Daha İyi Bir Hayat

Konu: Türkiye’yi tanıma fırsatı buldum-Bulgaristan Kırcali Nov Jivot gazetesinin tercumesi

Bir Bulgar’ın kaleminden                                          

Angel NİKOLOV

200 km güneyde başka bir hayat var. Daha sakin, daha güvenli, daha huzurlu, daha iyi ve daha gerçek bir hayat.

Balkan Yarımadasında insanların daha fazlasında sadece ekmek alacak kadar para kalmış olmalı ki, gezip görmeyi çok seven bu insanlar, artık biraz yerlerine oturdular.

Bir süre önce Edirne Trakya Üniversitesinde konuk konferansçı olarak bulundum. Döndüğüm günden beri “Biz Türklere nasıl erişebiliriz?” diye düşünüyorum.Türkiye’ye hayran kaldım.

Aynı üniversitede okuyan ve ziyaretim esnasında bana şehrin görülecek yerlerini gösterme zahmetine katlanan 2 öğrencinin anlattıklarından böyle bir izlenimle kaldım. Buradaki havayı, buranın ruhunu ve tarihini hissedebildim. Müzelerde, anıtlar önünde yüksek mimar eserlerinin canlı ve heyecan veren etkileyişinde milli Türk tarihiyle yan yana günlük hayatı, insanların yaşayışını gördüm. Edirne’nin en ilgi çeken görülecek değerlerinden biri, Sağlık Müzesi adıyla ünlü olan, II. Beyazıt Kompleksidir. Burada birkaç ana yolun kesiştiği kavşakta dönen şadırvan da dikkatimi çekti. Bu komplekste 5 asır önce tıp öğrencilerinin nasıl eğitim aldığı, ruh hastalarının yine o zamanlar nasıl tedavi gördüğü, hatta yine yarım milyonum önce sosyal yardımlaşma sisteminin nasıl işlediğini görüp izleme imkânları bulabilirsiniz.

SAYT-ODRİN-02

Kanımca bizde, Bulgaristan’da kötülükler kötü birikmiş, üzerimize büyüleyici ve ezotik bir kötülük çökmüş gibi, bir halk olarak bizi perişan eden kötü bir kader yaşıyoruz sanki. Her şey ve herkes suçlu! Her bir politik partiden “politikacıların” hepsi olmasa bile daha fazlası elini ayağını kötü işlere bulaştırmış ve boğazına kadar batakta olan kişilerdir. Hepsi de ipleri başkalarının elinde olan, ceplerini doldurmak için, politikayı yalnız kendi öz çıkarları için çalıştıran suçlu kuklalardır. Onlar, dünya çapında, Joe-politik milli üstü çıkarlara kendilerini (bizim standartlarımıza göre kuşkusuz) pahalı satmışlardır.

Pek tabii ki, bu alım satımın bedelini ödeyen halkımızdır. Bu işlerin tökezlemesinden bedeli ödeyen kötü yazgılı ve lanetli halk sorumludur, çünkü o hep sustuğundan, hiçbir şey bilmek ve öğrenmek istemediği için, vurdum duymaz, tamamen pasif oluşundan, “yerinde kımıldamadan dur, kör gibi bak, yalnız kendin için endişelen ve kork” psikolojik kördüğümüne bağlanmış olduğundan dolayı birlikte mutluluk hayaldir, bundan dolayı kendi işine bak mantığına teslim olmuş olan insanlarımız her şeyden baştan sona sorumlu ve suçludur.

Öte yandan kıskançlık, kin ve öfke, başkasının çanağına bakma, hainlik ve kötülük yapma hevesi, hilekârlık ve ikiyüzlülük, insan satma, hiçbir temeli olmayan doymaz açgözlülük (Çingenelik), manevi çöküş, herkesin ahlaksızlaşmış lığı ve daha önce de pek olmayan ama hakkında bol bol konuşulan değer yargıları, adalet gibi sistemlerinin tamamen sıfırlanmış olması aldı yürüdü. İşte bu çağdaş Bulgaristan’da insanın kimliğini belirleyen bu ahlak nitelik ve çizgileri, Bulgaristan’da hayatla baş etmenin bir aracı değilse bile, yaşam biçimi ve günlük yaşayışın kaçınılmaz ilkeleri olmuştur.

İşte böyle bir durumda olumsuzlukların birikimi alabildiğine artarken nicelik olmaktan çıkıp nitelik oluyor. Ben artık, ezotermik olarak okuryazar olan, aydın olarak kabul edilen Bulgarlardan, Bulgarların alın yazısı en ağır olan, ama evrime katılma heveslileri olduğundan dolayı yaralı ruhlu mahlûklara dönüştüğünü işittim. Bu sözlerde gerçek payı var, çünkü Bulgaristan ve Bulgarlar asla ve hiçbir zaman iyi kişiler olmay6ı başaramamıştır. Bunu komünizm, sosyalizm ve kapitalizm dönemlerindeki Bulgarlar için iddia ediyorum. Hiçbir zaman iyi insan olamamışlardır.

Üstüne üstelik şunları da ekleyelim: Bulgaristan’da yaşayan Bulgarların topluluğuna ülkemizdeki Çingene, Türk, Pomakları da ekleyelim ve kültürel olarak birbirine karışmaları ve birbirlerini tamamları olanaksız olan bu karışım, aynı zamanda köklerinden kaynaklanan bir uzlaşmaz çelişkinin taşıyıcısıdırlar. Bu durumda biz, bir yırtıcı hayvanlar hayvanat bahçesinden farkı olmayan Bulgaristan’da hayatın kolayca ilerlemesini ve gelişerek mükemmelleşmesini, kaliteli, çok değerli ve anlamlı bir hayata dönüşmesini nasıl isteyebiliriz!?

Oruel’de “Hayvan Çiftliği” model ödülünü kazandık ya. Okumadınızsa okuyunuz!

Konferans sunan Bulgaristan’dan gelmiş olsa bile, Edirne’de öğrenciler onu alkışlayan zeki, okuyan kişilerdir. Düşünen ve bilgili gençler olarak gelişiyorlar. Edirne’de ”çalga” yalnız müzik değil, düşünme biçimine ve duruşa dönüşmüştür.

Bizde ise kolektif suçluluk duyumu, ulusal sorumsuzluk ve bazı özellikleriyle olumsuz ve lanetli olan halk psikolojimiz çalga ile karışarak umudu, geleceği, mutluluk duygusunu boğmuştur.

Ben Bulgar yazarı AlekoKonstantinov değilim, onun anadan doğma yeteneği, bir edebiyatçı olma ayrıcalığı bende yok.

Fakat Al. Konstantinov’un “Bay Ganyo” eserinde açtığı konular bugünde capcanlıdır.

Hatta bunları görebilmek için Çikago’ya kadar yol tepmeye gerek yok.

Edirne’ye gidip gelmek tamamen yeterlidir.

11 Haziran 2015

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir