Category: Haberler

Nüfus Hizmetleri Kanunu Yasalaştı

Nüfus kayıtlarını doğru bir şekilde tutmayı amaçlayan, vatandaşın üzerindeki bürokrasi yükünü azaltan, hizmet alımını hızlandıran Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, önceki akşam Meclis Genel Kurulunda kabul edilerek, yasalaştı.

Nüfus Hizmetleri Kanunu özetle aşağıdaki değişiklikleri sağlıyor:

1) Uluslararası Koruma ve Yabancılar Kanunu kapsamındaki yabancılara kimlik numarası vermeye ve yabancılar kütüğüne kaydetmeye İçişleri Bakanlığı yetkili olacak ancak diplomatik misyon mensupları bu hükmün kapsamı dışında olacak.

2) Yabancıların Türkiye’de meydana gelen nüfus olaylarına ilişkin olarak nüfus müdürlüklerine yapılan başvurular üzerine ilgili olay formları düzenlenecek ve bir örneği kendilerine verilecek. Bu formlar özel dosyada saklanacak.

3) Sağ olarak dünyaya gelen her çocuğun, doğumdan itibaren Türkiye’de 30 gün içinde nüfus müdürlüğüne, yurt dışında ise 60 gün içinde dış temsilciliğe bildirilmesi zorunlu olacak. Doğum bildirimleri, doğumu gerçekleştiren sağlık kuruluşlarına da yapılabilecek.

4) Sağlık personelinin takibi dışında doğan çocukların doğum bildirimi nüfus müdürlüklerine sözlü beyanla yapılacak. Her sözlü beyanda mülki idare amirinin emri ile aile hekimlerince beyanların doğruluğunun araştırılması zorunlu olacak. Doğum bildirimi, veli, vasi, kayyım, bunların bulunmaması halinde çocuğun büyükanne, büyükbaba veya ergin kardeşleri ya da çocuğu yanında bulunduranlar tarafından yapılacak.

5) Çocuğa konulan isim, 3 adı geçmemek üzere ve kısaltma yapılmadan yazılacak.

6) İçişleri Bakanlığı, evlendirme memurluğu yetkisi ve görevini il ve ilçe müftülüklerine de verebilecek.

7) Tanınan veya babalığa hükümle soybağı kurulan çocuklar, babalarının hanesine baba adı ve soyadı ile nakledilecek.

8) Merkezi veri tabanında yer alan kayıtlara göre, uzun süre işlem görmeyen ve yaşı itibarıyla ölü olması muhtemel kişiler, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünce tespit edilecek. Tespit edilen kayıtların araştırılması, mülki idare amirinin emriyle kolluk kuvvetlerine yaptırılacak. Araştırma sonucu ölü oldukları belirlenenlerin ölümleri tescil edilecek.

9) Haklı sebeplerin bulunması halinde kişinin aynı konuya ilişkin ad, soyadı değişikliği ve yaş tashihi yapılmasına yönelik birden fazla dava açmanı imkânı sağlanıyor.

10) Birden fazla konuta sahip vatandaşların yerleşim yeri adresi dışındaki diğer adresler üzerinden kamu hizmeti almalarında sorunlar yaşanıyordu. Düzenleme ile diğer adresler üzerinden de kamu hizmeti alınması sağlanıyor.

11) Adres bildiriminde kişilerin yazılı beyanı esas alınacak. Bildirim şahsen veya güvenli elektronik imza ile yapılacak. Adres bildirimi, nüfus müdürlüklerine veya dış temsilciliklere yapılacak. Adres bildiriminin, 20 iş günü içinde yapılması zorunlu olacak.

12) Yazılı talepte bulunmak kaydıyla boşandığı eşinin soyadını kullanmasına izin verilen kadının evlenmeden önceki soyadını; eşinin soyadı ile önceki soyadını taşıyan kadının sadece eşinin soyadını kullanmak istemesi halinde, mahkemeye gitmeye gerek kalmaksızın nüfus müdürlüğünce gerekli işlem yapılacak.

13) Ölüm olayları, nüfus müdürlüğünce kurum ve noterlere kâğıt ortamında bildirilmeyecek. Kurum ve noterler ölüm olaylarının tespitini elektronik ortamda yapacak. Mücbir sebeplerle ölüm olaylarına ilişkin bilgilerin elektronik ortamda gönderilememesi halinde kâğıt ortamında gönderilebilecek.

14) Kişinin iki yıl içinde yerleşim yerinin bulunduğu nüfus müdürlüğüne yazılı olarak başvurması kaydıyla, Soyadı Kanunu’na aykırı soyadları ile yazım ve imla hatası veya düzeltme işareti kullanılmamasından kaynaklanan anlam değişiklikleri bulunan ad ve soyadları mahkeme kararı aranmaksızın, il veya ilçe idare kurulunun vereceği kararla bir defaya mahsus olmak üzere değiştirilebilecek.

15)  Göçmen olarak Türk vatandaşlığına alınanlardan doğum yeri ve tarihi hatalı olanların kayıtlarında, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 5 yıl içinde usulüne göre onaylanmış doğum belgeleri ile müracaat etmeleri durumunda nüfus müdürlüğünce düzeltmeye gidilecek.

16) Türk vatandaşlığını kazanma talebinde bulunan bir yabancı, başvuru için aranan ikamet süresi içinde toplam 12 ayı geçmemek üzere Türkiye dışında bulunabilecek.

17) Türk vatandaşlığını kaybetmiş ya da vatandaşlıktan düşürülmüş kişiler, başvurmaları halinde, milli güvenlik bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak kaydıyla Türkiye’de ikamet etme şartı aranmaksızın İçişleri Bakanlığı kararı ile yeniden vatandaşlığa alınabilecek.

18) 18 yaşını tamamlayıncaya kadar herhangi bir nedenle aile kütüklerine kayıt edilmemiş ve yabancı bir devletle vatandaşlık bağı bulunmayan kişiler; ana veya baba, bunların ölmüş olması halinde, varsa kardeşleri ile hısımlığını gösterir tıbbi rapor ibraz etmeleri durumunda Türk vatandaşlığını kazanacak.

Ayrıca İstanbul’un tarihi ilçesi Eyüp’ün adı, “Eyüpsultan” olarak değiştirildi.

Çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim,

Selam ve saygılarımla…

https://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem26/yil01/ss497.pdf 

Av.Bülent TURAN
Çanakkale Milletvekili
AK Parti Grup Başkanvekili
Share

  Üç Tehlike

Raziye ÇAKIR
Tarih: 19. 10. 2017

Konu:   Bulgaristan’ı ürküten ulusal tehlikeler.

Sofya  hükümeti tarafından hazırlanan ve imza altına alınan üç büyük ulusal tehlikeyi parlamento onayladı:  Tehlikeler şöyle sırlanmıştır:

Birinci tehlike: Bulgaristan’da yaşayanların sağlık durum;

İkinci tehlike:   Terörizm tehlikesi. Bulgaristan’da ve Avrupa’da aşırı gruplarda hareketlenmeler ve

Üçüncü tehlike de Siber güvenlik sorunlarıdır.

Bulgaristan’da yaşayanlar için sağlığı nasıl oldu da en büyük ulusal tehlikelerden biri haline geldi?

Ana tehlikeler 30 sayfalık bir hükümet raporunda 175 madde olarak sıralanırken sağlığa vurgu yapılması dikkati çekti.

Bu üç temel tehlikeden biri olan Bulgar Sağlık Sistemindeki kriz, bir devlet kurumu olan sağlık sisteminin mafya ve rüşvet gruplarının eline geçtiğine yeni bir kanıttır.

Raporda, Bulgaristan sağlık sisteminin verimli çalışan bir kurum olarak örgütlenmediği en can alıcı sorun olarak belirtiliyor. Bu sistemin, yıllardan beri beklenen sonuçları vermediği, anneler ve çocuklar arasında ölüm oranının yüksek olduğu öne çekilerek açıklanıyor. Tedaviden sonra özürlü kalanların iş bulamadığı, ömür boyu işsiz kaldığı açıklanıyor. Avrupa ülkeleriyle kıyaslamalı analizlerde Bulgaristan’da ömrün kısaldığı, hemşire, ebe ve doktorların, uzman hekimlerin düşük ücret nedeniyle ülkeyi terk ettiği, Batı ülkelerine yerleştiği, uzman kadro kaybının büyük boyutlar aldığı belirtilirken, sağlık personeli yetersizliğine işaret ediliyor. Çok değerli uzmanlık dallarında ihtisaslı ve deneyimli hekim kıtlığı yaşandığı gibi nedenler sıralanmıştır.

2016’dan beri  Bulgaristan sağlık sistemine gelen dış yatırımların başında “Tokuda” hastane ve kliniklerini satın alan Türkiye “Acı Badem” grubunun yaptığı dikkati çekerken,  Panagürişte kentindeki modern donatımlı hastane ve tedavi kompleksine yine TC. Sağlık şirketlerinden gelen ilgi gözden kaçmıyor.

Hastanelerin art arda kapanmasıyla birlikte, sigortalı hastalar için normal çalışır bir sağlık düzeni kurulamaması, Bulgaristan’da hayatı gerçekten de bunalım sınırına itelerken, vatandaşı da sağlık yardımı için dış ülkelerde derman aramaya zorluyor.

Dış ülkelerde tıp okuyan, uzmanlık alan ya da doktor olarak Avrupa ülkelerinde çalışan Bulgaristan vatandaşları geri dönmüyorlar. Sayıları 5 binden fazla olan bu kişilerin her yıl Bulgaristan’a gönderdikleri paralarda bu yıl azalma kaydedildi. Vesti.bg yayını, 2016 yılında  Ağustos ayı sonuna kadar Bulgaristan’a gelen yatırımlarda ciddi bir azalma olmuş. Bulgar Halk Bankası verilerine göre, gelen yatırımlarda azalma & 54.1 oranındadır. Aynı zaman kesiminde gerileme 1. 125 milyon Euro’dan 516 milyon Euro’ya gerilemiştir..Bu da güvenlik sorununun yatırımlar için olağanüstü büyük önem taşıdığına kanıttır.

Bu gelişmenin ana nedenlerinin başında doktor maaşlarının çok düşük olması sıralanırken, ilaç fiyatlarının da yüksek olduğuna vurgu yapılıyor.

İkinci büyük tehlike olarak gösterilen terörizm konusunda şu özelliklere dikkat çekiliyor:

Raporda, Avrupa ülkelerinde İslam Devleti ile ilişkisi olan 5 000 (beş bin) kişi yaşadığı ve bunlardan 200 (iki yüz) kişinin Balkan devletlerinde ikamet ettiği haberi veriliyor.  Terörizm tehlikesi unsurları arasında ikinci yerde illegal mülteciler ile transit geçen sığınmacı ve savaştan kaçanlar olduğuna vurgu yapılıyor.

Sofya parlamentosunun bu tefliklerin varlığını onaylamasından sonra bir demeç veren İç İşleri Bakanı şöyle konuştu:  İnsanların radikalleşmesini tetikleyen unsurlardan birisi de internettir. İnternette ilginç bir şeyler izledikten sonra Suriye’ye giden ve döndükten sonra ülkede nizam intizam oluşturmaya çalışan birçok kişi var. Kapalı topluluklar var. Vatandaş olmak istiyorlar. İçe kapanık yaşıyorlar. Savaş bölgelerine gidip geliyorlar. Avrupa ülkeleri vatandaşı olan 5 000 kişinin İslam devletiyle bağlantı içinde olduğu biliniyor. İslam Devleti sıkıştırılmıştır, başkenti düştü. Bölgeyi terk ediyorlar. Bu 5 bin kişiden 200’ü Balkan ülkelerindedir. Dönüyorlar.. Terör tehlikesini 2. yerde göstermemizin neden budur.”

Bu hafta Sofya’da “DEAŞ” örgütü hücre komutanı olarak tanıtılan nargile ocağı işleten bir Arap tutuklandı. 2017 Martında yapılan meclis seçimlerinde milletvekili adayı olan işadamı Kemil Ramadan bu konuda bir açıklama yaparak, tutuklanan “DEAŞ –komutanını” tanıdığını, Amerikan’ın kele kesen DEAŞ örgütünü kurmazdan önce Bulgaristan’a gelen, Bulgar vatandaşlığı alan ve işe bakan bir vatandaş olduğunu açıkladı

Üçüncü tehlike olarak gösterilen “Siber Tehlike” konusunda Rusya’dan tepkiler geldi:

Başbakan Borisov, “Bulgaristan NATO üyesi olduğuna göre Rusya bizim düşmanımızdır,” dedi.

Basında bir analiz yazısı ise: “Bulgaristan, Rusya’nın NATO ve Avrupa Birliği içindeki ‘Truva Atı’ olabilir”  başlığıyla çıktı.

Moskova, parlamentonun onayladığı raporla, Bulgar hükümetinin ikili ilişkiler geliştirme niyeti arasında çelişki gördü. Rusya Dış İşleri Bakanlığı basın merkezinden yapılan yorumda “Boyko Borisov’un yönettiği şimdiki hükümetin Rusya Federasyonu ile ticari-ekonomik, enerji ve kültürel-insancıl alanlarda işbirliği geliştirme yönünde açıklanan niyetleri onaylanan raporla çelişki halindedir.” deniyor.  Bu raporun ikyidarda bulunan Bulgaristan’ın Avrupa Gelişimi İçin Vatandaşları (GERB) partisinin oylarıyla onaylandığına işaret ediliyor.

Kremline göre, bu çelişki Batılı müttefiklerin etkisi altında belirmişse, “Rusya ve Bulgaristan arasındaki çok yönlü, karşılıklı yarar sağlayan ilişkilerimize engel olmak isteniyor.”

Rusya dış işleri bakanlığının yayınladığı belgede şöyle bir görüş de ifade bulmuştur: “ 240 kişilik Bulgar meclis bileşimi üyelerinden 116’sının Rusya ile Dostluk Cemiyetine üye olduğu bilinirken, böyle bir belgenin onaylanması herkesi düşündüren niteliktedir.” Bu cemiyetin başkanı olan GERB milletvekili Krasimir Velçev de raporu onaylamıştır. Biz Sayın Velçev’in bizden neden korktuğunu öğrenmek istiyoruz.”

İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasından sonra, Bulgaristan’ın milli güvenlik konusunda sıkıntılı günler yaşaması yalnız Rusya tehlikesinden gelmiyor, ön plana çıkan bir de AB Savunma gücünün yetersizliğinden kaynaklanmıyor, artan yoksulluk, sığınmacı vemülteci akımları, AB içinde devlet ve toplumların zengin ve fakir kutuplaşması, özellikle de bazı etnik ve sosyal grupların hareketlenmesi ön plana çıkıyor.

Çözülmeyen etnik sorunlar, yanlış eğitim stratejisi, Vratsa, Montana, Aytos, Primorrsko vb il ve ilçe merkezilerinde hastanelerin ve kliniklerin borç yüküne batmış ve kapanma sınırında olması, çok büyük bölgelerde tek bir köy sağlık merkezi, eczane olmaması ülkedeki sosyal gerginliği her geçen günle arttırıyor.

Aynı zamanda Sofya meclisinde kabul edilen ve bölgesel istikrarsızlığın temel kaynağı olarak Rusya gösterildiği belgede aynen şunları okuyoruz:

Rusya Dış işleri Bakanlığının yayınladığı belgede şu tümceler de yer alıyor:

“Rusya’nın etkinlikleri bölgesel istikrarsızlığın kaynağıdır ve birleşik, özgür ve barışçı Avrupa oluşturmayı öngören ana hedefimiz için tehlikedir. Balkanlar ve Karadeniz yöresinde olduğu gibi, Rusya’nın askeri gücünü arttırdığı ve savaş etkinliklerini yoğunlaştırdığı Akdeniz’in Doğu kesiminde istikrarımız için tehlikeler tırmanmaktadır. Bunlara, Avrupa kıtasının kenar kesimleri ve devamlı istikrarsızlık ve güvensizlik içinde olan yakın bölgeler de eklenmelidir..”

“Yasa dışı ilhak edilen Kırım Yarımadası topraklarında Rus askeri güç ve yetisinin hızla artması, yarımadanın Rusya ekonomisine, sosyal ve siyasal yaşamına yüksek tempolu bir hidişle entegre edilmesi; Rusya’nın Karadeniz sahasına genişleyen sınırlar içinde yerleşmesi Karadeniz’deki CEO-stratejik ve askersel dengeyi bozmaktadır. Dnestır bölgesinde, Abhazya  ve Güney Osetya’daki gibi çatışmaları “dondurulmuş” bölgelerde ve Doğu Ukrayna konusunda Minsk sözleşmelerinin yerine getirilmesinde ileri adım atılmaması bu bölgelerde çatışma çıkması tehlikesini arttırmaya devam ediyor.” denen raporun devamında siber-tehlike konusunda şunlar da yer alıyor:

 

Rusya Federasyonu ile NATO ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin kötüleşmesi Avrupa’da güvenlik mimarisi üzerindeki çalışmalarımızı engelliyor.  Klasik silahların kontrolüne ilişkin temel devletlerarası anlaşmalara uymayan ya da onlardan ancak seçtiğini yerine getiren Rusya, bağımsız devletlerin toprak bütünlüğünü tanımaması, bilgi savaşımı ve sibrit stratejilerden boğun bir biçimde yararlanması güven temellerini yıktığı gibi, diyalog ortamına geri dönüşü ve Avrupa güvenliği konularında kalıcı siyasi kararlar alınmasına engel oluşturuyor. Hak eşitliğine dayanan ve hatta karşılıklı yarar sağlayan işbirliği ve hatta kimi defa ulusal kimlik ve egemenliğin korunmasına yardım olarak gösterilerek, askeri, ekonomik ve kültürel alanlardaki etkinlikleriyle etki alanına dönme ya da onu genişletme yönünde Rusya’nın yoğum çabalarının bunalımların derinleşmesine ve keskinleşmesine neden olduğu ortadadır.”

Kaynak: Mid. Ru, Parlament. Bg.

 

Share

O yarışma aslında annemin hayaliydi

 Bu sezon “Tutsak” ile ekrandasınız. Projeniz hayırlı uğurlu olsun… Ekibe nasıl katıldığınızı anlatır mısınız?

– Çok teşekkürler… Ben ekibe dahil olduğumda çekimlere başlamışlardı. Ama ben her zaman kısmete inanan biri oldum. Nitekim önceki projemden ayrıldığım anda “Tutsak”tan haber geldi. Senaryonun ilk geldiği günü dün gibi hatırlıyorum. Nazlı’yı okur okumaz “Kesinlikle bu rol benim” dedim.

 Canlandırdığınız Nazlı karakterinizi sizden dinleyelim mi biraz?

– Nazlı mutlu bir çocukluk geçirmiş, mutlu zamanlar yaşamış bir genç kız.

 Ama şirketlerinde çalışan bir çocuğa aşık olduğunda bütün dengeler bozulmuş. Ailesi bu beraberliğe karşı çıkmış. Nazlı ise ailesini karşısına almak pahasına sevdiği adamla evlenmiş.

Ancak sevdiği adam şirketle ilgili bir karışıklıktan dolayı hiç suçu olmadığı halde cezaevine girmiş. Nazlı’nın ailesi istese bunu yapacak güce sahip olduğu halde suçsuzluğunu ispatlamasına yardım etmemiş, bu durum da Sertaç’ı ölüme sürüklemiş.

Nazlı onu hapisten çıkarabilmek için çırpınırken Sertaç intihar etmiş.

Nazlı’nın hikayesi bu noktada başlıyor. Çok acısı çeken bir kız olmasına rağmen çok da güçlü bir duruşu var. Acısını derinlerde yaşıyor ve ailesinden nefret ediyor. Bu nefreti annesi Leman ve abisi Kenan’a açıkça gösteriyor. Bir insanın sevdiği adamı başkaları yüzünden kaybetmesi büyük bir acı olsa gerek. Özellikle de buna ailen sebepse, yaşanan acı tarif edilemez…

HİÇBİR ZAMAN “BEN OLDUM, ŞİMDİ ÇOK İYİYİM” DİYEMEM

 16 yaşındayken “Annem” dizisiyle oyunculuğa başladınız. Aradan yaklaşık 11 yıl geçmiş. Bu sürede ne kadar yol aldınız sizce?

– Öncelikle işimi çok severek yaptığımı söyleyebilirim. Geçen yıllar içinde dikkat ettiğim tek bir şey vardı. Hep beni bir adım ileriye taşıyacak adımlar atmak.

Bu süreçte eğitimime de önem verdim. Konservatuarı kendimi geliştirmek, yeni şeyler öğrenebilmek amacıyla bitirdim. Tabii bu süreçte olmazsa olmazımız tiyatronun da havasını, kokusunu aldım.

Bu benim en büyük şansımdı. Hayatta hiçbir zaman “Oldum, şimdi çok iyiyim” diyemeyiz.

Bu benim fikrim tabii. Hayat her zaman öğretilerden ibaret, bunları değerlendirmek ve kendine katıp yola öyle devam etmek kişinin kendi tercihi.

 Siz Bulgaristan’da doğdunuz ama Türkiye’de büyüdünüz. Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

– Evet ben aslında Bulgaristan doğumluyum. Güzel bir çocukluğum oldu. Her küçük anı değerlendiren, kendi kendini mutlu edebilen bir çocuktum. Yanlarında çok mutlu olduğum için de hâlâ ailemle yaşıyorum, bugüne kadar onlardan hiç ayrılmadım. Onlarla yaşamak, setten geldiğimde ya da okuldan eve döndüğümde onlarla sohbet etmek hep huzur verdi bana…

Onlar benim en yakın arkadaşım, aynı zamanda bu hayatta beni ne olursa olsun yarı yolda bırakmayacak canlarım. Onları çok seviyorum. İyi ki varlar ve iyi ki desteklerini her zaman hissettiriyorlar.

O KADAR YEMEYE FORMUMU NASIL KORUYORUM BİLMEM

 Hayatınızda “Şu şöyle olmasaydı daha iyi olurdu” dediğiniz şeyler var mı?

– Hayır hiç öyle bir düşüncem yok. Sonuçta yaşadıklarım beni bugünlere getirdi. Her şey için “iyi ki” diyorum.

 Formunuzu nasıl koruyorsunuz? Spor yapıyor musunuz?

– Vakit buldukça pilatese gidiyorum. Köpeğim Alvin’le yürüyüş yapıyorum. Yemek yemeyi çok seviyorum aslında, formumu nasıl koruyorum ona ben de şaşırıyorum. Setten birine sorun, onlar anlatsın isterseniz (gülüyor)…

 Son zamanlarda sizi en mutlu eden olay ya da haber nedir?

– “Tutsak” gibi hem konusu hem oyuncu kadrosuyla sıcacık bir işin içinde bulunmak…

BEST MODEL’DAN ÖNCE 17 KİLO VERDİMKARŞILIĞI OLMALIYDI

 Kendinizin ve güzelliğinizin farkına varmaya ne zaman başladınız?

– Güzellik göreceli bir kavram. Kime göre, neye göre… Belki çok klişe gelecek ama hissettiğim, düşündüğüm tam olarak bu… Ben içim nasıl, yüreğim nasıl, hayattan neler öğrendim ve hangi noktaya geldim, hayatın güzelliklerini doya doya yaşayabiliyor muyum, ona bakıyorum.

 2011 yılında Best Model yarışmasında birinci oldunuz. Genelde insanlar modellik yarışmasını basamak olarak görür ama siz zaten oyunculuğa başlamıştınız. Neden kariyer yolunuzu çizmişken o yarışmaya katılmaya gerek duydunuz?

– Annemin hayalini gerçekleştirmek istedim. Yarışmaya girdiğimde derece alacağımı da biliyordum.

Çocukken çok kilolu bir dönemim oldu. Ve Best Model’e katılmadan önce tam 17 kilo verdim. Bu azmimin bir karşılığı olacaktı elbette (gülüyor)…

 Son olarak “Tutsak” izleyicilerine neler söylemek istersiniz?

– “Tutsak” izleyicilerini her hafta daha da heyecanlı bölümler bekliyor. Gece gündüz onlar için çalışıyor, desteklerini hissediyoruz.

Uzun süre onlarla olmak istiyoruz. Bizim hikayemiz gerçekten çok güzel ve dolu dolu.

Her karakterin kendi içinde derin bir hikayesi var. Takipte kalsınlar.

HIRS,SENİ SENDEN UZAKLAŞTIRIR

 Kariyerinizle ilgili hırslarınız, beklentileriniz var mı?

– Boş durmayı, boşa zaman geçirmeyi sevmem. Hedeflerim var ancak hiçbir zaman büyük hırslarım olmadı. Hırslar boyut değiştirir, başkalaştırır, başkalarının hayatlarını yaşamaya başlatır, açıkçası seni senden uzaklaştırır.
Ben bu yüzden kendi yolumdayım. Hayatı akışında yaşamayı seviyorum. Anda kalmak bana her zaman güzellikler getiriyor.

Share

AB nüfusunun yüzde 23.4’ü yoksulluk riski altında

BU durum, söz konusu kişilerin yoksulluk seviyesinin altında gelir, maddi açıdan ciddi olarak yoksunluk ve çok düşük iş yoğunluğuna sahip ailelerde yaşamak gibi 3 kriterden en az birini taşıdığı anlamına geliyor.

BULGARİSTAN’DA YÜZDE 40
Bulgaristan, Romanya ve Yunanistan’da nüfusun 3’te birinden fazlası geçen yıl yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında kaldı. Söz konusu oran, Bulgaristan’da yüzde 40, Romanya’da yüzde 38.8 ve Yunanistan’da yüzde 35.6 seviyesinde ölçüldü. Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski en düşük ülke ise yüzde 13.3’lük pay ile Çekya olurken, Çekya’yı yüzde 16.6 ile Finlandiya, yüzde 16.7 ile Danimarka ve yüzde 16.8 ile Hollanda izledi.
Yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında yaşayanların oranı Almanya’da yüzde 19.7, Fransa’da yüzde 18.2, İtalya’da yüzde 28.7, İspanya’da yüzde 27.9, Birleşik Krallık’ta yüzde 22.2 ve Belçika’da yüzde 20.7 düzeyinde gerçekleşti.

YÜZDE 7.5’İ İHTİYAÇLARINI KARŞILAYAMIYOR
Yoksulluk veya sosyal dışlanma riskini oluşturan 3 unsur ayrı ayrı ele alındığında, AB nüfusunun yüzde 17.2’si yoksulluk seviyesinin altında gelir seviyesine sahip bulunuyor. Maddi açıdan yoksunluk kriterine göre, nüfusun yüzde 7.5’i faturalarını ödeme, evlerini ısıtma veya bir haftalığına tatile çıkma gibi temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyor.
Küresel krizin patlak verdiği 2008’den sonra yükselişe geçen yoksulluk ya da sosyal dışlanma riski oranı son dönemde düşüş trendine girdi. 2009-2012 döneminde art arda 3 kez yaşanan artışın ardından yüzde 25’e ulaşan yoksulluk veya sosyal dışlanma riski taşıyan kişilerin oranı, AB’de geçen yıl 23.4’e kadar düşerek 2009’daki seviyenin 0.1 puan üzerinde gerçekleşti.

Share

Kızılay’ın belgesel filmleri Bulgaristan’dan ödülle döndü

Kızılay‘ın Suriye‘ye insani yardım operasyonu kapsamında hazırladığı belgesel filmler, Varna Film Festivali‘nde IFRC Özel Ödülü‘ne değer bulundu.

Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, Bulgar Kızılhaçı tarafından bu yıl 17’ncisi düzenlenen festivalde, savaşlar ve çatışmalar konusu işlendi.

Varna Festival Köyü’nde gerçekleştirilen festivalin jürisi, Türk yönetmen Armağan Pekkaya ile İtalyan yönetmen Beppe Cino, Bulgaristan Tıp Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Emanuela Mutafova, aktrist Yana Marinova, ve Moskova Sinema Akademisi Başkanı Pavel Vasev’den oluştu.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Kızılay Genel Başkanı Dr. Kerem Kınık, törende yaptığı konuşmada, dünyanın birçok coğrafyasında savaş ve göçlerden kaynaklanan insani dramlara değinerek, insani krizlerle mücadele için birleşen ellerin önemine dikkati çekti.

Kınık ayrıca “iyi eller” kavramı çerçevesinde insani yardım kurum ve çalışanlarını birlikte hareket etmeye ve dayanışmaya davet etti.

Uzun MetrajKısa Film, Belgesel ve Kızılay Kızılhaç Filmleri kategorilerinde 200’ün üzerinde filmin yarıştığı festivalde, Kızılay’ın hazırladığı belgesel filmler, festivalin en önemli ödülü olan IFRC Özel Ödülü’nü aldı.

Jüri üyesi yönetmen Pekkaya’nın Türkiye’deki mülteci kadınların hikayesini anlattığı “Mutfak” adlı belgeselin galası da festivalde yapıldı.

Share