Heykeller Dönüştürülemez

Rafet ULUTURK

7 Haziran genel seçimlerine bir hafta kaldı. Sanki çok konuşuldu.
Politikacılar eteklerindekileri silkmeye devam ediyorlar. Halk da kimin kaç para edeceğini meydanlarda gördü. Sözüm Cumhuriyet Halk Partisi’nedir. Yeni CHP bu kez de meyve verecek bir filiz sürmedi. Türkçemizdeki “artık ıhmaz” sözü onadır.
CHP,  dünya emperyalizminin Türk toprağına, sözüne ve vatanına dört bir yandan saldıran düşmanı durduran, imparatorluğu yadsıyan ve yerine Cumhuriyetimizi kuran Büyük Mustafa Kemal Atatürk’ün partisiydi.
Politik partiler kitleleri uyandırmak, yüreklendirmek, örgütlemek ve politik hedefleri tabana indirerek reformlar gerçekleştirmek için kurulur ve bunu için vardır.
CHP Atatürk’ün önderliğinde demokratik Türkiye’yi oluştururken devletçilik, halkçılık, devrimcilik, laiklik vs. kapsamlı reform paketi gerçekleştirdi. Türkiye toplumundaki alt ve üst yapıyı yeniledi. Toplumu ve milleti daha öte yönetebilecek durumda olmayan saltanatı tarihe kattı.
Yasama, yürütme ve yargı sistemlerinin bağımsızlık ilkesine dayanan ve toplumun tüm fertlerine hür eşitlik, azınlıklara vatandaş eşitliği, kadın ve erkek eşitliği getiren bir yasal düzenden bahşetti. Osmanlı Cumhuriyet düzenine dönüştürülmesi zor oldu ama zaferle sonuçlandı.
Gün geldi, Büyük Atatürk de hayata gözlerini yumdu.
Türkiye Cumhuriyeti, yaptıkları eserleri, öğütleri kaldı. Onun attığı temeller üzerinde onun bıraktığı mirası daha ileri götürmeye heveslenen CHP’liler ideolojik, politik dünya görüşü ve Türkiye demokrasisini daha ileri götürme konusunda hazırlıksız olduklarını gizleyemediler, tökezlediler.
Atatürkçü selle birlikte bir süre daha idare etseler de, toplumu kendi iç dinamitleriyle yüceltme yolunu bulamadılar. Daha 1950’de demokrasinin olmazsa olmazı olan çoğulculuk, laiklik, yeniden emperyalizmin kucağına düşmeden kalkınma gibi konularda tökezlediler ve seçmen kendilerini politik sahneden indirdi.
Cumhuriyetin uzun zaman ayakta kalması için Atatürk Anayasamıza değişmez ilkeler perçinlemişti. Bu ilkeler genelde Türk Silahlı Kuvetlerine özel hak ve imtiyazlar tanımıştı. Bu temelden yasal güç alan TSK çoğulcu demokrasiyi kabullenmek istenmedi.
10 yıl aralarla 3 askeri darbe yaparak Türkiye’de demokrasinin halkın tüm katmanlarını kucaklamasını ve anti-emperyalist mayalanışı hep buralardaydılar.
Onlar anavatanımızda demokrasiyi ancak tek dallı bir ağaç olarak gördüler.
Bu ağcın dalları kuzeye mi güneye mi, doğuya mı batıya mı bakacaktı, yıllar yılı belirlenemedi. 1974’te Bülent Ecevit’in batıl görüşlü CHP yönetimini, başkan İsmet İnönü ile birlikte olumsuzlarken ve dekorları yeni günlere uygun olmayan politika sahnesinden inmeye davet ettiğinde, halkın Atatürk sevgisinden, cumhuriyet ve demokrasi anlayışından ve perspektiflerinden güç almıştı.
Ne yazık ki, kendi kendini yenileyemeyen, diğer politik güçlerle de kaynaşıp büyüyemeyen, üstüne üstelik meyve bile vermeyen bir kavak ağacını andıran Yeni-CHP, 7 Haziran genel seçimlerine yine eski davul ve eski zurnayla yoluna devam ediyor.
Sanki iktidar olma hakkı ebediyen kendilerine tahsis edilmiş gibi kürsü saldırıları yapan CHP lideri bu defa da ATATÜRK’ÜN adını en fazla kullanıyor, mirastan söz ediyor, Mustafa Kemal gölgesine sığınarak yol almak istiyor. Zamanların değiştiğini kabul etmek istemiyor.
Şu iyi bilinmelidir ki, Atatürk ve eserleri, Cumhuriyet ve demokrasi Türkiye’de bütün Türklerin ve Türkiye’de yaşayan halkın en kutsal eseridir. Atatürkçülük ortak bir değerdir. Şu ya da bu politik zihniyet tarafından asla tek yanlı sömürülüp politik amaçlarla istismar edilemez.
Şu iyi bilinmelidir ki, Atatürk’ün adını şerefle anma her Türkiye vatandaşının en kutsal ve en yasal hakkıdır.
Atatürk’ün evlatları ve davasının devamcıları olmak hepimizin kıvanç ve gururudur. Bu toprakta Atatürkçü olmayan Türk doğmaz. Her Türk Atatürkçüdür.
Şu iyi bilinmelidir ki, Türk halkı Atatürk’e ve davasına sahip çıktığı ve onun kutsal ruhunu ebediyen yaşatmak ve yeni kuşakları bu ruhta eğitmek için onun davasını Anıt Kabirde sonsuzlaştırdı. Onu tüm halkımıza ve dünyaya emanet etti.
Yurdun dört bir yanına heykelleri dikildi. Cemalini bayraklara çizdi. Genç kızlar onun kutsallığını, hayallerini ipek halılara işledi. Her baktığımız yerde büstlerini görmekle onurlanıp yürekleniyoruz. Bu bir sevgi, saygı ve vefa ifadesidir.
Heykeller konuşmaz, kendileri yeni politik görüş doğurmaz ve dönüştürülemez.
Şöyle bir gerçek var. Heykeller dönüştürülemez diyorum.
Atatürk’ün heykelleri, büstleri ve gravür ve sanat seri resimleri için de geçerli olan bu gerçeğin anlamı derindir. Çağdaş Atatürkçülük büyük önderin heykelleri ardına gizlenmek, gölgesinde demlenmek ya da her fırsatta onu zikretmek ya da ona işaret etmek anlamına gelmez. Çünkü geleceğin sembolü olan en değerli heykel bile ancak geçmişin simgesidir.
Heykelleşen geçmiş tarihtir, değiştirilemez, ne kadar süslense-püslense de ne biçim ne de içerik olarak geleceği yansıtmaz.
Bugün aktüel olan XX. yy. Türkiye tarihinin özünü oluşturan bu olayı anlamak ya da anlayamamakta gizlidir.
Atatürkçülük Saltanat sistemini ret etmektir. 21. yy’de Osmanlı diline, Osmanlı tarihine, tarihine, sanatına, yaşam tarzına, adalet anlayışına, bizi Orta Asya köklerimizle bağlayan Selçuklu dönemine her zamankinden daha büyük ihtiyacımız oldu açık olarak görülmektedir.
Kesintisiz tarih güç kaynağıdır.
 Atatürk’ün olumsuzlaşmasından bazı yanları ve tarihe gömülen bazı özellikleri geri almamız ve yaşama çağırarak yeniden halka mal etmemiz ihtiyaç olmuştur. Hayatın ihtiyaç duyduklarına, “Atatürk bunları lüzumsuz bulmuştu”iddialarıyla karşı çıkmak, yaratıcı bir Atatürkçülük değildir.
Dünkü gün gerekli olmayan yeni günde ihtiyaç doğurabilir.
CHP yönetimi, hele Başkan Kılıçtaroğulu dönemi, Atatürkçülüğü diyalektik bir devinim zemini olarak göremedi, taştan, betondan, bronzdan bir heykel gibi algıladı.
Ne var ki, yukarıda da değim gibi, heykeller geçmişin cemalidir, geleceğin değil. Heykeller politik taleplere göre dönüştürülemez, her devirde bayrak da olamaz. Bundan dolayıdır ki, Yeni CHP tarafından savunulan, öne atılan sloganlar hiç biri tutmayacaktır, tutması da mümkün değildir.
Önemle vurguluyorum. Yeni-CHP Atatürk Cumhuriyetçiliğini kavramada, kısır bir döngü içindedir.
Türkiye’de cumhuriyet ve özgürlük anlayışı Atatürk ile başlamamıştır.
Ondan önce birinci ve ikinci meşrutiyet meclisleri vardı. Kuşkusuz onun kurduğu Cumhuriyeti ve yönetim sistemini bir tabu, bir dogma ve kas katılık olarak görmüyordu. 1950’li yıllarda iki kamaralı –meclis ve senato – Türkiye parlamentosunu oluşturdu.
Cumhurbaşkanlığı da bir dönüştürülemez heykel değildir.
Hantallaşan meclislerin hareketlendirilmesi, daha verimli çalışmasının özendirilmesi,  yerel yönetimlerin daha etkin ve verimli çalışır bir duruma getirilmesi yine yasal değişikliklerle ve Cumhurbaşkanı haklarının genişletilmesi yoluyla mümkündür.
Bunlar Atatürk döneminde de böyleydi.
Başkomutan Mustafa Kemal Yunana karşı savaşta Mareşal yetkileri tanıyan TBMM’dir. Yasaların ve gerektiğinde Anayasa’nın devrin ihtiyaçlarına göre değiştirilmesi doğaldır.
Dünya 21. Yüzyıla çok farklı bir yapılanmayla girdi.
20. Yüzyılın ikinci yarısında yaşanan “soğuk savaştan”, “iki kutuplu” ve ardından “tek kutuplu” dünyadan sonra şimdi “çok kutuplu” bir dünya belirdi ufukta. Türkiye Cumhuriyeti bu yenidünya düzeninde 10 lider devletten biri durumunda gelme olanaklarını elde ettiği gibi şu dönem bu şansı yakalamış durumdadır. Yeni Türkiye Başkanı olarak da dünya Sayın Recep Tayip Erdoğan’ı tanıdı.
Dünya artık “Erdoğan’ı Başkan yaptırmayacağız!” diyenlere alabildiğine gülüyor. 
İnsanlığın bildiği büyük bir gerçek var:
Türkiye’yi 2003-2015 yılları arasında bunalımsız geliştirip yükselten AK parti ve onun kurucu lideri Cumhurbaşkanımız Sayın R. Tayyib Erdoğan’dır.
CHP bu gerçeği tanımakta zorlanıyor. 21. yy ’la ağır bunalım içinde giren Avrupa ve eski dünyayı sıçramalı gelişmesiyle fersah fersah ardında bırakan Türkiye, 2023 ve 2050 perspektifiyle gelişme hamlesi üstlenerek, Avrupa ve Asya arasında ana köprü, her iki kıtayı da olumlu etkileyecek bir dinamik merkez durumuna geliyor.
CHP bu yükü taşıyamaz. İktidarda bulunduğu dönemlerde, koalisyonlar kurduğu yıllarda Türkiye’yi yükseltecek hiç bir iz bırakamadı. CHP, Türkiye‘nin yükseltme zihniyetinin taşıyıcısı değildir.
Bununla birlikte, Atatürk’ün yarattığı “tek ulus” anlayışı da, AK Parti döneminde öz ve biçim olarak gelişti. Her dile yaşama hakkı tanınırken, özgün halk kültürlerine, gelenek ve törelerine var olma ve gelişme olanakları tanındı. Pek çok ülkede olmayan azınlıklara TV, radyo ve basın hakları, azınlık dillerinde Üniversite vs. haklar demokrasinin yeni boyutlarına renk kattı.
Üretim araçlarını modernleştirme ve herkese iş!  
Türkiye bu edinimlere AK Partiyle kavuştu. CHP bu gerçekleri ve halkın gününü renklendiren bu değişiklikleri tanımadan, yeni-demokrasi anlayışından dem vuramaz.
7 Haziran seçimleriyle Türkiye halkı, köklü bir Anayasa değişikliğine, yarı başkanlık ve dolayısıyla Başkanlık sistemine “evet” demeye hazırlanıyor.
Yakın tarihimizi defalarca eleştiren ve değişiklikleri yaşama çağıran AK Parti zihniyeti birçok ilke temel attı. Öncelikle Türk devletinin, Türkiye halkının büyük düşünme, büyük ölçekli işlere girmeye kanat açtı, insanlarımıza özgüven verdi. Halkı yüreklendirdi. Biz bu işleri yapamayız korkusunu zihinlerden sildi attı. Boğazı deldik, kendi denizaltımızla suların derinlerine girdik, kendi uçağımızla uçuyoruz, kendi tankımızla huzur sağlıyoruz.
Amma CHP halkımızı bu boyutlu atılıma davet edemiyor.
İktidara gelmesi halk atılımlarının yarıda kalması, hayal kırıklığı, çöküşümüz anlamına gelecektir.
Biz 21. Yüzyılda sönmeyen ateşlerin yandığı Yakın Doğu’da yaşıyoruz.
AK Parti son 30 yılda diğer iktidarların yapamadığını yaptı. PKK’nın bileğini bükmekle ve “çözüm sürecine”başlamakla Kürt ve Türk annelerin gözyaşını sildi ve dindirdi.
Bu arada, CHP’nin Suriye ve Mısır gibi Arap devletlerinde diktatör rejimlerine sıcak bakması dikkat çekicidir. Mısır’da idam cezaları imzalamakla tarihe geçmesi muhtemel, Kuveyt’in parasıyla iktidar olan darbeci General Sisi, şimdi İsrail ve Yunanistan’la el ele vermiş ve Kıbrıs doğal kaynaklarına oturma hayalleri kuruyor ve bu hesapların içinde kendisini görmek isteyen CHP lideri, hayal dünyasında yaşıyor.
Aslında boş vaatlere inanan da pek kalmadı. Seçmenin gözü ufukta, geleceğin dev Türkiye’ni görebilme çabasındadır.
2002’de başlayan, BÜYÜK 21. YÜZYIL ATILIMIYLA Türkiye Cumhuriyeti Balkanlar’da, Yakın ve Orta Doğuda kader çizen, sonuç belirleyen, yol açan ve yol gösteren bir dev ülke oldu.
 
Atatürk’ün “Ülkede Sulh Dünyada Sulh!” sloganı dinamik anlamlı bir politik ilkedir. Suriye ve Mısır sınırlarımızda ateş çok yakınımıza gelmiş ve emperyalizm tarafından kışkırtılmaya devam ediyor. Kılıçtaroğlunun ilkesiz eleştirileri bu savaşın durdurulmasına, huzur ve güvenlik sağlanmasına ve 4 milyon savaş kaçağının evlerine dönmesine yol açamaz.
Bu konuda HDP-CHP el ele verişi de kısırdır, çünkü aşiret toplumlarında sosyal demokratla politika olmaz.
Türkiye 17 – 25 Aralık günlerinde Emperyalizme bağlı 4. Darbeyle yüzleşti. Kılıçtaroğulunun ilkesiz politikasının, AK Parti iktidarı devrilsin ve hükümet olmasırası bize gelsin anlayış ve yaklaşımı, eğer kurulan tuzak gerçekleşseydi, pek çok yurttaşın hayatını karartacaktı.
K. Evren darbesinden sonra gerçekleştirilen sağcı solcu kıyım denizde damla kalacaktı. Bu açıdan bakıldığında Kılıçtaroğulunun yargı sistemi üstüne söylediklerini yadsırken, “paralel” yapılanmanın “Hizbullahcılar”karalamasıyla gerçekleştirilmek istenen katliamı durduran AK Partiye ve Cumhurbaşkanı Sayın R.T. Erdoğan’a teşekkür etmesi gerekir.
Uzatmayalım, 7 Kasımda CHP’ye verilen her oy, Türkiye’de daha öte demokratikleşme ve daha büyük bir güven ve mutluluk içinde yaşama davasına saplanmış bir hançer olacaktır.
Tüm Bulgaristanlı soydaşlarımı AK Parti bültenine oy vermeye davet ediyorum.
Biz oyumuzu GELECEĞİN BAŞKANINA, Büyük Türkiye Başkanına, AK Partiye vereceğiz.
Biz yeni büyük Türkiye’den kopmaz bir parça olmak istediğimiz için, yeni Türkiye’nin kuruculuğunda bizimde bir harcımız bir tuğlamız olsun inancıyla böyle bir seçim yaptık.
Aynı kararlılığı sizden de bekliyoruz. Türkiye Vatan, Bayrak, Millet ve Devlet olarak hepimizindir. BAŞKANLIK SİSTEMİ bu yükselişin yeni köşe taşıdır bu böyle biline!
Bölünmezlik ve yenilmezlik simgemizdir.
Başkanlık sistemi ise, mutlu geleceğimizin ta kendisidir.
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir