İslam’da Yalancılık ve Hükmü

Yazan: Nevzat ÖZTÜRK, İlahiyatçı, Eğitimci Yazar 

Kur’anî bir kelime olarak kizb, yalan ve yalancılık demektir. Dilimizde kizb kelimesi “tekzip etmek”, tabirinde geçer; “tekzip etmek”, yalanlamak demektir. Yalan ve yalancılık, karşısındakini aldatmak maksadıyla söylenen ve gerçeğe uymayan söz ve bu sözü söylemektir. Sıdkın, doğruluğun zıddıdır. Kizb, değişik türevleriyle Kur’an’da üç yüzden fazla âyette geçmekte, Allah Teâlâ (c.c.), “Yalan sözden sakınınız!” (Hac, 22/30) buyurmaktadır.

Dinimiz yalan ve yalancılığı kötü huyların ve günahların en büyüklerinden kabul eder ve şiddetle reddeder. Münafık ve kâfirlerin özelliğinin de yalan ve yalancılık olduğunu belirtir.

Allah adına yalan söyleyen ve hak kendisine geldiği zaman onu yalanlayan kimseden daha zâlim kim vardır? Kâfirler için Cehennem’de yer mi yok?” (Zümer, 39/32)

Yalan, bir çok büyük günahla irtibatlıdır. Çoğunlukla diğer büyük günahlar müstakil, tek başına olduğu hâlde yalan ise neredeyse hepsiyle irtibatlıdır. Meselâ, gıybet, dedikodu yapan yalan söyler, içki içip aklını, şuurunu kaybeden yalan söylemeye çok müsaittir. Kumar oynayan, kaybettiklerini almak için yalanla içli dışlıdır. Zina yalanlarla dolu bir büyük günah çeşididir. Bühtan(kara çalma, iftira), iftira suçunda yalan olmadan olmaz. Allah Resûlü (s.a.s.), Müslümanlardan hırsızlık, zina, içki gibi had cezası gerektiren en ağır suçları işleyenlerin bile Cennet’e girebileceğini belirtir, fakat yalanı Müslüman’a bir türlü yakıştıramaz. Çünkü yalancılık küfrün esasıdır, yalancılık münafıklığın, ikiyüzlülüğün birinci alâmetidir, kudret-i İlâhiye’ye (Allah’ın gücü ve kuvvetine) bir iftiradır. İyi ahlâkı tahrip eden yalancılıktır. İslâm âlemini zehirleyen yalancılıktır. Oysa İslâmiyet’in esası doğruluktur, imanın hassası (özü, özelliği) doğruluktur, bütün iyiliklere, güzelliklere götüren doğruluktur.

“Yalan sözden sakınınız” (Hac 22/30). “Ey İman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin” (Ahzâb 33/70).

“Doğruluktan ayrılmayınız. Doğruluk sizi birr’e(Allah’ın rızasını kazanmaya götüren amel,iş), o da sizi Cennet’e götürür. Kişi doğru olur ve daima doğruyu araştırırsa Allah katında Sıddıklardan(doğrular) yazılır. Yalandan sakının. Yalan insanı günaha, o da Cehennem’e götürür. Kişi durmadan yalan söyler ve yalan araştırırsa Allah katında yalancılardan yazılır.” (Buhari, “Edeb”, 69)

Bana altı şey hakkında söz verin, ben de size Cennet’i müjdeleyeyim; 1- Konuştuğunuzu zaman doğru konuşun; 2- Söz verdiğinizde sözünüzü yerine getirin; 3- Emânete hıyanetlik yapmayın; 4- Apış aranızı koruyun; 5- Gözlerinizi harama kapayın; 6- Ellerinizi haramdan uzak tutun.” (Müsned, 5/323)

“Kim bana çeneleri ile bacakları arasındaki şeyler hususunda garanti verirse ben de ona Cennet hususunda garanti veririm.” (Buharî, “Rikak”, 23; Tirmizî, “Zühd”, 61)

Allah Resûlü (s.a.s), “Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi?” buyurmuş ve bunu üç kere tekrar etmişlerdi. “Evet.” deyince: “Allah’a şirk koşmak, anne-baba haklarına riayetsizlik, cana kıymak!” buyurdular. Bu sırada dayanmış durumda idi, yere oturup:

Ehl-i Sünnet’e göre, kebîre, yani büyük günah işleyen kimse imandan çıkmaz ve küfre düşmez. Yalan sahibi mü’mindir, kâfir değildir. Çünkü iman tasdikten ibarettir ve amel imandan bîr cüz(parça) değildir. Ancak işlenen günahı helâl saymamak, onu hafife ve alaya almamak şarttır. Haram olan günah meselâ yalan, helâl sayılırsa -Allah korusun- küfre düşülür.

Müslüman, yalan ile imanın bir arada bulunamayacağını bilip yalandan kaçınarak doğruluğun temsilcisi olmalıdır. (Müsned, 2/353). Yalan, bir şeyin, gerçeğinin tersine, zıddına beyanda bulunma demektir ve dereceleri de oldukça çoktur. Bunlardan bir kısmı açık yalandır.

Dil ile şehadet kelimesini veya kelime-i tevhidi söylediği hâlde, kalbi söylediğini tasdik etmeyen ve inanmayan kimseye münafık denir. Münafık; sözü özüne uymayıp, olduğundan farklı göründüğünden gizli kâfir olup, asla Mü’min ve Müslüman değildir. “İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları hâlde “Allah’a ve Âhiret Günü’ne inandık” derler. (Bakara, 2/8). İnsanların inkâr bakımından en tehlikelisi münafıklardır. Onlar yalancıdırlar, imanları sözlerindedir, kalplerinde değil. Dünyaya ait bir menfaatlerinden veya benzeri başka maksatlardan dolayı Müslüman gözükürler.

“Dört özellik vardır; kimde bu özellikler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir özellik var demektir: Emanete hıyanet eder. Konuşunca yalan söyler. Söz verince sözünde durmaz. Husumet edince, kıskanınca haddi aşar.” (Buharî, “İman”, 24; Müslim, “İman”, 106)

Evlilik, doğruluk ve dürüstlük üzerine kurulur ve yürür. Toplumun temel taşı aile yuvasının devamı ve tamiri için, aldatmak için olmaksızın, iyi niyetle yalan söylenebileceği belirtilmiştir. Bir adam Peygamberimiz(s.a.s)’e gelerek: “Ey Allah’ın Resûlü, ben eşime yalan söyleyebilir miyim?” diye sordu: Peygamberimiz de: “Yalanda hayır yoktur.” buyurdular. “Söz verme ve yararı için söylememe ne dersiniz” diye tekrar sorunca Peygamberimiz (s.a.s): “Öyleyse sana bir vebal yok.” buyurdular. (Muvatta, “Kelâm”, 18)

Sözlerinin gerçeğe uygunluğu yönüyle Allah Resûlü’nün sözlerinde şaka da olsa gerçeğe aykırı tek kelime yer almamıştır. Peygamberimiz (s.a.s) yalanı ve yalancılığın terk edilmesini istemekte, şaka bile olsa yalan söylenmesini hoş karşılamamakta, kulun şaka da olsa yalan söylemeyi, doğru da olsa münakaşa etmemeyi bırakmadıkça iyi bir mü’min olamayacağını ve yalanı terk edene Cennet’te köşk verileceğini beyan buyurmaktadır: “Şaka da dahil yalan söylemeyene Cennet’te bir köşk garanti ederim.” (Ebu Davud, “Edeb”, 7) Haklı bile olsa münakaşayı terk edenin, ahlâkı güzel olanın ve şaka bile olsa yalanı terk edenin Cennet’in ortasında bir köşkü olacağı, salih amellere teşvik bakımından uzun uzun anlatılır.

Yalan ve yalancılık, fert ve toplumları içten çökerten ve yıkan en büyük hastalıklardandır; insanın huy ve mizacını bozan bir hastalık. Bu yüzden yalan büyük günahlardan sayılmıştır. “Allah’ın verdiği her hastalığın devası (çaresi) da vardır; tedavi olun!” (Buharî, “Tıb”, 1)

Tıp dilinde çok değişik isimlerle anılan psikolojik bozuklukların ana sebebi, ruh, akıl ve beden irtibatının normal dışı olmasıdır. İç sıkıntısı ve bunalımlar, pek çok hastalığın başta gelen sebebidir. Psikolojik rahatsızlık, kişinin duygu ve inanışlarında meydana gelen anormalliklerdir. Yalan söylemek de, huy ve karakter anormalliği olarak bilinir. Yalan hastalığının ve benzeri hastalıkların tedavisi, nefsi terbiyede, onu kirleten küfür, cehalet, kötü duygular, yanlış inançlar, fena huylar gibi kötü şeylerden temizleyip, iman, ilim, irfan, iyiliksever duygular, güzel ilâhi ahlâk, takva özellikleriyle donatarak, ilâhi tecellilere açık hale getirmede yatar.

İslâm âlimleri, yaratılıştan gelen iyi özelliklerin, huyların, karakterin iradî gayretle desteklenerek meleke hâline getirilmesine, kötü huyların da baskı altında tutularak sindirilmesine hükmederler. Hz. Ömer (r.a.), “İnsanda on fıtrî ahlâk vardır, bunlardan dokuzu iyidir, birisi kötü. Bu kötü serbest kalırsa diğerlerini de bozar.” demiştir. (Canan, Hadis Ansiklopedisi, 5:300)

Ticarette doğruluk, iktisadî kalkınmayı meydana getirir. Güven ve doğruluk sosyal hayatın en önemli özelliğidir. Yalan ve hile karıştırılmayan tüccarlığın dünya ve Âhiret’te insana faydası olacağını Allah Resûlü haber vermektedir: “Emin ve doğruluktan ayrılmayan ticaret ehli (âyette sırat-ı müstakim ashabı olarak zikredilen) peygamberler, sıddîkler, şehitler ve salihlerle beraberdir.” (Tirmizî, “Büyû”, 4) “Kıyamet günü tüccarlar facirler (günahkârlar) olarak diriltilecektir. Ancak Allah’tan korkanlar, iyilik yapanlar ve doğruluktan ayrılmayanlar müstesna.” (Tirmizî, a.y.; İbn Mace, “Ticârât”, 3)

Elden geldiğince doğru olan tüccarların bile sattıkları mallara haram karışmış olabileceği anlatılmakta ve şu tavsiyede bulunmaktadır: “Ey tüccarlar! Satış işine yemin ve boş söz, yalan bulaşmaktadır. Siz Rabbin öfkesini söndüren sadaka karıştırın.” (Ebu Davud, “Büyû”, 1; Tirmizî, “Büyû”, 4)

“Alıp satanlar, alışverişi sıdk ve doğruluk üzere yapar, kusuru beyan ederlerse alışverişleri satan hakkında da alan hakkında da mübarek kılınır. Yalan söylerler, kusurları gizlerlerse, belli bir kâr sağlasalar bile, alışverişlerinin bereketini kaybederler. Yalan karışırsa alışverişlerinin bereketi yok edilir. Yalan yemin malı rağbetli, kazancı bereketsiz kılar.” (Buharî, “Büyû”, 19, 22; Müslim, “Büyû”, 47)

Yalan söylenerek satılan malın ayıbı mutlaka ortaya çıkar. Müşteri, o tüccara artık kendisi uğramayacağı gibi başkalarının uğramasına da mani olur. Bu, kazancın bereketini gideren bir durumdur. Bir diğer rivâyette de: “Ticarette yalan yemin mala rağbeti artırır, kazancı giderir” buyrulmaktadır (Buharî, “Büyû”, 26).

Resûlullah (s.a.s.), çarşıda bir yiyecek yığınına rastlayınca elini yığına daldırıp çıkardı. Parmaklarına rutubet bulaştı. Adama: “Ey satıcı nedir bu?” diye çıkıştı. Adam: “Ey Allah’ın Rasûlü, yağmur ıslattı.” deyince, “Bu yaşlığı üste getirip, herkesin görmesini sağlayamaz mıydın? Kim bizi aldatırsa o bizden değildir.” buyurdu (Müslim, “İman”, 164; Tirmizî, “Büyû”, 74).

Hz. Peygamber (s.a.s) müşteri kızıştırmayı da yasaklamıştır; “Alıcı olmadığınız hâlde, fiyatları kızıştırmak için müşteri ile satıcının aralarına girmeyin.” (Buharî, “Büyû”, 58-60) “Müşteri kızıştıran, riba (faiz) yiyen hâindir. Bu iş, bâtıl bir aldatmadır, helâl değildir.” (Buharî, “Büyû'” 60) “Müslüman bir kimsenin, bir malda kusur olduğunu bildiği hâlde, müşteriye haber vermeden satması haramdır.” (Buharî, “Büyû'”, 19)

Yalan söylemek, hem kişinin kendisine hem de topluma zarar verir. Yalan, kişinin toplumdaki değerini düşürür. İnsanların ona karşı olan güvenini zedeler. Kişiler arası ilişkiler de sorunlar meydana getirir, bozulmalara neden olur. Yalan söylemek toplum fertlerinin birbirine karşı olan sevgi ve saygı hislerini köreltir. Dostluk, barış, huzur ve güven ortamına zarar verir.

Dinimiz hile yapmayı da yasaklamıştır. Hile yapmak insanlar arası ilişkileri zedeleyen iğrenç bir davranıştır. Hile yapmada amaç, başkalarını aldatarak çıkar sağlamaktır. Bu davranış, yalanı içine alan çirkin bir davranıştır. Bu şekilde davranmak toplumsal barışa, huzura ve güvene zarar vermektir. Böyle davrananlar birçok kişinin zor duruma düşmesine neden olmaktadır. İslam dini, hileyi hangi durumda olursa olsun yasaklamıştır. Hile yapılarak elde edilen mal haksız bir kazançtır ve kul hakkına girer. Kul hakkının tek çözümü ise hakkı yenen kişiden özür dileyip helallik istemekle mümkündür.

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de hileden uzak durulması gerektiğini şu şekilde emretmektedir: “İnsanlardan alırken ölçüp tarttıklarında tam, onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise noksan yapan (ölçen) hilekârlara yazıklar olsun.” (Mutaffifîn suresi, 1-3. ayetler)

Yalan söyleyenler ve hile yapanlar bizzat kendilerine, ailelerine, çevresinde bulunanlara ve içinde yaşadıkları topluma zarar verir. Bu insanlar başkaları tarafından asla sevilmez ve dışlanır. Kendilerine duyulan güveni kaybeder, başkalarının dostluk ve arkadaşlıklarından nasibini alamazlar.

Yalandan ve hileden yılandan çıyandan kaçar gibi kaçmak gerekir. Bu, Müslümanın ahlaki bir sorumluluğudur. Her insan birbirine karşı dürüst davranmalıdır. Hz. Muhammed (s.a.s), “Bizi aldatan bizden değildir.” buyurarak yalan söylemenin ve hilekâr olmanın Müslümanlara yakışmadığını ifade etmiştir.

Toplumda huzurun oluşturulması ve korunması insanların karşılıklı güven duymalarına bağlıdır. Bu sebeple biz Müslümanlar, yalan söylememeli ve hile yapmaktan kaçınmalıyız. Kendimize yapılmasını arzulamadığımız şeyleri başkalarına yapmaktan uzak durmalıyız.

Toplumun önünde ve önder olanların örnek olma zorunluluğu vardır. Toplumu yönetenler; yalan, yalancılıktan ve her türlü hileden kaçınmalıdır. Yalanın olduğu yerde güven ortamı tesis edilemez. Yöneten ve yönetilenlerin birbirine güvenmesi devletin bekası ve toplumsal huzurumuz açısından son derece önemlidir.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir