MusaMusa VATANSEVER

Konu: Kesilen baş yerine konmaz.

 

Liberal demokrasi bir hameleondur.

Herkes her türden parti kuramaz. Adam işçi köylü arasından yükselmiştir, İşçi Köylü Partisi kurar. Esnaf, küçük burjuva ve biraz da kodaman sömürücü kalıbındandır Demokrat Parti, Adalet Partisi, Kalkınma Partisi gibi partiler kurar. Liberalizm, ağaç mantarı gibi kökü olmayan, faizden, dalaverelerden, elini işe sürmeden evde oturarak, borsada oynayarak geçinmek isteyen İngiltere asalakları arasından çıkmış olsa da, Las Wegas’ta kumar masaları kurulunca Birleşik Amerika’da dallanmak istemiş ama olmamıştır. Amerika 220 yıldan beri demokratlarla cumhuriyetçilerin kavgasından güç alarak ilerliyor.

 

Ama 1990’da bizde Liberalizm tuttu. Çağdaş liberalizmin bizde bitmesine ve gelişmesine hiçbir ortam yoktu. Fakat totaliter toplumun içinde parti ile devleti kaynaştıran polis, ordulular,  milli istihbarat bizdeki isimleriyle (DS ve Altıncı Şube vb gizli polis birimleri) yeni koşullarda da yaşamak istiyorlardı. Küçük bir ülke olduğumuza ve kendi yağımızla kavrulamadığımıza birilerini örnek almak zorundaydı. Bu gelişmenin örneği de Rusya’da vardı. Serbest Pazar ekonomisi –liberalizmin temel ilkesidir – Rusya’da mafya ve oligarşi, adına RÜŞVET dediğimiz devleti talan ederek zenginleşen bir zümre doğurdu. 2010’da Rusya’da Almanya, Fransa ve Japonya toplamı kadar dolar milyarderi vardı. Yeni zenginler paralarını Rusya’dan kaçırıp of shor adalara saklasalar da, Robinzon Kruzo zamanları çoktan geçti, bu paralar onlara dünyayı esir almak için lazımdı. Dünyayı savaşsız esir almanın yolu ise, Bulgaristan gibi düne kadar Moskof boyunduruğundaki ülkelerde yerli zenginler (oligarşi) yaratıp onlara basarak bizim gibi ülkelere hakim olmaktı. Yerli zenginler de Rus istihbaratı KGB ajanlarından olacaktı. Hameleyon gibi hareket edip yerel koşullarımıza göre şekillendiler.  Bizde, Ahmet Doğan’ın “şirketler çemberi”, oligarşi kodamanı Delyan Peevski, BTK-şefi Vasilev, para aklarken yakalanan ama kendisini yargının üstünde bulan HÖH Başkan Yardımcısı ve Sofya meclis başkan yardımcısı Hristo Biserov gibi tipler böyle belirdi. Onlar Putin Rusya’sının Bulgaristan tarlasını kazan ve sulayan kişilerdir. Bu açıdan baktığımızda, sol bir kişinin sağ bir parti kuramayacağını, insanların ancak kendilerini tekrar edebildiğini belirtiyoruz. Bu bakıma şimdiye kadar sosyalist parti (BSP) Başkanı Sergey Stanişev’le bulduğu yerde öpüşen Lütfi Mestan birdenbire sağ bir siyasi partiyle ortaklık aradığında, hem gülünç hem de tuhaf bir duruma düşer ve kendisini hiç kimse dikkate almaz.

 

Balkanlarda bir etnik azınlık topluluğunun hem sol ve hem sağ partide örgütlendiğini gösteren örnekler var. Komşumuz Makedonya’da Arnavutlar bunu başarılı yaptılar. Üsküp’te kim iktidara gelirse gelsin onlar her hükümette yer alabiliyorlar. Fakat sol partiyi sol ideolojiden gelen, sağ partiyi de muhafazakâr (tutucu) dinci gelenekten gelen siyasetçiler kurdular ve yönetiyorlar. Bulgaristan’da henüz böyle bir mayalanma ve etnik gelenek yoktur. Pomak ve Romen kardeşlerimizin kurduğu siyasi partilerin hiç biri de bu ikileme uymuyor, çünkü her biri sefalet içinde kıvranan ezilmiş sol kesimin istek ve menfaatlerini savunmaya çalışıyor.

 

17 Aralık 2015’e kadar HÖH Genel Başkanı olan Lütfi Mestan ve 4–5 arkadaşı da, bu oyunun dışında tutulsalar da,  şu atasözümüze uygun yaşamayı tercih ettiklerinden dolayı hayatlarından memnundular. Atasözümüz şudur: “Komşunun tarlasına yağısın, bize neni yeter!” Son 3 yılda HÖH partisinin Lütfi Mestan dönemindeki durum nitelemesi bundan ibarettir.

 

Lütfi’nin oluşturduğu tehlike neydi?

 

T.C. Dış İşleri Bakanı Sayın Çavuşoğulu’nun Rusya’nın Afganistan’da çıkışını “zelveden çıkan öküze” benzetmesi çok doğrudur. Rusya 2016 yılına çok ağır bir durumda girdi. Birkaç olara işaret edelim:

*   Dombas ve Ukrayna’da işlerin kötüye sarması;

*   Suriye’de sonu görünmeyen bombardımanlar;

*   “CU–24” savaş uçağının düşürülmesiyle Rus hava üstünlüğüne gölge düşmesi

*    Türkiye’nin askeri operasyonlarda başarıları;

*    Türkiye ile ikili ilişkilerin birden bire kötüleşmesi;

*    ABD ve AB’nin Rusya yaptırımları, ekonomik ambargolar;

*    Petrol fiyatlarının dibe vurması ve Rusya devlet bütçesini bağlayamaması;

*    Rubla kursundaki derin dalgalanma ve enflasyon;

*    Dünyanın Rus saldırganlığına şahsen Putin’e karşı propaganda saldırısı vb.

 

İşte böyle bir ortamda, emrin nereden geldiği henüz bir gizem olan bir ortamda, Lütfü Mestan’ın Avrupa – Atlantik sloganlarıyla Parlamento çıkışı, eğer bir Kremlin planıysa, bir ay sonra yanı 17 Aralık 2015’te bir taşla 3 kuş vurulmasına olanak yarattı. Bir defa HÖH partisi parçalandı, iki Bulgar toplumunda sönmüş olan Rusçuluk yeşerme olanağı bulurken, anti-Türk, anti-Müslüman, anti Türkiye saldırı dalgası da yükseliverdi.

 

Başka bir değişte, Bulgaristan’a demir atan Rus oligarşisi, kendi bahçelerine yağan yağmurun nemini bile Lütfi Mestan ve arkadaşlarına koklatmak istemediğini açıkça ortaya koydu.

 

İşte böyle bir ortamda, HÖH’ten atılan yeni grup, Bulgar siyasetinin futbol sahasından çıkmak istemiyor, yeni bir takım kurarak, karşılaşmaya devam etmek istiyorlar.

 

Ateşten kaçar gibi koşarken “HÖH” kısaltmasını “DOST” ile değiştiren kullandıkları dört kavrama çok değişik ve temel hak ve özgürlüklerden çok farklı içeriksel anlam yüklediler ve tescil için Sofya mahkemesine sundular. Bu kavramların Bulgarca açılımı demokrasi, sorumluluk, özgürlükler ve hoşgörüdür. Türkçemizde kulağa hoş gelen DOST kısaltmasını, kökü Farsçadan geldiği için, Bulgarlara “sağdık arkadaş” olarak açıkladılar.

İşin özüne bakılırsa “eski hamam eski tas.” Sanki DOST uydurması da HÖH gibi aynı kafadan, aynı merkezden, aynı kulisten, aynı perde ardından geliyor. Modern liberal parti olacaklarmış.

 

Şöyle: 04 Ocak 1990’da Varna’da Hak ve Özgürlük Hareketi (DPS) kurulduğunda aslında bu parti de liberal bir olguydu. Adındaki “Hak” sözünü, 1986’da Dobriç’in Baraklar köyünde arkadaşlarıyla birlikte Bulgaristan Türkleri Milli Kurtuluş Partisini kuran Necmettin Hak’ın soyadından, “Özgürlük” sözünü de hak ve özgürlüklerimiz uğruna verdiğimiz direnişlerde ön saflarda yürüyen, cesur bir hapisçi militan olan Halim Pasajov’un Sofya’da inşaatlarda çalışan Rodop’lu Türk yapı işçileriyle kurduğu “Özgürlük” partisi adından almıştır. Ağır mücadele yıllarının doğurduğu 44 direniş örgütü vardı, onların hepsinin lideri, militanları, örgüt ağı, program ve tüzüğü vardı. Vatna’da HÖH Tüzüğü üzerine tartışmada, Ahmet Doğan’ın “biz Bulgaristan Türk Müslümanları Bulgar ulusundan bir parçayız” tezini kabul etmeyen Pasajov, partinin kurulduğu an, kaydını yaptırmadan ayrıldı. Dolayısıyla “haklarımız” uğruna verdiğimiz mücadele Necmettin Hak’ın soyadına takılırken, haklarımız verilse özgürlüklerimiz için ayrıca mücadele etmemize gerek olmadığını yani hakların özgürlükleri zaten içerdiğini bilenler de, bıyık altından gülerek kurucu toplantıdan ayrıldılar.

 

Şimdi şu DOST olayında da aynı sahne oyununu, aynı senaryoyu, aynı piyesin ikinci perdesini görüyoruz. Lütfi Mestan’ın 2016 Şubatı’nda Mahkeme kaydına sunduğu partinin de içi başka dışı başka, yani Bulgarlara sunulan liberal yüzü ile Türk Müslüman seçmen tabanına atılan yem kırıntıları tamamen farklıdır.

 

Klasik Bulgar liberalizminin tarihine bir bakalım:

 

Ekilen ne Türk ne de  bir Bulgar tohumudur. Siyaset tarlamıza Batı’dan saçılmıştır.

Bulgaristan’ın Osmanlı’dan ayrılmasından sonra 1878’de kurulan ilk Liberal Parti köylülerin ve irili ufaklı şehir esnafının menfaatlerini savunacağını vaat etmişti. Liberal dendiğinde Bulgaristan’da Petko Karavelov, Dragan Tsankov ve Petko Raçev Slaveykov akla gelir. 1879’da Tırnovo kurucu meclisinde Kurucu Anayasa kabul edilirken, Bulgar Prenslikte ılımlı burjuva demokratik düzeni kurulmasında ayak direyenler liberallerdi.1880’de Bulgar liberaller hükümet kurdu. Bazı reformlar yapmaya kalktı. Prens Batenberg hükümet darbesi yaparak Liberalleri iktidardan attı. 1884’te Liberal Parti parçalandı. Orta ölçekli burjuvazi 1899’da İlerici Liberal Parti’de birleşti. Stefan Stanbolov ise, Halkçı Liberal Parti kurdu. 1895’te Demokratik Liberal Parti kuran Radoslavov eski Liberal Parti  sayfasını kapadı..

 

Sözün özü: Bulgar liberaller 19-uncu yüzyılın sonunda ve 20-inci yüzyılın başında 12 defa hükümet kurdu. 1913 -1918 yılları arasında ikinci kez Başbakan olan Vasil Radoslavov, o yıllarda Sofya’da askeri ateşe görevinde bulunan Mustafa Kemal’in güçlü üstelemesi sonucu, 1912’de Çar Ferdinand ile Halk Partisi’nin devlet ve kilise terörüyle isimleri değiştirilen 250 bin Müslüman Pomak yurttaşın isimlerini geri verip din özgürlüğü tanıdı.

 

1918’den 1990 yılına kadar Bulgaristan’da ne klasik, ne ilerici, ne halkçı ne de modern liberal bir parti yoktu. Son Liberal Parti’nin adı Liberal Parti (Radoslavov) idi ve devamı gelmemişti. Tekrar ediyorum, tarih süzgeci,1990’da sonra Bulgaristan’da kurulan 350’den fazla siyasi parti içinde hak ve özgürlük kılıfına sığdırılan tek Liberal Parti’nin HÖH (DPS) partisi olduğunu gösterir. Bu parti, Bulgaristan üzerinde total, sınırsız, topyekûn Sovyet (KGB) hâkimiyet yetkisi olduğu bir dönemde kuruldu. Dolayısıyla HÖH (DPS) partisi kurma planları totaliter komünist dönemde yapılmıştı. Lider ilan edilen Ahmet Doğan’ın Pazarcık hapishanesinde aldığı özel eğitimi birkaç yazımızda anlatmıştık.  Bulgar tarlasına böyle bir tohum (Liberalizm) dikme tasarımı da Kremlin’indir. Çünkü Moskova Çarları ve Sovyetler Birliği hükümetleri Batı Avrupa ülkelerindeki etkisini orada besledikleri Liberal Partiler üzerinden ve aracılığıyla yürütmektedir. Bu bir gelenektir.  “Rus Altını” kitabında bu olay çok ayrıntılı anlatılmıştır. Rusya dünya zenginler klüplerine de Liberaller yoluyla girmeyi başarmıştır. Jim Marrs’ın “Dünyayı Yöneten Gizli Güçler” kitabına ayrıntılar için bakabilirsiniz.

 

İşte böyle bir ortamda, BULTÜRK yönetimi ve BG Stratejik Araştırma Merkezi ekibi olarak, HÖH (DPS) partisinin zamanını doldurduğunu, temel ödevinin 26 yıldan beri halkımızı aldatıp uyutmak olduğunu, hiçbir liberal hak ve özgürlüğün sağlanmasına doğru adım atmadığını atmaya niyeti olmadığını defalarca belirttik. Partinin çöküş aşamasına girdiğine işaret etti. Parçalanma neden ve özelliklerine ışık tutuk.  Bu bakıma soydaşlarımızı ve Bulgaristan’daki kardeşlerimizi yeni yeni ve bir can acısı sonucu ortaya çıkan DOST partisi ile ilgili de bilgilendirmek, analiz yapıp sonuç çıkarmak vazifemizdir. Toplumsal dönüşümlerin gerçekleşmesinde sivil toplum örgütlerini ve onlara bağlı propaganda merkezlerinin gerçeklere dayanan inandırıcılığı sonucu oynadıkları rol bazen belirleyici olmuştur.

 

İki ay önce, en anti-demokratik, anti-liberal, insan haysiyetini inciten bir yöntemle Genel Başkanlıktan uzaklaştırılan Lütfi Mestan, milletvekili Hüseyin Hafızov, milletvekili Şabanali Ahmet, Kırcaali il başkanı Bahri Ömer, merkezdeki görevinden ayrılan Ahmet Hüseyin ve daha birçokları artık hep bir ağızdan, defalarca vurguladığımız gerçeği tekrar etmeye başladılar. Bu ayının koparamadığı armuda “mundar” demesinden farklı bir olaydır.

Bu, liberalizm ninnisini biz Doğan’dan daha iyi çalacağız çığılığıyla sahnede yer istemektir.

Tabii inanan olursa, çünkü Liberalizm bir dünya siyaseti olgusudur ve hatta masonik ve mafyotik bir olgu olduğundan aralarına sızmak, girip yerleşmek zordur. Batı Liberalizmi iplerini daha 18-inci yüzyılda Kremlin eline kaptırmamış olsaydı, HÖH (DPS) partisi Avrupa Liberaller Birliği üyeliğini hayal bile edemezdi. Bu bakış açısından yaptığımız analiz L. Mestan ve arkadaşlarının “DOST” partini Sofya şehir mahkemesinde tescil edilse bile, Avrupa Libereller listesine dahil edilemez, çünkü bu 2 standartlı bir oyundur ve NATO’cu çığlık atmak, ya da Avrupacıyız, Atlantikçiyiz demek asla yetmez. Bekleriz görürüz!

 

Bizim hepimizin yeniden subaşında olduğumuzu kanıtlayan büyük olay ise, son yerel seçimlerde Deliorman’da ve Rodoplar’da partinin tabansız (seçmensiz) kalması oldu. Allah göstermesin, Deliorman ve Rodoplar HÖH (DPS) olayında, depremden sonra toprağın bir daha asla toplanmamak üzere çatlayıp açıldıkça açıldığı gibi, bölündü. HÖH partisi adayları toptan ret edildi. Şu nokta çok önemlidir. Ahmet Doğan 3 yıldan beri saray hapsinde olduğundan dolayı, ret edilen adaylar, Lütfi Mestan Başkan’ın dayattığı kişilerdir. Bu bakıma Lütfi Mestan’ın TV yayınlarına çıkıp “memleketi adım adım dolaştım, halk bizi istiyor” demesi gerçeğe dayanmayan bir propagandadır. Kahvelerde dört kişi ile buluşup, akrabalarla selamlaşmak hiç kimseye halk adına konuşma hakkı tanımaz. Lütfü Mestan kayınpederi Hasan Ali’nin evi de dahil, son 18 seneden bir tek köy evine girmemiş, hiçbir hanenin bir bardak ayranını içmemiş, kimsenin halini hatırını sormamıştır. Balık tutmaya, ava gittiği siyah “Mercedes” bir tek köyde, bir tek cami önünde, düğünde dernekte durdurmamıştır.

 

Dostum deyen her kişi gerçek dost değildir. Lütfi Mestan Bulgaristan’da DOST partisi adı altında ikinci bir HÖH partisi kurmak isterken iki kanatlı bir ayna oluşturmak istiyor. Bunu Güner Tahir, Osman Oktal ve Kasim Dal artık denemediler mi?

Yeni bir atılım zamanı gelmiştir.

 

Gelecek yazımızda demokrasi ve liberalizmin (hak ve özgürlüklerin) Bulgaristan koşullarındaki yalan özünü açacağız.

Reklamlar