Category: Eğitim

REFERANDUM BİTTİ, BARZANİ NE YAPA(BİLİ)R

İsmail CİNGÖZ

Üç haftadır Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği (IKYB) diğer bir tabirle Mesut Barzani idaresindeki Irak Kürdistan Bölgesel Yönetiminin bağımsızlık referandumunu yazıyoruz. Hafta içerisinde bölgesel gelişmeler gündemin ana ekseninde olması bizi yine aynı konuya yöneltti. Şimdi ne olacak?

Irak Kürtleri 1. Körfez Savaşı (1990-1991) ile fiilen elde ettikleri otonomiyi, Irak’ın Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından işgali (2003) ile de Anayasal olarak hukuki zemine oturtmayı başardılar. 2010’da Ortadoğu’yu etkisi altına alan Arap Baharı ile ortaya çıkan DEAŞ/IŞİD ile mücadele adı altında elde ettiği fırsatlar ile artık bağımsızlık zamanı geldiğine inanan Barzani 25 Eylül 2017 günü “Bağımsızlık Referandumu” oylamasını gerçekleştirdi.

Türkiye, İran, Suriye ve Irak Merkezi Hükümeti (Bölge Ülkeleri) ile zahiren de olsa Batı’nın bütün uyarılarına rağmen yapılan bağımsızlık referandumunu %93,29 EVET olarak açıklayan Barzani henüz bağımsızlık ilan etmedi, edemedi. Çünkü dört tarafı ablukada olduğu halde bağımsız bir Kürdistan’ın yaşama şansının olmadığını görmüştür. Fakat Merkezi Hükümete ve bölgedeki diğer Kürt gruplara karşı önemli psikolojik kazanımlar elde etmiştir. Esasında elde ettiğini zannetmektedir desek daha doğru olacaktır. Zira Barzani, bu bölge üzerinde hesabı olan güçlerin elinde kullanılmaya hazır halde tutulacak ve “Bağımsızlık ilan etmek tehdidi adı altında” her fırsatta ortaya sürülecektir. En iyi kullanım alanı da şüphesiz Büyük Ortadoğu Planı (BOP) kapsamında olacaktır.

Genel manada bilindiği üzere; “Kuzey Afrika’nın Akdeniz sınırlarından bütün Ortadoğu ile birlikte Hindistan’ın batısına kadar çoğunluğu Müslüman nüfusu barındıran geniş bir coğrafi alanda yer alan ülkelerin; siyasi, sosyal, ekonomik, güvenlik, hukuki, eğitim ve bilgi boyutlaryla değişim ve dönüşüm hedefleri ile ABD’nin Soğuk Savaş’ın ardından “Yeni Amerikan Yüzyılı” adlı bir projedir BOP[1]”. Ve ana hedeflerinin “Ortadoğu petrolleri, doğalgazları ve su havzalarının kontrol altında olacak şekilde” ülkelerin sınırlarının değiştirileceği ve gerekirse uydu yeni yeni devletler kurulabileceğini artık bilmeyen yoktur.

Barzani’yi kullanan güçlerin BOP kapsamında “Bağımsız Kürdistan” ile sınırların değiştirilme ayaklarından birisinin hayata geçirilmeye çalışılacağı[2] beklenmektedir. Fakat bu oluşuma bölge ülkelerinin izin vermeyeceği görülmüştür. Bu izin vermemenin “Gerekirse savaşırız” boyutunda olacağı gerçekleştirilen askeri tatbikatlarla da gösterilmiştir. Çünkü Barzani Kürt devletinin Irak’ın kuzeyi ile sınırlı kalmayacağı, ilk fırsatta Akdeniz’e, Karadeniz’e ve Kafkaslar bölgelerine genişlemek için hamleler yapılacağı bölge ülkeleri tarafından gayet iyi bilinmektedir.

Barzani’nin harekete geçirilmesi halinde bölge ülkelerinin direnecek olması, etnik milliyetçi tabanlı bölgesel bir savaşı doğuracağını da bütün dünya idrak etmektedir. Çünkü Ortadoğu’da bölgesel bir savaşın kontrolden çıkması “Üçüncü Dünya Savaşı” nı doğuracaktır. Bunu bilen bölge ülkelerinin tepkisini gören Barzani’nin arkasındaki güçler, daha uysal hareket etmesini salık vermek duruma geçecekledir. Ayrıca bölge ülkeleri ile birlikte Rusya ve Çin’in desteği de alınmadan bağımsızlık ilan edilemeyeceği anlaşılmıştır.

O halde doğrudan savaş yerine “Adım adım uzlaşı ve zamanla kurumsallaşarak bağımsızlığı elde etme” yolunun tercih edilmesi cihetine gidileceği değerlendirilmektedir. Kurumsallaşmaya da Kerkük dâhil hukuki statüsü tartışmalı bölgelerden başlanılacaktır. Referandum sandığına gitmeyen Türkler ve Arapların zamanla entegrasyonlarının sağlanarak, zaten değiştirilmiş demografik yapının birbiri ile kaynaştırılması başarılacak olursa hali hazırda devam eden hukuki sorunun da çözülebileceği elbette hesaplar arasındır.

Bölge ülkeleri tarafından her ne kadar bağımsızlık kararına sert tepki gösterileceği ortaya konuluyor olsa da sert ambargolar İran dışında henüz devreye konulmamıştır. Dolayısı ile petrol üretimine devam edecek olan Barzani uluslararası alıcıları ile elde edeceği gelirin Merkezi Hükümet ile paylaşımını da bir şekilde çözmenin yollarını bulmayı deneyecek ve kuvvetle muhtemeldir ki başaracaktır. Bu başarıda Türkiye’nin tavrı en önemli belirleyici hususlardan biri olacaktır.

Bölge ülkelerinin ortak ve kararlı hareketi tarafların tutumunu etkileyecektir. Rusya Devlet Başkanı Putin’in Türkiye ziyareti, Türkiye Genel Kurmay Başkanı’nın İran ziyareti bu kapsamda önemli bir gelişmelerdir. Çünkü Türkiye veya İran’ın bir Irak operasyonu olacaksa başarılı olmak için birlikte hareket etmekten başka çıkar yolları yok gibidir.

Esasında ABD ve Avrupa merkezli Batı ile Rusya’nın esas meselesinin bir Kürt devleti olmadığı, meselenin Kerkük başta olmak üzere bölgenin yeraltı kaynaklarının kimin tarafından kontrol edileceği özelinde olduğu da artık bilmeyen kalmamıştır. İsrail’in de “Kukla bir Kürt devleti ile uğraşacak bölge ülkelerinin kendisini rahat bırakacakları” beklentileri bilinmektedir.

Bu durumda Barzani’nin konumu, yeri ve önemi de “Kullan at” kabilinde olacaktır. Büyük güçlerin yeni bir vekâlet savaşı durumunda en fazla zararın yine kendilerine olacağını Suriye ve Esad örneğinde görüldüğü üzere bilmesi gerekir.

Bu arada Kerkük’te Irak Türkmen Cephesi bürosuna silahlı ve bombalı saldırılar yapıldığı[3]3 haberleri gelmektedir. Saldırıyı IKYB gruplarının yaptığı düşülmektedir. Fakat Ortadoğu’da ısrarla çatışma çıkmasını isteyen güçlerin provakatif eylemler yapıyor olabileceği ihtimali de düşülmeli ve itidalli olunmalıdır. Zira Türkiye’nin Kerkük Türklerine karşı duygusal hassasiyetleri özellikle kaşınıyor olabilir. Fakat eğer Barzani gruplarının yaptığının tespit edilmesi halinde; Türkiye ve Türk Dünyası kamuoyunda (uluslararası hukuk kapsamında) gerekli ihtarların en yetkili makamlar tarafından yapılacağı beklentisi vardır.

* 04.10.2017 tarihinde Ticari Hayat Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

** İsmail Cingöz; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.Sc. – BULTÜRK Derneği Ankara Temsilcisi.

[1] Ayrıntılı bilgi için bknz: Hamit ÇELİK, “Ortadoğu’da ABD Politikaları ve Büyük Ortadoğu Projesi”, T.C Ufuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, 2014.

[2] Mehmet Seyfettin EROL, “25 Eylül ve Sonrası Nasıl Bir Irak, Nasıl Bir Ortadoğu?”, ANKASAM, 26.09.2017.

[3] Kerkük’te Irak Türkmen Cephesi Bürosuna Saldırı”, Haber Türk, 02.10.2017, (Erişim), http://www.haberturk.com/kerkuk-te-irak-turkmen-cephesi-burosuna-saldiri-1657203

Share

Haskovo Basın Temsilcileri Edirne Ticaret Odasını ziyaret etti.

Haskovo Basın Temsilcileri  Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Recep Zıpkınkurt’u ziyaret etti.
Bulgar Heyetten Etso'ya Ziyaret, System.String[]
Edirne Basın Yayın ve Enformasyon İl Müdürü Uğur Ülgey koordinatörlüğünde  Edirne  Bulgaristan Konsolosu Andon Andonov’un katılımı ile Haskovo Valilik Basın ve  Halkla İlişkiler Müdürü Nedyalka Kostova Dimitrova, Haskovo  Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nikolay Mulishev Grudev Darik Radyosu temsilcilerinden Zhivka Todorova Dancheva ile Hristo Petkov Hristov, BTV Televizyonu temsilcilerinden Maria Vasilece Georgieva ile Andrey Veselinov Danchev,Stara ;Zagora Radyosu’ndan Zlatka Dimitrova Mihaylova Naydenova, H News Televizyonundan Tihomir Yanchev Petkov ve serbest gazeteci Yanko Naydenov Naydenov’un oluşturduğu heyet  Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Recep Zıpkınkurt’u ziyaret etti.

Edirne Ticaret ve Sanayi Odası’nın çalışma yapısı hakkında bilgiler veren Zıpkınkurt, komşu ülke  Bulgaristan’daki en yakın partnerlerimizden Haskovo şehri ile dış ilişkilerini güçlü bir şekilde sürdürdüklerini ve Haskovo Ticaret Odası ile sık sık bir araya geldiklerini belirtti.

ETSO Yönetim Kurulu Başkanı Recep Zıpkınkurt, “Odamız ve  Bulgaristan’ın Haskovo, Burgaz ve Yambol Odaları ile işbirlikleri bulunmakta. İki ülke ticaret temsilcileri olarak Bulgar – Türk iş adamlarının yaşadığı sorunları tespit etmek ve çözüm önerileri sunmak adına toplantılar düzenleyip istişarelerde bulunuyoruz.  Bulgaristan ve  Edirne iş dünyası temsilcilerini bir araya getirip ikili iş görüşmeleri düzenliyor, ticaret ve turizm alanında ne gibi işbirlikleri yapılabileceği konusunda fikir alışverişi yapıyoruz. Geçtiğimiz yıllarda yaşanan vize sorunu ile ilgili attığımız adımlar neticesinde,  Bulgaristan’ın üst düzey makamları ile görüşerek vize sorununu çözüme bağladık. İki ülkenin yatırım imkanları, ticari fırsatları, karşılaşılan engeller ve olası işbirlikleri adına çalışmalarımız devam etmekte” dedi.

Konuşmasının sonunda Zıpkınkurt, geçtiğimiz aylarda Türk, Yunan ve Bulgar gazetecilerinin bir araya geldiği ‘Barış Gazeteciliği, Medya ve Çatışmaların Çözümü’ söyleşinde açıklanan ve üç ülke gazetecilerinin de yer alması planlanan dijital platform üzerinde çalışmalarının devam ettiğini belirtti.

Share

Bulgar Gazeteciler Edirne’de

Basın Yayın Enformasyon  Edirne İl Müdürlüğü ile  Bulgaristan’ın  EdirneBaşkonsolosluğu işbirliğinde  Bulgaristan Haskovo’lu gazeteciler Edirneli gazetecilerle, sabah kahvaltısında buluştu. İki ülkenin gazetecileri, proje kapsamında tanışarak kaynaşma imkanı buldu.

Edirne ile  Bulgaristan’ın Haskovo şehrinde görev yapan basın mensupları ikili ilişkilerin geliştirilmesi, kaynaşma, iki ülkenin gazetecileri arasında iletişimi arttırmak, iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirme, şehirlerin çeşitli açılardan tanıtımlarının yapılması amacıyla bir araya geldi. Basın Yayın Enformasyon İl Müdürlüğü ile  Bulgaristan  Edirne Başkonsolosluğu işbirliği ile hazırlanan program kapsamında 3-4 Ekim tarihleri arasında  Edirne’de bulunacak Haskovolu gazeteciler, şehrin tarihi mekanlarını gezme ve bazı kurumları da ziyaret etme imkanı bulacaklar.

Share

Küçülen Merkel

BGSAM – Tarih:  30 09 2017

Konu:  Almanya’da yeni siyasi görünü bulutlar gölgeliyor

merkel ile ilgili görsel sonucu   

Bayan Angela Merkel Almanya başbakanı olma olanağını dördüncü defa elde etti. 13 yıldan beri bu görevde bulunan ve savaş sonrası Almanya ve Avrupa tarihinde en uzun süre başbakan olan lider olarak ün yaptı. Merkel’in Hıristiyan Demokrat Birlik (HDU) ve Bavyera eyaletinden müttefiki olan, Hıristiyan Sosyal Birliği (HSB) Alman seçmenin geleneksel yüksek değer bu seçimde de istikrar ve şeffaflık simgesi oldu. On yıldan beri devam eden Merkel yönetimi için karakteristik olan, ihtiyatlı ilerici tutucu Alman yönetim yoluna bir deniz feneri bakanlar için bu seçim sonuçları rahatsız edicidir.

Federal Cumhuriyetin kurulmasından sonra ilk kez olmak üzere Franz Jozef Strauss’un kuralı bozuldu. Alman parlamentosuna  (Bundestag) Hıristiyan Demokratik Birlik’ten çok daha sağda bulunan bir siyasi parti – Almanya İçin Seçenek (AfD) girdi. Bu parti, birçoklarının iddia ettiği gibi bir yeni-Nazi partisi olmayabilir,  fakat aldığı % 13 oyla Alman meclisinde üçüncü parti oldu ve muhalefet partileri arasında siyasi platformunu yükseltme ortamı buldu.

Almanya’da 24 Eylül 2017’deki seçimlerden öğrenebileceğimiz farklı bir şey varsa o da, geleneksel partilerin konum kaybetmesidir.  Sağ siyasi alanda Merkel’in Hıristiyan Demokrat Birliği (HDU) ile Hıristiyan Demokrat Birlik (HCU) toplam % 33 oy alırken, sol alanda Sosyal Demokrat Partisi (SDP) % 20 oy aldı. Üstelik her biri % 10 oranında oy alan 4 başka siyasi parti de meclise girdi. Hür Demokrat Parti (FDP), Yeşiller (Green) ve Sol Parti (Die Linke) yasama organında yer almayı başardı. Bu defa meclise 6 partinin girmesi Avrupa’da Almanya siyaseti “İzrailleşti” şeklinde yorumlandı. Çünkü Sosyal Demokratların muhalefete geçmesiyle geniş koalisyonla birkaç partiyi iktidara davet etme gereği doğdu. Kuşkusuz seçim sonuçları yönetimin uyumlu ve cesur hareket etmesini engelleyecek.

Merkel Almanya’yı tek başına idare edemez. Sosyal Demokratların (SDP)muhalefette kalma kararı aldığına göre, yeni durumda Merkel yalnız bir ortakla da hükümet kuramaz. An. Merkel’in ortaklık görüşmelerine sağ ve sol üç partileri almak istemiyor. Hür Demokrat Parti (FGP) ve Yeşillerle (Green) ile ortak kabinede uzlaşmayı seçiyor. Siyaset gündemine can alıcı sorunlar çıkıyor. İş çevreleri lehinde konuşanlarla çevre sağlığı için mücadele edenler el ele verip koalisyonun ekonomik programı hazırlarken ve sosyal sorunlara çözüm ararken zorlanacaklardır.

Yol delik deşik olsa da, Almanya’da ortak istikrarlı kalmaya devam ediyor. Fakat hemen çözüm bekleyen dış dünyadan gelen birçok sorunun çözümüne ilişkin Almanya becerisi korunabilecek mi acaba? Berlin’in yüz yüze olduğu dış siyaset çağrışımları listesi uzundur. Avrupa Birliği çok gerekli olan reformları yapmak zorundadır; Brexzit görüşmeleri kapıda;  Rusya’nın Doğu kesimdeki etkisi artıyor; eski kıtanın Türkiye ile olan ilişkilerinde onarım gerek; Yakın Doğu ve Kuzey Afrika’dan sığınmacı ve göçmenler Kuzeye akıyor; Avrupa devletleri dünya ekonomisi içinde rekabet edemez duruma geldi. Aslında son seçimde bu çağrışımlardan birçoğu, kıtanın sağduyu ve zekâsı olarak tanıtılan ve 4. Kez başbakan olmaya heveslenen An. Merkel lehinde çalışmıştır.

Birleşik Amerika ve Avrupa arasındaki Atlantik Birliği hakkında ne diyelim? Almanya’nın en büyük ticareti artık Çin’ledir. İklim değişikliğine karşı mücadelede müttefiktirler. Fakat Batının istikrarlı kalkınmasında bir çağ yaşatan yeni gelişmeler trans Atlantik işbirliğinin yerini alabilecek midir? “Her şeyden önce Amerika” sloganı kaldıran ABD Başkanı Donald Trump, Merkel ile işbirliğine yüz çevirdi. Yeşiller Partisi ise ABD liderinin çevre sağlığı siyasetinden fazlasıyla endişelidir. Bu gelişmeler, Birleşik Amerika yönetimiyle Almanya yönetimi yüz yüze geldiğinde sorun yaşanacağına işarettir.

Almanya’daki yeni siyasi görünümde hayat merkezi oldukça büzülmüştür. Bu durumda, muhtemelen son olacağını söyleyebilsek de, Merkel’in yeni bir süre daha lider kalma olanaklarının küçüldüğüne işaret ediyoruz.

Kaynak: Stratfor

Share

BARZANİ, REFERANDUM VE TÜRKİYE’NİN MUHTEMEL IRAK OPERASYONU

İsmail CİNGÖZ

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKYB) başkanı Mest Barzani görünürde İsrail hariç bütün uyarılara rağmen “Bağımsızlık Referandumu” nu açıkladığı gibi 25 Eylül 2017 günü yapmıştır. En sert tepkiyi İran vermiş olmakla birlikte Türkiye de adeta teyakkuz durumuna geçmiş ve geçtiğimiz hafta Irak sınırında askeri tatbikat başlatmıştır. Referandumun yapıldığı saatlerde bu tatbikata Irak Merkezi Hükümeti de dâhil olmuştur.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile birlikte Batı ülkeleri de referandumun iptali veya en azından ertelenmesi için telkinlerde bulunmuşlar fakat Türkiye iptalini ve hiç yapılmaması gerektiği açıklamıştır. Türkiye, Lozan Antlaşması ile 1926 Ankara Antlaşması’ndan doğan haklarını saklı tuttuğunu ve bu antlaşmalar kapsamında Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olduğunu ısrarla vurgulamıştır.

Son zamanlarda sosyal medyada sıkça dolaştığı gibi Türkiye-Irak ve İngiltere arasında imzalanan 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması ve bu antlaşmanın 18 Temmuz 1926’da sona eren ve de 8 Aralık 1936 tarihli Bağdat Uzatma Protokolü1 ile yenilenen “iki ülke arasındaki iyi komşuluk ilişkilerini düzenleyen maddeleri” Irak’ın toprak bütünlüğü bozulursa Türkiye’ye müdahale hakkı tanımamaktadır. Fakat Türkiye-Irak sınırının temel dayanağı olan 29 Ekim 1924 tarihli “Bürüksel Hattı” hilafına olarak yapılacak değişiklikler uluslararası ilişkiler anlamında hukuksal ihlaller içerecektir. Çünkü 1926 Ankara Antlaşması’nın 5. Maddesi Bürüksel Hattı ile çizilen Türkiye-Irak Sınırının değiştirilemez olduğunu deklare etmektedir. Bu madde ile taraflar sınırın değiştirilme girişiminde dahi bulunmayacaklarını kabul etmişlerdir. Yine sosyal medyada dolaştığı gibi Ankara Antlaşması’nın birinci kısmı bir süreye de tabi değildir.

Peki, bu antlaşmalar Türkiye’ye müdahale hakkı tanımamakla birlikte Türkiye’nin Musul ve Kerkük bölgesinde baki olan hakları yok mudur? Elbette vardır. Öncelikle Barzani referandum sonrası bağımsızlık ilan ederek Türkiye-Irak sınırını değiştirmeye kalkarsa Türkiye, sınırın değiştirilemezliginden hareketle müdahale hakkına sahip olacaktır. Ayrıca çoğunluğu Kerkük ve Telafer bölgeleri başta olmak üzere Irak’ta Türk nüfusuna karşı yapılacak bir saldırı durumunda Türkiye’nin kardeşlerini yalnız bırakmayacağı muhakkaktır.

Sert bir şekilde tepki gösteren İran’ın da kaygıları Türkiye gibi güvenlik ve uzun vadede toprak bütünlüğünün tehlikeye gireceğini görmesindendir. Kurulması muhtemel Kürt devleti Kürt nüfusuna sahip diğer bölge ülkelerinin de güvenlik ve toprak bütünlüğü için tehlike arz edecektir.

Türkiye bu güvenlik endişesi ile günlerdir Irak sınırında yapmakta olduğu askeri tatbikatlar sonucu Türk kamuoyunda; “Misak-ı Milli sınırına kadar gidilecek bir sınır ötesi operasyon” beklentisi oluşmaya başladığı görülmektedir. Fakat Mısak-ı Milli’yi tamamlayacağız ümidiyle yapılacak hesapsız bir hareket başta PKK olmak üzere çeşitli terör örgütlerinin kuvvetle muhtemel iç karışıklıklar çıkartmaları ile çok daha karmaşık iç güvenlik riski taşımaktadır. Muhtemeldir ki bu nedenle Türkiye sağduyulu davranıyor olsa da gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan ve gerekse Hükümet yetkililerinden ardarda uluslararası hukuk kurallarına ve imzalanmış olan antlaşmalara vurgu yapan açıklamalar gelmektedir.

Fakat esas sorulması gereken soru; “Uluslararası kamuoyuna rağmen Barzani bu referandumu nasıl göze alabilmiştir?” Bu sorunun cevabı da doğal olarak “Bir takım güvenceler almış olduğu” gerçeğidir. Bu güvenceyi ilk veren ve açıktan açığa söyleyen devletin İsrail olduğu görülmektedir. Zira referandumu ve IKYB’nin bağımsız bir Kürt devleti kurma hakkı olduğunu her vesilede dile getirmektedir.

Bölgenin siyasi politikalarını takip edenlerin hatırlayacakları gibi İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu 2015 yılında Ortadoğu’yu kast ederek “Bölgede bir Kürt devleti kurulmasını desteklediğini” yaptığı bir açıklamada dile getirmiştir. Hatta İsrail’in Kürt nüfusuna sahip olan Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de de küçük küçük Kürt devletlerinin kurulmasını daha çok arzu ettiği değerlendirilmektedir. Çünkü bu ülkeler güvenlik ve iç sorunları ile uğraşırken İsrail’in bölge ülkeleri ile yaşadığı güvenlik sorunu minimuma indirgenebilecektir.

Ama bu güvence Barzani’ye sadece İsrail tarafından mı verilmiştir? Ve Barzani sadece İsrail’in desteği ile mi cesaretlenmiş olabilir? Tabi ki hayır.

İran’ın sert tepki vermesinin de altında yatan husus burada kendini göstermektedir. Çünkü Irak’ın kuzeyinde kurulması muhtemel Kürt devletinin Sünni tandanslı olacağı için İran’a karşı Sünni Körfez devletleri tarafından Barzani’nin cesaretlendirilmiş olma ihtimali olasıdır. Ayrıca zahiren karşı olunduğunu açıklasa da ABD; Türkiye, Irak, İran ve Suriye’ye karşı baskı aracı olarak kullanıma hazır bir Kürt devleti kurulmasını2 gizli antlaşmalarla destekleme sözü vermiş olması ise en kuvvetli ihtimal olarak görülmektedir.

Referandum sonuçları henüz açıklanmamış olsa da ezici bir çoğunlukla EVET çıkacağı kesindir. Buna rağmen Barzani’nin hemen bir bağımsızlık ilan edebileceği beklenmemelidir. Zira Irak Merkezi Hükümeti, Türkiye, İran ve Suriye tarafından “Yok Hükmünde” kabul edilen bir sonuç karşısında ilan edilecek bir bağımsızlık dünya ile bağlantısı olmayan bir ülkeye yaşama şansı vermeyecektir. O nedenle Barzani bağımsızlığı beklemeye alacak ve başta IKYB dışındaki bütün Kürt gruplara ve liderleri ile rakiplerine karşı konumunu güçlendirdiğini ilan etmiş olmakla “Kişisel başarısını” da ilan etmiş olacaktır. Ardından Irak Merkezi Hükümetine karşı, bölgesinin otonom siyasi hakları ile yer altı kaynaklarının paylaşımı konusunda siyaseten daha güçlü bir şekilde masaya oturabilecek ve yeni kazanımlar elde edebilmenin yollarını arayacaktır.

Sonuç olarak Irak’ta mevcut bulunan Kerkük ve Telafer başta olmak üzere Türk bölgelerine karşı muhtemel Kürt saldırıları ve ilhak girişimlerine karşı Türkiye taviz vermemelidir. Uluslararası ilişkilerde en ideal olan diplomasi ile barışın sağlanması olsa da eğer Türkiye fiili bir askeri müdahale yapmak zorunda kalması durumunda öncelikle uluslararası haklarını, uluslararası kamuoyuna çok iyi anlatabilmelidir.

Türkiye’nin Irak operasyonunda İsrail ve ABD’nin Barzani tarafında yer alacağını değerlendirerek hali hazırda Irak Merkezi Hükümeti ile başlattığı diyaloğun devamı ile birlikte İran’la müttefik olarak hareket etmelidir. Hatta “Arap Baharı” olayları ile birlikte diplomatik ilişkilerin kesildiği Suriye’nin “Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olduğu” açıklamasını dikkate alarak, diplomasiyi tekrar kurabilmenin yolları Türkiye ve Suriye tarafından değerlendirilebilir. Bu arada Türkiye’nin Rusya ile ittifak halinde olması da önem arz etmektedir.

Son zamanlarda Türkiye-İran ve Rusya ittifakı küresel güç dengeleri açısından ses getirecek bir faktör olarak dikkat çekmektedir. Fakat Türkiye’de karar alıcı mekanizmaların unutmaması gereken en önemli husus “Ortadoğu’da ittifaklar her daim kaygandır.”

                                              

İsmail Cingöz; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.Sc. – BULTÜRK Derneği Ankara Temsilcisi.

* 27.09.2017 Tarihinde Ticari Hayat Gazetesi’nde yayınlanmıştır.

1 Ayrıntılı bilgi için bknz: İsmail Soysal, Türkiye’nin Siyasal Andlaşmaları, C.1, ss.312-327, Türk Tarih Kurumu, 3. Baskı, 2000, Ankara.

Share