Deliorman’dan Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan yüz binlerce Müslüman’ın torunları bugün Türk vatandaşı olarak hayatlarına devam etmekte olmalarına rağmen, büyük bölümünün kendi tarihleri ile anlamlı bir ilişkileri olduğunu söylemek maalesef pek mümkün değil.

Deliorman bölgesinin sınırları tam olarak belli değildir. Bir belde olarak anılan Deliorman’ın ötesinde Kuzeybatı Bulgaristan’da geniş bir bölgeye verilen ad olarak da bilinmektedir. Bu bölgede Rusçuk, Hezergrad (Razgrad), Şumnu, Silistre ve Dobriç şehirleri yer alır. Bir ucu Varna’ya uzanır, kuzey tarafında Dobruca’ya komşudur.

Deliorman bölgesi 600 seneye yakındır İslam toprağı olarak varlığını sürdürmektedir. Buradaki Türk yerleşiminin İslamiyet öncesi başladığına dair deliller vardır. Birçok yerleşim yerinin ismi Türkçedir. Zaten Bulgar ismi kendi başına bir Türki kavim adı olarak kaynaklarda geçmektedir.

Karadeniz’den aşağı inen bu Türki topluluklar Deliorman bölgesine de yerleşirler. Bu toplumların zamanla Hristiyanlığı seçtiği ve Slavlar ile karıştığına dair tespitler vardır.

Deliorman yönüne doğru Müslüman Türk akınları 1300’lerin ortasında başlamıştır. Osmanlı Edirne’yi fethettikten sonra Avrupa’da ciddi bir endişe oluşur. İlk fetihlerden sonra Burgaz alınır. Ancak Sırp ve Bulgar kuvvetlerinden oluşan kuvvetler Osmanlı’yı durdurmak için ittifak kurmayı denerler. Bu dönemde bölgeye kimin hükmettiği tam olarak net değildir. Bulgar ve Sırp prenslikleri ile birlikte kuzeyde Macar ve Romen kuvvetleri bulunmaktadır.

Burgaz’ın fethi ile birlikte Osmanlı kuvvetleri kuzeye doğru ilerlemeye başlar. Aynı zamanda Müslüman Türkmenleri burada iskân etmeye gayret ederler. Ancak İslamlaşma oldukça yavaş cereyan eder. Mesela Edirne nüfusuna dahi baktığımızda 1500’lerin sonuna kadar şehirdeki Müslüman nüfusunun yüzde 50’yi geçmediği görülür. Sırpsındığı, Niğbolu ve son olarak Varna savaşlarında Osmanlı ordusuna mağlup olan Hristiyan kuvvetler Osmanlı’yı bölgeden atamayacaklarını anlarlar. Bu 80 sene sürelik mücadelede Osmanlı Devleti’nin karşısında durabilecek başka bir güç kalmaz. Özellikle Varna Muharebesinden sonra Deliorman bölgesinde tam anlamıyla Osmanlı hâkimiyeti kurulduğu söylenebilir. Böylece Deliorman sınır bölgesi olmuştur.

Deliorman’da daha önce Türklerin bulunmasının Osmanlı hâkimiyetini kolaylaştırıp kolaylaştırmadığı tartışmaya açıktır. Ancak buna yönelik kuvvetli görüşler vardır. Sarı Saltuk ve dervişlerin buralarda bulunduğuna dair de iddialar vardır. Diğer taraftan Anadolu’da devlet ile problem yaşayan Alevi Türkmen kabilelerin bir kısmı Deliorman bölgesine gönderilir. Hatta bölgedeki Alevi kimliği o kadar barizdir ki Pargalı İbrahim Paşa zamanında Hezergrad şehri inşa edilir ve sünni eğitimin kuvvetlendirilmesi için büyük bir külliye kurulur. Bugün Hazergrad’daki İbrahim Paşa Camii o günden kalmadır. Rusçuk şehri de Tuna’nın kıyı boyuna inşa edilmiştir. Bölgenin en büyük şehri olarak anılır, tam anlamıyla Tuna nehrinin kıyısında yer almaktadır.

Karşı tarafta o zaman itibariyle Eflak toprakları başlar. Hatta Rusçuk 1460’larda Kazıklı Voyvoda tarafından saldırıya uğrar. Şumnu da 1380’lerde Çandarlı Ali Paşa’nın gayretleriyle Osmanlı kontrolüne geçer. Şehir tam anlamıyla bir Osmanlı beldesi haline gelir.

1700’lerde Şumnu’da birçok camii inşa edilirken sanatsal faaliyetler ağırlık kazanır. Ancak 1800’den sonra askeri önemi artar ve yerleşim ile mimari buna göre yeniden tertip edilir. 1500’lerde Hazergrad, Şumnu ve Rusçuk nüfusunun çoğunluğu Hristiyanlardan oluşmaktadır. Ancak tahrir defterlerine ve Evliya Çelebi’nin notlarına göre 1600’lerin ortasından itibaren Müslümanlar çoğunluğa sahip olur. 19.Yüzyıla gelindiğinde bu şehirlerin nüfusunun yüzde 80’ini Müslümanlar oluşturur. Sadece Rusçuk şehrinde 50’den fazla Camii vardır.

1810 ve 1876 yıllarındaki Rus savaşlarından sonra Deliorman bölgesinin kimliği değişmeye başlar. 1800’den sonra İslam toplumun gerilemesi burada da kendini gösterir. Önce toprak kayıpları başlar, katliamlar yaşanır ve ardından Müslümanlar yavaş yavaş göç ederler. Aslında sınır boyunda yaşamaları nedeniyle bu bölgedeki nüfus her zaman tehdide açıktır.

Bahsi geçen şehirler muhtelif zamanlarda Rus işgaline uğrar. Gazi Osman Paşa’nın meşhur Plevne müdafaası Deliorman’nın biraz batısındaki Plevne (Filibe) şehrinde cereyan etmiştir. Müslümanlar Osmanlı hâkimiyetinde uzun yıllar ayrıcalıklı zümre olarak yaşamışlardır.

Ancak tabiatıyla bu durum değişmeye başlar. Çoğunlukla şehirlerde yaşayan Müslümanlar buralardaki varlıklarını yavaş yavaş kaybederler. Bulgar milli kimliği de uyanışa geçmiştir; kendi kimliklerini yeniden inşa ederken en büyük düşman olarak Osmanlı ve bölgedeki Müslümanları görürler.

1876 savaşı sonrasında Deliorman civarındaki Osmanlı kontrolü fiilen sona erer. Kalan Müslümanlar için hayat zorlaşmıştır ve azınlık olarak kimliklerini korumaya çalışırlar. Yine de burada önemli İslami eğitim kurumları kurulur.

1900’ların başında açılan okullar İslami eğitim açısından Anadolu’dakileri geride bırakacak seviyedir. 1920’lerde öğretime başlayan Şumnu’daki Nüvvab Medresesi bunların başında gelir. Kuzey Bulgaristan Müslümanları arasından birçok hatırı sayılır âlim yetişir. Bu isimleri incelemek için apayrı bir araştırma gerekir çünkü bir kısmı zaman içinde Anadolu’ya göç etmiş ve Türk vatandaşı olmuştur.

Ancak Deliormanlı Müslümanlar için daha zor dönemler 1930’larda başlar. Bulgar yönetimi Sovyetler birliği ile yakınlaşır ve kendi ülkelerindeki azınlıklara karşı baskısını arttırır. Baskının şekli ve şiddeti değişiklik arz eder; fiziksel, hukuksal ve düşünsel baskının her türlüsü yapılır. İsim değişikliği ve dil yasağı bunlardan sadece birkaçıdır. Uygulamalar neticesinde göç fasılalı olarak devam eder, en büyük göçler 1952 ve 1989’da olur.

Deliorman bölgesi günümüzde daha çok pehlivanları ile aklımızda yer etmiştir. Gerçekten de burada yetişen pehlivanlar dünyaya nam salar; Koca Yusuf, Kurtedereli Mehmet, Hergeleci İbrahim gibi büyük pehlivanlar bu bölgeden yetişmiştir. Ne yazık ki bugün itibariyle bölgede kalanların yaş ortalaması yüksektir. Müslüman kesimin gençleri Türkiye, Avrupa veya Sofya’da yaşamayı tercih etmektedir.

Yıllar süren baskı sonrası eğitim seviyesi düşüktür. Türkiye’den destek alan Rusçuk ve Şumnu’daki İmam Hatip okulları öğrenci bulmakta zorlanmaktadır. Ancak Türkiye’ye göçen Deliorman göçmenleri ve kalanlar arasında ciddi bir milliyetçilik gözlenir. Cumhuriyet devrimlerine bağlılıkları noktasında çok katı tavırları vardır.

Deliorman bölgesinin toprakları verimlidir; Tuna nehrine ve Karadeniz’e yakın yerleşim yerlerini barındırmaktadır. Tarım her zaman bölge ekonomisinin can damarı olsa da 1990 sonrası bu alanda da sıkıntı başlamıştır. Bölgedeki Müslüman nüfus daha ziyade kırsalda barındığı için kendileri arasında toprağa dayalı ekonomi ağır basar. Ancak ülke ekonomisinin genel olarak çökmüş olması üretim ve tüketim dengelerini iyi bozmuştur.Avrupa Birliği üyeliğinin yeni bir değişiklik getirdiğini söylemek zordur.

Siyasi açıdan ise bir keşmekeş durumundan söz etmek mümkündür. Müslümanları temsil eder gibi gözüken HÖH partisine karşı kurulan DOST partisi ile beraber iki siyasi yapı ortaya çıkmıştır. Ancak her iki grubun da geleceğe dair anlamlı bir mefkureye sahip olduğunu söylemek zordur.

Tuna nehri kıyılarında uzanan Deliorman bölgesi zengin İslami kimliği ve Türk gelenek görenekleri ile Anadolu’nun herhangi bir bölgesinden farksızdır. Halen 350.000’e yakın Türkün ikamet ettiği bu bölgede İslam’ın varlığı silinememiştir. Ancak geleceğe dair bir umudun olduğunu söylemek zordur.

Bu bereketli ve yeşil topraklardan göç etmek zorunda kalan yüzbinlerce Müslüman’ın torunları bugün Türk vatandaşı olarak hayatlarına devam etmektedir. Ancak büyük bölümünün kendi tarihleri ve geçmişleri ile anlamlı bir ilişkileri olduğunu söylemek mümkün değildir. Bölgede kalanlar baskı ve eğitimsizliğin kıskacında kalmıştır. Yani Deliorman’da daha iyi bir geleceğin yolu talim ve terbiyeden geçmektedir.

 

Dr. Mehmet Ali Debre, Dünya Bülteni

Reklamlar