Müslüman Tarafsızlığı ve Sorumluluğu

Yazan: Nevzat ÖZTÜRK, İlahiyatçı, Eğitimci Yazar

Müslüman açık, belirgin tavra sahip olmak durumundadır. Mensup olduğu kaynaklar onu bu tavra mecbur eder. Yeryüzündeki misyonu olarak, ilk Müslümandan günümüze değişmeyen bir eksenle adaleti ikame etme, zulme engel olma görevini yerine getirme durumundadır.

Müslüman tarafsız olamaz. Prof.Dr.Hayrettin KARAMAN’ın[1] ifade buyurdukları gibi, “Müslüman (Müslim) özünü Allah”a teslim etmiş, O”na, peygamberlerine, kitaplarına, ahirete… iman etmiş, Allah”a itaatı imanın zorunlu sonucu bilmiş insandır. Bu insan iman edince, Müslüman olunca tarafını da seçmiştir; onun tarafı Allah rızasının gerçekleştiği ve bunu gerçekleştirenlerin tarafıdır. Allah”ı tanımayan, inkâr eden, ortak koşan, bunlarla yetinmeyip inananlara karşı savaş halinde olan, onların varlık ve hürriyetlerini yok etmek için çaba gösteren, haksızlık yapan ve haksızlığa aldırmayan, ilâhî-fıtrî ahlak kurallarını alenen çiğneyen kimseleri toptan bir taraf olarak kabul edersek mümin işte bunun karşısında yer alanların (müminlerin) tarafındadır.

Bir tarafta yer alanlar, karşı taraf hakkındaki düşünce ve davranışları bakımından aynı değildirler. Kimileri kendi inancını (veya inançsızlığını) bütün zorunlu sonuçlarıyla birlikte yaşar, ama başka inanç ve hayat tarzı sahiplerinin de hak ve hürriyetlerine saygı gösterirler. Kimileri ise farklılığa tahammül edemezler, farklı olanların varlığını kendileri için tehdit olarak algılarlar (kendileri karşı tarafı yok etmek istedikleri için onların da fırsat bulduklarında bunları yok edeceğini düşünür ve bundan korkarlar), bu yüzden ya şiddet kullanarak veya hakları kısıtlayan rejimleri benimseyerek farklılığı ortadan kaldırmaya yönelirler.

Tarafsızım diyenlerin bu tutum ve davranışları insani ve ahlaki bakımdan problemli olmak yanında samimi de değildir; çünkü hem akıl, vicdan ve nasıl olursa olsun bir ahlak sahibi hem de tarafsız olmak mümkün değildir.”

Müslümanın zulüm karşısında tarafsız olamayacağı Kuran’ın öğretisidir. Taraf şuuru olmadan kulluk bilincine ulaşılamaz. Kuran, iki taraftan da bilgi verir. Kendi taraftarlarının ve şeytana uyanların özelliklerinden haber verir ve neticede biri aydınlığa, diğeri karanlığa tercihleri ve eylemleri sonu ulaşanlardan bahseder. Verilen bütün bilgiler, müminlerin kendilerini kontrol etmeleri adına hayati derecede önem taşımaktadır.

Modern hayatın akışında fiziki yakınlık, mesafeleri istediği kadar küçültsün, Kur’an’ın ortaya koyduğu açıklık dikkatle korunmalı. Yaşadığımız sorunun kaynağında iletişimin ayartıcı akışıyla bu mesafenin kapanmasının büyük etkisi söz konusudur. Bu mesafe, mümin için, doğru yolda olup olma kontrolü sağlayan bir imkândır. Taraf bilinci duyarlılık imkânı verir.

Taraf bilinci ayrıcalık, sınıf farkı oluşturmaz, aksine mümine sorumluluk yükler. Ve taraf olmak her olayda ve fikirde, hesabı verilebilir bir tavrı gerekli kılar. Buradan da birbirlerinin dostları olan müminler ortaya çıkar;

“Muhammed, Allah’ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler…” ( Fetih – 29)

Tarafsız davranmak gerektiği yerler varsa da, genelde iyinin, doğrunun yanında olmak yani doğrunun tarafında olmak gerektiğini gösteren örnekler çoktur. Doğru ile yanlış varsa, insan doğrunun tarafında olur. “Ben tarafsızım” diye doğrudan uzak kalmak, doğruya düşman olmak, “ayrım yapılmaz” demek çok yanlıştır. İyi ile kötü, suçlu ile suçsuz, acı ile tatlı, soğukla sıcak ayrımı elbette yapılır. Dostla düşman, müminle kâfir ayrımı yapılır. Yapılmazsa, kim iyi, kim kötü bilinemez.

Hiç kimse tarafsız olamaz. Bir kimseyi tarafsız davranmaya zorlamak yanlıştır. İyinin yanında olmak, kötünün karşısında olmak, yanlış değildir. Ülkenin, milletin menfaati nerede ise, o tarafta olmak gerekir. Hakkın, doğrunun, iyinin yanında olanı taraf tutmakla suçlamak doğru olmaz. Yapıcıya göre doğru ve iyi olan bir şey, yıkıcıya göre, yanlış ve kötüdür. Bunun için de doğrunun, iyinin yanında bulunan kimse, tarafsız olmamakla suçlanamaz.

Her işte tarafsız olmak çok kötüdür. Hak neredeyse, ülkenin, milletin menfaati neredeyse, o tarafta olunmalıdır. İbrahim (a.s) ateşe atılırken, karınca, ateşi söndürmek için ağzıyla su taşıyor. “Bu suyla ateş söner mi?” diyorlar. “Sönmese de, ben tarafımı belli etmeliyim, kimden yana olduğumu göstermeliyim” diyor. Demek ki, olaylarda tarafsız değil, doğrunun, iyinin tarafında olmak gerekir.

Ana baba, bir evladını diğerinden ayırmaz, ayırıyorsa demek biri iyi, diğeri kötüdür. Fâsık evlatla, salih olan bir tutulmaz. Söz dinlemeyen evlatla, söz dinleyen evlat, bir tutulmaz. Ana babanızın, farklı davranmasının bir sebebi olabilir. Sebepsiz ayrım yapmazlar. Belki de haklı bir sebepleri vardır. Bu sebepler bilinmeden, kesin bir şey söylenmez.

İmanla küfür, mü’minle kâfir karşı karşıya geldiğinde tarafsız kalamaz mü’min. Mü’min, taraftır. Kardeşinden yana taraftır. Ya taraftır ya da yoktur artık. Mü’minden tarafa olmamak, suyun altından onun düşmanından yana olmaktır. Verilebilecek desteği vermemek, böylece de mü’minin aciz kalmasına neden olmak en kısa ifadesiyle öbürüne destek olmaktır.

Bir Müslüman kendini bildiği andan itibaren sadece kendinden sorumlu değildir. Önce kendinden sonra aile bireylerinden, komşularından, sokakta ki insanlardan ve dahası insanlığın tamamından sorumlu oluyor. Sorumluluk bilgi ve bilinç ile at başıdır. Bilgi ve bilinç sahibi kimselerin sorumluluğu daha çoktur. Bir âlimin sıradan bir insandan sorumluluğu daha çok, vebali daha ağırdır. Çünkü onlar toplumun önünde yer alırlar. Onlar, sadece kendilerinden değil etki alanına giren herkesten sorumludurlar. İnsanlığın tükendiği, öldüğü bir zamanda haksız yere zulüm ile ölen her insanın sorumluluğu söz konusu kimselerin üzerindedir. Bu sorumluluk sadece siyasal anlamda yönetenlerin değildir. Suskun kalan bilgi sahibi kimselerin sorumluluğu daha çoktur. Çünkü yönetenler de onların etki alanı içindedirler. Söz geçiremiyorlarsa, sessiz ve suskun kalıyorlarsa bu onların sorumluluğunu arttırır.

Zalim kimselerin zulmünü ve aşırılıklarını alkışlayanlar o kimseye iyilikte bulunmuyorlar. Zulmün ve kötülüklerin artmasına katkı sağlıyorlar. Bununu içindir ki Müslümanlar için en önemli sorunların başında entelektüellerin sorumluluk alanlarını bilememeleri, bilmezlikten gelmeleri, duymazlıktan görmezlikten gelmeleridir. Her kim olursa olsun maddî ve manevi zarar gören her insandan sorumluluk kapsamı içinde olan Müslümanlar sorumludurlar. Bu, müslüman olsun gayrimüslim olsun fark etmiyor. Bir Müslüman bir gayrimüslimin hakkına giriyor ve gasp ediyorsa en ağır bir biçimde cezalandırılır.

Ertuğrul DÜZDAĞ’ın İz Yayıncılıktan çıkan “Tarafsız Değilim” kitabını Üniversite yıllarında okumuş ve çok etkilenmiştim. Üstat kitabında, “Tarafsız değilim, ben Allah(c.c), Peygamber(s.a.v)’den tarafım. Ben, dinimden tarafım, vatanımdan, bayrağımdan yanayım..” diyerek çok güzel ifade etmişti. İnsan için, inandığı, değerleri, değerleri, idealleri çok önemlidir. Yaşamın gayesi de, inançları, değerleri yaşamayı başarabilmektir.

O nedenle; Müslüman,

  • Kimliğinin, kişiliğinin farkında ve o uğurda yaşama gayreti içinde olmalıdır.
  • İnandığı değerlere sahip çıkmalı, insanlığın kurtuluşa ermesi için mücadele etmelidir.
  • Her zaman, Hakk ve hakikatin yanında olmalı, tarafını belli etmelidir.
  • Zulüm ve haksızlarla karşı sesini yükseltmeli, ortadan kaldırılması için imkânları ölçüsünde gayret göstermelidir.
  • Yanlış ve haksızlıklar karşısında susmamalı, dilsiz şeytan olmaktan korkmalıdır.
  • Seçimini yaparken sadece geçimini düşünmemeli, geleceğini göz önünde bulundurmalıdır.
  • Ülkenin, milletin menfaati nerede ise, o tarafta olmalıdır.
  • Her olayda ve fikirde, hesabı verilebilir bir tavır içinde olmalıdır.
  • Müslüman, önce kendinden sonra aile bireylerinden, komşularından, sokakta ki insanlardan ve dahası insanlığın tamamından sorumlu olduğunu unutmamalıdır.
  • Zalim kimselerin zulmünü ve aşırılıklarını alkışlayarak o kimselere kötülük yapmamalıdırlar.
  • Kendi partilerinden, meşreplerinden, kliklerinden olmayanlara zulüm ve haksızlık yapmaktan kaçınmalıdır.
  • Bilgi ve bilinç sahibi kimselerin sorumluluğunun daha çok olduğu bilincinde olmalıdır.
  • Hangi konuda olursa olsun seçimini yaparken; Kuran ve Sünnet süzgecinden geçirmeli, İslami ölçüleri referans almalıdır.
  • Müslüman mazlumu gündemine alandır. Zalime karşı her zaman ayakta durandır. Çevresinde meydana gelen vahşete seyirci kalmayandır. Vicdanı sızlayandır. Kendi derdini unutmadan, başkasının derdiyle de dertlenebilendir.
  • Pasif bir varlık alanından çıkıp aktif bir rol üstlenendir.

İnsan sorunlarıyla dünyaya geliyor. Tercihlerinde de artık bir karar ve irade söz konusu. Bu da bazen insanın sınırlarını zorluyor ve aşıyor. Bugün ise sorun çok daha karmaşık. Sağlıklı bir düzlemde bulunmuyoruz. Taraflar var, kusurları, yanlışları, günahları birbirlerine yüklemede ve aktarmadadırlar. Kimse sorumluluk üstlenmiyor. İnsanlığın has ve sahih Müslümanlara ihtiyacı var. Sorumluluğunu bilen entelektüellere ihtiyacı var.

 

[1] https://www.yenisafak.com/yazarlar/hayrettinkaraman/musluman-tarafsiz-olamaz-24290 erişim tarihi:26/11/2018

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir