Muazzez YURDAKUL

Diyorum ki, Bulgaristan’da dosyalar açıldı, ispiyonlar belli oldu.  Kuşkusuz herkese ispiyon denemez, çünkü bu işin pek çok ince ayrımlı olduğundan, ihbarcı, muhbir, gammazcı, hafiye, fesatçı, lanetçi, hain, casus vb. vb. isimler hep aynı meslek için icat edilmiştir.

ŞİMDİ EN ÖNEMLİ VAZİFEMİZ KUTLANACAK YENİ GÜNÜN ADINI KOYMAKTIR.

Kuşkusuz bu sıralamaya eklenmesi gereken “ajan” ve “gönüllü yardımcı” değimleri de var.

Ajan” sözü Fransızca olup, “Bir devlet veya kuruluşun gizli amaçları için çalışan kimse olup,  “casus” anlamındadır. “Ajan” tüccar ve iş görevlisi anlamında da kullanılır.

 

Bulgar istihbaratının kullandığı ve merkez basına “ajan” ile “gönüllü yardımcı” gibi iki kategoride yansıyan ve birincisi ancak Bulgar gizli istihbarat servisine hizmet sunan “yabancılar” için kullanılması dikkate değerdir. Bulgar vatandaşı olup Türk, Pomak, Çingene, Yahudi, Ermeni gibi Bulgar ulusunu oluşturan ana topluluğun dışındaki başka bir etnikten olan kişiler için kullanıldığına rastlıyoruz. Dikkati çeken nokra, Bulgar gizli servisine hizmet veren Bulgarin “ajan” olarak tarif edilmediği, onlara “gönüllü yardımcı” denmesidir.

Bulgaristan’ da gizli güvenlik servisi “DC” dosyalarının açılmasından sonra sıkça gündeme gelen “ajan Gotse” miydi yoksa o bir ajan değil miydi, tartışması nihayet noktalandı.

 

Bulgar tarihçilerinden ve Devlet gizli servisi Birinci Şubesi’nin 14. Amirliğinde görev alan işi kültür ve tarih casusluğu olan Plamen Atanasov, “GABERO” adlı bir istihbarat tasarımı geliştirdiğini, amacının Bulgar tarihini dış ülkelerde popular ize etmek olduğunu açıkladı.  Proje kapsamına, daha sonra iki dönem Cumhurbaşkanlığı yapan Georgi Pırvanov’u “danışman” olarak dahil ettiğini ve ayrıntıları “PİTON KAPANI”,

“ALIŞTIRICININ SIRRI” ve “BULGAR İSTİHBARATININ ESRARI” eserlerinde de işledi.

Atanasov, Bulgaristan Londra Büyükelçiliğine kültür ataşesi olarak atanmasından sonra, G. Parvanov’la irtibatta geçen istihbarat subayı Tsvyatko Tsvyatkov, aynı ilişkiyi sürdürdü. Pırvanov’un aynı zamanda Devlet Güvenlik Servisi “DS” Altıncı Şubesinde de görev aldığı tahmin ediliyor.

Parvanov’un Birinci Şubeye bağlı çalışmalarının bilimsel nitelikli olduğundan “bir suçu ya da suçluyu ilgili makama gizlice bildirmek” anlamından farklıdır. Bu çalışmalar daha sonra bir kitap halinde çıktığından gizli tarafı kalmamıştır. Olayda tutuklanan, sorgulanan, yargılanan yoktur. Burada onun “gönüllü yardımcı”  olarak çalışmalarının ihbarcı yanı eksiktir. İhbar tazminatı yani bildirim ödencesi de almadığından işin elle tutulacak bir yanı oktur.

İhbarcılar:

İhbar etmenin olumlu ve olumsuz yanı vardır. Bir fabrika bekçisinin fabrikayı yakmak isteyenleri ele vererek, ihbar ederek, tesisi yok olmaktan kurtarması olumlu nitelikli bir bildirimdir. Bunun ihbar olarak yargılanması doğru olmaz. Ahmet Doğan’ın kışlada kale aldığı gizli bildirimlerden birinde bir Bulgar askeri ele vermesi ve buna karcı iplerini çeken subaydan, “biz daha Bulgarlara karşı bir şey yazma, biz Bulgarlarla ilgilenmiyoruz!” demesi ilginçtir. Bir Türk askerin Vatan haini olmaya hazırlanan bir Bulgar er hakkında ihbarda bulunma hakkına sahip olmaması, düşündürücüdür. Bu uyarı, A. Doğan’ın kulağına küpe olmuş olacak ki, daha sonra hak ve özgürlükçülere sızan ve “liderin” birinci yardımcılarından biri olan Hristo Biserov’un uluslar arası para akla operasyonlarıyla uğraştığını bilse de, onu yıllarca ihbar etmemiştir. Pek tabii ki, gizli servise “vatan sevdası” ve “ulusal menfaatler” adına hizmet gösterenler için bu özellik yaralayıcıdır. Vatanımız hepimizinse, hainlerle savaşmak da her bir yurtseverin öz ödevidir ve bu işte milli ayırım yapılması kabul edilemez. Bu bakıma Bulgar hainleri ele vermemek yasal suçtur. “DC” subaylarının gizli ajanları yanlış yönlendirmesi ise daha da büyük suçtur.

Muhbirler:

Muhbir Arapça bir söz olup dilimize yasa dışı olan bir durumu yetkili makamlara, bu arada gizli polise bildiren kimse yani ihbarcıdır. Biz, ulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi olarak bugüne kadar yayınladığımız araştırma yazılarında ve yorumlarımızda, “muhbirlik yapanları” kınadık ve lanetledik. Tenkidimiz, karıncaya yol veren, Bulgarların Türkleri, tüm Müslümanları “eritme politikasına kurban olmuş” kardeşlerimizi incitmek anlamında değildi. Biz “hürmetim sonsuzdur”, “başımın üstünde yerin var” anlayışına dayanan bir kültürel var oluş biçiminin egemenlik tahtı kurduğu bir küçükten büyüye yükselen saygı hiyerarşisi ve sıkı yakınlık ortamında yetiştiğimizden, aramızdan çıkacak bir muhbirin topluluk ahlakına, cemaat kurallarına yüz çevirerek, kötüleyici bilgiler sızdıracağına inanmak istemiyoruz. Bu açıdan, toprağı bol olsun demekle yetinmek istediğim, bilinen şairlerimizden Ömer Osman’ın kaleme aldığı romanların birinde, bir baba olan köy hocasının, hiçbir konuda muhbirlik yazısı yazmasın ve ömür boyu kulağına küpe olsun diye oğlunun elini odun kütüğü üzerine koyup parmaklarını satırla kestiğini anımsamak yeterlidir. Bir ibret dersi olan bu kitap, halkımızın, insanımızın iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı, namuslu ve namussuz olanı, adil ve adil olmayanı birbirinden ayırt ederek öğrenmesi, insan sarrafı olması için, devamlı düşünmesine bir uyarı olarak kaleme alınmıştır. Hatırlayacaksınız, büyük şair de ele verilmiş ve “Belene Ölüm Kampı”ndan sonra Kuzey Bulgaristan’ın Roman kasabasına sürgün edilmişti. Bu örnekte, bir vatansever olan öğretmen ve şair Ömer Osman’ı ele veren bir muhbir, bir hain, bir yüzkarasıdır. Bu gibi iğrenç hareketlerin özünde olan “çekememezlik,” “kıskançlık,” “o olacağına ben olayım,” “onda olan bende neden olmasın” gibi küçük ruhluluk, çarpıklık, yetersizlik yatar. Birçok kişi bu iğrenç hareketleri para karşılığında da yapmıştır ki, bu da “adamlığa” ve “insan şerefine” yakışmaz. Bunu yapanlar genelde suskun ve yere bakan tiplerdir.

Gammazcı:

Gammazlamak da aynı tip iğrenç hareketlerden olup, birinin yaptığı işi yererek, kötüleyerek, birisini yerip çekiştirerek, kovalayarak, fitnecilik yapmaktır. Temelinde diğerlerin, tanıdığı birinin üstünlüğünü kendine yediremediği için onu kötüleyerek yerini almak için bulunulan bir harekettir. Bulgar gizli polisi “eritme sürecinde” Türkler arasında fitne yaratmaya, insanları, aileleri birbirine düşürmeye büyük önem vermiştir. Bu hareketlerin temelinde, iş bilmeyeni, yeteneksiz olanı ekip şefi, ustabaşı vb. yapma ve diğerleri kıskandırma taktiği uygulanmıştır. İş bilmeyenin maaşına zam yaparak iş ehlilerini birbirine düşürme usule de yaygındı. Burada yermek ve eleştirmek değimleri, eleştirerek iyiyi ayama anlamında kullanılmamıştır. Yerme ve çekiştirmeden güç alan fitnecilik doğuştan birlik olmaya gelen insanları birbirine kırdırma yolu olarak seçilmiştir. Gammazcılığın olumlu yanı yoktur ve olamaz.

Hafiyelik:

Özel soruşturmalarla elde ettiği bilgileri gizli polise ileten kimse yani detektiflik yapan kişi için kullanılır. Yazılarımızda, A. Doğan hakkında hafiye derken, onun bırakıp gitti köyüne döndüğünde yaşlılara, konu komşuya yaklaşımına sokulmasına, kimin ne düşündüğü, ne paylaştığı üstüne bilgi toplamasına işaret ediyoruz. Varna’da ve sözde kaydını yaptırdığı başka iş yerlerinde işçi sınıfı saflarına sızıp Türk işçilerin o zor günlerde niyetini öğrenmeye çalışması, her konuşulana kulak vermesi, asker arkadaşlarından işittiklerini yazması, Şumen’de Bulgar Filolojisinde okurken bazı Türk gençlik çevresine sokulması dikkat çekicidir. Türklerin günlük yaşamında her ayrıntıyı izleyen A. Doğan hafiyelik notlarına 10 cilt eklemiştir. Bu yüzden onunla beraber aynı sınıfta okuyan Türk gençlerin hiç biri mesleğinde yükselememiş, uzmanlaşamamıştır, hepsinin umut dalları budanmıştır. Onlardan  her biri Milliyetçi ilan edilmiş ve başlarına gelmedik kalmamıştır. Onun yakınlaşarak topladığı haberler ve birikimini yazıp görüştüğü gizli polis subaylarına teslim etmesi Türklerin kuyusunu kazma davasına hizmet etmiştir. Biz bu yüzden bu tip sinsiliği ve hafiyeliği lanetliyoruz. Hafiye bu hizmetlerine karşılık olarak, para almış, sigara, içki, gece kulübü ikramlarına “hayır” dememiştir.  Yedikçe iştah arttığı gibi, hafiyelik alçaklığında da beklentiler artar. A. Doğan da hiç sınava çıkmadan Şumen Üniversitesi Bulgar Filolojisi Fakültesi’nden Sofya Üniversitesi Felsefe Fakültesi’ne sıçrayabilmiştir ki, bu (hele o zamanlar) her yiğidin yutabileceği bir lokma değildir. Kuşkusuz, “isteyen bir dilenci vermeyen iki dilenci” atasözü bizimdir. Hainlik örneklerin arasında ne inciler var bir bilseniz! Sofya Üniversitesi’nden “Belene kampı”na geçip, oradan da Sofya Üniversitesi Matematik Fakültesi diplomasıyla çıkan “ustalar” da görmek nasipmiş. Alçaklığın sınırı yok, ama bizde bedeli var. A. Doğan’ın hapishaneye düşen Türkler arasında hafiyelik yapmak için Sofya, Pazarcık, Stara Zagora hapishanelerinde bulunduğunu unutmayalım.

Düşman güçlerin gizli servislerine sunulan bu “sır” hizmetlere biz hafiyelik diyoruz. Türk milleti ve hele hele Bulgaristan Türkleri çok onurlu ve saygıda kusur etmeyen kişiler olduklarından, çok onurlu ve birbirine bağlı ve sadık ailelerden, soylardan geldiklerinden dolayı, dikkatinizi çekmiştir, ana dilimizde, söz dağarcığımızda “hafiye” sözü yoktur. İnsanlarımız tarafından bir şeyin dillerinde sözü nasıl olur ki? İnsanlar bilmedikleri bir şeyi nasıl yapar ki!

Fesatçı:

Arabozucu, karışıklık çıkaran kişiler fesatçıdır. İşlerin olmasını istemeyen, engelleyen “önder” konumunda olan yetkilidir. En kötü olan fesatçıların bilinçli ve başkalarının haklarını ve imkânlarını kullanarak hareket etmeleridir. Yine kendi yöremden birkaç örnekle fesatçılığı açıklayalım. Bizim köye HÖH lideri A. Doğan “Seçilmiş Öğrenciler İçin Lise” kurdu. Herkes çocuklarımız modern bir okulda okuyacak diye sevindi. Altı yedi yıldan beri okul kapılarını açmadı. Kapalı tutuluyor. İnsanlarımızın “bir şey olacak” umudu kırıldı. Köylülerimizin emelleri, umutları, hayalleri boşa çıktı. İnsanların arası bozuldu, Ahmet’i övenler şimdi lanetliyor. Onun adına HÖH partisi de kınanıyor. Fırsatçı Ahmet, devletten HÖH için aldığı karşılıksız paralarla kurdurduğu “okulu” şimdi 6 milyon Euro’ya satmak istiyor. Fırsat kollayıp insanlarımıza sunulan imkânlardan kendisi palazlanmaya çalışıyor, bu şekil fırsatçılara bizde “iki gözü kör olsun, onun da hayalleri çürüsün!” diyorlar. Gizli polisin bu iş içindeki rolü, hizmet sunan fırsatçıların yaptığı yolsuzlukları görmezden gelmesidir ve bu da ulusal hainliğin bir türüdür. Bulgaristan’da fırsatçılara hak ettikleri cezayı kesen hakim ve kanun maddesi yoktur. Fırsatçılık için açılmış dava da yoktur.

Lanetçilik:

Dilimizde birinin kötülüğünü istemek şeklinde kullanılır. Çok büyük kötülük eden kişiler lanetlenir. İlenmek şeklinde de dile gelen lanetleme, bir davaya ihanet eden, halkın umutlarını boşa çıkaran, halkı açlığa ve çileli yaşama iterek süründüren “liderler” lanete layıktır.  Halkımız onları her namazda, dua ettikçe lanetler. Son 24 yıldan beri iki neslin birbirine lanet ettiğine tanıukız. Yeni kuşak halkımıza ihanet edilmesini kabul etmiyor. Hapiste tutulan Oktay örneği, gençlerimizin onurlu ve bilinçli, halkımızın davasına sadık mayalandığını gösterdiği gibi, totalitarizm zahirinden içen ihanetçi kuşağı ret ettiğini kanıtladı. Burada ortaya çıkan bir soru var: İki kuşak birbirini ret ettiğinde bir toplumun yükselme olanağı var mıdır. Olabilir mi? A. Doğan kuşağının öz davamıza, kimlik kavgamıza ihanetinin yalnız lanetlenerek çöpe atılması yeterli değildir, çünkü kuşaklar arası bağlanmışlığın kopmasından gelen acı dayanılmazdır. Lanetlemekle ıstırap bitmez. Bu bakıma Ahmet Doğan tayfası lanetlenmiş bir ihanetçi güruhudur. Halkımızdan kopmuştur. Davamıza faydası yoktur ve bundan böyle de olamaz. Lanetlenmişler bizi peri, şan olmuş bir sefiller topluluğu haline getirmekle de kalmadı, ne idiği belirsiz bir sürü haline getirdiler ki, “yazıp çizdikleri saçmalıklardan hala vazgeçmiyorlar” şimdi de “ana dilinde propaganda plağı” çeviriyorlar.

Hain:

Hain sözünün dilimizdeki anlamı zarar vermekten, üzmekten ve kötülük yapmaktan, hedef şaşırtmaktan ve aldatmaktan hoşlanan kimsedir. Hiçbir şey yapmadan, hiçbir işe hiçbir katkısı olmadan. Boş boş böbürlenen kimse haindir. Ama ileri gitmiyor musunuz? Diyebilirsiniz. Kendisini başkası gösteren, sihirbazlık eden, öz davamıza ihanet eden, kardeşlerini ele veren, halkına çektiren, halkını aldatan, işleri ters yola süren, olacak işlerin olmasına da engel olan her lider halkının gözünde haindir. Hainler gün gelir mutlaka hesap verir, sorgulanır ve cezalandırılır. Halkımız A. Doğan ve etrafındaki mafya takımının hain bakışlarından, hain oyunlarından, doymazlığından, sömürüsünden, baskısından, zulmünden bıktı.

Bir davanın mayasından olmayan, işlerin içine sonradan sokulan sızdırılan kadroların hepsinden hainlik beklenebilir. Örneklersek, Hr. Biserov hak ve özgürlük davamıza CDC (Demokratik Güçler Birliği)  kadrosundan kovulduktan sonra gelmişti. Sonunda hain çıktı.

Başkalarının geçmişine bakmanız için bu örnek yeterlidir. A. Doğan öz davamıza polis ajanı olarak dikildi. Kısır çıktı. Meyve vermedi. Bulgaristan Türk ve Müslümanlarının hakları 2014’te 1970’lerden fersah fersah geridedir. Mukayese edilmeyecek kadar kan kaybettik, umut yitirdik, bu hainler bizi hayallerin hamalları yaptı.

Başa gelen çekilir derken, konumuza devam edeceğiz, önemli olan bundan böyle halkça kutlayacağımız yeni bayram gününün adını koyabilmek. Eskiden “Çobanlar Gününe” en çok seviniyorduk, çünkü kuzu ikram ediyorlardı.

Reklamlar