Category: Kültür-Sanat

O yarışma aslında annemin hayaliydi

 Bu sezon “Tutsak” ile ekrandasınız. Projeniz hayırlı uğurlu olsun… Ekibe nasıl katıldığınızı anlatır mısınız?

– Çok teşekkürler… Ben ekibe dahil olduğumda çekimlere başlamışlardı. Ama ben her zaman kısmete inanan biri oldum. Nitekim önceki projemden ayrıldığım anda “Tutsak”tan haber geldi. Senaryonun ilk geldiği günü dün gibi hatırlıyorum. Nazlı’yı okur okumaz “Kesinlikle bu rol benim” dedim.

 Canlandırdığınız Nazlı karakterinizi sizden dinleyelim mi biraz?

– Nazlı mutlu bir çocukluk geçirmiş, mutlu zamanlar yaşamış bir genç kız.

 Ama şirketlerinde çalışan bir çocuğa aşık olduğunda bütün dengeler bozulmuş. Ailesi bu beraberliğe karşı çıkmış. Nazlı ise ailesini karşısına almak pahasına sevdiği adamla evlenmiş.

Ancak sevdiği adam şirketle ilgili bir karışıklıktan dolayı hiç suçu olmadığı halde cezaevine girmiş. Nazlı’nın ailesi istese bunu yapacak güce sahip olduğu halde suçsuzluğunu ispatlamasına yardım etmemiş, bu durum da Sertaç’ı ölüme sürüklemiş.

Nazlı onu hapisten çıkarabilmek için çırpınırken Sertaç intihar etmiş.

Nazlı’nın hikayesi bu noktada başlıyor. Çok acısı çeken bir kız olmasına rağmen çok da güçlü bir duruşu var. Acısını derinlerde yaşıyor ve ailesinden nefret ediyor. Bu nefreti annesi Leman ve abisi Kenan’a açıkça gösteriyor. Bir insanın sevdiği adamı başkaları yüzünden kaybetmesi büyük bir acı olsa gerek. Özellikle de buna ailen sebepse, yaşanan acı tarif edilemez…

HİÇBİR ZAMAN “BEN OLDUM, ŞİMDİ ÇOK İYİYİM” DİYEMEM

 16 yaşındayken “Annem” dizisiyle oyunculuğa başladınız. Aradan yaklaşık 11 yıl geçmiş. Bu sürede ne kadar yol aldınız sizce?

– Öncelikle işimi çok severek yaptığımı söyleyebilirim. Geçen yıllar içinde dikkat ettiğim tek bir şey vardı. Hep beni bir adım ileriye taşıyacak adımlar atmak.

Bu süreçte eğitimime de önem verdim. Konservatuarı kendimi geliştirmek, yeni şeyler öğrenebilmek amacıyla bitirdim. Tabii bu süreçte olmazsa olmazımız tiyatronun da havasını, kokusunu aldım.

Bu benim en büyük şansımdı. Hayatta hiçbir zaman “Oldum, şimdi çok iyiyim” diyemeyiz.

Bu benim fikrim tabii. Hayat her zaman öğretilerden ibaret, bunları değerlendirmek ve kendine katıp yola öyle devam etmek kişinin kendi tercihi.

 Siz Bulgaristan’da doğdunuz ama Türkiye’de büyüdünüz. Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

– Evet ben aslında Bulgaristan doğumluyum. Güzel bir çocukluğum oldu. Her küçük anı değerlendiren, kendi kendini mutlu edebilen bir çocuktum. Yanlarında çok mutlu olduğum için de hâlâ ailemle yaşıyorum, bugüne kadar onlardan hiç ayrılmadım. Onlarla yaşamak, setten geldiğimde ya da okuldan eve döndüğümde onlarla sohbet etmek hep huzur verdi bana…

Onlar benim en yakın arkadaşım, aynı zamanda bu hayatta beni ne olursa olsun yarı yolda bırakmayacak canlarım. Onları çok seviyorum. İyi ki varlar ve iyi ki desteklerini her zaman hissettiriyorlar.

O KADAR YEMEYE FORMUMU NASIL KORUYORUM BİLMEM

 Hayatınızda “Şu şöyle olmasaydı daha iyi olurdu” dediğiniz şeyler var mı?

– Hayır hiç öyle bir düşüncem yok. Sonuçta yaşadıklarım beni bugünlere getirdi. Her şey için “iyi ki” diyorum.

 Formunuzu nasıl koruyorsunuz? Spor yapıyor musunuz?

– Vakit buldukça pilatese gidiyorum. Köpeğim Alvin’le yürüyüş yapıyorum. Yemek yemeyi çok seviyorum aslında, formumu nasıl koruyorum ona ben de şaşırıyorum. Setten birine sorun, onlar anlatsın isterseniz (gülüyor)…

 Son zamanlarda sizi en mutlu eden olay ya da haber nedir?

– “Tutsak” gibi hem konusu hem oyuncu kadrosuyla sıcacık bir işin içinde bulunmak…

BEST MODEL’DAN ÖNCE 17 KİLO VERDİMKARŞILIĞI OLMALIYDI

 Kendinizin ve güzelliğinizin farkına varmaya ne zaman başladınız?

– Güzellik göreceli bir kavram. Kime göre, neye göre… Belki çok klişe gelecek ama hissettiğim, düşündüğüm tam olarak bu… Ben içim nasıl, yüreğim nasıl, hayattan neler öğrendim ve hangi noktaya geldim, hayatın güzelliklerini doya doya yaşayabiliyor muyum, ona bakıyorum.

 2011 yılında Best Model yarışmasında birinci oldunuz. Genelde insanlar modellik yarışmasını basamak olarak görür ama siz zaten oyunculuğa başlamıştınız. Neden kariyer yolunuzu çizmişken o yarışmaya katılmaya gerek duydunuz?

– Annemin hayalini gerçekleştirmek istedim. Yarışmaya girdiğimde derece alacağımı da biliyordum.

Çocukken çok kilolu bir dönemim oldu. Ve Best Model’e katılmadan önce tam 17 kilo verdim. Bu azmimin bir karşılığı olacaktı elbette (gülüyor)…

 Son olarak “Tutsak” izleyicilerine neler söylemek istersiniz?

– “Tutsak” izleyicilerini her hafta daha da heyecanlı bölümler bekliyor. Gece gündüz onlar için çalışıyor, desteklerini hissediyoruz.

Uzun süre onlarla olmak istiyoruz. Bizim hikayemiz gerçekten çok güzel ve dolu dolu.

Her karakterin kendi içinde derin bir hikayesi var. Takipte kalsınlar.

HIRS,SENİ SENDEN UZAKLAŞTIRIR

 Kariyerinizle ilgili hırslarınız, beklentileriniz var mı?

– Boş durmayı, boşa zaman geçirmeyi sevmem. Hedeflerim var ancak hiçbir zaman büyük hırslarım olmadı. Hırslar boyut değiştirir, başkalaştırır, başkalarının hayatlarını yaşamaya başlatır, açıkçası seni senden uzaklaştırır.
Ben bu yüzden kendi yolumdayım. Hayatı akışında yaşamayı seviyorum. Anda kalmak bana her zaman güzellikler getiriyor.

Share

AB nüfusunun yüzde 23.4’ü yoksulluk riski altında

BU durum, söz konusu kişilerin yoksulluk seviyesinin altında gelir, maddi açıdan ciddi olarak yoksunluk ve çok düşük iş yoğunluğuna sahip ailelerde yaşamak gibi 3 kriterden en az birini taşıdığı anlamına geliyor.

BULGARİSTAN’DA YÜZDE 40
Bulgaristan, Romanya ve Yunanistan’da nüfusun 3’te birinden fazlası geçen yıl yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında kaldı. Söz konusu oran, Bulgaristan’da yüzde 40, Romanya’da yüzde 38.8 ve Yunanistan’da yüzde 35.6 seviyesinde ölçüldü. Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski en düşük ülke ise yüzde 13.3’lük pay ile Çekya olurken, Çekya’yı yüzde 16.6 ile Finlandiya, yüzde 16.7 ile Danimarka ve yüzde 16.8 ile Hollanda izledi.
Yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında yaşayanların oranı Almanya’da yüzde 19.7, Fransa’da yüzde 18.2, İtalya’da yüzde 28.7, İspanya’da yüzde 27.9, Birleşik Krallık’ta yüzde 22.2 ve Belçika’da yüzde 20.7 düzeyinde gerçekleşti.

YÜZDE 7.5’İ İHTİYAÇLARINI KARŞILAYAMIYOR
Yoksulluk veya sosyal dışlanma riskini oluşturan 3 unsur ayrı ayrı ele alındığında, AB nüfusunun yüzde 17.2’si yoksulluk seviyesinin altında gelir seviyesine sahip bulunuyor. Maddi açıdan yoksunluk kriterine göre, nüfusun yüzde 7.5’i faturalarını ödeme, evlerini ısıtma veya bir haftalığına tatile çıkma gibi temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyor.
Küresel krizin patlak verdiği 2008’den sonra yükselişe geçen yoksulluk ya da sosyal dışlanma riski oranı son dönemde düşüş trendine girdi. 2009-2012 döneminde art arda 3 kez yaşanan artışın ardından yüzde 25’e ulaşan yoksulluk veya sosyal dışlanma riski taşıyan kişilerin oranı, AB’de geçen yıl 23.4’e kadar düşerek 2009’daki seviyenin 0.1 puan üzerinde gerçekleşti.

Share

Türk Ressamlar Bulgaristan’da

Türkiye’nin Filibe Başkonsolosluğunda, Türk ressamlar Hale Nural, Günseli Kapucu ve Vahap Demirbaş’ın yağlıboya eserlerinden oluşan sergi açıldı.

Türkiye’nin Filibe Başkonsolosluğunda, Türk ressamlar Hale Nural, Günseli Kapucu ve Vahap Demirbaş’ın yağlıboya eserlerinden oluşan sergi açıldı.

Başkonsolos Hüseyin Ergani’nin girişimleriyle başkonsoloslukta düzenlenen sergide, Manisa’dan Hale Nural, Ankara’dan Günseli Kapucu ve Malatya’dan Vahap Demirbaş’ın toplam 40 yağlıboya tablosu yer aldı.

Klasik müzik konseri ile başlayan etkinlikte konuşan Ergani, Filibe kentinin 2019 yılında Avrupa Kültür Başkenti ilan edildiğini hatırlatarak, “Ankara’daki Valör Galerisi’nin yardımıyla Türkiye’nin zengin güzel sanatlar kültürünün bir bölümünü tanıtıyoruz. Girişimimizin, Filibe’nin 2019 Avrupa Kültür Başkenti etkinliklerine de katkı sağlayacağına inanıyoruz.” dedi.

Nural ve Kapucu da Bulgar sanatseverlerle bir araya gelmekten büyük mutluluk duyduklarını ifade etti.

Etkinlikte Filibe Başkonsolosluğunun desteklediği “Nemrut Tırmanışı” inisiyatifine katılan 24 engelli Bulgar genç de katıldı.

Görme ve işitme engelli üç genç, konuklara UNESCO’nun Dünya Kültürel Mirası Listesi’nde yer alan Nemrut Dağı’nın bu yıl düzenlenen 18. tırmanışından izlenimlerini anlattılar.

Share

Arnavutluk’ta Bulgar Azınlık

BGSAM

Tarih: 12. 10. 2017

Konu:  İstemesini bilmeyen çocuğa meme vermezler.

            Türklük davamıza devam etmek zorundayız.

Kanadalı yazar Bayan Margaret Atuud 1985’te yazdığı “Hademenin Öyküsü” romanı filmleştirilince2017’de en okunan yazarlar arasına katıldı ve Frankfurt’ta yapılan ödül töreninde yaptığı konuşmada “Dünya, 1930 yıllarının faşizm ve komünizmine her zamankinden daha yakın bulunuyor” dedi. Bu filmleştirilen eserde, genç ve güzelliğiyle dikkati çek kızların Nazilerin kimseye sormadan ilhak ettikleri topraklardan toplayıp zengin ailelere köle fahişe olarak gönderilmesini anlatmıştır.

O yıllarda Naziler Avusturya, Çekoslovakya ve Polonya’da Almanca konuşulan toprakları işgal ederek ele geçiriyor ve Almanya’ya katıyordu. Bu bölgelerde Alman yaşadığını ispat etmek için ise 300-500 kişide “Biz Almanız” imzası alınıyordu.

Geçen yıldan beri Arnavutlukta gelişen bazı olaylarda benzerlik gözleniyor. Şimdiye kadar Arnavutluğun Makedonya ile olan 3 sınır köyünde yaşayan insanlar kendilerini Makedon biliyorlardı. Tiran’da “İlinden” adlı örgütleri de vardı. Geçen sene bu üç köyden 350 kişi Bulgar olduklarına dair bir bildiri imzaladılar ve yayınladılar. Bu bildiriyi imzalayanların kim olduğunu pek bilen yok. İstatistikler bu 3 yerleşim merkezinde 50 bin Makedon kökenli vatandaş yaşadığını gösteriyor.

Bulgaristan’da yaşayan 1.5 milyon Türk için “İslamlaştırılmış Bulgar” deyen ve dil, din, anadilde anaokulu ve okul, kültürel özerklik haklarını asla tanımayan bir GERB-Faşist partiler ortaklığında yaşıyoruz. Azınlıklarımızın hakları konusunda burnundan kıl kopartmayan hatta haklarını, özgürlüklerini ve adalet istedikleri için faşist parti s.o. “Yurtsever Cephe” milletvekili Valentin Kasabov meclis kürsüsünden Türkler hakkında “tahtakurusu” tanımını kullanarak “sizi ezip yok edeceğiz” dediği şu günlerde, Arnavutluk hükümeti azınlıklar konusunda Bulgar hükümetinin baskı ve tehditleri karşısında geriledi.  Tiran meclisi “Arnavutlukta Bulgar azınlığı yaşıyor” kararı onayladı.

Arnavutluğun Deyli News yayını, Bulgar hükümetinin Tirana hükümetine sunduğu tarihsel kanıt dosyasını inceleyen ve meclis hukuk komisyonu değerlendirmesine dayanan Arnavutluk hükümeti Dış İşleri Bakanı Ditmir Başati, ansızın tutum değiştirdi ve düne kadar Arnavutlukta yaşayan Bulgar azınlık “yok”  derken, birden bire “var” dedi.

Arnavutlukta yaşayan Makedonları temsil eden “İlinden” örgütü, meclis kararının açıklanmasından hemen sonra yayınladığı bildiride şöyle dedi:  Arnavut makamları Bulgaristan’ın tehditleri karşısında geri adım atmak zorunda kaldı.” Bu tehditler Arnavutluğun Avrupa Birliği’ne üye olma niyetiyle ilintilidir. Bulgaristan GERB-Faşistler ortak iktidarı, Arnavutlukta Makedon değil Bulgar azınlığı yaşadığını kabul etmezseniz, AB üyeşik yolunu keseriz, demişti. Bilindiği üzere, Balkan ülkelerinin AB üyeliği ile ilgili şöyle bir yol izleniyor. Önce NATO üyesi olunacak, sonra da ülke içinde etnik problemin yoksa ve bu konuda komşu ülkelerin de yerine getirilmemiş bir isteği yoksa, üyelik kapısı aralanıyor. Bir defa Bulgaristan Arnavutluğa komşu değil, ikincisi toplam sayıları 50 bin olan ve 3 bölgede Makedon kimlik bilinciyle yaşayan toplam 3 köy insanın bir etnik azınlık oluşturduğu konusu tartışmalıdır. Çünkü bu 3 köyden insanların yarısı da Arnavut pasaportuyla Avrupa ülkelerinde çalışıp yaşamaktadır. Tüm Bunlara rağmen Başbakan Borisov Bulgar aşırı milliyetçilerinin isteklerine uyarak Tiran hükümetine sert baskı yaptı ve başarılı oldu. Meclis Arnavutlukta bir avuç Makedon’a “Bulgarsınız” dedi ve azınlık hakları tanıdı.

“İlinden” örgütü olayı “Makedonlar üzerinde soykırım ve tarihsel gerçekleri tepetakla etme olarak” nitelendirdi.

Olaya tarafsız kalmayan Makedonya kamuoyu tepkisini geciktirmedi. Basın “Bulgar sayısını yükselterek Avrupa’dan para kopartan Sofya’da Arnavutlara Bulgar kimliği veriliyor” haberini duyurdu.

Tiran meclisine sunulan birinci azınlıklar yasasında ülkede azınlık grupları olarak Makedon, Ulah, Karadağlı, Sırp, Çingene, Boşnak ve Mısırlı Arap yaşadığı yazılmışken, Borisov’un baskılarından sonra “MAKEDON AZINLIĞI” silindi ve yerine “Bulgar Azınlığı” yazıldı.

Son 2 yılda Arnavutluğun “Gora”, “Golo Bırdo” ve “Prespa”  köylerinde yaşayan Makedonların hepsine Bulgar pasaportu verildi ve evrak üzerinde hepsi  Bulgarlaştırıldılar.

“İlinden” Makedon örgütünün bildirisinde Arnavut vatandaşlarından birçoğunun İtalyan kimliği taşıdığı, “bunun Arnavutlukta İtalyan azınlık yaşadığı anlamına gelmediğine” işaret ediliyor. İlk dönemde Arnavutluk dış İşleri Bakanı D. Başati de bu tezi savundu. Olayın ter dönmesinde en büyük rolü Başbakan Borisov’un Arnavutluk Başbakanı Edi Rama’ya telefon açması gördü. AB üyeliğiyle ilgili şart koşuldu. Meclis oylamasında 102 “evet” oya karşı 1o “hayır”  çıktı.

Arnavutlukta’ki Makedon azınlığın bu konudaki tepkisi sert oldu. Yukarıda adı geçen 3 köy halkının “Makedon asıllı” olduğunda direniş devam ediyor. Sofya’nın Tiran hükümetine şantaj yaptığı belirtiliyor.

Arnavut milletvekili Güray olaya şu yorumu getirdi: “Arnavut makamları yanlış yaptıklarının bilincindedirler. Arnavutluğun Avrupa Birliği görüşmelerine başlamasına “veto koyarım” tehdidinden korktukları için, Bulgar tehditleri karşısında geri adım attılar.”

Şimdiye kadar Tirana Merkezli “İlinden” örgütü de Arnavutlukta yaşayan Bulgar olmadığını,  “Bulgar” denilen insanların hepsinin Makedon olduğunu iddia ediyor, bildiriler yayınlayarak Makedon tezini değişik tarihsel, din, gelenek ve dinsel kanıtlarla ispatlıyordu.

Bulgar Dış İşleri Bakanlığı, Arnavutlukta Bulgar azınlığı olduğu tanınmazsa “Arnavutluğun Avrupa Birliği üyeliğine veto koyarız” teziyle çıktı ve şantajcı bir baskı yöntemi uygulayarak Arnavutlukta yaşayan Makeon’a  “Bulgar” azınlık olarak tanınması, onlara “azınlık statüsü” uygulanması yolunu aştı ve hedefine ulaştı.

Nazı Almanya’sı döneminde olup bitenlerle benzetme yapan siyasi Makedon yorumcuları, “Artık Bulgaristan Arnavutluğa istediği şantajı yapabilir ve yeni baskılar uygulayabilir” dediler.

Tiran meclisinde tartışmalar yürütülürken yorumlama yapan Makedon aydın Vasil Steriovski ise şöyle dedi: “Arnavutlukta Bulgar azınlığı yaşamıyor. Arnavutlukta Bulgar azınlığı yaşadığına ilişkin ilişkiler “Büyük Bulgaristan” projesinden bir halkadır.

Arnavutluktaki Yunan azınlıktan milletvekili olan Vangel Dule, yasa önerisinin meclis tartışmalarında yaptığı konuşmada, “bu yasanın uluslar arası anlaşmalara ters düştüğünü” vurgulayarak, “olmayan bir şeye var diyemeyiz” dedi.

Konuyla ilgili Başbakan Borisov şunları paylaştı: “Bu başarıya ulaşana kadar büyük diplomatik çaba gösterdik, Bulgar halkının oluşumunda bizden bir parça olan, devlet sınırlarımız dışında kalan soydaşlarımızı koruduk” dedi  ve “Bulgaristan’ın Arnavutluğun Avrupa Birliği üyeliğine destek sunacağını” belitti. Bu konuda Dış İşleri Bakanı Ekaterine Zaharieva ve Savunma Bakanı Krasimir Karakaçanov’un da beyanları oldu.

Şimdiye kadar var olduğu bilinmeyen, “Arnavutluktaki Bulgar azınlığı”, bundan böyle kolektif haklar sahibi oldu. devlet bütçesinden Bulgar anaokulu, orta ve lise okul açma, radyo ve TV programları başlatma, gazete, dergi ve kitap basıp yayma, Bulgar dilinde özenci sanat ve kültür geliştirme gibi sorunları arzu ettiği şekilde çözerken, Bulgaristan ile kültürel ve eğitimsel ilişkileri de daha yüksek bir düzeyde yürütme haklarını elde etmiş olacaktır. Bulgar gazeteleri Tiran’da Bulgar üniversitesi açılacağı haberini duyurdu.

Arnavutlukta Bulgar azınlığı yaşayan bölgelerde Bulgar Kültür Evleri, kütüphaneler açılması, Bulgar kimliğinin ve kültürünün canlandırılması öngörülmektedir.

Arnavut hükümeti ülkede  Makedon, Ulah, Yunan, Karadağ, Sırp, Boşnak, Çingene ve Bulgar azınlıklarının varlığını resmen tanıdığını ve Anayasa ve yasalarına göre haklarını iade ettiğini ve yasalaştırdığını resmen açıklayarak Balkanlarda bütün azınlıkların kolektif haklarının tanınmasına katkıda bulundu.

Makedonya da ülkesindeki etnik, dil, din ve kültür azınlıkların yasal haklarını tanımız ve demokratikleşme yolunda ileri adım atmıştır. Meclisteki temsilcilerin üçte biri Arnavut olan Üsküp’te devlet kurumlarında 2 resmi dil olması mücadelesi devam ediyor.

 

Etnik azınlık haklarını tanımamakta direnen ve Türkleri “İslamlaştırılmış Bulgar” olarak tanıtmaya devam eden Bulgaristan’da 1960 yılından beri Türk okulları kapalıdır. 2017’yılının Eylül ayından beri Türk, Çingene, Ulah, Tatar, Gagavuz ve Pomak çocuklar Bulgar anaokullarına alınmakta ve anadillerini öğrenmezden önce Bulgar dilini öğrenmelerine büyük çabalar ve baskılar uygulanarak ülkede Bulgar dilinden başka dil konuşmayan bir halk topluluğu yaratılmaya çalışılmaktadır. 2050 yılında nüfusunun yarıdan fazları Çingene ve Türk azınlıktan oluşacak olan Bulgaristan’da “anadilini bilmeyen bir halk topluluğu azınlık kabul edilemez” teorisi işlenirken, etnik azınlıkların anadillerinden, gelenek ve göreneklerinden vazgeçmesine önemle vurgu yapılmaktadır. Yalnız anadilini konuşan bir kişinin Bulgaristan’da iş bulması olanaksızdır. Devlet ve belediye kurumlarında iş münacatlarında Bulgarlar önceliklidir. Son yıllarda Bulgaristan’da Türk öğretmenlerin sayısında büyük bir azalma gözlenmektedir. 1953’te devletleştirilen Vakıf ve cami mülklerinin iade edilmemesi Müslüman topluluğun gelir kaynaklarını tamamen sınırlarken, eğitim ve kültür alanında özel adımlar atılması, Türk kimliğinin ayakta tutulması ve geliştirilmesi atılımlarını engellemiş, kurs etkinlikleri bile yarım kalmıştır. Kötüye gidişi engelleyen diğer bir olay ise, Türk aydınların, öğretmen, doktor, baytar, tarım mühendisi ve teknisyen kadroların göç etmesi veya ekmek parası için Batı Avrupa ülkelerine işe gitmeleri ve yıllardan beri dönmeyişleri olmuştur. Türkiye’de öğrenim gören gençlerimiz de geri gelmemiştir.

 

Birkaç gün önce Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı H. Çolakoğlunun Bulgaristan ve Batı Trakya’lı Türk aileleri  çocuklarının TC Yüksek Okul ve Üniversitelerine sınavsız kaydı ve bedava eğiyim öğrenim görmesi konusunda hükümet tarafından kabul edilen ve TBMM sunulan yeni yasayı açıkladı. Bu yasa bizim için büyük bir edinimdir. Ne ki Bulgaristan’da Türkçe eğitim sorunu ana okul, ilk ve ortaokul ve lise düzeyinde açık kalmaktadır. Böylece halen TC’de yaşayan ve Bulgar vatandaşı olan vatandaşlarımızın geri dönmesi ve aynı zamanda TV üniversitelerinde çocuklarına eğitim ve öğrenim verme yolu da açılmıştır. Bu KKTC’de yaşayan soydaşlarımız için de geçerlidir. Bunu belirtmemizin nedeni “Büyük Göç” nedenlerinin birisi de Türk çocuklarının Türkiye’de eğitim öğrenim görme yollarının tıkanmış olmasıydı. TC bu engeli de böylece aşarak, Balkanlarda ve Türkiye’de yaşayan tek kimlilşi Türk ulusu oluşturma çabalarında yeni bir adım atmış oldu.

 

Bulgaristan’da etnik azınlık sorunlarının çözülmesi için birçok dış ve iç etmek birden çalışsa da, halkımızın lehinde daha köklü bir dönüşüm, örneğin KÜLTÜREL OTONOMİ gibi bir atılımın yakın bir  zamanda kesimi içinde gerçekleşmesini beklemek yanlış olur. Bu çözümler  ancak BÜYÜK TÜRKİYE projesinin hayat hakkı kazanmasıyla ve devletimizin dünyaya egemen, son söz sahibi büyükler arasına girmesiyle olasılık kazanacaktır. Barselona-Katalan ülkesi bağımsızlık olayları da bunu kanıtladı. AB’nin bu konularda iki yüzlü olduğu ortaya çıktı. Modern çağda etnik sorunların köklü çözümü ya etniklerin çoğunluk olmasından ya da  dil öğrenmenin de geliştirilen elektronik sistemleri en yoğun bir şekilde kullanarak aile içi çabalardan geçiyor. Anadilimiz Türkçenin özellikleri de dikkate alındığında, Bulgaristan’da Türk kimliğinin korunup geliştirilmesinde anadil unsurunun daha büyük önem kazandığını,  aynı zamanda bu konuda çok ciddi bir kadro eksikliği hissedildiğini, Türkçe öğrenmek isteyen Pomak ve Çingene çocuklarına da el uzatacak kadroların ciddi eğitimden geçmesine ihtiyaç olduğuna tanık oluyoruz.

HÖH partisinin TC’ye gönderdiği, orada okuyan 1 500 gençle ilgili kapsamlı anket yapılarak gerçeklerin ortaya çıkarılması zamanı gelmiştir. Çünkü dikkati çeken hususta, örneğin TC’de yetişen ve Sofya’da Milletvekili olan Şabanali Ahmet gibi kadroların, parti değiştirmesi, DOST’na atılınca Ahmet Doğan’ın elini öpmeye koşması gibi örnekler, halk oyunda çok olumsuz etkiler yarattı. Türk kimliği yaratma mücadelesinde net, kararlı, temiz ruhlu ve kararlı davranılması gerektiği gün ışığına yeniden çıkmış bulunuyor.

Atatürkçü bir Bulgaristan Türk aydını olan, öğretmen ve anadilimizi yaşatma davasındaki etkinlikleri için 23 yıl hapis yatan, 3 defa ölüm adası “Belene”ye götürülen Büyük şairimiz Nuri Adalı şöyle demişti:

 

Su yürür fısıldaşır

Gider yâre ulaşır

Yolcu yolda yaraşır

Bugün de akşam oldu!”

 

Gittiğimiz yol henüz zifiri karanlık. Türkçe şafağına çok uzak…

Yazımın başına aldığım Kanadalı yazarın Margred Atuud’un  “Hademenin Öyküsü” eserini bulup okuyunuz.

Paylaştığınız için teşekkür ederim.

Yeni yazılarımda buluşmak temennilerimle

İyi günler.

Share

Sınırda Ölüm

BGSAM – Yakın Tarihimiz

Tarih: 11.10. 2017

Konu: Avrupalı hafızasında Bulgaristan anıları.

Alman RTL televizyonu 1989 yılında Bulgaristan – Yunanistan sınırındaki ölüm olaylarıyla ilgili bir film yayınladı.

1989’da sınırda öldürülen bir Alman gencin cesedi Bulgar hudut askerleri tarafından sürünüyor. (Filmden bir sahne)

“UNUTULANLAR. BAŞKALARININ TATİLE GİTTİ YERDE, ÖLÜM” adlı filmin yapımcıları Alman Fraya Klir ve Andreas KunoRihter,  “Berlin Duvarı” çekilmesinin 50. Yıldönümüne adanan film Katolik Kilise ve Komünist Geçmişi Değerlendirme Federal Vakfı tarafından finanse edildi.

Bu filmin kahramanları 1970 ve 1980 yıllarında Demokratik Almanya Cumhuriyeti vatandaşı olan Bulgaristan devlet sınırları üzerinden Batı Almanya’ya kaçmayı deneyen Alman gençlerdir.

Berlin’de Doğu Almanya Devlet Güvenlik Organı “SCHTAZİ” ve Sofya’da Devlet Güvenlik “DC” arşivlerindeki analiz çalışmaları henüz tamamlanmadı. Şimdiye kadar yapılan çalışmalardan elde edilen sonuçlar 1961- 1989 yılları arasında 3 000 (üç bin) Doğu Alman (ADC) vatandaşının Stranca, Rodoplar ve Batı sınırlarımız üzerinden sosyalist kamptan kaçmayı denediği ortaya çıktı.

Küçük bir kısmı sınırı başarıyla geçmeyi başaran hürriyet arayan bu kafileden tutuklananlar Sofya’daki Merkez Sorgulama Merkezinde sorguya çekildikten sonra birkaç hafta da Sofya Merkez Hapishanesinde tutulmuş ve Demokratik Almanya Cumhuriyetine iade edildikten sonra 1.5 – 2 yıl hapis cezası almışlardır.

Filmden anlaşıldığına göre sosyalizmden kaçmak isteyenleri ele veren ve tutuklanmalarında yardımcı olanlara 20-30 leva müzevirlik ücreti ödenmiştir.

Arşiv çalışmalarında 19 Doğu Almanyalı gencin Bulgar sınırında öldürüldüğü, öldürülmüş fakat kimlikleri tespit edilemeyen bazı kişiler üzerinde çalışmalar devam ederken, diğerlerinin sakatlandığı ortaya çıkmıştır.

Film yapımcıları “cezalandırılmadan sınırdan geçmeye” göz yumanların ağır ceza aldığı, sosyalizmden kaçmak isteyenleri yakalayan erlere ise 10-15 gün izin verildiği anlatılıyor.

Filmde Doğu Berlin sakini Mihail Schulz ve eşinin 1974 yılında “Kapitan Andreovo” sınır kapısına sahte Batı Alman Plakalı bir araçla Türk içi kafilesi araçları arasında gelebilmiş ve aracı Bulgaristan’da bırakarak bariyerleri geçmiştir.

Filmde işlenen olaylardan biri de Leipzigli 21 yaşındaki Tomas Müller’in öyküsüdür. Todas  1981 yılının Eylül ayında Bulgaristan Türkiye sınırına gelmiş sınır ırmağını geçerken yakalanmış, kolları yukarda götürülürken hudut bekçilerinden biri otomatik silahla ateş açarak bacaklarını param parça etmiştir. Burgaz hastanesinde bacakları kesilmiş ve kurtarılmıştır. Bu sene o Burgaz hastanesine gelerek hayatını kurtaran doktorlara yıllar sonra teşekkür etmiştir.

1980 yılında 19 yaşında Leipzigli 2 genç olan Andreas Schtützer ile Derlef Heiner Satovça Belediyesi’nin Brişen köyüne ermişti. Sınır karakolu komutanı onları tutuklanmış, kolları yukarı kaldırılmış halde kurşuna dizmiştir. Köylüler bu gençlerin katır ardında sürüklendiğini görmüşlerdir.

Film yapımcılar Bu eser yaratılırken Bulgar İç İşleri Bakanlığı yetkililerinin kendilerine kolaylık göstermediğini anlatırken, yapımcılar basın açıklamalarında Bulgaristan’da totaliter rejim zulmü üzerinden henüz fikir yürütülme süreci başlamadığını söylediler.

Filim yapımcıları ve filmin çekilmesine katılanlar ise, Bulgaristan Eğitim ve Öğretim Bakanlığının filmde işlenen konular gibi konuların okul programlarına alınmadığını ve sınırda gençlerin hayatını söndürenlerin ve bu emirleri verenlerin iktidar çevrelerine çok yakın kişiler olduğunu söylüyorlar.

“UNUTULANLAR. BAŞKALARININ TATİLE GİTTİ YERDE, ÖLÜM” Almanya okullarında tarih derslerinde gösterilmesi ve öğretmenler yardımıyla öğrenciler tarafından yorumlanması karara bağlanmıştır. Almanlar geçmişin anılarını geleceğe böyle taşıyorlar.

Share