Kaç Kişi Kaldık?

Tarih: 13 Nisan 2018

Yazan: Musa VATANSEVER

Konu:  En değerli varlık insandır.

İnsanların sayısını bilmek kadar değerli birşey yoktur. Kendilerini bilim işçisi olarak tanıtan birçok kişinin işi aslında, istatistik kalıpları yaratmaktır.  Bu kalıplarla dünya yalan üstüne kurulur, ideolojiler yalana hizmet eder ve savaşlar bile yalan iddialarla başlar. Bu gece Amerika’nın Şam’ı bombaladığı gibi. İddiası “kimyasal silah imalar merkezlerini imha etmektir”  ki, dünya Suriye’nin kimyasal silah üretmediğini biliyor.  Besbelli ki Amerikalılar  yalana inan(dır)mışlar…

Bir ülkenin ele geçirilmesinden önce toprakları boşaltılır.  Bu da yalanla olur. Yalanlar tutmazsa bombalar yağar. İnsanlar evlerinden ve topraklarından kovulur. Biz Bulgaristan’dan kovulmadık mı? Şimdi de  28 milyokluk Suriye’den 12 milyon kişi kovulmuş haberleri yayılıyor. Suriye toprağı verimli, sulanır, yer altı zenginlikleri bol bir ülkeydi. Bu zenginlikler Fırat’ın Kuzey vadilerinde bulunur. Amerika Suriye’de tam bu bölgelere yerleşmiş, FKK ve YPG güçlerini bu bereketli topraklara bekçi yapmak istiyor.  İçme sularından sulama tesislerine, barajlara ve ormanlık sahalara varıncaya kadar yer bölgeye kendi adamlarını, YPG teröristlerini yerleştirirken, ülkeyi parçalayarak zenginliklerine oturmak ve alabildiğine sömürmek, alıp götürmek istiyor. Bu bakıma atılan her bombanın bahanesi yalandır.  “Amerika katil” diyenler de haklıdır.

21.yüzyıl savaşlarının bir başka nedeni de halkları kendi dünyalarından, toplumlarından, doğal ortamından ve ülkesinden, hatta kıta’larından … koparmak, kovmaktır. Doğal ortamlarından kovulan insanlar kendilerini yeni ortama alıştırmak, uyum sağlamak, üretime katılmak, kendi ülkelerinde önemli sandıkları ve uydukları gelenek ve göreneklerinden, değerlerinden ve alışkanlıklarından vazgeçmek zorundadırlar. Yeni yere yerleşmek 3 nesil sürer. Gelen köylerden geliyorsa daha da uzun sürer.

Son 28 yılda biz Bulgaristan Türkleri de çok değiştik.  Bizimle ilgili  özel istatistikler yayınlanmasa da,  Batı Avrupa ülkelerindeki toplam 10 milyon Müslümanın belirli bir kısmını bizler oluşturuyoruz.  Gittiğimiz yerde biz yeniyiz.  Seçme ve seçilme veya herhangi bir şeyler isteme hakkımız pek yok. AB üyeliği bize böyle bir hak tanımıyor.

Almanya’daki 310 bin kayıtsız Bulgaristanlı’dan üçte biri Müslüman’dır. Topluma adapte olamıyorlar.

Almanlar tarafından terk edilmiş kentlerde, semtlerde, mahalle ve sokaklarda, hatta köylerde barınıyorlar.  Yarı aç yarı tok yaşayanlar var. Okul görmemiş çocuklar var. Yaşam alanı olarak kapanmış eski fabrikaları kullanıyorlar. Onların yaşam tarzı yerliler tarafından Kabul edilmiyor, aynı toplumun içinde birbirine tamamen yabancı hücreler, gruplar, azınlıklar yaşam hakkı için mücadele ediyor. Şişe toplayarak geçinenler büyük bir grup oluşturmuşlar. Hayat kavgası veren bu topluluklar, yerlilerden paradan ve sosyal yardım ve hizmetten başka hiç bir şey istemediklerinden tüketim toplumundan bir halka olmanın mutluluğuyla avunuyorlar.

Bir insanın kendisini dünya süreçleri içinde görebilmesi zordur.

Hele dil bilmedikleri için yerli haberleşme süreçlerinden yararlanamayanların başka bir kültüre adapte olmaları imkansızdır. Fakat 21. yüzyılda çok hızlanan insanların kıta’dan kıta’ya akışı, dünya nüfus haritalarına da yeni renkler kazandırdı.

Birleşmiş milletlerin 2050 yılı öngörülerine göre yeryüzünde 9 milyar 800 milyon nüfus yaşayacaktır. 

2 100 yılında ise dünya nüfusu 11 milyar 200 milyon kişi olacaktır. Demek istediğim Bulgaristan’da nüfus her yıl biraz daha azalırken dünya nüfusu çoğalma trendine devam ediyor. Bu sonuçtan da, biri gider yenisi gelir mantığıyla hareket edildiğinde, yeni göç akımlarının kapıda olduğu sonucu çıkarılabilir.

Bulgaristan’ı işgal edecek olan yeni akımların Asya’dan mı, Yakın Doğu’dan mı Yoksa Afrika’dan mı geleceği sorunu bugün pek çok kafalarda sorun arıyor.

Cevap bulunamasa da tehlike çanları devamlı çalıyor. Bu çanlardan 557’si 19. Yüzyılda Rusya’nın Tula şehrindeki döküm-hanelerde üretilmiş ve 1877-78 savaşına gelen Rus Ordularıyla birlikte Bulgaristan’a getirilmişti. O zaman camiden kiliseye dönüştürülen ve çatılara ek inşa edilen kulelere takılan çanlar bugün de çalmaya devam ediyor. Fakat bu çanlarla yeni doğan çocuklara haber verilmiyor, onlar yalnız ölüm haberleri duyuruyor.  Ve son yıllarda çok sık çalmaları da bundandır.  Kilise dışı kalmış Bulgarlar için çan çalınmadığından,  bir haberleşme olan çanlara güvenilerek istatistik yapılabilmesi de imkansızdır.

2 200 yılında Bulgaristan’daki yaşlıların, 80 yaş üstü grubun % 20 artacağı haberi verildi.

Bu habere bir de Amerika’da yapılan araştırmalarda elde edilen “insan ömrünün 130 yıla kadar uzatılabileceği” haberi geldi ve yaşlılarımız birden bire yeni bir panik yaşadı. Bu gruptan insanlar ve özellikle de huzur evlerinde kalanlar “nasıl dayanırız?” sorusunu birbirine sordular ve hiç biri cevap veremedi.

21.yüzyılda dünya nüfus artışı yalnızca 9 devletten gelecekmiş. Diğer 200’e yakın irili ufaklı devlet bu klasmandan düşmüştür. Bunlar, Hindistan, Nijer, Kongo, Pakistan, Etiopya, Tanzanya, Birleşik Amerika, Uganda ve Endonezya’dır. Bu yüzyılın sonuna kadar nüfus büyüklüğü bakımından  Nijer dünya üçüncüsü olacakmış.

2017 yılında dünyanın en az gelişmiş 47 ülkesinden oluşan en az gelişmiş ülkeler grubunda  yaşayan 1 milyon insan, 2050’de 1,9 milyon olacakmış. Biz bu grubun içinde değiliz, çünkü Bulgaristan’da  2 050 yılına kadar nüfusun azalma eğilimi devam edecektir. Bizdeki azalma eğilimini belirleyen, bir defa her yıl ölenlerin doğanlardan daha fazla olması,  bir de belirleyici niteliğini koruyan dış göçtür.

Bulgaristan nüfusu azalırken, 26 Afrika ülkesinde nüfus 2050’ye kadar katlanacaktır. 

Avrupa Birliği ülkelerinde  nüfus azalmaya ve yaşlanmaya devam ederken, bu eğilimi sürdüren oran şu an 60 yaşın üstünde olan Avrupalıların  genel nüfusun % 60’tan fazlasını oluşturmasıdır. Bu % 25 oranı, 2050’de % 35’i bulacak ve Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre asrın sonuna kadar böyle devam edecektir.

Dünyada insanların kıta’dan kıta’ya akmasına neden olan savaşlar ve açlıktır.

Avrupa’ya gelen sığınmacıların yarısı kendi ülkelerinde iş bulamadıklarını, yarı aç yaşadıklarını, barınacak bir yerleri olmadığını anlatıyorlar.

Bununla birlikte  az gelişmiş ülkelerdeki yetenekli gençlerin, bilim adamlarının mucitlerin  Birleşik Amerika, İngiltere, Kanada ve Avustralya’ya göçü de hızlanmaya devam ediyor. Bulgaristan matematik liselerinden  ve bazı üniversitelerden çıkan gençleri de kapıyorlar ve hiç biri geri dönmüyor.

Dünya bankası raporlarında yeni dünya düzeninin silah gücü ve parayla sağlandığı, dünya paralarının  % 82’si  nüfusun yalnızca %1’nin elinde toplanmış  olduğunu ve bu kişiler de yalnız 2-3 ülkede yaşadığını, bunun da çok ciddi dengesizliklere neden olduğu belirtiliyor.  Patlamalar işte bu dengesizliğin de ürünüdür.

Silah gücünün belirleyici oluşunu kesinleştiren bir de şudur. Yeni imha füzelere ışık hızından 6-8 defa daha yüksek sürat yaptığından dolayı, hiç bir savunma sistemi bu füzeleri durdurabilecek ya da havada imha edebilecek durumda değildir.

14 Nisan gecesi atılan amerikan füzelerinin hepsi Şam’a düşmüştür.

Daha önce İstail’den fırlatılan 8 füzeden 5’i Suriye hava savunma sistemince indirilmişti.  Bu yeni durum yani savunmasızlık da insanları diken üstünde yaşatıyor.

Günlük iş güçle uğraşan sıradan insanlar globah tehlikelerle yaşamak istemiyorlar. Onları savunma işlerini meslek edinenler bu işten çok para kazansalar bile, şu durumda yapabilecekleri birşey yoktur, çünkü hepimizin kaderi ancak birkaç kişinin iradesinde ve elinde bulunuyor.

Dünya bir de nükleer silahı olan ülkelerin  sürekli tehlikesi altındadır. 

Rusya ve Amerika’nın elinde 7 000’er nükleer başlık bulunması hepimizin ölüm fermanının yazılmış olduğu anlamına gelir. Bu fermanın bir nüshasını da Fransa’nın elindeki 300 nükleer bomba, İngiltere depolarındaki 215 başlık, İsrail sığınaklarındaki 80 atom bombası, Pakistan’da 140; Hindistan’da 130, Çin’de 270 ve Kuzey Kore’de de 60 nükleer bombanın depolanmış diye yazmıştır. Örneklersek, bütün Fransayı bir atom bombasıyla yok edecek devlet olması zaten her şeyi alt üst ediyor. Küçük devletlerin askeri güç, hava kuvveti, deniz filosu bulundurması  gülünç oldu. Delik deşik devlet sınırların  tel çitle korunması ise komik olaylardan bir başkasıdır. Avrupa Birliğinde  yeni bir askeri birlik kurma kıvılcımları çakması da anlamsızdır. Çünkü bu güç ABD ve Rusya gibi askeri devlerle asla boy ölçüşemez.

ABD’de, Nebraska –Linkıln  üniversitesinde hazırlanan bir raporda belirtildiği üzere , dünyanın herhangi bir yerinde yalnızca 1 adet 5 mega tonluk nükleer silahın patlaması  sonucu, yeryüzüne 5 milyon ton zehir saçacak ve atmosfer “nükleer güz” yaşayacak, yağışlar artacak, tarlalardaki ürün çürüyecektir. Bundan başka 1 milyar insan anında ölürken, 5 milyar insan da 5 yıla kadar açlıklar hayata gözlerini yumacaktır.  Bir tek Çin’in elinde bu bombalardan 20 adet var.

İşte böyle, konumuz çok geniz ve çok boyutludur. 21. Yüzyılı görebilmemiz için birçok bilgiye ihtiyacımız var.

Bunları size değişik açılardan bakarak ve farklılıklara dikkat çekerek sunmak istiyoruz.

Sorumuz hep aynı olacak:

Kaç kişi kaldık?

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir