Bulgaristan’da, günümüze ulaşan 500 Osmanlı eseri mevcut

bayraktar Emine BAYRAKTAROVA

Bulgaristan Başmüftülüğü’nün düzenlediği “Dini ve Kültürel Mirasın Korunması” adlı konferansta konuşan Dr. Emine Bayraktarova, Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’da 15 bin 846 adet mimari yapı inşa ettiğini aktardı. Sofya’daki İslam Enstitüsü öğretim görevlisi olan Bayraktarova, Ekrem Hakkı Ayverdi’nin tespitlerine göre;

Bulgaristan’da İslami mimari eserlerin sayısının 3 bin 399 adet olduğuna değindi. Bayraktarova, “1980’li yıllarda, günümüze 80-150 arası eser ulaştığı tahmin ediliyordu, fakat 2001-2004 yılları döneminde yapılan incelemelerde Bulgaristan’da 518 Osmanlı eserinin ayakta olduğu tespit edildi.” diye konuştu. Ayverdiye’ye göre, 1879 yılına kadar Bulgaristan’da 2 bin 356 adet cami-mescit, 142 medrese, 273 mektep, 174 tekke-zaviye, 42 imaret, 116 han, 113 hamam-ılıca-kaplıca, 27 türbe, 24 köprü, 16 kervansaray, 74 çeşme, saat kuleleri, hastaneler, bedestenler, kütüphaneler ve çeşitli sanat eserleri bulunduğu tespit edilmiştir.
Konferansta Sofya Üniver­si­te­si’nde Arap Dili Öğretim Görevlisi olan Dr. Galina Evstatieva, İslam sanatının bölgesel stil özellikleri ile alakalı konuşmasında, İslam sanatının Müslümanların estetik anlayışından ileri geldiğini ve Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.s) “Allah güzeldir, güzeli sever” Hadis-i Şerifi’nden hareket ederek geliştiğini kaydetti. İslam’ın geniş bir coğrafyaya yayıldığı için tek tip bir mabet şekli beklemenin düşünülmez olduğunu ifade eden Evstatieva, “Kurtuba’daki cami ile Delhi’deki camii bir tutamazsınız. İslam’ın genişlemesiyle birlikte yerel halkın estetik anlayışı cami yapımına yansıyor.” diye konuştu. Müslümanların kullandığı süsleme sanatları arasında kuşkusuz en zarif olanının kaligrafi sanatı olduğunu savunan Evstatieva, canlıyı resmetmemek şartının İslam’da kaligrafiyi (hat sanatı) çok ileri dereceye taşıdığını kaydetti.

İslam kültürü uzmanı, “Hat sanatı, manevi dünyanın bir parçası kabul edilmektedir. Hat sanatı sayesinde Allah’ın kelamıyla, yine Allah’ın yarattıkları tasvir ediliyor.” ifadesini kullandı.
İslamda tek tip bir cami anlayışı olmadığının altını çizen Evstatieva, camilerin bölgeye göre farklılık arzettiğini, fakat zaruri mimari unsurların korunduğunu aktardı. Müslümanların cami prototipi Mescid-i Nebevi olduğunu aktaran Evsttatieva, “Dinde cami prototipi Muhammed (s.a.s)’in Yesrib’e ( Medine) geldiğinde yapılan Peygamber camiidir. Bu sade yapının sütunları hurma kütüklerinden, çatısı hurma dallarından yapılmış, duvarları ise taşlarla örülmüştü. Peygamber, minber olmadığından Cuma hutbelerini bir ağaç kütüğünün üstünde gerçekleştiriyordu.

İşte bu cami, her camide olması gereken zaruri unsurları ortaya koyuyordu. Bunlar ibadet yeri olan sahn, avul içi haram, mihrap ve minberdir.” sözlerine yer verdi. İslam sanatı uzmanı, “Bu ilk sade yapıda minare yoktu. Bilal Habeşi, yüksek bir yere çıkarak ezan okuyordu. Esas minare yapımı ise 8’inci yüzyıldan itibaren geliştirildi, çünkü mescit genişletilmeye başlanınca ezan her tarftan duyulmaz oldu. Dolayısıyla zaruri unsurlar kullanılark dünyanın dört bir tarafında Müslümanlar kendi kültür farklılıklarına göre farklı camiler yapmışlardır.

Mesela Samokov’da Bayrakli Camii’de gaytanlı kemerler göze çarpmaktadır.” dedi. Genel olarak 5 cami tipinden söz eden Evstatieva, sütün tipi camiler (Şam’da Büyük Cami), kubbe tipi camiler (Süleymaniye Camii), ayvan tipi camiler (Orta Aysa), üçlü kubbeli camiler (Hindistan) ve Çin camilerini misal gösterdi.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir