Sakir ARSLANTAŞ

Tarih: 20 Şubat 2017

Demokrasimiz ısırganlıktan çiğdem toplamaktan farksız.

Sayın okurlarım, 26 Şubat 2017’de 44. halk meclisi seçimleri yapılacak. Bu seçimde, Hak ve Özgürlükler Partisi (HÖH – DPS) aşırı soldan “faşisttir” dediğimiz “Ataka” partisinin eski milletvekili ve önceki Avrupa Birliği (AB) Parlamentosunda “Bulgar olmayanların hepsine düşman” aynı partiden milletvekili olan Slavi Binev’i Sofya’da liste başı gösterdi. Bu haberin hepinizi bedbaht ettiğinin farkındayım. Ben de artık yıllardır siyaset izliyorum ve yaza yaza yoruldum. 2017’de kalemimi emekli etmek niyetindeydim. Ne var ki, bu haberden sonra kalemim raftan tekerlendi ve dile gelerek kendisi “hadi başla yazmaya” dedi.

Olay o kadar acıklı ki, bilincimde birçok perdeyi birden açtı.

Önce size “karamsarlık” nedir onu anlatayım. Ben de bir köylü çocuğuyum. Drındar’da geçirdiğim yıllarda bahar gelir, tarlalar ebe gömeciyle yeşerip mor çiçeklerle hafiften dalgalanırken gök kuşağı tarla üzerine köprü atardı. Çiftçinin bahar selamına yanıt verecek sabanı, öküzü, tohumu ya da bunlardan herhangi biri eksikse kendini bedbaht hissederdi. Bu, eziklik karamsarlığın egemen olduğu andır. Üzerindeki ezikliği atamayan köylü tarlasını nadasa bırakır. İlk çiseme eşek dikenlerini tarlaya doldurur ve işin tadı tuzu kaçardı. Halen bütün Bulgaristan eşek dikenliği oldu.

Karamsarlığın sosyal yaşamda anlatılabilmesi için önüne “kültürel” kavramı takmam gerek. Bu kavram geniş kapsamlı ve derin, içerikli olduğundan kötülüklerin tümünü kapsar. Biz Bulgaristan Türkleri en derin “kültürel kötümserliği” “(pesimizmi) 1989 Mayıs Ayaklanmamızdan sonra yaşandı. 1953 ve 1976 göçlerinde de parçalanmıştık ama 1989’un acısı çok can yakıcıydı, paramparça olmanın getirdiği ruhsal çöküş hepimizi iyice ezip pes etmişti. Kültürel kötümserlik dediğimiz bu sosyal ortama her şey ekilebilirdi. O zaman kafamıza gizli yerli polis “DS” ve Rus istihbaratı (KGB)  ruhuna ısırgan zehri doldurduğu Ahmet Doğan’ı lider olarak başımıza sardı. İşte bu yüzden, 2017’de hak ve özgürlük, demokrasi ve adalet için can verenlerin tarlasında bir “faşistin” bittiğine şaşmamamız gerekir, bizim tarlamıza faşizm ekme niyetleri daha o zaman planlanmış olmalı…. Ne ki yeni durumda şaşmamak elde değil, çünkü işlerin bu kadar çığından çıkacağını ve faşistleri oylarımızla meclise taşıyacağımızı kim düşünebilirdi?

Faşizm, Bulgaristan siyasi ortamına nasıl girdi?

19 Mayıs 1934’te Bulgar Çarlığı’nda bir askeri darbe yapılmıştı. 1933’te Almanya’da iktidar olan Hitler faşizm yelkeni açmıştı. Bulgar Çarı faşist yönelim yanında yer almıştı. Siyasi partilerle birlikte dernekler de yasakladı. O dönem Bulgaristan Türkleri arasında yaygınlaşan “Turan Gençlik ve Spor Cemiyetleri Birliği’ne karşı polis takibatına geçildi. İşkence ile öldürmeler çoğalmıştı. Öncü kesim ve aydınlar gizlice Türkiye’ye kaçma yolları aradı. Türk istihbaratı bu haberi Atatürk’e iletti.

Atatürk de, o sıralarda Trakya’da askeri tatbikat yapmakta olan 3. Ordu Komutanı Salih Omurtak Paşa’ya biraz Bulgar sınırını ihlal ederek Bulgaristan’a gözdağı vermesi konusunda talimat verir. Yağmurlu bir gecede Bulgar sınırını sapak bir yerden geçen askerlerimizin öncü birlikleri, sabah ortalık aydınlandığında Filibe (Plovdiv) yakınlarındaki Hacıilyaz (Pırvomay) kasabasına varmışlardır. Önce kendi askerleri sanan Bulgarlar, hava iyice aydınlanınca, Filibe’ye doğru ilerleyen birliklerin Türk askeri olduğunu fark etmişler ve olay Bulgar Çarı III. Boris’e iletilmiştir.

Telefona sarılan Çar, Atatürk’le yaptığı görüşmede, “Ekselansları acaba Bulgaristan’a harp mı ilan ettiniz?” diye sorar telaşla. Atatürk, “Neden böyle bir şey yapalım ki?” deyince, Çar Boris:  “Askerleriniz Filibe önlerinde ve Sofya yönünde ilerliyorlar.” Diye cevap vermiş. Atatürk: “Yolu şaşırmışlardır Çar hazretleri, şimdi olayı tetkik eder, Haşmetmeaplarına malumat arz ederim.” diyerek teselli etmiş ve Salih Omurtag Paşay’a: “Maksat hâsıl olmuştur, geri dönün” talimatı göndermiştir. Bu gözdağı üzerine Çar hemen duruma el koymuş ve kitle halinde yapılması planlanan Türk katliamını da durdurmuştur.

1934’ten sonra Bulgaristan’da savunma Bakanı Hristo Lukov önderliğinde “faşist Lukov ulusal lejyonu” kuruldu.  Bu gerici ırkçı güç Bulgaristan’da faşist rejim kurulması için çalıştı, etnik azınlık, yabancı ve Yahudi düşmanlığını yaydı, etnik ve dinsen baskı ve terör uyguladı ve Bulgaristan Yahudilerinin Alman Nazi toplama kamplarına gönderilmesinde direndi. İkinci Dünya Savaşı yıllarında (1942) Alman ve Bulgar askerlerinin işgal ettikleri Makedonya ve Ege bölgesinden 20 bin Yahudi ile 20 bin Çingene insanların yakıldığı Nazı Toplama Kamplarına hayvan vagonlarıyla gönderildi. Bulgaristan faşizminin gerçek yüzü budur.

Avrupa Birliği Parlamentosu Siyasi Konseyinde alınan bir kararda 2004’ten beri AB üyesi olan Bulgaristan Cumhuriyetinde “Ataka”, VMRO – Makedon İç Devrim Hareketi ve güya “Yurtsever Cephe” adıyla etkin olan (PF) adında 3 partiye “faşist parti” dendi. AB kararında bu partilerin “faşist” parti olduğu belirtilirken, “hükümete katılamazlar” denmiştir. Fakat bunların dağıtılması, meclisten kovulması, liderlerinin tutuklanıp yargılanması ve “Alfa” TV programı, “Skat” TV gibi elektronik yayınların ve “Balgaria”, “Ataka” vb basın organlarının kapatılması için özel madde konmamıştır. Buna dayanan GERB partisi 7 Kasım 2014 – 27 Ocak 2017 iktidar döneminde bu üç “faşist” partiden parlamento içinde ve dışında destek aldı. Onlar da bundan yararlanarak, Müslüman Türk azınlığına karşı onların siyasal, vatandaş ve seçmen haklarını kısıtlayan 8 yasayı meclisten geçirdi. Bunlardan birisi T.C.’deki seçmen sandıklarımı 35’e indirirken, henüz onaylanmamış olan 9-uncusu da camilerimizde ancak ve yalnız Bulgarca konuşulmasını ve minarelerden ezan okunmasını yasaklıyor. İstemeye istemeye yazsam da 6 Kasım’da yapılan Bulgaristan Cumhurbaşkanı seçimlerinde bu üç düşman gücün ortak adayı oyların % 15’ini aldı ki, memleketimde faşizm 1944’ten beri böyle boy atmamıştı.

Biraz da bu 3 faşist partinin geçmişine bakalım:

1.“Ataka” partisi 2004’te kuruldu. 1 600 000 (bir milyon altı yüz bin) leva olan kuruluş masrafını “Türklerin partisiyim” diyerek geçinen HÖH’ün o zamanki Genel Başkanı Ahmet Doğan, 1945 – 1989 totaliter komünist katliamlarının açıklanmasını engellemek amacıyla kurulan “Multigrup” Holding kasasından ödetti. Bu parti siyaset sahnesine “Çingenelerden sabun yapacağız”, “Bulgaristan Bulgarların, Türkler Türkiye’ye” şiarıyla çıktı. O gün bu gün Bulgaristan vatandaşlarından boşalıyor, kaçanların çoğunluğunu etnik azınlıkların oluşturduğu göç iki kanattan gelişiyor.. 720 bin kişi Türkiye’de sığınırken, 2.5 milyon kişi de ekmek teknesini Batı ülkelerine taşıdı. Şimdi HÖH partisi, faşist “Ataka” partisinin yetiştirdiği en azılı faşistlerden biri olan Slavi Binev’i 44. halk meclisine liste başı milletvekili adayı gösterirken, bir yandan akla karayı iyice birbirine karıştırdığımız ortaya çıkarken, seçmen kitleden henüz tepki alevleri yükselmemesi “ne olursa olsun” havasına girdiğimizi yanı neredeyse pes ettiğimizi ve kötümserliğin bizi boğduğunu bedbaht durumda bulunduğumuzu gösteriyor ve kanıtlıyor. Bulgaristan Türklerine “oy kölesi” deyenler tamamen haklı çıktı. HÖH lideri, Moskof ajanı Ahmet Doğan Türkleri ve Türklüğümüzü “Bulgar Etnik Modeli” içinde kanatsız ve kolsuz bırakmayı başardı. Bu gidişle birer ikişer değil topluca Moskofcu Bulgar faşizmi kucağına itiliyoruz… Ötesini siz düşünün lütfen.

2.VMRO – Makedonya İç Devrim Örgütü. Osmanlının çöküş döneminde Makedonya’da bir muhtariyet kurulması hedefleriyle gelişti. Giderek Makedonya topraklarının Bulgaristan’a katılması, Makedonların Bulgar olduğu, 1919 Nöyi Anlaşması maddelerine tepki gösterme ve Makedonya topraklarını Bulgaristan’a katılması mücadelesinde 1918’de geçici merkezini Sofya’da kuran VMRO kadroları Bulgar askeri ve sivil eğitim kurumlarında eğitilmiş ve çetecilik etkinlikleri özellikle 1903 İlinden – Preobrejen Ayaklanmasında desteklenmişti. VMRO 1912’de 250 bin Müslüman Pomak vaftiz ettirilirken, din ve dilleriyle birlikte isimleri de değiştirilir ve cami, medrese ve köyleri yıkılırken zulmün kol ordusu olmuştur.

VMRO infaz grupları Aleksandır Stanbolov ve Aleksandır Stanboliyski gibi 2 Bulgar başbakanı öldürmüş, yargısız infaz grupları silahlandırmış ve yıllarca terör uygulamıştır. 1923’ten sonra sol cepheye geçen VMRO güçleri Bulgaristan Komünist Partisi’nin bir silahlı kolu olarak hareket ederken, Moskova merkezli Komintern ile ilişki kurmuş, para ve silah almıştır. Çarlık ve komünist dönemde legal siyaset sahnesine çıkamayan VMRO, 1990’lı yıllarda özellikle de Yugoslavya İş Savaşından sonra fazlasıyla aktifleşerek Makedonya devletinin Bulgaristan’a katılması için etkinliklerini arttırmış, sağ ve sol aşırı güçlerle birleşerek meclise girmiş ve hatta son dönem II. Borisov hükümetine dıştan destek vermiştir. Sert ve kesin anti- Türk, Türklerin siyasi örgütlenmesi ve Türkiye ile yakınlaşma, Türk vatandaşların haklarının tanınmasına karşı çıkan bu partinin “faşist” nitelikli olduğundan dolayı, siyaset dışı kalmasına ilişkin AB Parlamentosunun özel kararı olsa da, AB meclisinde milletvekilleri vardır. Bu siyasi güç, Türkiye ile Bulgaristan sınırına tel örgü gerilmesini, yabancı düşmanlığı körüklenmesini ve Türklerin devletten sökülüp ötekileştirilmesini isteyen temel güçlerden biri olup DOST partisinin 26 Şubatta meclise girmesine karşı yoğun çalışıyor.

3.Çalışmaları ve hedefleri ve adı arasında hiçbir bağ olmayan “Yurtsever Cephe” (PF) Bulgar partisi sağ cephede kurulan, ayaklarıyla İkinci Dünya Savaşı öncesi mayalanan Bulgar faşizmi kalıntılarına basan ve ırkçı milliyetçiliği, yabancı düşmanlığını ve Müslüman Türkleri ötekileştirmeyi bayrak ederek 2014’te meclise girdi. GERB’in ikinci kabinesini dışardan destekledi. Mecliste VMRO ve “Ataka” ile kenetlenerek geçen sene Cumhurbaşkanı adayı çıkardı. Bu partinin en büyük derdi Bulgaristanlı Müslüman Türklerin sivil toplum örgütlerinde örgütlenmelerini engellemek, siyasi partilerinin yasaklanması yolunu açmak, Türkiye’yi küçümsemek, Bulgar Türkiye sınırına tel örgüler ve mümkünse Çin Seti çektirmek bu iş için AB merkezlerinden gelen paraları da çalabildiği kadar çalmaktır. Saldırgan İslam, Müslüman, Türk, Türk azınlığı ve kültürü düşmanlığı propaganda eden bu grubun 20 yıldan beri çalışan “Skat” TV programı var. Siyasi tabanda Balkan Savaşlarından sonra Doğu Trakya’dan Bulgaristan’a gelip yerleşen Bulgarları arayan, miras talep eden, çılgın isteklerde bulunan ve sert sağ ırkçılık yürüten bu güçler de AB Parlamentosu tarafından “faşist” olarak nitelendi ve iktidar yolları sözde tıkandı.

Sonuç:

Anlatmaya çalıştığım Binev’ın adaylığı ve bu üç siyasi parti, Bulgar demokrasi baharına soluk aldırmayan ısırganlardır. En büyük hayallerinde, bir yolunu bulup İstanbul’a erecek ve Edirne üzerinden uçarken yolu kesilip düşürülemeyecek 20–30 orta mencili füze ele geçirmek ve rahatlamaktır. Ciğerlerini kemiren budur.

Onların siyasal ruh kaynağı, yukarıda anlattığım 1934 askeri darbe olayından sonra Türk 3. ordusunun Filibe misafirliğinden çok korkan III. Boris’in, Karlovo ile Kazanlık kentleri arasındaki “Marino Pole” askeri hava üssüne Nazilerden gelen silah yüklü “Messerschmidt” jet uçaklarını üslenince rahatladıkları o anlardır.

İkinci Dünya Savaşından sonra Moskova’nın Boğazlara yerleşme planlarıyla Sliven Balkanı’na Sovyet “CC–20” ve “CC–22” orta menzillerini füzelerinin yerleştirildiği, aynı Balkanın içi açılarak bağrına park edilen 3 000 Sovyet tankın saldırıya hazır bulunduğu o günlerdi. O zaman kendilerini bir şey sanmışlardı.

Evet, şimdi hırçınlanıyorlar. Balkanları ısırganlık yapmaya çalışıyorlar. Etraf tel örgü! Kafaları örümcek dolu bu siyasetçilere ve yetiştirdiklere kadrolara köydeşim Ahmet Doğan’ın el uzatması ve onları oylarımızla meclise çekmesine akıl erdirmek hakikatken çok zor.

Yoksa kafasının içine ısırgan tohumu doldurmuşlar ve gerçekten Mankur mu olmuştur. Vay zavallı…

. Beni rahatsız eden her şeyin sizi de rahatsız ettiğine inandığım için yazıyorum. Siz işinize bakın. Ben sizin için siyaseti izlemeye devam edeceğim. Okusanız yeter. Okuyan her kardeşime teşekkür ederim. Isırganlar arasında çiğdem olmak hakikatten çok zor olsa da, biz gibi yok be…

Sağ olun.

Reklamlar