Category: Yorum

Ayastefanos Anıtı Yeniden Dikilemez

Alptekin CEVHERLİ
Her milletin kendi millî menfaatlerini ve değerlerini sembolleştirdiği çeşitli kutsalları vardı; bayrak, tarihteki çeşitli devlet adamları, sembol haline gelmiş mekân veya binalardır. Bunlar o milletin varlığının belki de yarı efsanevi, yarı gerçek devamını sağlayan figürlerdir. Milletlerin önüne birer hedef koyarak millî birliğin tesis edilmesini kolaylaştırırlar. Bu hedefe varmak için sonraki nesillere dinamizm katarlar.
Bu figürler, milletlerin ulaştıkları son noktayı veya çıkış noktalarını betimleyerek elde edilmesi gereken veya korunması gereken değerleri ortaya koyarlar. Bu anlamda ata mezarları da büyük önem taşır.
Sultan 1. Murat’ın Kosova Priştine’deki kabri, Macaristan’daki Gül Baba Türbesi, Bakü’deki Türk şehitliği, Enver Paşa’nın Kırgızistan’daki kabri (Ki bu mezar yanlış bir kararla Demirel tarafından Türkiye’ye geri getirilmiştir.) vd…
Aynı şekilde diğer milletlerin de ulaştıkları son nokta ve erek olarak aynen bizim gibi mezarlıkları vardır. Yoksa Anzakların (Avusturalya ve Yeni Zelandalılar) on binlerce kilometre öteden her yıl gelip Çanakkale’de dedelerinin mezarları başında “şafak ayini” yapmasını başka türlü izah edemezsiniz…
Bu mezarlar belki siyasi değil ama tarihi ve kültürel sınırları çizerler…
Bugün dünya üzerinde 34 ülkede (Almanya, Arnavutluk, Avusturya, Azerbaycan, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Cezayir, Çek Cumhuriyeti, Filistin, Güney Kore, Hindistan, Irak, İngiltere, İran, İsrail, İtalya Japonya, KKTC, Letonya, Libya, Lübnan, Macaristan, Malta, Mısır, Myanmar, Polonya, Romanya, Rusya, Sırbistan, Suriye, Suudi Arabistan, Ukrayna, Ürdün ve Yunanistan şehitliğimiz olan ülkelerdir.) 78 Türk (Osmanlı+Türkiye) şehitliği mevcuttur. Elbette 10 bin yıllık Türk tarihi ve 16 büyük Türk İmparatorluğunu göz önüne alırsak, gök yüzündeki yıldızlar kadar Türk şehitliğinin dünyanın dört bir yanına savrulmuş olduğunu unutmamamız gerekir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi olarak kabul ettiği Osmanlı’nın önemli bir kısım yeni sayılabilecek tarihlerdeki şehitlikleri ve Cumhuriyet dönemi şehitlikleri bunlardır.
Aynı şey diğer milletler, mesela Ruslar için de geçerlidir…
Sultan 2. Abdülhamit’in tahta geçişinden kısa bir süre sonra 3 Mart 1878 tarihinde Ayastefanos (Yeşilköy)’da imzalanan antlaşmayla Osmanlı Devleti’ne bağlı bir Bulgaristan Prensliği kurulacak, Prensliğin sınırları Tuna’dan Ege’ye, Trakya’dan Arnavutluk’a uzanacaktı. Bosna-Hersek’e iç işlerinde bağımsızlık verilecek, Sırbistan, Karadağ ve Romanya tam bağımsızlık kazanacak ve sınırları genişletilecek, Bulgar ordusu kuruluncaya kadar iki yıl müddetle 50.000’i geçmemek üzere Rus askeri Bulgaristan’da kalacak, Bulgaristan’ın Osmanlı Devleti’ne vereceği yıllık verginin tutarı Osmanlı Devleti ile Avrupa devletleri ve Rusya arasında kararlaştırılacak, Osmanlı Devleti Rusya’ya “Savaş Tazminatı” ödeyecek, Kars, Ardahan, Batum ve Doğu Beyazıt Rusya’ya verilecekti…
Bu antlaşma neticesi Osmanlı Devleti tarihinin en büyük toprak kayıplarından birini yaşamış, milyonlarca vatandaşımız sınırlarımız dışında düşmanın insafına kalmıştır.
Ruslar da Osmanlı Devleti için bir felaket olan bu 93 Harbi’nde (1877-78) İstanbul Yeşilköy’e kadar gelişlerini kutsamak, ulaştıkları son sınırı kalıcı kılmak ve orada ölen askerlerini yaşatmak adına İstanbul Yeşilköy’de (bugünkü Florya Ormanı’nda) kalan yerde Ayastefanos Anıtını dikmişlerdir. Bu anıt aynı zamanda bir kilise olup, İstanbul’u işgale gelirken ölen Rus askerlerinin anıt mezarlarıdır da…
Sultan 2’nci Abdülhamit’in bütün karşı çıkmasına rağmen kabul edilerek inşa edilmiş olan Ayastefanos Anıtı, Rusların Osmanlı ordusunu yenerek İstanbul kapısına dayandığının aynı zamanda resmidir de.
Bu utanç abidesi, Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ve Rusya’ya savaş ilan edilmesi ardından İttihat ve Terakki Hükümeti tarafından dinamitle patlatılarak yıkılmış ve bu yıkım sahnesi aynı zamanda filme çekilerek Türk Sinema tarihinin de doğumu olmuştur. Bugün Türk sinemasının eldeki en eski filmi Ayastefanos Utanç Abidesi’nin Yıkılması Filmidir. Ve ilk Türk filmi olarak kabul edilmiştir…
Peki, bu kadar anıtlardan, mezarlardan durduk yere niye bahsettik?
Şimdi sıkı durun…
Rusya, bu utanç abidesini yeniden inşa etmemizi istiyor!
Ayastefanos Anıtı’nın inşası Rusya Devlet Başkanı Putin’in 2012 yılındaki Türkiye ziyaretinde Ruslarca gündeme getirilmiş, Türkiye’nin de karşılığında Rusya’daki bir şehitliğinin onarılması önerilmişti.
“Söz konusu anlaşma 3 Aralık 2012 tarihinde Başbakanlar düzeyinde gerçekleştirilen Türkiye- Rusya Federasyonu Üst Düzey İşbirliği Konseyi 3. toplantısında dışişleri bakanları tarafından imzalanmıştı. Rusya, anlaşmaya ilişkin iç onay sürecini 11 Aralık 2013 tarihinde tamamlamıştı. Türkiye tarafı ise dönemin dış işleri bakanının imzaladığı anlaşmayı TBMM gündemine almayarak tasarıyı kadük bırakmıştır.
Ancak Rusya, şimdi ise kendi iç hukuk sürecinde belki tamamlanan; ancak TBMM’nin onaylamadığı için kadük kalan tasarıyı Türkiye’ye uygulatmak için baskı yapıyor.
Buna asla izin veremeyiz. Çünkü Yeşilköy, Rusya’nın ne kültürel ve ne de manevi sınırı değildir ve olamaz!
“Eğer İstanbul’da bir Rus anıtı dikilecekse bunun mütekabiliyet esasına göre karşılığı, yaklaşık 150 yıl Osmanlı himayesinde kalan Moskova’daki Kızıl Meydan’a Türk Şehitliği yapılmasıdır!”
Yoksa 93 Harbinde ve devamındaki Balkan Harbi’nde verdiğimiz milyonlarca şehidin kemikleri sızlar, ‘ah’larını hiçbir şekilde ödeyemeyiz.
Share

Kazanlıkta 15 Temmuz

Değerli Dostlar, Değerli Konuklar,

Çok kıymetli örgütleyiciler.

Çok uzun bir işbirliğinden sonra, Kazanlık Kültür Evinde bir araya gelip hepimizi ilgilendiren çok önemli ve aktüel konuları beraberce müzakere edip, ortak sonuçlarda buluşmak için attığımız bu ortak adım, bir ilk olarak, hem size, hem bize, HEPİMİZE onur verici olduğu kadar aynı zamanda da bir UMUTTUR.

Çünkü 1 yıl önce 15 Temmuz’da Türkiye, Türk halkı kendi hikâyesini, kendi efsanesini yazdı. Türk olmaktan kaynaklanarak, bu ilk adımın enerjisini taşıyan sayın dostların OSMAN Bülbül ve Mersedes KONGÜN’e ve burada emeği geçen tüm arkadaşlara kalpten teşekkür ederim.

BULTÜRK Genel Başkan’ı ve Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi BGSAM kurucu başkanı olarak, kısa bir sunumla açmak istediğim konuma girmezden önce, bugün 15 Temmuz 2016’da Türkiye’de suya düşürülen ASKERİ DARBE’nin birinci yıldönümüdür.

NİYET VE HEDEFLERİNİN anlaşılmasının hem siz hem de biz, yani hepimiz için olağanüstü önemli olduğunu vurguluyorum. Çünkü aynı coğrafyada yaşıyoruz. Aynı kaderi paylaşmak zorundayız. Bunu her zaman iyi algılayan Türki’ye Bulgaristan’da hep dostluk aramış, Bulgaristan’a zeytin dalı uzatmış, sıkışık olduğu her an anlayışlı oluş, hiçbir zaman savaşı aramamıştır.

Kader ortaklığımız YENİDÜNYA DÜZENİ KURULMAK istendiği şu dönemde daha yakın bir ortaklık ve işbirliğinden her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Biz bilet satıp, konser salonu dolduran sanatçı değiliz. Devlet adamı da değiliz. Biz hem Bulgar hem de Türk toplumunun en güçlü tabanı yanı sivil toplum örgütleriyiz.

Devlet başları saf ve siyaset değiştirmek isteyebilirler. Fakat bunu taban kabul etmezse hiçbir şey yapamazlar. 15 Temmuz’da emperyalizmin en büyük güçleri ve en emin ajanları neden Muaffak olamadılar. Çünkü onları, planlarını ve hainliklerini halk, sivil toplum örgütleri kabul etmedik. Bir halka zorla hiçbir şey dayatılamaz.

Olaya şöyle de bakabiliriz.

Saf değiştirmesi istenen ülkelerin başında Balkan ülkeleri, Türkiye, Bulgaristan, Makedonya, Karadağ, Arnavutluk ve diğerleri gelir. Türkiye’de denendi olmadı. Yeni Dünya Düzeni için Türkiye ve Bulgaristan, Afganistan ve Ukrayna kadar önemlidir.

Çünkü Dünyayı yeniden tasarımlamak isteyen güçler öncelikle Balkanlara çöreklenmeye çalışıyorlar. Karadağ’daki askeri darbe denemesini işitmişsinizdir. Üsküp meclisindeki kilitlenme ortada. Bulgaristan’daki siyasi ortam da durmadan çalkalanıyor.

15 Temmuz’da Türkiye’de yapılan askeri darbe denemesi, bir FETO olayı olarak yansıdı. Aslında uluslararası kıyasıya rekabet ve düşmanlığın ortalığa saçılmasıdır. Olay bitmiş değildir.

FETO Türkiye’de kuruldu. Pensilvanya’dan (NATO) idare ediliyor. Amerikan korumasında bulunuyor. Arkasında Merkezi Haber alma Teşkilatı CİA var.

Bu olay iki başlıdır. Para merkezi ise Londra’da bulunur. “Ortak Akılla” hareket ettiler. FETÖ’nun Balkanlar politikası Londra’dan idare ediliyor. Artık kesin söyleyebiliriz, başarısız darbeyle FETÖ söndü. Gücünü Türkiye’den alıyordu. Tahminlere göre, son çırpıntıları 2020’de sönecektir. Şu da önemlidir: Washington 15 Temmuz trajedisiyle Türkiye’yi kaybetti. Hem FETÖ, hem de ABD gitti.

Türkiye ABD rotasından çıktı. Şimdi sorun FETÖ’nun Balkanlarda Kosova, Makedonya, Arnavutluk’tan sökülüp atılmasındadır.

Bu bakıma Bulgaristan FETO ajanlarından bazılarını iade ederek önemli adım attı. Türkiye yanında yer aldı. Zor gün dostluğunu kanıtladı.

ABD, 15 Temmuz saldırına bugün de devam ediyor. Yanına Suriye’de YPG’yi aldı. Yeni ordu kurdu. Suriye’de devlet içinde devlet oluşturuyor. Onları silahlandırıyor, asker eğitiyor, yeni terör ordusunu, bölgenin en güçlü ordusu haline getirmek istiyor.

Askeri darbeler en büyük terör olaylarıdır. Türkiye bunu 1960’ta, 1972 ve 1980’de yaşadı. Yaralar hala sızlıyor. Özellikle belirtmek isterim. 15 Temmuz darbe denemesi, Türkiye için olduğu kadar, Bulgaristan için de kader belirleyicidir. Bunu kimseyi korkutmak için söylemiyorum.  Biz komşuyuz…  Komşu komşunun tuzuna, külüne muhtaçtır.

Sizlere, televizyonda izlediklerinizi, radyolardan dinlediklerinizi ya da gazetelerde, kitaplarda okuduklarınızı anlatmak istemiyorum. Hepiniz işitmişinizdir, seçimle işbaşına gelen, Bulgar halkının dostu Sayın Devlet Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan öldürülmek istendi. Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi bombalandı.

HALKIMIZIN üzerine bombalar atıldı. Biz bombalandık.

249 ölü, 2 500’den civarında yaralı var. Önemli komutanlar, aydınlar, kahramanlar, sıradan vatandaşlar şehit oldular.

Bu darbe denemesi, Türkiye’de ve daha 100’den fazla ülkede örgütlenmiştir. Lideri “Feytullah Gülen” (NATO), bir vatan haini, vatanına, İslam’a ihanet etmiş, devlet yönetimine göz dikmiş, ruhunu satmış bir kişidir.Olay,  ibret verici olduğu kadar, utanç vericidir. Utanç vericidir, çünkü geçen yüzyılın daha 60’lı-70’li yıllarından başlayarak Türkiye Cumhuriyeti diyanet ve eğitim sisteminden devlete sızıp 21. Yüzyılda artık askeri okul ve akademilerden, hukuk fakültelerinden, tıp fakültelerinden çıkan kadrolarla DEVLET İÇİNDE DEVLET yani PARALEL DEVLET kurmayı (NATO-Destekli)başarmışlardır. Bunun bir NATO ülkesi içinde olması ayrı bir konu ve çok düşündürücüdür.

DEVLET İÇİNDE DEVLET anlamı, devletten ve toplumdan beslenen, ama kendi bildiği gibi hareket eden ve ana bünyeyi kemirerek bitiren bir tümördür. Kendi kodu, telefon irtibat ve yönetim sistemi, bilgi toplama ağı, çocuklara doğduğu gün pençe atan, imamları, profesör ve generalleri olan bir gizli kuruluştur bu.

Biz, bunu, Türkiye’de yaşadık. Yıllardan beri darbe hazırlığı görmüşler. Adalet sistemini ve savcılığı felce uğratabilmişlerdi. Genel Kurmay Başkanını yargılayacak kadar güçlenmişlerdi. Dişlerini birkaç defa gösterdiler. PKK ile mücadeleyi yokuşa sürdüler. Teröre ortam yaratanlar, hep onlardır.

HEDEFLERİNDE, Türkiye devletini yıkmak, Türkiye’yi parçalamak, parlamenter demokrasi ortadan kaldırmak, güçler ayrılığını kaldırmak, adalet sistemini istedikleri gibi işletmek, yabancıların diktatörlüğüne kapı açmak, aklını yemiş sapıkların Sultanlığına bayrak dikmekti. Ancak o zaman Türkiye onların yörüngesine girmiş olacaktı. Türk toplumu bütün dünyanın gözü önünde kahramanca direnerek demokrasisine ve kendi seçtiği Liderine ölümüne sahp çıktı.

80 milyonluk Türkiye’nin neden tökezlediği, neden beklenen büyük atılımları yapamadığı birden bire ortaya çıktı. İçinden çökertiliyordu. Türkiye’nin modern endüstrisi, modern silahlarla donanmış olması işlerine gelmiyordu. Şimdi TV’nin kendi füze savunma sistemi geliştirmesinden endişelendiler. Türkiye’nin Katar ve Somali’deki askeri birlikleri uykularını kaçırıyor.

ARAÇLARI: Türkiye’yi içinden çökertmekti. Bu bir askeri darbeydi. Türkiye’yi kendi uçak, helikopter, tank ve toplarıyla çökertme denemesiydi. 17. Türkiye Cumhuriyeti’nin en sadık, en onurlu, en gözde, en zeki kadrolarını yok edip yerlerine FETO-okullarında yetiştikleri geri zekâlıları kendi uşaklarını atamaktı. Bu iş için 100 milyar US Dolar ayırmışlardı.

2015’te “GEZİ” olaylarında Türkiye halkını 20 milyar US Dolar zarara soktular. 15 Temmuzda bu zarar çok daha büyük oldu. Ölüler, yaralılar, yıkım! Vatansız kalma! Devletsiz kalma! Yaşanan bir travmadır. Söz konusu olan anavatanımız, Türkiye ve Türklüğümüzdü…

ÖRGÜT MERKEZİ VE SİSTEMİ: ABD

Kardeşlerim bütün bunların dışardan örgütlendiği, tuzakların dışarda kurulduğu gün gibi ortadadır. Emperyalist devletlerarası çelişkilere kurban gidiyorduk

İşte şurada, 250 km güneyde DÜNYANIN EN BÜYÜK UÇAK HAVAALANLARINDAN BİRİ kuruluyor. Darbeci FETO-cular, Almanlara “başarılı olursak inşaatı durdururuz” vaadinde bulunmuşlardı.

Akçay’da atom elektrik santrali kurdurmayacaklardı.

Trans Avrupa-Asya “İpek Yolu” demiryolu hattını Kafkaslarda durduracaklardı. Para babalarının planlarına uyup Irak ve Suriye devletlerinin yıkılmasına üs olacaktık. Türkiye, “komşularımın devlet bütünlüğünden yanayım” deyince YPG-ordusu yarattılar.

FETO-cuların Bulgaristan ile Türkiye dostluk ve işbirliğini, ortak projeler gerçekleştirmesini, Balkanlarda barış ve güvenlik olmasını istemediğinden eminim. Yıllarca Bulgaristan’da çalıştılar.

Siz Bulgaristan Müslümanlarını Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanlığı katında temsil etmeye çalıştıklarını, Baş Müftülük içinde ve imam hatip okullarına ve Sofya İslam Enstitüsüne kendi adamlarını monte ederek Bulgaristan Türk Kimliğine ve kurumlarımıza ölümcül darbe indirme peşindeydiler. Bizim 1989 Mayıs ayaklanmamız onları çok etkilemişti. Karşılarına iplerini istedikleri gibi çekemedikleri Türk kimliğine sahip bir etnik azınlık belirmişti.

HÖH partinin belirmesi çok derin ve uzun hedefli bir plandı. Türk kimliğine sahip olmamız, bilinçlenmemiz, huzur içinde yaşamamız, Bulgarlarla hoşgörülü geçinmemiz işlerine gelmiyordu. Ezilmiş, cahil-uşak, kimliksiz ve sürünen, el açan bir etnik azınlıktan ihtiyaçları vardı.

Aynı zamanda, Ahmet Doğan Osman Oktay’ın deyimi ile FETÖ-eğitim sistemiyle 1994’te anlaşma imzalayarak, 1 500 civarında gencimizi geri dönmemek üzere sözde “okumaya” gönderildi ve hak ve özgürlük davamızın geleceğini bilinçli olarak hançerlediler.

Kadro kaynaklarımızı çökerttiler. Aydınlanma, bilinçlenme ve Türk kimliğimize darbe vurdular. Bugünkü durum ortadadır.

Lütfi Mestan da aynı hedeflere hizmet ediyor. Sofya parlamentosunda 18 yıl Eğitim komisyonunda üye ve başkan görevinde bulunan Mestan iki Türk öğrenci okutmadı. Ayrıca 17 yıldan beri ülkemizde Türkçe kitap basılmadı. Kazanlık kültür derneğinin Menderes abi başta olmak üzere Osman abinin yaptığını yapmadılar.

Halktan koptular. Ana dilimizin yasaklanmasına seyirci kaldılar. Bu sayfayı artık kapatmak istiyoruz.

Son seçimde DOST’A OY VERİLMESİN diyen Türkiye’de STK’lardan sadece BULTÜRK’tür.

Tutumumuz esaslıdır. İzlenen yanlış siyaset Bulgaristan toplumunu çökertiyor. Bulgar ulusu ile etnik, dil, din azınlıkları birbirine düşmüş.  Milliyetçilerin ideoloğu, AB milletvekili Pazar sabahı “NOVA” TV’de “iç savaştan” söz etti. Asenovgrat olayları memnuniyetsizlik tusunami yaratıyor. Bunu körükleyen güçler Bulgar FETO-cuları, emperyalizm uşakları, ücretli ajanlar, hak düşmanlarıdır. Bu aşırı milliyetçiliğin, ırkçılığın ve faşizmin karşısındayız.

Değerli arkadaşlar, Biz, BULTÜRK olarak, Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın çağrısına uyarak,  15 Temmuz’dan başlayarak, her akşam BULTÜRK bayrağı altında gece nöbeti verdik. Yeni Türk ruhunun oluştuğu  “Yenikapı”  mitingindeydik ve binlerce bayrağın dalgalanmasında hazır bulunduk.

Yeni Türk ruhu, bütün Türklüğün, Türk dünyasının birleşmesi, tüm komşu ve dostlarla yan yana ve yardımlaşarak, batış içinde, karşılıklı saygıya dayanan, işbirliği yaparak yaşamak anlamındadır.

Eski kıta Avrupa Birliği kurdu, fakat Avrupa Birliği ruhunu oluşturamadı. Türkiye’yi üye almaktan çekiniyorsa, 80 milyonluk Türkiye’yi eritemeyeceği, Türkiye’nin büyüklüğü ve otoritesi gölgesinde kalacağı, Türkiye’yi bir sömürge haline getiremeyeceği içindir. Etkinliklerimizin fotolarını dağıttığımız el kitabında bulabilirsiniz.

FETÖ-katillerinin darbeyle devirmek istedikleri “Büyük Türkiye” dir.  Bölgemizin büyük devleti BÜYÜK TÜRKİYE’DİR. Ve KÜRESEL GÜÇLER ARASINDA ŞEREFLİ YERİNİ ALIYOR. Alacaktır.

20 BÜYÜKLERİN Hamburg dönem toplantısı buna kanıttır. Türkiye bağımsız politika örneği veriyor. Bulgaristan’ın modern Türkiye gibi bir komşusu olması büyük bir şanstır. Asya ve Afrika gaz boru hatlarının Türkiye üzerinden geçmesi Bulgaristan için olağanüstü büyük potansiyel gizliyor.

Ortak devasa projeler kapı çalıyor. Biz hepimiz bunları görebileceğiz. Türkiye olmadan Avrupa Birliği bunalımlarını aşamayacaktır. AB, 28 devlet olarak Türkiye ile imzaladığı sözleşmelere uymak ve bunları gerçekleştirmek zorundadır.

Sayın dostlar,

Darbeciler başarılı olsaydı, Türkiye Cumhuriyeti, anavatanımız, Atatürk Türkiye’si, Türk ülküsü,” yok olacaktı. 16. Türk devleti yıkılacak, artık bir gerçek olan 17. Türk devletine büğemeyecekti. Dünyaya örnek olamayacaktı. 26 Nisan’da genel parlamento seçimleri yapılamayacak, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Devlet Başkanlığı sistemi kurulamayacak, parlamenter kriz aşılamayacak ve Türkiye Cumhuriyeti bir çöküş dönemine girmiş olacaktı.

7 Haziran 2015’ten sonra Türkiye meclisinden hükümet çıkmadığı ayları hatırlarsınız. Bunu 5 ay önce Bulgaristan da yaşamadı mı? Üsküp meclisindeki kavga gürültünün nedeni bu değil miydi? Balkanları felce uğratmak, hükümet kuramamak! İstiyorlar.

Türkiye yeni bir örnek üretti. Sayın Recep Tayyip Erdoğan şahsında devletin en üst makamı bakanları, bakan yardımcılarını, Genel Müdürleri meclis bunalımlarından asla etkilenmeden, kendisi gösterebiliyor.

Anayasa değişti. Büyük Türkiye Devlet BAHÇELİ’nin de katkıları ile yasallaştı. Halk yeni boyutlu demokrasiye taşındı. Darbeciler hak ettiklerini buldu. Son söz yargınındır.

  1. devletinin kuruluşuna oyumuzla, bayrağımızla, ruhumuzla katkıda bulunduğumuz Türklük davasına er olma şerefi bize düştü.

Sizinle beraber olmak benim ve arkadaşlarım için bir şerefti.

Yeni buluşmalarda beraber olmak umuduyla!

Teşekkür ederim.

Rafet ULUTÜRK

Share

Kazanlıkta15 Temmuz

Elif GÜNEŞ

15 temmuz Türkiye’de uluslararası bir organizasyonun ortaya koyduğu darbe girişimini önledi. Darbe hazırlayanlar Türk toplumunu hazırlıksız yakalamayı ve geçmişteki tecrubelerle darbeye karşı koymayacakları ümit ediyorlardı.

Ancak Türk toplumu uzun yıllar süren bir demokrasimücadelesi vermiş herhangi bir darbe girişimine de yol vermemek olgunluğuna ulaşmış vaziyette.

Bu olgunluk Sn. Recep Tayip ERDOĞAN Liderliği ile bütünleşince Türk toplumu demokrasiye yapılabilecek hertürsaldırıyı gösleyip bertaraf edebileceğinigösterdi.

Bu sadece içte Türkiyede bulunan odaklara değil uluslararası alanda Türk üzerinde hesap yapanların da umutlarını ebediyen gömülmesi ile neticelendi.

Bundan böyle artık Türkiyede darbe sözcüğünü bile telafuz edilmesi mümkün olmayacaktır.

Türk toplumu bütün dünyanın gözü önünde kahramanca direnerek demokrasisine ve kendi seçtiği Liderine ölümüne sahp çıktı.

Ümit ederiz ki bir daha böyle bir şey olmaz.

AB bu demokrasi sınavında sınıfta kaldı. Sözde Türkiye’ye DOST görünenler gerçek yüzlerini gösterdiler.

Onların düşüncesi demokrasi olup olmaması değil onların derdi ülkeleri nasıl sömüreceğidir.

Bu balkan ülkeleriiçin Bulgaristan için de geçerlidir.

Bu konuda en büyük anlayışı Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov’un yüzünde gösterdi.

Bunu da Türk halkı hiçbir zaman unutmayacak, Bulgaristan ile Türkiye Arasındaki iyi komşuluk ilişkilerine ivme katacaktır.

Evet Türkiye artık eski Türkiye değil.

Türkiye artık kendi silahını kendi üreten ve bu konuda sürekli gelişme kaydeden bir ülke haline gelmiştir.

Dünyanın da gördüğü gibi en zaafta olduğunu düşünüldüğü bir dönemde ELBAB operasyonunu sıfır kayıpla gerçekleştirebildi.

Türkiyedeki istikrar ve gelişme Bulgaristan’daki refahı da doğurudan doğuruya etkileyecektir.

Bana bu fırsatı veren Sn.Menderes KUNGÜN ve Osman BÜLBÜL aksakallarımıza tekrar huzurunuzda teşekkür ediyor saygılar sunuyorum.

Share

Kitap tanıtımı

Osman BÜLBÜL

Sevgili kızlarım, sayın oğullarım,

Kıymetli misafirler. Sayın dostlar.

Hoş Geldiniz.

Sizlere kızlarım, oğullarım olarak hitap ediyorum. İçimden geliyor. Yaşlılık işte.

Bu toprakların yetiştirdiği, Ardino doğumlu, güller kadar değerli bir şairimiz var. Sabahattin Ali:

O, Sinop hapishanesinde yatarken, tırnaklarıyla duvara şu dörtlüğü kazımış:

“Başın öne eğilmesin,

Aldırma gönül, aldırma!.

Görecek günler var daha,

Aldırma gönül aldırma!”

Ben 1989’da vatanımdan kovulurken, kafamda zonklayan bu “Aldırma gönül, aldırma!” diyordum da, çekildiğim yolda yıllarca, tek başıma yürüyeceğimi hiç düşünmemiştim.  Bu akşam, burada, kendi mekânımızda böyle bir ilgi, hepinizin topluca gelmeniz, beni öyle mutlu etti ki. Gözlerim yaşardı. Yalnız değilim.

Yaşlanınca insan yalnızlıktan kokuyor.

Kısaca tanıtmak istediğim şu “küçürek kitabım” – BULGARİSTAN TÜKLERİNİN DURUMU  – benim yalnızlığa, Bulgar halkı olarak, vatan evlatları olarak, Bulgaristan Türkleri olarak bölünüp parçalanmamıza, ufalmamıza, ezilmemize karşı bir isyandır.  İçimden gelen bir kükreyiştir. Samimiyetimdir.  Düşündüklerimi, bana huzur vermeyen içimdeki kıpırdanışı yazdım. Okuyunca anlarsınız. Her satır, her söz, hayatımın içinden süzülmüş,  beliren kötülüklere – DUR! Deyişimdir.

Viyana’da yazdım. Bulgaristan’ı anlattım. 2015’ten sonra ülkemizde patlayan gerginliği, Hak ve Özgürlükler Partisi (DPS) nin parçalanmasını, Lütfi Mestan olayını, Borisov hükümetinin inişli-çıkışlı gümlerini oradan yakından izliyordum.

Lütfi Mestan, “ DOST partisi kuracağım” dediği gün, yazmaya başladım. Bir defa,  “DOST” partisi diye bir şey olmaz.  Siyasi partiler mücadele aracıdır. Siyasi bilinçlenme ürünüdür. Öyle aklına gelen parti kuramaz…  Hangi politik birikimin partisidir DOST? “Mevlitçiler” partisi mi? “Cenaze hocalarının” partisi mi? Ne işi olur hacı-hocanın, sarıklı mollaların siyasi partide. Türkiye’den – imam hatipli – dönenler bizde parti kuramaz! Din başka, siyaset başka. Bizim davamız, HAK, ÖZGÜRLÜK, ADALET VE DEMOKRASİ DAVASIDIR. Parçalanmak, oyuna gelmek, tuzağa düşmektir bu ve zafer yolunu tıkar.

DOST partisinin bir gevezelik oyunu, halkı oyalama planı olduğunu hemen kavradım ve kurucusu, kurucuları ve mevlit ziyafetlerinde, tavuklu pilav sofrasında  buluşan taraftarlarıyla alay etmeye başladım. Kitabım, bu partiyi daha kurulurken ezmek, ona hayat hakkı tanımamak, Bulgaristan Türklerinin, Müslümanlarımızın hak ve özgürlük davasını parçalamak isteyenlerin yolunu kesmekti. Ben birlik ve beraberliğimizden yanayım.

Bir kişi, bir işi 20 sene yapamamışsa, 21-inci sene de yapamaz. Olay budur. L. Mestan 20 sene Meclis’te köfte yedi ve arabadan düşünce “gelin birlikte koşalım” diyor. 80 yaşındayım, nereye koşuyoruz? Kitabımda gençlerimize “aldanmayın”, “kapılmayın” demek istedim. Eserim bir uyarıdır. Siz gençleri uyardım.

Yardımcı sima olarak, “Viyana’da tanıdığım, orada okuyan, hemşerim Nikolay’ı” yazılarıma işledim. Hedefimde, Bulgaristan’ın geleceğini Avrupa’da okuyan bir genç hemşerimin dünya görüşüyle, gözüyle  görmek vardı. Başarılı oldu gibi. Kitabımdaki Nikolay, dünya cennetinde dostça yaşama davamızda devamlılık sembolüdür.

Kitabıma almadığım, ama onunla paylaştığım büyük bir özlem var içimde. Bir defa yolum düştü İskenderun’a.  Orada bir duvarında Kilise, ötekinde cami, üçüncüsünde bir Haran ve dördüncüsü de denize  bakan bir  açık hava tiyatrosu var. Orada bir konser dinledim: “Sarı Gelin” türküsünü aynı zamanda 6 dilde söylediler.  80 yıldır şu gül bahçelerinin içinde yaşadım, Bulgar ve Türk türkülerini birlikte söyleyen bir koro kuramadık. Üzgünüm.  Dil yasaklayanlara cennete yer olmadığına inanıyor. Dil yasaklamaktan büyük suç olamaz…

“Parçalanmışlık,”  çok kötü bir durumdur. Biz Bulgaristan Türkleri çok parçalandık.  Rus askeri şu Şipka Tepesi’ne çıktığından beri 6 büyük göç oldu. Göç hiç durmadı. Dışarda 1 milyon 150 bin kişi olmuşuz. Hepsinin gözleri Bulgaristan’da. “Ne oluyor acaba?” diyorlar. Benim “Bulgaristan Türklerinin durumu” uğraşım, Ne olduğunu anlatırken, ne olmaması gerekene vurgu yapıyor. Ben parçalanmamızı istemiyorum. Bizi parçalayanları lanetliyorum. Bulgar halkıyla da birlik ve beraberlik, huzur içinde kardeşlik istiyorum. Biz kardeşiz de, Allah öyle yaratmış bizi, kardeşler bile birbiriyle kardeşken, kaynaşamıyorlar, hır zır oluyor. Ben 80 yaşımın tepesinden, “hır zıra boş verelim” diyorum. Problem olabilir, ama Sabahattin Ali gibi “ALDIRMA GÖNÜL ALDIRMA” demeye alışalım. Ne de olsa biz HAK VE HÜRRİYET davamızın zaferini beton duvarlara kazıyacağız. Ben bu akşam, bu buluşmamızda, barış, hoşgörü, adalet, hak ve özgürlük davamın kalemini, ruhunu ve gücünü siz genç kalemlere, kitap sevenlere, ömrünü gül kokulu toprağımda yaşamak ve cenneti burada aramak isteyenlere hediye etmek istiyorum.

Umudum sizsiniz.

Hepinizi çok seviyorum.

“Görecek günler var daha”  – mutlu olun!

Geldiğiniz için teşekkür ederim.

Sağ olun.

Share

Kazanlık’ta 15 Temmuzu andık

Şakir Arslantaş

Sayın misafirperver, aydınlanma sevdalısı Kazanlıklı kardeşlerim.

Bu gün, şu çok değerli ilk buluşmamıza vesile olan değerli arkadaşlarımız, ağabeyimiz Sayın Osman BÜLBÜL ve Menderes KUNGÜN Beyler, görüşmemizi değerlendiren Bayanlar ve çok değerli gençler.

Ben Bulgaristanın Karadenizlisiyim, Varna köylerindenim, Drındar’dan. İstanbul Bultürk –Bulgaristan Türkleri Kültür ve hizmet Derneği kurucu üyelerinden biriyim. 2002’den beri, yani 15 yıldan beri “kültür mücadelesinde” hizmet sunmaya çalışıyoruz. Üyelerimiz hayli çok fakat hepsi kültür üreticisi değil, daha fazlası kültür tüketicisidir. Derneğimizin omurgası 20-30 kişinin üzerindedir. Başkanımız Sayın Rafet Ulutürk ve Biz bir nur topu gibi parçalanmaz bir bütünüz.

 

Tarihte, yani 1864’te Büyük Vali Mithat Paşa, Rusçuk’a atandığında, Kuzey Bulgaristan köy ve kentlerinde 2 700 Türk ve bir o kadar da Bulgar okulu açılmış, ayrıca 620 de Okuma evi, Çitalişte vardı. Kültür evi aydınlık yuvasıdır. Kültürse uygarlık gıdasıdır. O zaman hem Türklerin, hem de Bulgar kardeşlerimizin ruhuna GÜNEŞ, IŞIK, NUR girmişti. Kültür her dilde kültürdür ve değerlidir. Birinci ve ikinci sınıf kültür olmadığı gibi, birinci ve ikinci sınıf dil de ol(a)maz.

Dil ile kültür bir ağacın kökleri ve çiçekleri gibidir. Kök olmadan çiçek, çiçek yoksa demek onu diken yok veya toprak yok.

Hayat, aydınlık, aydınlanma bir bütündür.

Yarısı yüksek tahsilli, yarısı kör cahil bir halk bütün sayıl(a)maz, çünkü okumuşluk aydınlıksa, cahillik karanlıktır ve birbirine karışmaz. Aydınlık ancak aydınlıkla yoğrulur…

Bu toprakların nuru Bulgar ve Türk aydınlığıdır…

GELECEK DE BUNA GEBEDİR.

Daha 150 yıl önce bu topraklarda halk aydınlanmış, bilinçlenmiş, ortak halk bilinci, ortak vatan kavramı oluşmuştu. Aydınlanma, Güneş ışığı gibidir, Bulgar aydınlansa Türk de hem ısınır hem ruhu ışır. Türk aydınlansa faydası Bulgar’a, Romen’e, Çingene kardeşlerimize, Gagavuz’a, Tatar’a dokunur.

Aydınlanma, insanların en yüce, en değerli mücevheri ve ortak değeridir.

Aynı zamanda aydınlanma ışık gibi, sıcaklık gibi, kardeşlik gibi, dostluklar gibi, ortak geleceğimiz gibi bitmeyen, sonsuz bir nimettir.

Bu bakıma, bu ilk görüşmemizi, bir aydınlık ocağı olan bir Kültür Yurdunda yapmamız vesilesiyle, mutluyum. Hepinizi kutluyorum.

Şu 5 milyon yıllık tarihi olan dünyada, insanlığın işlediği en büyük kötülük insanoğlunun, etniklerin, halkların aydınlanmasına engel olmalarıdır. Aydınlığı parçalamaya ya da aydınlığı çalıp yalnız kendisi için saklamaya ve bütün diğer kardeşlerini karanlıkta bırakmaya çalışmaktır.

Bu düşüncemi vesile ederek, size “aydınlık çalmanın” bazen işe yaradığını hatırlatmak istiyorum. Örneğin, Batı Avrupa’da “uyanış” ve “aydınlanma” çağından” önce insanlar, değerli olanın, umut gizleyenin aydınlık değil, karanlık olduğunu sanıyorlarmış.

Bu nedenle, gidenler görmüşlerdir kiliselerin pencereleri yoktur, camları da ışık, güney ışını, aydınlık girmesin diye ufacık ve boyalıdır.

Cahillik diz boyu, ruhlar kapkara, insanlar yamyammış.

Uyanışın, mutluluğun, bilinçlenmenin ışıkla geleceğini gören Laypnits, Herder, Göte, Humbold, Hegel ve diğerle insan ruhunu Güneşin Doğduğu yöne, Doğuya açmış ve AYDINLIKTAN KORKMAYIN DEMİŞTİR.

Hepinizin bildiği bu gerçeği, Kazanlık Kültür evinde, bir dernek ortamında ve kitapseverler arasında paylaşmak bana başka bir mutluluk veriyor.

Biz İstanbul’da da halkımızın kültürünü yaşatma, aydınlık bekleyen ruhlara hizmet sunma davamıza önce 3-5 arkadaşla başladık. Önce “Bulgaristan Türklerinin Sesi” gazetemizi çıkardık. Ardından “bghaber.org”, günlük elektronik bilgilendirme sayfamızı açtık.

Birçok uluslararası konferanslar düzenledik. Yüzlerce toplantı yaptık. Ardından BGSAM Bulgaristan Türkleri Stratejik Araştırma Merkezini kurduk.

Sosyalizm yıllarında, ilk ve ortaokulda, Üniversitede bize öğretilen birçok şeyin yanlış olduğunu, kafalarımızın bilinç ışığıyla değil, gereksiz, hatta zararlı uydurma şeylerle doldurulduğunu görebildik.

Artık 10 yıldan beri yazıyoruz, okurlarımızla görüşüyoruz. 10-15 yazar arkadaş bir olduk ve insanlarımızın hafızasındaki o görünmeyen boşluğu doldurmaya çalışıyoruz. Yıllar içinde Sayın Osman ağabeyimiz de katıldı bizlere. Viyana’dan başladı yazılarına.

Şu an aklıma geldi aynı Georgi Markov’un Bulgaristan’ı Londra’da yazdığı reportajlarla anlattı gibi. Sağ olsun. Çok başarılıydı. Artık kitabı da elinizde, sadece okumanız ve abimizi tebrik etmeniz kaldı. Bulgar siyaseti için önemli saydığımız 26 Mart 2017 seçimleri öncesi DOST ve Lütfi Mestan olayının “gereksiz ve zararlı” olduğunu vurguladı. Halkımızın gerçek ışık, aydınlık beklediğini duyurdu.

Siz, Kazanlıklılar bu bakıma ustasınız.

Gelirken yolda hep Çudomir’i düşündüm. Sahte, çöp olan, işe yaramayan ne varsa her şeyle ustaca alay eden büyük usta kalem Çudomir. Osman ağabeyimi ona benzetiyorum. Eleştiriye tahammülü olan halk, büyük halktır. Gebe olan toplumdur.

Gül kokan bu diyardan büyük beklentilerimiz var.

Biz Türkiye’de Bursa’da Çudomir sergisi açtık. Eserlerini tercüme ettik. Çudomir’e kestane tatlısı yedirdik. Buraya da gül kokmaya geldik. Bizi böylesine sıcak ve kalpten duygularla karşılamanızdan mutluyuz. Sağ olun.

Aydınlık hepimizin olacak ve bizi birleştirecektir.

Bu işler okul kapatmakla, anadil yasaklarıyla, kitap bastırmamakla olmaz.

Hepimiz aynı güneşin altında ve aynı denizdeyiz.

Zaman gelecek Güneş altında yanacağız, gün gelecek tuzlu su içeceğiz, ama aydınlanma mücadelesi arabasını ilerleteceğiz.

Sizi tanımak bir mutluluktu.

Sağ olun.

Share