BULTÜRK ve BGHABER Yazarlarımızdan Oya CANBAZOĞLU ile Bulgaristan’daki son gelişmeler üstüne bir söyleşi.

Soru: Tarihsel olarak Bulgar toplumunun şimdi bulunduğu yer neresidir?   

Yanıt: Bugün, biz, bir toplum olarak, yolların ve ırmakların toplandığı kavşaklar var ya, öyle bir yerdeyiz. İnsanlarımız yaşayışımızdan memnun değil, var olan durumdan da memnun değiller, reform yapmak yani dönüşmek için değişik seçenek ve yollar arıyorlar. Bu çevirimsel olarak belirli zaman aralarıyla yani devre devre ortaya çıkan bir durumdur. Bizde Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra (1914); İkinci Dünya Savaşı esnasında ve hemen ardından (1939–1945) yaşanmış ve 1990’larda başladı ve halen tekrar etmektedir.

Soru: Uzun süren bu bunalımdan çıkmamıza seçenek var mıdır?

Yanıt: Kuşkusuz, kan ve savaşlarla simgelenmiş bir dönemle şimdiki aşamayı karşılaştırmak pek uygun değil gibi olsa da, bunalımın yinelediği ortadadır ve biz, dediğim gibi, yine yeni bir kavşaktayız. İki şey dikkat odağındadır: 1) Halk devamlı memnuniyetsizlik ortamında yaşama alışkanlığına girmiştir; 2) Yeni çağda toplumumuzda bunalımlar artık 3. kez tekrarlıyor. Geçmişte yaşanan toplumsal depremlerde gelecek için seçenek aranmıştı. Denenen değişik yolların umutsuz oluşu hep bunalım yaratmıştır. Bugün de benzer bir durumla karşı karşıyayız. 23 yıldan beri ileri gideceğimize dolap beygiri gibi aynı yerde dolanıyoruz, bunu açıklamak, yazmak, bana da ağır geliyor. Bitip bitmediği üzerinde tartışılan GEÇİŞ DÖNEMİ çok uzun sürdü. Ne yazık ki, toplumumuz, Bulgaristan halkının daha büyük kesimi için iç açısı olmayan geçiş döneminin devam etiği duygusuyla yaşıyor.

Soru: Bulgar toplumunda şu dönemde de düşmanlık var mı?

Yanıt: Nereye gittiğimizi bile açık olarak bilmeden yaşadığımız geçiş döneminde günlük yaşamımıza, Bulgaristan halkı için her zaman yıkıcı olan, DÜŞMANLIK yine yerleşti. Bu Bulgar Türk ya da Bulgar Rom düşmanlığı değildir. Tarihimize bakılırsa Bulgar toplumunda en büyük düşmanlık 1923 Eylül Ayaklanmasında, yani bundan 90 yıl önce yaşanmıştı. Gelecek sene, toplumumuzda çok büyük gerilim birikiminin patlaması sonucu kanlı geçen 9 Eylül 1944 ‘ün 70. yılına rastlıyor. Bu iki olayı, toplum içinde büyük bir düşmanlığın yüzeye vurması şeklinde de yorumlamak mümkündür. Buradaki temel çelişki sınıfsaldır. Yani sözü edilen husumet, sınıfsal bir düşmanlıktır. Bugün de Bulgar toplumunda düşmanlık var, fakat 3 aydan beri süren gösterilerde onun toplumdaki temel itici güç olduğunu iddia edemeyiz.

Soru: Şimdiki sosyal karamsarlığın ana nedeni nedir?

Yanıt: Bulgar toplumunda politik sistemden ve politik sınıftan tiksinme birikmiştir. Sokak gösterilerini kör sokaktan çıkma denemesi olarak kabul ediyorum. Gösteriler sivil ortamı sıhhileştirme bakımından Bulgar toplumu için sağlıklıdır. Onlar Bulgar Sosyalist Partisi ve Hak ve Özgürlük Hareketi politikacılarına ölçülü ve akıllı olun, işareti verdi. Harekete geçen tabaka toplumumuzun ana üretici gücü değildir.

Soru: 2013 yaz eylemlerinden sonra toplumda uzlaşmaya gitme yolu açıldı mı?

Yanıt: Bulgaristan’da uzlaşma sağlanabilmesi için toplumsal silkinmeye, manevi ve etik olarak içsel temizlenmeye gerek var ki, uzlaşma yolunu açacak olan da aslında  bu arınma olacaktır. 2000 yılı eşiğinde Bulgaristan’da sosyal depremin aşıldığı düşünülmüştü. Ne yazık ki, toplum silkinemedi, yeni  bir niteliğe geçemedi, aradığını bulamadı.

Soru: Yaz aylarında hareketlenen dip dalgası ne gibi işaretler verdi?

Yanıt: Toplumda temizlenme yani olumsuzlanma gerçekleşmediği ortadadır. Totalitarizm yükü toplumun sırtındadır. Görüldüğü üzere 2000 yılından beri memnuniyetsizlik, tatmin edilmemiş olan bir durum dibe çökmüş ve sokakta baş göstermeye başlıyor. Bu, Bulgar toplumunun kendi içinde ve geçmişe ilişkin öz anısı bakımından problemli olduğuna işarettir. Biz bugün, 1990 yıllı başında ortaya çıkan yüzleşmenin bir daha kısmen sahnede olduğunu görüyoruz. Şimdiki yüzleşmede eski oyuncular da yer alıyor, ama bu direnmenin yapılanması farklıydı. Yaşlılar, kendileri gelmedikçe meydanlara davet edilmiyorlar. Bir de, komünist mirası üstüne tartışmanın yapılmamış olduğu gün ışığına çıktı. Yeni bir bakış açısının oluşması birçok şeyi değiştirebilir. Gençlerimizin gidip AB’yi, ABD’yi görmesi iyi oldu. İki kişi bir araya gelip konuşmaya başlasa Washington’dan örnekler sunması ne güzel oluyor, bir bilseniz. Bizimkiler de Türkiye gerçekliğini gördüler.

Soru: Toplumsal uzlaşmaya seçenek var mı? Bu nasıl olabilir? Eski kitabı bir daha okuyup ebediyen kapayarak mı, yoksa her şeyi unutup arkaya bakmadan ileri çekilerek mi? Biliyorsunuz İtalya, İspanya, Yunanistan bu yolu yürüdüler. Bizim derdimize şifa olacak örnekler var mı?

Yanıt: Anımsayacağınız üzere, Yunanistan geçmişe dönmemek üzere ajan dosyalarını yaktı. İspanya halkı ise Faşist Franko dönemi dahil, her şeyi tarihe gömdü. Simeon Sakskoburggotski 50 yıl sonra Bulgaristan’a döndüğünde sanki ikinci yolu seçmiştik. Neredeyse her şeyi unutarak ileri gitmeye hazırdık. İspanya bu yoldan arınmıştı. Bugün artık bu modelin işlemediğini, iflas ettiğini görmeyen kalmadı. Bizde tarih yeniden okunup farklı bakış açısı ve yorum da aranmadı. Totalitarizm demokraside eritilemedi. Kendi yolumuzu bulmak ve tarihimizle hesaplaşma cesaretini bulamadık. Sorun, bizdeki toplumsal ayrışımın problemli oluşundadır. Bulgar toplumu geçmişinden silkinemiyor, henüz olgunlaşmamış ve bizim yaşlanan nesil geçmişin illetlerinden kurtulmadan tarih olacağa benziyor. Kan akmadan yenilenemezsek bu böyle biraz daha sürünür gider. Yine de başarılıyız. Yugoslavya örneğini gördünüz.

Soru:Tarihin bir daha okunmasının şart olduğunu siz de biliyorsunuz, fakat bir de şu var, tarih değişik bakış açısından okunabilir, değil mi?

Yanıt: Evet, ama geçmişin değişik versiyonları günümüzde hala çok etkin. Yaşayışımızı her yönüyle etkiliyor. Bu yüzden, Bulgaristan’da yukarıda sözünü ettiğimiz iki silkinme biçiminin –Yunan ve İspanyol – birleştirilmesinden oluşacak olan, üçüncü bir model uygulanabilir, diye düşünüyorum. Bu birleşmeyi ne yazık ki bizim kuşağımız belki de yapamayacaktır. Bu büyük ödev, son 23 yılda bocalayarak yetişen yeni neslin büyük ödevi olacaktır. Bu mümkündür, çünkü günümüzde Bulgar toplumu İkinci Dünya Savaşından sonra Almanya’da olanları, orada yapılan toplumsal sorgulamayı neredeyse tekrar ediyor. Alman örneği Bulgar toplumuna yakın ve olası geliyor.

Soru: Almanya örneğini biraz daha açar mısınız?

Yanıt: Almanya’da Naziler geçmişinin yeniden değerlendirilmesinden, olup bitenle toplumun içsel hesaplaşmadan, olanların olabilmesinin nasıl mümkün olabildiği tartışmasından ve Alman toplumunun savaş ve nasyonal sosyalizm illeti ile neden bu kadar geç hesaplaştığı gibi konular üzerinde yürütülen tartışmalardan söz ediyorum. Aslında bu tartışmaların hem Federal Almanya’da hem de Doğu Almanya’da yürütüldüğü vakit Almanya’da nazizm artık gömülmüş, savaş da bitmişti, fakat aynı zamanda toplumsal yaşamda önemli ve etkin bir faktör olarak tesirini sürdürmeye devam ediyordu.

Ben Bulgaristan’da 1989’dan sonra yetişen genç kuşağın geçmişle hesaplaşmak için bu sorunu Bulgar toplumu gündemine çekeceğine ve iki metodu birleştirerek sorunun üstesinden geleceğine inanıyorum. Geçiş dönemi kuşağının çekileri yeni kuşağı ezmediğinden dolayı o bu sorunla hesaplaşacaktır.  Bu arada etnik sorun konuları da çözüm bulmalıdır. Hele kalabalıklaşan Romların öz sorunları toplumu zorlayabilir.

Şu da çok önemlidir. Geçmişimiz, gerek 1923 Ayaklanması, gerek 1944 darbesi, gerekse çok uzun süren “Bulgarlaştırma” trajedisi toplumumuzda çok derin bir ayrım çizgisi oluşturdu, izleri silenemedi, anılar henüz canlıdır. Tabii, BSP ne istediğini kesin açıklamadan, her yıl binlerce insanı Buzluca Tepesine toplamaya devam ettikçe, 9 Eylül 1944 zaferini gizlice kutladıkça, ATAKA camilere saldırı planladıkça ayrım çizgileri derinleşecektir, deyenler de var. Toplumumuz ve halkımız hem partilere, hem etnik belirtilere göre derin ayrım içindedir ve bu aşılmalıdır.

Tabii Hak ve Özgürlükler Hareketinin de, Sosyalist Partinin de parti törenleri düzenleme hakkı vardır. Tarihleri olsa bunu GERB ve ATAKA da yapardı. Ne ki, bugünkü sosyalistlerimiz (BSP) hem 1891’de Blagoev Dede’nin kurduğu Sosyal Demokrat Partisi’nin hem de 1989’da iktidardan devrilen komünist partisinin mirasçısı olmak istiyorlar. İki mirasa birden talep ise çatal başlık yaratıyor. İki sevgilisinin de gönlünde tahtı olduğunu iddia edenler örneği gibi bir şey.  Burada önem kazanan bu konuya ışık tutulması gereğidir. Toplum bilgilendirilmelidir. Örneğin, Bulgar Türk ve Pomaklarının Blagoev partisiyle alıp veremediği bir şey yoktur. Komünist Partisi’nin öz kimliklerine saldırması sorun yaratmıştır. Sosyalizm yıllarında Bulgaristan’da iktidar olan komünist partisinin sosyal demokrat fikirlerle uzaktan yakında ilişkisi olmadığından dolayı, BSP’nin hangi fikirlerin ve geçmişin mirasçısı olduğu konusunda şeffaflığa tez varması gerekli oldu. Etnik azınlık konusunun da Brüksel’de falan değil, tüm sorunların Bulgaristan içinde çözülmesi gerekiyor. Geçmişin yükünden kurtulmadan ilerleyemeyiz, bu ise, öncelikle kararlılık istiyor. Taçça çıkmış topla gol atılamaz. Sorunları yüz yüze çözmeliyiz.

Soru: HÖH yönetimi bu kavşaktan çıkabilir mi?

Yanıt: Gönül ister. Fakat siz de biliyorsunuz ki, onların sürdüğü araba bugün durdu. İlerleyemiyor. Yol alması olanaksız. Ne olacak, ya şoför değişecek ya araba, 50 sene yerinde sayacak değiliz. Her kuşağın kendi zamanı var, gelecek gençlerin olduğu için onları birer ikişer şoför yapalım da arabayı sürsünler. Bu iş, Ahmet, Mehmet işi değil, senin benim de değildir, toplumsal bir davadır, irade halkındır, seçmenindir.

Soru: Seçim sistemi değişse yenilenme süreci hızlanır mı?

Yanıt: Şimdi uygulanan orantılı sistemdir. Seçmen oyunu parti listesine verir. Seçmen seçtiği vekili görevlendirip politik sahneden iner. Politikaya dolaysız etki yapma hakkı yoktur. Biz Bulgaristan Türkleri ve Türkiye’de yaşayan ve Bulgaristan seçimlerine katılan soydaşlarımız için çoğulcu sistem daha yararlı olur kanısındayım. Bu sistemde seçmen vekilini tanır. Oyunu verdiği adamı bilir ve ondan hesap sorabilir. Seçilen milletvekili oyunu aldığı kitleden fazla kopamaz, verdiği sözleri yerine getirmek zorundadır. Şimdiye kadar bir Türkiye’de oyumuzu veriyorduk ve oylar, örneğin Dobriç seçim bölgesinde vekil adayı gösterilen bir HÖH’lüye gidiyordu. Tanımadığımız, görmediğimiz bir kişi bizim oylarımızla parlamentoya giriyor ve seçmenle tanışmadan süresi doluyor ve çekip gidiyordu. Bu işin içinde bir adaletsizlik olduğunu sezen seçmen sandıktan uzaklaştı. İki sistem de işlemelidir.

Soru: Parlamentoda işlerin pekiyi durumda olmadığından çıkarak, geçici de olsa faklı bir yönetim sistemi aransa ne dersiniz.

Yanıt: Demokrasinin yuvası parlamentodur. Hükümeti meclis seçer. Bulgaristan parlamenter bir cumhuriyettir. Bu sistemin değiştirilmesi için Anayasa değişikliği gerekir. Başkanlık ya da yarı başkanlık Cumhuriyet yönetimi gibi uygulamalar demokrasi kurumlarının saygınlığı yüksel olmayan ülkede diktatörlük doğurabilir. Parlamenter demokrasi ve Parlamenter Cumhuriyet geleneklerine bağlı kalınması iyi olur.

Soru: Şöyle bir sorum daha var. Bulgar halkının tarihsel belleği var mıdır?

Yanıt: Bulgaristan halkı gelecekte kendisine yararlı olabilecek olayları, delil ve simaları bile tez unutan bir millettir. Bu tespite Bulgaristan’da yaşayan Türkleri ve tüm Müslümanları da dahil edebiliriz. Kendi masal ve öykülerimizle öz tarihimizi yaşatma sanatımız zayıftır. Eleştirilmeyi de pek sevmeyiz. Eleştirinin eleştirisinden gerçek doğar saptaması doğrudur ama bize uygulanmasa iyi olur anlayışımız esastır. Öyle ki, şu devresel yineleme içinde olduğumuzdan bugün de her şey yineliyor. Bunun tarifi zor tabii, bu bir daha görme, bir filme ikinci defa bakma gibi bir şey oluyor.

Soru: Devre devre, çevirmeli ya da daha yüksek bir devrede tekrar etme mantığını bir az açar mısınız?

Yanıt: Daha yüksek bir devrede ya da düzeyde yineleme derken, bu tekrar etmenin tarihsel açıdan bir daha oluşması anlamındadır. Burada söz konusu olan yerinde dönmek değildir. Yerinde dönen, dervişler gibi düşer ve bilinç kaybına uğrar. Bu açıdan biz devreyi daha yüksek bir vites olarak algılamak zorundayız. Bu biçim anlatım, ters çağrışım ya da çelişki uyandırmasın lütfen. Soru netice mantığına göre bir gelişmedir.

Soru: Politik şahsiyetler açısından Bulgaristan’ın şansı açık mıdır? Ülkeyi şimdiki bunalımdan çıkarabilecek liderleri görebiliyor musunuz?

Yanıt: Olumlu bir şey söyleyemem. Bu hükümette de dönüşüm motorları yok. Bulgar politik düşünce odağı XIX. yüzyıl sonlarında oluşabildi.  Geçen yüzyılın başlarında Bulgar politik sahnesinde Stambolov, Aleksandır Malinov, Petko Karavelov, Andrey Lyapçev, Nikola Muşanov gibi kişilik sahibi, öngörülü ve zeki, ülkenin bağımsızlığını ve egemenliğini başarılı savunan politik kişilikler başarılı rol oynadı. Bulgaristan Türk ve Pomaklarından yakın döneme kadar ön plana çıkmış politikacımız yoktur. Bir imparatorluktan sıyrılıp bağımsız cumhuriyet fikirleriyle politika yapmak bizde gerçekleşen uyanış devrinin özüdür. Bunu, dev güçlere bağlı kalmadan, egemen yapmak ise, bugünkü ana çelişkinin özüdür. Günümüzde Bulgaristan Rus etki alanından başarılı çıkamamış ve Batıyla başarılı entegre olamamış bir hasta gibidir. Yenilenmenin özünde bağımlılıkları koparmak ve onlardan sıyrılmak da vardır. Yaşananı olumsuzlamadan beklediğimiz yenilenme hayat ortamı bulamaz.

Halktan kopukluk gibi görünseler de Hak ve Özgürlükler Hareketi milletvekilleri ve önderleri çağdaş Bulgaristan dönüşümüne Bulgaristan Türk ve Müslümanlarını katmakla görevlidirler. Bunu yapamazlarsa ilerleyemeyiz, yok oluruz. Onların politik yaşamındaki rollari önemlidir. Bir an önce bunun farkına varabilmeleri teğmenimdir. Geçiş döneminde 10 Bakan ve birçok bakan yardımcısı, meclis başkan yardımcıları vb. çıkaran HÖH politik yaşamda önemli yer almaya devam ediyor. Kendini halka sevdirebilmesi için tarihsel yükü gençlere aktarırken onları ezmemeye dikkat etmelidir.

Soru: Ne yapılmalıdır?

Yanıt: Totaliter dönemin yıkılmasına katılan ve demokrasiye geçiş döneminde yaşamaya devam eden daha yaşlı kuşağa, devamlı olarak “siz iyi gün görmeden yaşadınız”, “hürriyet nedir bilmezsiniz” ve “gençliğinizde haklarınız tamamen elinizden alındığından köle gibi ezildiniz” gibi sitemlerde bulunulması doğru değildir, herkes kendi zamanında kendi hayatını yaşar, yaşamadığı bir hayatın iyi ya da kötü olduğunu değerlendirebilecek bir durumda da değildir. Eski kuşağın yaşadığı zamanın istemlerine uymadığı da sitem edilemez. Su yeraltında veya yer üstünde akarken aynı sudur. Geçmişte ezilenler bugün o yılların ibret dersleriyle yaşarken yetişen kuşağa nasihatleriyle faydalı oluyorlar. Hayatta her gün her şey iyi ve güzel olamaz. Önemli olan toplumun ve bireylerin geçmişin yararsız yükünden zamanında ve beraberce kurtulmaları, kimilerin yarı yolda kalmalarına müsaade etmeden,  yüreklerde biriken memnuniyetsizlik ve kötürümlerden sıyrılmaları ve düşmanlıklardan da kurtularak ileriye açılmalıdır. Başında da dediğim gibi, halen bir yol kavşağındayız, işlerimiz açılmadı. Bulgaristan halen bir seçenek arıyor. Bu kavşaktansa birçok yol çıkıyor, hangisinin en iyi ve bize en uygun olduğunu birlikte bulacağız. Ödevimiz bizi mutluluğa ve daha iyi günlere götürecek yolu bulmak ve hep beraber ilerlemektir.

Reklamlar