Eden Kendine Eder

Dr.Halide AKINCI

Ben de, yılsonunda siz okurlarımın zamanını, ağır ve adalı bir yazıyla meşgul etmek istemedim. Biz Bulgaristanlı soydaşız. Birbirimizi anlar, birbirimizi biliriz. Ömrümüzün yarısını harap edenlerin her şeyin yanlarına kalacağını hiç düşünmedim. Ben de sizler gibi EDEN KENDİNE EDER! Atasözümüze inanıyorum.

 

Aşağıda sizlere, bizim başımıza gelenleri kendisi de yaşamak zorunda kalan bir Bulgar bayanın kendine yazdığı, bizim dilimizle içini döktüğü mektubunu internet ortamında bulduğum ve Türkçeleştirdiğim. Mektup 2003 yılında yazılmıştır. Lütfen siz de okuyun ve bizim iç buhranlarımızı yaşayan bir Bulgar bayanın bugünkü olaylara bakış açısını öğrenin. Son yedi günde bu mektup 500 bin kişi tarafından okunmuştur:

 

Bulgaristan’ı kalbimden sildim.

Sayın ızbandutlar /mutralar/ sizi kutlarım! Biz çalmayan ve insanları öldürmeyenler ülkemizi terk ediyoruz. Fakat bir gün gelecek, bu da  son bulacaktır. İyilik her zaman ve her yerde galip gelir?!

9 Haziran günü kocam evimizden çıkıp gittiğinde. 10 Haziran’da onun perişan edilene kadar dövülmüş ve bir inşaat alanına atılmış bulduğumda. Acil durum doktorunun, uyuşturucu kullanan biri olduğu için, onu ambulansa almayacağını söylediğinde. Onu hiç muayene etmeden, şöyle uzaktan bakarak, bu “teşhis” koyduğunda. Ve en nihayet Sofya’nın “Pirogov” hastanesine vardığımızda. Onu orada 5 saat kapı önünde beklettiklerinde, odadan odaya gezdirdiklerinde,  hakaret ederce üzerine bağırdıklarında, kanının kafasında pıhtılaşmaya başladığını anlayamadılar. Hiç bir şeyi olmasa da, yine hastaneye alacakları söylerken bile neyi olduğunu anlayamamışlardı. Hasta vücudunu araba üzerinde bir yerden bir yere götüren hademelerden, arabayı ansızın itmemelerini istediğimde de bir şey bilen yoktu. Bu işlerin rica etmekle değil, parayla olduğunu anladığımda. Şuurunu yitirmiş olan kocamın, kendilerine yardımcı olmak istemediğini gerekçe gösteren polislerin soruşturma başlatmayı ret etiğinde. Onlara, ölmüş olsaydı, yine onun size yardım etmesini mi bekleyeceksiniz, sorusunu sorduğumda. Sorgu yargıçları kendi bakanlarını yanlış bilgilendirdiğinde ve olayı ört bas etmek istediklerinde.

 

Yakınlarımın içine de korku sindiğinde. Kimsenin, kimsenin ve hiçbir  kimsenin bizi koruyabilecek durumda olmadığı anlaşıldığında. Cinayet işlemiş biri gibi koruma kiraladığımda;

 

Ve nihayet 10 yaşındaki oğluma, evden hiçbir zaman fazla uzaklaşmayan babasının nerede olduğunu anlatamayacak duruma düştüğümde. Babasının artık onu eskiden olduğu gibi sevemeyeceğini, onunla ilgilenemeyeceğini küçücük çocuğuma anlatacak söz bulamadığımda. İyi insanlar ölümcül dövüldüklerinde, kalbin gamdan parçalandığını bildiğimden, kalbimin de paramparça olduğunu hissettiğimde.

 

BEN İŞTE O AN, BULGARİSTAN’I GÖNLÜMDEN SİLMEYE KARAR VERDİM.

Bugün ve şu an yaşadığımız Bulgaristan’ı gönlümden söküp atıyorum. Suç işleyenlerin elini kolunu sallaya sallaya dolaştığı Bulgaristan’ı gönlümden söküp atıyorum. Dolandırıcılara, rüşvetçilere, yolsuzluklar yapanlara ve insan öldürenlere cennet onurlu ve dürüst insancıklar için cehennem olan şu Bulgaristan’ı gönlümden söküp atıyorum.

MUTLAK İNSAN DÜŞMANLIĞININ HÜKMETTİĞİ BULGARİSTANI

GÖNLÜMDEN SÖKÜP ATTIM!

Hiçbir şeyin hiçbir değeri olmayan Bulgaristan’ı gönlümden söküp atıyorum.

Gönül açan hiçbir şey kalmadı.

Gerekli sayıda cesur insan ve yurtsever kalmadı. Burada duyarlılık diye bir şey kalmadı. Şahsiyet olana saygı yok. Yetenekli olanları yok etmekle uğraşılıyor. Ve yalan üstüne yalan söylüyorlar. İşlenen suçların azaldığını ya da ülkeyi terk edenler sayısının azaldığını iddia ettikleri gibi.

 

Ben size gerçeği söylüyorum. Biz, eşimle birlikte artık dev bir göç dalgasınyız. Şimdi artık, benimle eşim gibi, bundan 10 yıl önce, adına “Vatan” denen bu yeri sevenler gidiyor. Ülkücü olanlar da gidiyor. Vatanın kutsal bir yer olduğuna, terk edip gitmenin günah olduğuna inanlar gidiyor. Bugüne kadar uçaklar dolusu dost kaybedenler gidiyor. Kalktıklarında arkalarında sadece bir boş pist bırakan uçakların ardından göz yaşı dökerken, insan doğup büyüğü düğü yerde yaşamalıdır, diye ısrarla yineleyenler gidiyor. Başka ne yapsan “hainliktir” deyenler gidiyor. İlk zamanlar, CDC mitinglerine koşanlar, yeni geleceğe inananlar gidiyor. Buradan başka hiçbir yerde yaşamak istemeyenler gidiyor. Hayali olanlar, herkes kendi bahçesini kazdığında, hepimizin iyi yaşayacağımıza inananlar gidiyor. Son 10 yılda, politikaya karışmadan, politik partilerden hiç birine üye olmadan ve hiçbir kaba kuvvet grubuna katılmadan yaşayanlar gidiyor. Değerli ve yararlı olan şeyler üretenler, yaptıklarını kendi elleriyle yapanlar gidiyorlar. Para aklama işlerine bulaşmayanlar gidiyor. Bulgaristan’ın geleceği, potansiyeli olanlar gidiyor.

 

1990’ların başında yanlış karar alanlar! Evet, 1990’ların başında biz eşimle de burada yaşamak istiyorduk. Bulgaristan’ı sevdiğimizden. Bundan 2 yıl önce dış ülkeye gitmek için evrak toplamaya başladığımızda da burada yaşamak istiyorduk. Çünkü Bulgaristan’ı seviyorduk. Şimdi, artık yola çıkmış olsak da, yine burada yaşamayı tercih ediyoruz. Fakat burada yaşamak imkânsız oldu.

 

Çalıp kapmayanların, insan canına kıymayanların hepsi, Bulgaristan’da ve Bulgaristan için herhangi bir şey yapmak istemiş olanların hepsi- devletin her şeye engel olduğu gerçeğini biliyor. Devlet devamlı engel oluyor. Aslında devlet yok. Politika da yok. Bu ülkede yalnız, idare edenler, ızbandutlar yani mafya ve mafyanın insanları döven sopacıları var. Her yere yayılmış ve her yeri sarmış, dev kadar büyük, timsah kadar kocaman bir bayağılık var. Ve bu basitlik bütün iktidarı pençesine almış ve aydınları, düşünenleri, hassas olanları, ellerinden iş gelenleri, çocuklarının karınlarını nasıl doyuracaklarını düşünmeleri için, dört duvar beton dairelere hapis etti.

 

Kendisi en iyi olana yerleşti. Şimdiye kadar kurulmuş olan ne varsa hepsini yok etti. Yeni hiçbir şey kurmadı. Ve halk arasına aydınlık saçacak misyonerler yerine, ellerindeki copları savuran, tabancalarıyla ateş eden, havuzlu evler kuran, dört sözlü bir cümle kuramayan, sadece çalga müziği dinleyen ve artık çok seyrelmiş olan vatandaşlarından hangisini tutabilirlerse hiç nedensiz eşek sudan gelene kadar döven, beyinsizleri her yere kol geziyor.

 

SİZİ KUTLUYORUM SAYIN MUTRALAR! Siz kazandınız.

Bizim evlerimizin arka avlusuna yerleştiniz, bizim arka avlumuzdan bir metre toprağın size ait olduğuna karar verdiniz, duvarımızın altını oyup kazdınız ve bizim olan duvarımız mümkün olduğunca tez düşsün diye, her gün kazdığınız kuyuya su dolduruyorsunuz, elektrik ve telefon kablolarımızı kestiniz,  komşularımızı tabancayla tehdit ettiniz. Ve biz sizin yalnız kendi aranızda hesaplaştığınızı, birbirinizi öldürdüğünüzü naifçe düşünürken, oysa siz ayırım yapmadan herkesi, size sevimli olmayan kim varsa hepsini katlediyormuşsunuz. Hem de, arka avlumuzdan bir metre için. Ve biz, belediyelerde, izinsiz ve yasa dışı inşaatı önleme müdürlüklerinde, hakkımızı ararken, itilafı çözmeye çalışırken, görevliler hep omuz silkti ve üsteleyince, ONU BİR MİLLETVEKİLİ GÖNDERDİ, dediler. Onun işini çözmemiz için bize HALK MECLİSİ’ nden telefon üstüne telefon geliyor, dediler.

 

Tanrım, Bulgaristan bu mu?

Biz her gün horlanıyoruz, gözden düşürülüyor, öfkemiz taşıyor. Her gün başımıza gelen bir olayda bir hakikati anlama hissimizi kaybediyoruz, çünkü her gün benim Temmuz dramım gibi bir olay yaşamak zorundayız. . Bunlar, yolda, tramvayda, mağazada, sayıları milyarlar olan memur dairelerinde devamlı başımıza geliyor. Her yerde olay aynı, her yerde ortaya dökülmüş büyük sayıda delil var, ama olay, hep aynı insan haysiyetinin ayakaltına alınarak hiçe sayılıyor. En sonunda, günümüzde BULGAR RUHUNU YOK EME tarihi yazıldığını öğrendik.

 

Hey, sayın ızbandutlar, hey mutraları arkalayan Sayın Milletvekilleri! Şerefe! Altı oyulan duvarımız her an düşebilir. Benim için bu, altı oyulmuş ve yakında çökecek olan Bulgaristan simgesidir. Çökecek olan, her şeyimdir, benim duvarımdır, benim Bulgaristan’ımdır, benim umutlarımdır, benim siperimdir, benim romantik geçmişimdir, benim sevgilerim, benim neşemdir, benim acılarım, sızılarımdır, benim tiyatromdır, benim piyeslerimdir, dedemdir, benim olan her şeyimdir.

 

Hey, sayın ızbandutlar, Milletvekilleri arasından onlara arka olanlar. İnsan kafalarının ezildiği gibi, siz bizim hayallerimizi yok ettiniz. Beni YURTSEVERLİK hastalığımdan tedavi ettiğiniz için, size teşekkür mü etsem ne? Ben artık sizin Bulgaristan’ınız için can atmıyorum. Ben size arka avlumuzdan bir metre toprağı da hediye ediyorum. Bir metremiz sizin olsun, evimiz de sizin olsun. Siz öyle böyle her şeyimizi gasp ettiniz. Siz bizim burada kalmak için mücadele etmemize gerekli olan kuvvetimizi aldınız. Siz bizi bitirebilirsiniz. Böbreklerimizi yumruklamaya devam edin, vurun, kırın, yok edin, tekmeleyin, beyinlerimizi söküp çiğneyin! Böyle yapınca, burada yalnız başınıza daha tez kalabilirsiniz.

 

Ne de olsa problemleriniz bitmeyecek. Halkımızın vicdanını kurşuna dizemezsiniz. Vicdanı sıkıp suyunu içemezsiniz. Hainlik edeceğiniz kimse de kalmayacak. Vicdanımız burada kalıyor. Gerçek budur, sayın ızbandutlar, Milletvekilleri arasından onlara arka olanlar.

 

Biz, Bulgaristan’ı terk edip giden, sonsuz kafileden bir halkayız. Biz, bu ülke için bir şeyler yapmaya çalışırken yorgun düşenleriz. Ülkemizi ekonomik nedenlerle değil, insanca yaşayabilme olanakları kalmadığından dolayı terk edip gidiyoruz. Burada gelişmek imkânsızlaştı. Burada, ahlak kurallarına uyarak yaşamanı tavsiye etmiyorum.

 

Ahlak! Sen bu oyunu kaybettin. Burada oynanan oyun başka bir oyun. Kirli bir oyun! Burada yaşamak isteseler de, buraları terk eden büyük kafiledeniz biz. Biz kovu lalanlar arasındanız. Ben buradan giderken dedelerimin Bulgaristan’ını da götürüyorum. Ana babamın Bulgaristan’ını da aldım beraberimde. Hayallerimin Bulgaristan’ı benimle geliyor. Bulgaristan’ın güneşini aldım yanıma. Rodopları da götürüyorum. Güzel Bulgaristan’ıma istediğimde her zaman dönebileyim diye.

 

Hey, sayın ızbandutlar, Milletvekilleri arasından onlara arka olanlar – sizin Bulgaristan’ınız yalnız sizin olandır. Onun ebedi olacak yanı yok. Bir gün gelip bitecek.

 

BEYLER DOĞAL VE RUHSAL YASALARI VAR.

Çocukların inandığı masallar var. Benim de inandığım öyküler var. Benim kan grubumdan olan, var olurken benimle olanlar bana yardım etmeye devam ediyor. Nabzımız ortak atıyor.

Siz bu masallarda neden söz edildiğini bilirsisiniz beyler?

BU MASALLARDA SONUNDA İYİLİK HER ZAMAN GALİP GELİR.

*** Mektubu kaleme alan Yana Dobreva, bir gazeteci, piyes yazarı ve bir yapımcının kızıdır Bu mektubu yazdıktan birkaç saat sonra Yana, eşi ve 10 yaşındaki oğulları Vihır Kanada’ya uçtular, geri dönmediler orada yaşamaya devam ediyorlar.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir