Bulgarların Gözüyle 3 Mart -2-

Tarih: 05 Mart 2018

Konu:  3 Mart Milli Bayramı Bulgaristan halkını birleştirmiyor, parçalıyor.

Topraklarının yabancı bir devlet tarafından işgal edildiği günü Milli Bayram olarak kutlayan dünyadaki tek ülke Bulgaristan’dır.

Bulgaristan’da 3 Mart’ın yerine Milli Bayram günü olarak başka bir tarih gösterilmesi için ülkede çapında imza toplama kampanyası başladı. Yalnız 1 saat içinde 100bin vatandaş bu çağrıyı imzasıyla destekledi. Kampanya dış ülkelerde de yürütülecektir. Sen de destekle!

 

Bölüm 2

Hiçbir devlet Milli Bayramını başka bir devletle paylaşmaz.

Kurtarıldık mı yoksa borçlandırıldık mı?

Bir “kurtarıcı” para istemez.

 

FOTO: Aleksandır Yordanov, Bulgaristan eski meclis başkanı, diplomat.

3 Mart 1878’de San Stefano’da bir tek Bulgar yoktur.  Bu gerçek Rus sözde “kurtarıcıların” Bulgar manevi ve politik önderlerine olan yaklaşımını göstermeye yeter de artar.  Günümüzde Yeni Zellanda’nın Milli Bayramı olarak kutlanan Vaytanda Antlaşması imzalanırken bile, yerli Maori kavminden önderler hazır bulunmuştur. Küba ile Laos dışında bütün devletlerin Milli Bayramı, Bağımsızlık Günü ya da Egemenlik Günüdür. Sırpların Milli Bayramı Devrim Günüdür. Bizim de Nisan Ayaklanmamız var, fakat biz iç işlerimize başkalarının karıştığı güne daha büyük önem veriyoruz.  Bulgar yurtseverliği (patriot) başkalarına boyun eğmektir. Böylelikle Bulgarlar özüne hiçbir katkıda bulunmadıkları için onlara yer olmayan, milli kurtuluş doktrinimizi kendimiz reddetmiş oluyoruz. Rakovski, Botev ve Levski böyle düşünüyordu. Bugün biz, birisi Rusya imparatorluğu, öteki de Osmanlı imparatorluğu olmak üzere, iki dev gücün aralarında toprak için savaşırken, aralarında toprak paylaşımı ön “sözleşmesi” imzaladıkları günü Milli Bayram olarak kutluyoruz. Bulgar bağımsızlığının kapısı 1885’te Bulgar Prensliği ile Doğu Rumeli’nin birleşmesiyle açılmıştır.

Bu nedenledir ki, Bulgar bağımsızlığını, onun manevi önderleri, aydınlıkçıları, devrimcileri, politikacı ve devlet adamlarının yarattığı bir mükemmel heykel olarak görmek zorundayız. Bu anıtın temelinde yer alan Kurtuluş ve Birleşmedir. 22 Eylül 1908 günü ise, bağımsızlık ilan edildiği gün ise, temel üzerindeki figürdür. Bu anıtı yaratan, büyük yaratıcı Bulgaristan halkıdır. 4 yıl sonra başlatılan Balkan Savaşı’nda bu anıt yeni birleşmelerle daha da büyütülmeye çalışılmıştır. Bu işte başarılı olamadık, çünkü Birleşmede olduğu gibi bu defa da bize engel olan yine Rusya oldu.

Fakat biz yine 3 Mart 1878 tarihine dönelim. “Ön Sözleşme” nin San Stefano’da imzalanması için  3 Mart’ın seçilmesi tesadüf değildi. Bu olay, Rusya İmparatoru II. Aleksandır’a özel bir hediye olarak düşünülmüştü. Çünkü o 3 Mart 1855’te taç giymişti. Şu da var, yine o, 3 Mart 1861 tarihinde Rusya’da “toprak köleliğini” kaldıran Bildiri’yi (dek ret) imzalamıştı. Ne var ki, Rusya koşullarında toprak köleliğinin kaldırılması sürüncemede kaldığından dolayı, toprak köleliğinden kurtulmaya çalışan kimliksiz köylüler, 1917’de Bolşevik köleliğine düştüler ve toprak üzerinde özel mülkiyet sahibi olma haklarını yeniden kaybettiler. Şu akıllarda kalmalıdır: Çar II. Aleksandır’a  “kurtarıcı Çar” Bulgaristan’ı “kurtardığından” dolayı denmemiştir. O, Bulgaristan ve Bulgar halkı için şöyle düşünmüştür: Çalışarak Çarı da besleyen, boyun eymiş ve minnettar nüfusu olan, bağımlı ve kontrol altında bulunan küçük bir bölge oluşturmak. Bu gerçeği, Reichschad’da imzalanan gizli Anlaşmada açık olarak görebiliyoruz. Çar bu fikrini 1877–1878 savaşından önce Reichschtad’a kendisi beyan etmiştir. Bundan dolayıdır ki, 3 Mart tarihi 1980’de Sofya’da, kurtuluş günü olarak değil, II. Aleksandır’ın tahta çıktığı gün olarak anılmıştır. Bulgar Prensliği ile Doğu Rumeli’nin birleşmesinden sonra ise, 3 Mart Bulgaristan’ın Osmanlı egemenliğinden ayrıldığı tarih olarak kutlanmaya başlamıştır. Yine de Milli Bayram değildir. 9 Eylül 1944 tarihinden sonra ise “milliyetçi” ve hatta “şoven” bir gün ilan edilmiş ve anılmaz olmuştur. 9 Eylül 1944 devlet darbesi üzerinden 32 yıl  geçtikten sonra Bulgar komünistler tarihte 3 Mart gibi bir gün olduğunu hatırlamıştır. Yine de 3 Mart’ı Milli Bayram ilan etmemişlerdir. O zaman Milli Bayram olarak, 9 Eylül 1944 darbesi ve bir Bolşevik devlet darbesi olan, 7 Kasım 1917 tarihi kutlanıyordu. Halk, 8 Mart Emekçi Kadınlar gününü 3 Mart’tan daha fazla tutuyordu. 27 Şubat 1990 tarihli Devlet Konseyi’nin 236 sayılı Buyruğu ve 5 Mart 1990 tarihli 9. Halk Meclisi’nin bir Kararıyla 3 Mart “Bulgaristan’ın Osmanlı boyunduruğundan kurtuluş günü” olarak Milli Bayram ilan edildi. Bu olay, Bulgaristan’ın 7. Büyük Halk Meclisi’nin seçilmesinden 3 ay önce gerçekleşti.  1991’de Yeniz Anayasa’nın kabul edilmesiyle, İş Kanunun 154. maddesine 3 Mart günü Milli Bayram olarak işlendi.

Böylece Bulgar devleti 3 Martı Milli Bayram ilan ederken, ilk kez başka bir devletle paylaşmadı.

Minnettarlık

Kemikleri Koca Balkan taşlıklarında, Plevne ve Eski Zara’da kalan Rus toprak kölelerine Bulgar halkının minnettarlığı defalarca ifade edilmiştir. Aşırı minnettarlık insanı tiksindirir, anlamını yitirir ve hademelik doğurur. Şu büyük fikir Hristo Botev’e aittir:

“Halkımızın, onu diğer halklardan ayırt eden,  özgün bir yaşamı, özgün bir karakteri, özgün çehresi vardır. Ona bildiği gibi çalışma olanakları sağlayın ve sosyal yaşamın hangi bölümüne yöneleceğini kendiniz seyrediniz.”

Sözde ”kurtuluştan” hemen sonra Rusya imparatorluğu Bulgarların “halk olarak köklerinde olana” karşı çıkmıştır. Kam şık ve kırbaçla yürüttüğü güce dayanan egemenlik siyasetinin demokratik olmayan modelini uygulamayı denedi. Bilindiği üzere, Bulgar milli kurtuluş ülküsünün temelinde “öteki Avrupa halklarıyla” hak eşitli ilkesi yer alır.  “Radetski” gemisinin güvertesinden Ortodoks Rusya’da değil, Hıristiyan Avrupa’ya hitap etmişti. Bulgaristan’ın sözde “kurtarılmasından” sonra Rusya Bulgar halkına karşı ona tabii olan ve kendisine borçları olan biri gibi davrandı. Ancak işgalciler böyle davranır. Buna rağmen, Rus imparatorcuğuna hademelik etmeyi kabul etmeyen Bulgar siyaset adamları, sıradan Ruslara karşı saygılı olmuşlardır.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Bolşeviklerin son Rus İmparatoru II. Nikolay ve bütün ailesinin öldürmesinin ardından, rejimin zulmünden kaçan 35 bin Rus göçmeni Bulgaristan kabul etmiştir. Onların arasında 1877–1878 Balkan saldırısına katılmış olan Rus General ve subaylarının aileleri de vardı. Onlar bizde sıcak kabul görmüş, kendi okullarını, derneklerini, eğitim, kültür ve iktisat kuruluşlarını oluşturmuştur. Bulgar devleti kendilerine ciddi mali ve manevi destek vermiştir. 1877-1878 savaşına katılmış olanlara özel ayrıcalıklar tanınmış ve 1000 leva aylık emekli maaşı ödenmiştir. Bu para, o yıllarda bir Bulgar öğretmenini aldığı maaşın 2 katıdır.  Bu karara karşı koyan Bulgar komünistler olmuş ve onun “Sovyet Rusya’ya karşı bir kışkırtma” olduğunu iddia etmişlerdir. Bu maaşlar Kontes Olga Tolstoy, Varvara Gurko, Kont Leonid ve Kont İgnatiev’e vb de ödenmiştir.

1944 ylında, Kızıl Ordu Bulgaristan’ı işgal ettiğinde, komünistler Bulgarlarla birlikte, Rus sığınmacılara da zulüm etmiştir. Onlar, Sovyet iktidarı ve komünist Bulgar yönetimine düşman ilan edilmiştir. Onlar, Sovyet vatandaşlığı almaya zorlanırken hor görülmüştür. Bu, devlet yardımı almalarına şart koşulmuştur. Evlerinden ve yurtlarından kovulmuş, tüm yakınları katledilmiş ya da Sibirya sürgününde kalmış bu insanların “Sovyet vatandaşları almaya” zorlanması anlaşılır gibi değildi. Birçokları sakat, mağdur olan ve kendilerine Bulgar vatandaşlığı verilmiş olan bu Ruslar “Sovyet vatandaşlığını kabul etmeye” zorlandı. 1944 yluna kadar, Bulgar devleti Rus-Osmanlı savaşına katılan Rus gazilere 200 milyon leva yardım dağıttı. 1945 -1951 yılları arasında “Sovyet vatandaşlığını kabul edenlere” ek olarak 132 milyon leva verildi, 12 milyon leva da Sofya’daki “Hz. Nikolay” Ortodoks kilisesinin onarımına harcandı. Başka bir değişle Bulgaristan bu Rus vatandaşlarına hayrı esirgememiştir. Günümüzde bu minnettarlık ifadesine devam etmenin tek anlamı sözde “kurtarıcıların” torunlarını katledenlere minnettar olduğumuzu ifade ettiğimiz anlamına gelir.Bunun ahlaklı ve onurlu yanı yoktur. Hizmetçiliğin anlamı, minnettarlık olamaz.  Eşit haklı ilişkilere dayanan milli şereftir minnettarlık ifadesi.

Borçlar

 II.Aleksandır Bulgaristan borçları konusunda ısrarcı değildi. Onun sağlığında Bulgar Prensliği topraklarında bulunan 50 bin Rus işgal gücüne bakıyordu. Bulgar Prensliğinin kendi ordusu olmadığından, yabancı ordu besliyordu. Yazar Simeon Radev’ın kaydettiği üzere, imparator “Bulgar bakanlarının borçları kendilerinin anımsamasını bekledi.” 14 Mart 1881’de vefat etmesinden hemen sonra, yeni imparator III. Aleksandır 10 618 250 Ruble (10 milyon altı yüz on sekiz bin iki yüz elli) ve 40 (kırk) kopek borcu hemen ister. O zamanın Ruble altın paritesi hesaplarına göre, bu para 32.5 ton altına (otuz iki ton beş yüz kilogram)  ya da 53 milyon altın Frank’a eş değerdir.

10 Ocak 1884 tarihinde yayınlanan Bulgar Prensi I.Aleksandır’ın 144 n.o’lu Buyruğu ile “Rus imparatorunun askerleri tarafından Prensliği işgal edilmesi masraflarının” Rusya’ya ödenmesine ilişkin 1883’te imzalanan anlaşmanın onaylanması emredilmiştir.  Bu borcun parçalar halinde ödenmesi önerilmiştir. 1883 – 1885 yılları arasında ödemeler muntazam yapılmıştır. 1886’da Bulgar Prensliği ile Rusya arasındaki ilişkiler kötüleşmiştir. Nedeni, Rusya’nın Prenslik ile Doğu Rumeli’nin birleşmesidir. İşgal borcunun ödenmesi durdurulmuştur. Öyle ama Rusya hiç gecikmeden Doğu Rumeli’nin Rus orduları tarafından işgal edilmesi masrafları da 10 613 250 Ruble ve 43.5 kopek (on milyon altı yüz on üç bin iki yüz elli Ruble ve kırk üç buçuk kopek) olarak Bulgar Prensliğine yüklenmiştir.

 

O yıllarda kâğıt ruble paraların değeri çok yüksektir. Rusya devlet memurlarının maaşı birkaç rubledir. 1 Rubleye hayvan pazarından 1 inek alınabilir.  Bu borca göre, Bulgaristan halkının Rus “kardeş kurtarıcılara” 11 milyon iribaş hayvan vermesi gerekiyordu.

Şu iyi bilinmelidir:

“Kurtarıcı” olarak böbürlenenler “para” isteyemez.

“Kurtarıcılık” bir kardeşliktir, yüksek maneviyatlı, karşılıksız ve asılana bir iştir. Para karşılığı yapılmaz. Borçlandırmak zorlamak anlamındadır.

Birleşme’den sonra, 1877 – 1878 Savaşından kaynaklanan ve toplamı 82 milyon altın Fransk yada yaklaşık 50 ton altın olan, Osmanlı imparatorluğunun Rusya’ya olan borcunu da üslenmek zorunda kaldık. Böylece Bulgaristan’a Osmanlı’dan ayrılmak gerçekten altın değerinde olmuştur.

Bu zorlamayı 1944’ten sonra ikinci defa Sovyetler Birliği SB) isteklerinde de yaşadık. SB’de bize işgal ordusunu besletti, Bulgaristan altın yedeğine de el koydu.  Daha kötü olan ise, ülkemizin ekonomik ve politik sistemini değiştirdi. Bu bir kara kaderdir.

Biz Rusya’ya olan borcumuzu çoktan ödedik.  Bu vesileyle Bulgaristan halkına 1944’te yapılan kötülüklerden ötürü, SSCB’nin devamcıları olan bugünkü Rusya Federasyonu yöneticilerinin Bulgar devleti ve halkından özür dilemeleri iyi olur.

Bu konuda halktan insanların düşündükleri.

Rus imparatorluğunun izlediği politikalar yalnız bilinen şahsiyetler tarafından değil sıradan insanlarca da devamlı izlenmiştir. “Kurtarıcımız” ve “Slavlığın koruyucusu” gibi Rus masalları genç Bulgar devletinin yaşayışına daha ilk zamanlarda Rusların müdahalesi olarak kabul edilmiştir. Bu masallar bugün de etrafta dolaşıyor. Daha 1914 yılında “Bulgaristan ve Rusya’nın Entrikaları” başlıklı bir kitaptan seçmeler aldım. Kendisini “geniş sosyalist” olarak tanıtan İvan Runevski şunları yazıyor: “.. biz, günümüz despotik Rusya’sına bağlı bir geleceği, karanlık hayal edebiliyoruz. Biz aramızdaki dev buz dağlarından korkuyoruz. Onlar Rus halkının en büyük evlatlarını birçok halkı boğazlamış ve yok etmiştir.”

“Slav Derneği” üyesi av. Milan G. Markov şu satırları büyük bir endişe içinde paylaşıyor: “ Bizim amansız ve dehşet saçan düşmanımızdır Rusya, Slav fikri için de dehşet uyandırandır. Dünyadaki Ruslar şunu iyi bilmelidirler ki, biz onlar için ya da onlarda birlikte savaşmayacağız, çünkü onlar Slavları köleleştirme için, onlara karşı direnmiyor. Bizim tüfeklerimizin Ruslara karşı ateş etmediği bir yalandır, yalan propagandadır.

Bu sözlerin yazılmasından bir yıl sonra Bulgarlar ve Ruslar savaş çizgisinin yine 2 tarafından yer alacaktır. Bulgarlar topraklarını savunacak, Ruslar ise yine Boğazları ele geçirmek için ve daha da Bulgar toprağına el atmak isteyen Sırpların yanında olacaklardır. Markov’a göre, “kurtuluş” kötüye kullanılmamalıdır, çünkü o Ruslara Bulgarları ezme ve boğazlarını sıkma hakkı vermiyor. Ve örnek olarak o, Müttefikler arası savaştan sonra imzalanan Bükreş Antlaşmasını “boğazımızı sıkma” örneği olarak öne çıkarıyor.  O zaman “kurtarıcımız” tarafından kışkırtılan talancı Balkan müttefiklerimiz Bulgaristan’a karşı birleştiler. Bu nedenle olacak,Markov bu konuları işleyen sahte Rus bilim adamlarına şu sözlerle hitapta bulunuyor:

“Bulgaristan’daki Rus ajanlarının size bildirdiği gibi zayıf ve çaresiz değildir Bulgar halkı. Onlar gaflet içinde olan ve artık halk arasında nüfus sahibi olmayanlardır ve sizin güven ve sabrınızı kötüye kullanıyorlar. Bu yanılgı normal Rus-Bulgar ilişkilerine zarar veriyor. “

“Slavların Birleşmesi” konusu üzerinde Asen Konstantinov ise şu fikirleri yürütüyor.

“Halkın yaşamsal çıkarları ve Bulgaristan’ın var olması söz konusu olduğunda, bu ülkede yaşayanların hepsi birleşmek zorundayız Slavlık, milli davamız için zararlıdır. Bu yanılgıdan artık kurtulalım ve bir “yalan” olduğunu herkese duyuralım.”

Sonunda şunları vurgulamak istiyorum. 3 Mart günü, askeri gösterilere, selam alıp vermeye, kucaklaşmaya değil, derin derin düşünmeye ihtiyacımız var. Feci milli kaderimiz, Bulgar tarihindeki yalanlar ve doğrular, yanlışlıklarımız, onurlu ve onursuz tarihimiz üstüne kıyasıya tartışmamız gerekiyor. Sonunda bugün ve yarınlarımız için doğru sonuçlar çıkarmalıyız.

Son.

 

Faktor.bg sitesinden Raziye Çakır tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiştir.

 

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir