık 258 milyon olmuştur. 1990’da onların sayısı 158 milyondu.

Bugün herkes göç etmekten söz ediyor ve birçokları dünyanın daha önce yaşamadığı yepyeni bir şeyle yüz yüze olduğunu kabul ediyorlar. Aslında bir yerden bir yere göç etme olayı dünya kadar eski bir olaydır. Fransız demograf bu olay için “göçler dünya tarihinin özetidir” dedi.

Günümüz demografik süreçlerinin karakteristiğinde yeni çizgiler görüyoruz. Bu çizgiler daha önceki göçlerde izlenmiyordu.

İnsanlık göçebe hayata ne zaman başladığını, bir yerden bir yere göçerek daha iyi bir geçim arayışının ilk adımlarını bildirmekte zorlanır. Ne ki, bayındırınmış alanların devamlı genişlediği bir gerçektir. Afrika’dan çıkıp Avustralya ve Güney Amerika’ya gitmişlerdir. Finikeliler ve Yunanlar Akdeniz ve Karadeniz havzasında sayısız koloniler yaratmışlardır. Boz kır göçebeleri Çin’i işgal etmiş ve yerli nüfusla kaynaşmışlardır. Halkların büyük göçleri sel gibi yayılırken Avrupa kıtasına yerleşmişlerdir. Bunların hepsi göçlerle olmuş, fakat kolektif göçlerle gerçekleşmiştir. İnsanlar her zaman bir aileden, bir kavimden, bir topluluk, millet ve “halktan” birileri olarak göçmüşlerdir. Fakat bugünkü göçlerde birçok şey farklıdır.

Avrupa dersleri.

Yakın zamana kadar büyün ülke nüfuslarının daha büyük nüfusu köylüydü. Köylülerin göçebeliği sınırlıdır. Toprağı olan veya köy ağasına bağlı olan köylüler kolay kolay göç edemezler. Etseler bile bu göçler bireyseldir. Bunu, yakın geçmişte,  komşu köylerde evliliklerle, ya da mevsim işçisi olarak ama büyük köy meraları ve toprakları içinde göç olarak görebilirdik. Bunun istisnaları da var kuşkusuz. Örneğin Rusya’da “Kazak Kardeşliği” olaylarında, bir toprak ağasından (pomeştikten) kaçan toprak kölesi, “Kazak Kardeşliğine” kabul edilir, ama yeni yerinde de yine toprak kölesi ve toprağa bağlı bir kişi olarak kalır ve çalışmaya devam eder.

Bu durum 17. yüzyılın başında yalnız Batı Avrupa’da belirli değişiklikler katdetmeye başlamıştır. Bu dönemde bu kıtaya kişisel gönüllü göçebeler gelmeye başlamıştır.  Geçen yüzyılın 70’li yıllarında bu süreci inceleyen Amerikalı bilim adamı W. Zelinski, “Hareketlenmeye Geçiş” kitabında bu değişikliği anlatmıştır.

Yeni dönemde insanların göç ederek yalnız coğrafyalarını değil, aynı zamanda sosyal durumlarını, mesleklerini, sosyal durumlarını ve vatandaşlıklarını da değiştirdiklerini izliyoruz.  Yeni kitle göçleri böyle doğmuştur. Bunlar yeni tip göçlerdir. Bu her kişinin kendi kararıyla, gönüllü, kişisel çıkarlarından çıkarak belirli bir hedefe doğru yaşadığı yeri değiştirmesiyle başlayan bir süreçtir.

Pek tabii ki, göç şeklinde coğrafik hareketlenme ile demografik hareketlenme kendiliğinden olmak üzere doğum ve ölümde değişikliklere neden oluyor.

Bu gelişmeler bin yılımızın ikinci yarısında Avrupa’da tarım ekonomisi koşullarında nüfus artışına neden olmuştur. İşlenir topraklar yetersiz olmaya başlayınca ise, tarım emekçileri sıradan tarım işlerinden kopmaya ve geçim için başka olanaklar aramaya başlayınca sanayi göçleri artmıştır.

Endüstriye göçler değişik aşamalardan geçmiştir. Göçebelerin yeni iş alanları uzaklaşıyor, işe gitmek için gerekli olan zaman kesimi de giderek uzuyor. Önce göçücü göçler izlenmiş ve onlar mevsim sonu evlerine geri dönerken, git gide iş buldukları yerlere yerleşmişler.

Sanayileşmeyle gelen göçler 17. yy.da kitleselleşirken, 18. yy.da  Avrupa’da   yeni tip göç hareketi gelişmiştir. Bu köyden kente göçtür. Avrupa kentleşme ve uygarlaşma çağı yaşamıştır.

Köyden kente göçler birkaç yüzyıl sürmüştür. 19. yy.ın sonuna kadar İngiltere dışında, Avrupa ülkeleri nüfusunun daha fazlası köylüdür.  20. yüzyılda  Avrupalıların yarıdan fazlası şehirli olmuştur.  (Artık bu oran üçte ikiden fazladır). Günümüz Avrupa toplumu kentlidir.  Eski kıtada göçler devam ediyor. Fakat şehirlilerin araç kullandığı, birçok köye süratli tren vb. araç olduğu dikkate alındında, göç durumunda bir durgunluk yaşanıyor.

Ne var ki, Avrupa’da göç problemi yalnızca iç göç olmakla kalmıyor. Dıştan gelen göç sorunu git gide aktüelleşti ve kitleleşti. Bireysel göç olrak gelişirken yoğunlaştı ve çok büyük gruplar oluşturdu.  19. yüzyılda Avrupa’nın yaşadığı nüfus patlamaları ise ardından Avrupa’da Amerika’ya ve başka kıtalara göç dalgaları doğurdu. Amerikan demografi uzmanlarından Kingsli Deywis, 50 yıldan beri bu konuyu işliyor. Dış ülkelere göçün Avrupa nüfusunun çok artmasına “demografik yanıt” diyor.  Avrupa’dan Amerikan kıtasına göçler bu yanıtın bir yönüdür. Bu göçler, Avrupa nüfus patlamasını dengeleyen bir demografik unsurdur. Aynı zamanda Afrika kıtası içinde, kıta göçleri yaşanırken, Avrupa, Asya ve Okyanus adalarından Afrika’ya da büyük göç dalgası olmuştur.

Geçmiş tekrar ediyor.

Avrupa kıtasını terk eden Avrupalıların toplam sayısı 60 milyondur.

Bu göçler kıtalar arası kitlesel göçlerdir, okyanus ötesi devletler kurulmasını ve dünya ekonomik ve siyasal dengelerini değiştiren gelişmelere neden olmuşlardır.

Ne ki, 20. yy’ın yarısında bu süreçler sanki soldu ve kurudu. Böylece dünya uluslar arası göç tarihinde uzun bir dönem sona erdi ve yeni bir açama başladı. Yeni alama daha önceki dış göçler dönemini birçok özellikle andırıyor, fakat bazı konularda ondan kökten ayrılıyor.

(Not-1:

Bu analizde baskı, terör ve zulüm hatta irili ufaklı haklı ve haksız savaşlar, ayaklanmalar, zorlamalar yüzünden başlayan ve yığınlaşan göçlerden söz edilmiyor. Örneklersek Balkanlarda 1815’ten beri Anadolu’ya geri çekilme var. Bu Çekilmenin ruhu XX. yy.’ın başında Mustafa Kemal Atatürk tarafından Sakarya Zaferinde kırılmış ve tarih yön değiştirmiştir. Ne ki 1878’den bugüne kadar Bulgaristan’dan Türkiye’ye göçler antik ve dini ayrım nedenleriyle baskı ve terörle devam etmiş, XX. asrın ikinci yarısında 1950 göçü, 1968-1976 göçü ve Ağustos 1989 “Büyük Göçü” Bulgaristan Türklerini parçalamış ve büyük yaralar açmıştır. Şu an Türkiye’de 1 020 000 (bir milyon 20 bin) soydaşımız T.C.’de yaşıyor.

Resmi verilere göre Bulgaristan’ı terk eden vatandaşların toplam sayısı 6 milyon kişidir.

Birinci Dünya Savaşından sonra Vardar Makedonya’sından ve Ege Bölgesinden Bulgaristan’a 300 bin kişi göç etmiştir. 1940’da Güney Dobruca’nın Bulgaristan’a geri verilmesiyle nüfus değiş tokuşu yapılmış ve 115 bin Bulgar Romanya’dan Bulgaristan’a göç etmiştir. 1942 yılında  15 bin Yahudi Bulgar hükümeti tarafından idare edilen Vardar Makedonya’sı ve Ege Bölgesinden  Polonya’daki “Treplika” ölüm kampına gönderilmiştir. Öldürülmeye götürülen Yahudiler Bulgar vagonlarıyla nakledilmiştir. Bu ölüme zorlama operasyonu sırasında Makedonya ve Ege Trakya’sında canlı Yahudi kalmamıştır.

1944 yılından sonra 48 bin Yahudi Bulgaristan’ terk etmiştir.)

Geçen yüzyılın ikinci yarısında göçler küresel boyutlara ulaştı ve dünyanın azgelişmiş yörelerine sıçradı.  Bu yörelerde, 17. 18. asır Avrupa durumunu andıran bir demografik durum biçimlendi. Boyutları zengin Avrupa’nın göç atılımlarını aştı.

(NOT 2:

  1. yy.da en fazla göç alan Avrupa ülkesi Almanya’dır. “Die Welt” gazetesi, Köln, Hanower ve Berlin Doğu Avrupa ülkelerinden gelen evsizlerle doludur. 2018’de Almanya’da 1 milyon evsiz olacağı haber veriliyor. Bu insanların üçte birinin Bulgaristan, Romanya, Polonya ve eski Sovyet Cumhuriyetlerinden olduğu haber veriliyor.).

 

  1. yüzyılın başlarında küremizde 1.7 milyar insan yaşıyordu. Bir asırda bu sayı 4.5’e ulaştı. 2017’de dünya nüfusu 7.6 milyar oldu. Bu insanların sadece 1.2 milyarı gelişmiş ülkelerde yaşıyor. Zengin ülkelerde 2017 yılında kişi başı Gayrı Safi Milli Hasıla 12 bin US Dolardan fazlaydı. Gelişmiş ülkelerdeki nüfus sayısı git gide istikrarlı bir düzeyde durdu, az gelişmiş ülkelerde artmaya devam ediyor.  Bu yüzyılın sonunda dünya nüfusu 11 milyarı aşabilir. Yeni durumda zengin – gelişmiş bölgenin nüfusu dünya nüfusunun küçük bir parçası olacaktır.

 

1950 yılından 2017 yılına kadar gelişmekte olan ülkelerin nüfusu 2,7 milyar kişi yani 10 defa artmıştır. 2008 yılında şehirlerde yaşayan insanların sayısı köylerde yaşayanlardan fazla oldu. O yıl köylü nüfusun artışı durdu. Artış kentlerde başladı. Metropoller taşıyor.

Göçlerin durdurulması için en basit öneriler, sınırlara duvar dikmektir.

2018’in ilk gününden beri Bulgaristan’ın Türkiye sınırına diktiği tel duvar tartışıldı. En sonunda delik deşik olduğu ve bir işe yaramadığı ortaya çıktı. Bizim duvar 3 metre yüksek. Amerikanın Meksika sınırına çektiği beton duvar 8 metre yüksek.

Dünya tarihinde ilk duvar 3 binsene önce Fırat ve Dicle ırmakları arasına çekilmiş. Bu duvar 200 km uzunmuş ve göçebelerden korunmak için yapılmış. Büyük Çin seti de göçebelerden korunmak için yapılmış, ama göçebeler arkadan dolanmışlar ve Çin’e girmişler. Sınırsız ve kapısız bir birlik oluşturmaya çalışan Avrupa Birliği ülkeleri arasında tarihin en uzun ve en dikenli telleri gerildi.  Göçmenleri tel duvarla durdurmak olanaksızdır.

2918’de T.C silahlı kuvvetleri ülkedeki 4 milyon göçmen ve sığınmacıyı evlerine ve vatanlarına güvenli bir şekilde geri gönderebilmek için “Fırat Kalkanı” ve “Zeytin Dalı” operasyonlarını yaptı. Göçmen ve demografi sorunu 21. yüzyılın ana sorunu olmaya başladı.

(Nezavisimaya Gazeta)

Reklamlar