Gerçek Durum

Evgeni Daynov

Tar,h: 20 Nisan 2017

Konu:   Bulgar okulları ulusal güvenlik için tehlike arz ediyor.

Bulgarların serpilip açan Rus emperyalizmi konusunda neden doğru dürüst fikir sahibi olmadığını soruyorsunuz? Bu soruyu kendime sormuyorum, çünkü artık yanıtını biliyorum. Size de anlatayım. Sofya Üniversitesinde, yakına kadar liseli olan yeni öğrencilerimin dikkatini Ukrayna bunalımına kilitlemeye çalıştım. Örnekliyorum:

“Bir grup Rus’un Sofya’da “Üniversiya’da” salonunda toplandığını ve Bulgaristan’daki baskı altında bulunan Rus ulusal azınlığı temsilcisi ilan ettiklerini ve Bulgarların zulmünden gerçekten korunmak için Putin’den asker göndermesini istediğini düşünün. Tepkiniz ne olurdu?”

 

Yanıt beni şaşkına çevirdi.: “Razı olmayız, fakat engel de olmayız…”

Bir müddet nefeslendikten sonra yine soruyorum: “Kime engel olmayacaksınız?”

Cevap: “Rus askerlerine engel olmayız…”

Bulgar topraklarına giren Rus askerlerine mi?…” diye ekliyorum.

Evet, onlara, onlar bizim kardeşlerimiz, geldiklerinde bize kötü bir şey yapacaklarını biliyoruz.…”

 

Grubun yarısı bu görüşte birleşti. İkinci yarısı razı olmasa da, gelen Rusların Bulgarlara iyi davranıp davranmayacağını tartışmaya açtı. Rusların hangi anlaşma ve yasalara göre Bulgaristan’a gelecekleri, herhangi sözleşmeyi çiğnedikleri, ülkeye girerken hangi yasaları ve anlaşmaları hiçe saydıklarını konu eden yok.

 

Olayı değişik yönden ele alıyorum:  “Razgrat bölgesinden, bir grup Türk’ün kendilerini Bulgar’dan korumak için Türk Ordusu’nu davet ettiğini ve Türk askerlerin bölgeye indiğini düşünün. Tepkiniz ne olur?”

Cevap: “Bu olamaz!”

Neden?” Diye sorduğumda aldığım cevap şu oldu: “Türkler bizi asırlarca esaret altında tutmuştur ve geldiklerinde bizi ezerler…

Size bunu siyaset bilim diliyle anlatayım. Örnek olarak sunduğum iki olayla ilgili söz alıp fikir beyan edenler, ( hayali Rus saldırısı) ile razı olanlar ve bunu kabul etmeyenler olmak üzere hepsi, bağımlı, köle ruhlu kişiler olarak örnekleri tartıştı. Dıştan gelecek bir hakim gücün meşruluğundan söz edilmedi. Umutlarını, yeni egemenin (ilk örnekte Rusların) kendileriyle iyi geçineceğine bağladılar.  Korkuları ise, yeni efendinin kendileriyle kötü davranacağından (Türk örneğinde) kaynaklanıyordu. Öğrencilerimden hiç biri, Avrupa vatandaşı olarak,  dış ülkeden egemen bir gücün ülkemize gelip yerleşmesine engel olmayı düşünemedi. Günümüz Avrupa uygarlığında esas olanın üye ülkelerde dış egemen bir güç olmaması olduğuna akıl eden olmadı. Avrupa uygarlığının, yalnız egemenler ve boyunduruk altında bulunanlar olan, “Avrasya” uygarlığından farkını da göremediler. Öğrencilerimden hiçbirisi, egemenlikten,  devletlerarası sözleşmelerden, ulusal devletten, (hayali de olsa dış ordunun davet edilmesi kurallarından), böyle bir dış gücün ülkemize girmesinin yasallığında vb söz açmadı. Endişe odağı olan, yenilerin iyi mi yoksa kötü mü olacaklarıydı.

 

Saldırganlara karşı vatan için savaşmayacak mısınız ?” diye sordum.

Hayır. Çünkü Bulgaristan hiçbir konuda söz sahibi değil. Her şeyi düşünüp çözen büyük devletlerdir.” Dediler.

 

Fransa’dan şu örneği verdim.

1940 yılında Fransa’da durum şöyleydi: Ülkede hâkimiyet kuracak yeni güçlerle ben nasılsa anlaşırım hesaplarıyla, hiç kimse Alman ordularının ülkeyi işgal etmesine karşı durmuyordu. Yalnız bir avuç pilot-yazarla, birliklerinden birisinin genç astsubayı De Golle Alman istilasına baş kaldırdı. Pilot yazarlar şehit düştü, De Golle, Fransız hükümetince ölüm cezasına çarptırıldı.

 

Ben o yıllarda Fransızların içini kemiren sorunun ne olduğunu bilmiyorum. Ne ki. Okul bitiren genç Bulgarların sorunlarını biliyorum. Onların yabancı dil bilmeleri, internet kullanmaları, “Batıyı” gidip görmüş olmaları, kendilerini Avrupalı gençlere benzeten çizgileridir. Bulgar gençlerin bilinç yapısı “Avrasya” tipidir. Onlar kendilerini devlet ve sosyal yapının temellerinde bulunan, hakları olan, özgür vatandaşlar olarak hissetmiyorlar. Bunun sebebi ise, onların kendilerini kendi başlarına herhangi bir şey yapıp başarı elde edebilecek serbest bireyler olarak duyulamamalarında gizlidir. Yani onlar kendilerini çözmeleri gereken tek sorun “Patronum adam çıkar mı?” sorusuna kilitlemiş, tamamen bağımlı bireyler olarak kabullenmişlerdir. Kısmetleri yaver giderse, yeni efendilerine verdiklerinden fazla ondan alacaklar, talihsizseler ise, onlardan gidecek ve kendileri için bir şeyler tırnaklayamayacaklar.

 

Kuşkusuz, onlar, çaresizliklerine çözümü bir de devlet üzerinden çözmeye çalışıyorlar. Bulgaristan onların ruhları gibi küçüktür. Onlar gibi, Bulgaristan da çaresizdir. Bu nedenle, onlar gibi, Bulgaristan’ın da bağımsızlığını savunması imkânsızdır. Çünkü Bulgaristan’ın bağımsızlığı sorunu, kendi elinde değil, büyük güçlerin elindedir.  Yani patron ne derse o olur!

 

Bulgar okullarından çağdaş yurttaş çıkmadığı, okul bitirenler durumun kurbanı olduğu yıllardan beri biliniyor. Okuldan, ancak hizmet sunabilen köleler, hademeler çıkıyor. Başlı başına bir skandaldır bu. Yukarıdaki örneklerden çıkardığım tüyler ürperten sonuçlarla, Bulgar okullarının yalnızca gelecek nesilleri imha etmekle kalmayıp, okullar yani sorumlu merciler, ulusal güvenliğimiz için dolaysız tehlikesi de oluşturuyorlar. Bundan dolayı, çocuklar üzerinden oynanan oyunlar ulusal ihanettir.

 

Her yılın Eylülünde üniversiteye gelen öğrencilere şu soruları sormaya devam ediyorum:

İnsan hakları konusunda bir bilginiz var mı?

İktidarda kuvvetler ayrışımı ne anlama gelir?

Bulgar Anayasası üstüne bildiklerinizi anlatır mısınız?

Avrupa Birliği; NATO nedir?

Yasaların üstünlüğü ne anlama gelir? Vb.

Her güç hep aynı cevabı alıyorum: “Bilgimiz yok.”

Onlara bu dersler okunmuş, fakat hepsi bu bilgilerin “kitaplara ait olduğunu”, gerçek hayata onlara ihtiyaç olmadığını düşünmüşler. Gerçek hayatta, aslında, geçerli haklar, özgürlükler, anayasa, kanunlar, erk ayrımı yok gibi.  Hayatta her şeyi çözen büyüklerdir. (İri oyuncular, kodamanlar, büyük paralar, büyük devletler.)

 

Onlar dünkü öğrenciler ve sanki hiç bir şey onlara bağlı değildir. Onlar kendilerine emredileni yapıyorlar.  Kısmetlerinde iyi yürekli bir patronla çalışmak olduğuna inanıyorlar. Bulgaristan da kendisine buyrulanı yapıyor ve istilacı Rusların gelmesi beklenen Türklerden daha iyi yürekli olmasına bel bağlıyor.

 

Umut edenler….Bekleyenler… Kendilerini savunmaları fikri onlara tamamen yabancı ve anlaşılır gibi değil, aynısı muhtemel bir saldırı esnasında Bulgaristan’ın savunulması gerektiği gibi…Hiçbir kimse bir şeyler yapabilecek durumda değil. Her şey Büyüklerin elindedir.

 

Ben öğrencilerime bu hususları anlatıp açıkladıktan sonra her defasında şu soruyu soruyorum: “Bayan öğretmenler bize üç denize yayılmış Bulgaristan tarihini anlattılar değil mi?”

 

Hepsi birden “Eveeeet!” diye gururlu bir edayla cevap veriyorlar ve sanki bizim de bildiğimiz bazı şeyler var demek istiyorlar.

 

Şu üç denizi söyleyebilir misiniz?” diye devam ediyorum.

Susuyorlar: Renklere göre bulmaya çalışırken “Kara, Ak ve Kızıl” diyorlar.

Yıllardan beri üniversite hocasıyım ve bugüne kadar hiçbir öğrencim HİÇ BİR ÖĞRENCİM şu üç denizin adını adam gibi söyleyemedi. Onların çok sevdiği şu üç deniz dersleri okullarda böyle öğretiliyorsa, diğer derslerle ilgili ne diyebilirim? Ve ansızın şu Avrupa’da “vatandaş toplumu” (sivil toplum) adıyla bilinenle ilgili bir şeyler sorayım mı acaba diye kendi kendime sayıklamaya koyuluyorum.

 

Fakat sormalıyım. Çünkü okul eğitimimizde zorunlu bilinmesi gereken 260 husus var. Sivil toplumu neden öğrenmiyorlar. “Dünya ve toplum” gibi terimleri neden bilmiyorlar. Neden ilgisizler?

 

Bu gerçeklerin öğretilmesi ve hayat kılavuzu olması için Bulgaristan’da eğitim reformu yapılıp her şey “baş aşağı” edilmelidir, yani şimdi baş olan, bundan böyle ayak olmalıdır.

Bundan dolayı şimdiki okullarımızda “sivil toplum” cilası silinerek, üstün körü anlatılıyor.

Bulgaristan Eğitim Bakanlığına göre, okutulan derslerin hepsinde “sivil toplumdan” bir şeycikler var. Bu nedenle, okul bitiren öğrenciden beklenen şudur: (Bakanlık evraklarından alınmıştır) Avrupa Birliği, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu vb gibi dünya ekonomik kurumları üstüne bilgi sahibi olmak; dünya ekonomisindeki çağdaş eğilimler üstüne sonuçlar çıkarabilmek…; toplumsal yaşam üstüne dünya dinlerinin etkisini anlatabilmek; iş yasaları ve istihdam gibi konularda iş yasalarının sosyal yönlerini açıklayabilmek; Bulgaristan’da seçme hakkı ve seçim sistemini tanımak; .. Küresel gelişimde Bulgaristan’ın yerini izah edebilmek..vb.vb.

 

Öz haklarını savunma, toplum içinde beraberce var olma; kendi ülkende kendini ayakta tutma gibi hususlar çok basitleştirilerek, anlatanın kendisinin anlattıklarını anlamadığı aynı papağan gibi konuşma düzeyinde noktalanmıştır. Üstelik bu söylem, kişiden anlamasını beklenilmeyen şeyler üstünedir. Üç denizle ilgili olduğu gibi, yaranmak için zikredilen bilgiler. Okutulanların hepsi aslı olmayan şeyler, okutan ile okuyan birbirini aldatıyor…

 

Öğrenci okuldan köle olarak çıkıyor. Kolektif veya tek başına bir şey yapmayan bir köle! Çünkü öğrenci için gerçeklik okul kitabından yazmayan bir şeydir. Gerçek olanı anlatan basın, radyo ve TV, sokak ve babaanne.. Önemli olan sana kol kanat açan birini bulmandır. Senden yararlanacak birini bulman…

 

Sivil eğitimin “Bulgarlaştırılması”, yani eğitimin tehlikesiz bir duruma getirilmesi veya köle eğitimine engel olunmaması çalışmalarında, eğitim felsefesi çarpıtılmıştır. Öğretmenler Sendikası Başkanına göre, Bulgaristan’da sivil eğitim şudur:  “Sivil eğitim yurttaşlık ve sosyal belleğin nesillerin deneyimlerini ve onların tarih bilincinin yeniden üretilmesini sağlamalıdır.”

 

Çaresiz ürkek çocukları başına buyruk vatandaş durumuna yükselteceğimize, sivil eğitim düzeyini Üç Denizi olan Bulgaristan’a indirgiyoruz. Aynı konu üzerindeki tartışmalar şöyle devam ediyor: “Kişinin devlet karşısındaki yükümlülükleri ve onun devletten bağımlı durumu.”

 

Yalan söylemiyorum. Bayan öğretmenlerin Başkanına göre, sivil okullardaki eğitim “Üç Denizi olan Bulgaristan” ve “(devletin kişiye karşı olan yükümlülükleri değil) kişinin devlet karşısındaki yükümlülüklerini bilmesine” indirgenmiştir. Okul kitapları üstüne yapılan analizlerden çıkan ortak sonuç şudur: öğrencilere hakları, özgürlükler ve kendi başlarına iş görmeleri öğretileceğine, onlar son hesapta “ulusal ruhun”, “ulusal özün”, “ulusal değerlerin”, “ulusal geleneklerin” vb türlü güvecine dolduruyorlar;

 

Bu nedenledir ki, bu “ulusal ruhun” var olduğu ortam olan Vatan, başka bir devletin askeri tarafından istila edildiğinde, onu hep birlikte korumamız ve kurtarmamız gerektiği bilincine varamıyorlar. Tam tersine, ilk akıllarına gelen, istilacıların kendilerini dayaktan geçirmeyeceği saçmalığıdır. Bağımsız vatandaş eğiteceğine, köle olmaya hazır nesil yetiştirmekse, ulusal ihanettir. Üstelik böyle bir durumda ilk ödevlerinin vatanın bağımsızlığı bilincinde olan gençler yetiştirmemek ise, VATAN HAİNLİĞİDİR.

 

Bulgar toplumunun Putin’in saldırganlığı karşısında uyuklamasının temel nedeni budur. Bulgarların beklentisinde, ama başımıza patlamadan, bu işleri geçiştirelim umududur. Çünkü eğer Putin Bulgarların kendilerini savunmayacağını bilmiş olsaydı, artık burada olurdu.

Kaynak: dnevnik.bg

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir