BSP, DPS Ve Dosyalar

Şakir ARSLANTAŞ

Çok uzayan ama içinde bir şey çıkmayan DOSYALAR VE DOSYASIZLAR konusunu bir nebze daha eşelemek istiyorum. Aylardan Mart 2014. Dosyalar lahana olsaydı, artık turşu bozulurdu.  Bizde dosyalar yaz sıcağında çiği seme gibi. Okuyanı serinletiyor, ama toprağa faydası yok. BSP ve HÖH / DPS kadrosundan dosyan var diye içeri atılan oldu mu? Yok hatta kimilerine saray, diğerlerine koruma verdiler.

Burada özellikle vurgulamak istediğim bir nokta var:Artık inanıyorum ki, henüz gizli tutulan ve açılmamış olan gizli servis “DC” dosyalarının hepsi de açılsa, yine de bir şey hem bir şey olmayacak, hem de bir şey anlaşılmayacak, çünkü Bulgaristan Halk Cumhuriyetini (BHC) yöneten politik erk, “DC” değildi. Bulgaristan Komünist Partisiydi yani (BKP). Bundan dolayı, gerçek dosyalar “DC” arşivinde değil, BKP Merkez Komitesi arşivinde aranmalıydı.  Şimdiye kadar açılıp okunan “DC” dosyalarından çıkan büyük “gerçek” nedir? Bir ihbarcı başka bir fesatçıdan, başka bir hainin Todor Jivkov’a karşı konuştuğu, başka birinin Türkiye’yi ya da Federal Almanya’yı düşündüğünü” işitmiş olmasıdır. Kuşkusuz zamanlar öyleydi, sınırdan geçip Yunanistan’a oradan da Amerika’ya kaçanlar kahramandı.

Türkiye çok kötü olduğundan devlet İstanbul’u düşünmemizi istemiyordu. Kısacası

“Soğuk Savaş” dönemiydi. İç İşleri Bakanlığı,  BKP’nin iç ve dış düşmana karşı aldığı politik tavrı gerçekleştiren önemli bir organdı. Düşmanı iç ve dış olarak ikiye ayıran “DC” de gizli bir servisti. Kuş yuvasını, insan vatanını savunur. Arı kovana sokulanı mutlaka sokar.

Açılması gereken şöyle bir durum var. Bulgaristan’da 1944’ten sonra en az 200 bin Bulgar toplama kamplarında ve sürgündeydi. Köyler, bölgeler boşaltıldı. Çok insan hapis yattı.  Yakınlarını yitirenler bugün de sinir küpüdür. Ayrıca bunların % 10’nu Türk ve Pomak’tır. Burada sözü edilenler politik olaylardır. Adli işler için polise alınan ne kadar kişi politik polis tarafından kullanıldı. Yurtseverlikle insan düşmanlığı birbirine karıştırıldı. Bu gerçekler bilindiği için, geçen hafta Hak ve Özgürlükler Partisi meclis grubu ile GERP partisi meclis grubu, BSP “sosyalistlerinin “Komünizm Döneminde İşlenen Suçlarının Af Edilip Unutulması” yasa önerisine “HAYIR” oyu vermekte haklıydı. Babası öldürülen bir kişi babasının neden öldürüldüğünü unutabilir mi! Evinden köyünden kovulanlar, neden evsiz barksız, köysüz ve Vatansız kaldıklarını nasıl unutsunlar? BHC tarihinde okunması, asla unutulmaması ve ders çıkarılması gereken en büyük dosya KOMÜNİZM SUÇLARI yani politik rejim ve totaliter devlet suçları dosyasıdır. 25 yıldan beri en ince elekte elenmesi gereken dosya buydu. Bu, BKP’nin ülkeyi, devleti ve halkı yönetirken işlediği suç dosyasıdır ve mutlaka ayıklanmalıdır. Bu yapılmadan adı sosyalist olsa da, BSP sağ politika izlemeye devam edecektir, sermayesi olmadığı içinde ebediyen yerinde sayacaktır. Kuşkusuz bu konuda başka dostluk yapacak kimseciği bulamadığından HÖH / DPS partisini de keşkek kazanı gibi kaynatacaktır. Evet, dosyalar açılınca, şişenin içinden gaz çıktı, ama şeytan içinde açmış gözlerini sana bana bakmaya devam ediyor.

Olan budur. İhbarcı Ahmet’in, Müzevir İvan’ın, hain Mitko’nun ya da fesatçı Lütfü’nün veya kıskanç Önal’ın dosyasını açtık da ne oldu,  açmasaydık ne olacaktı. Değişen bir şey yok. Hatta dosyaları açılınca kendilerini “adam” saydılar ve milletvekili oldular. Halkımıza karşı aynı tavırı takınmaya devam ettiler. Şunu unutmayalım, BKP MK Sekreterliğinin özel bir kararı vardı. BKP MK Sekreterliğinin özel izni olmadan gizli servis “DC” komünist partisi üyelerinden ajan yapamazdı. Önal Lütfü, Lütfü Mestan, Ahmet Doğan, Kasim Dal, Osman Oktay, Güner Tahir çok değişik nedenlerden ötürü BKP’ne üye alınmamıştır. Bunların hiç biri parti üyesi değildi. Hatta Ahmet Doğan gibiler sabıkalıdır.

Sekreterlikten özel izin olmadan ajan tavlamak, karton açmak, yaz da götüreyim oyunları yoktu. Bu yüzden BKP’nin 1950 – 1960 suçları bakımından değil ama Türkler arasından “ajan” tavlama ve çalıştırma konusuna çok dikkatli yanaşmamız gerekir.  Hatta bugün Sofya’da “ben DC subayıyım diye böbürlenen Mümün Tahir” de BKP üyesi değildir. Bu iki olayı birbirinden ayırmadan dosya işini iyi anlamamızın yolu yoktur. Bir bakıma “DC” ajanlığı yalnız devlete değil, bir de partiye yaranma tahtası olmuştur.

Bugünkü duruma bir göz atalım:

Sofya Meclisi, kamuoyu, basını ve elektronik medyası 2 aydan beri HÖH / DPS’nin yüz karası etkinlikleriyle meşgul oluyor. HÖH / DPS Blagoevgrat İli Gırmen Belediyesi milletvekili Ahmet Başev ile Şumen milletvekili Emin Emin ana babaların ve halkın çok sevip saydığı öğretmen ve okul müdürlerini GERB partisine göz kırpıyorlar diye işten atıyor. Ribnevo köy okulunda öğrenci ve öğretmenler halkın desteğiyle grev yaptı.

GERB partisinden oldukları düşünülen 7-8 öğretmenin işine son veriliyor. Politik sebeplerle baskı yapmak işten atmak, hem faşizm, hem komünizm hem de demokraside suçtur. Ahmet Başev ile Emin Emin “DC” yani yeni adıyla DANS ajanı mıdır. İnanmıyorum, çünkü milletvekillerinin ajan olup olmadıkları seçimden önce açıklanıyor. Ama bugün HÖH / DPS’li olmak, eskiden BKP’li olmak gibi,  feodal gibi hareket etmeye, biçip kesmeye, halkımıza kan kusturmaya yetip artıyor. Bu sahnelere Lütfü Mestan neden sağır ve kör kalıyor,  dersiniz? Çünkü bunlardan hiç birinin kafasında ne adıl, ne merhamet, ne anlayış, ne Türklük, ne de Bulgarlık var. Bunlar bu dünyaya öküz gelmiş öküz gidecekler. Bir düşünelim. İşten atılanlardan biri Venets  “N.Y. Vapsarov okul müdiresi Sevinç Kırcalieva.  Türk filolojisi bitirmiş, pedagoji öğrenimli, üstelik bu işin doktorasını yapmış ve köyünde okul müdireliği yapıyor. Okulda bütün öğrencilere bedava öğle yemeği örgütlemiş, kültürel faaliyetler geliştirmiş, çocukların dünyası açılmış, Türkçe yeni ders kitapları sağlanmış. Hitrino belediye okulu müdürü Allatin Salı, Byala Reka köyü okul müdürü İdris Gerçekov ve daha 12 yüksek öğrenimli öğretmenin işine son verildiği haberi yayıldı.

“Şumenska Zarya” gazetesi, HÖH DPS ve BSP partilerinin Belediye görevlileri ve okullarda GERB’e kanı kaynayan kadroların hepsini politik nedenlerle işten atıldığını yazıyor. Buna hiçbir kimsenin hakkı yoktur. Aydınlara baskı tamamen haksızdır ve hemen durdurulmalıdır. Yüksek başarı elde eden öğretmenlerin baskı altına alınmasına devlet de seyirci kalamaz.

Al sen şimdi bu kadroyu at yola, çamurun içine. Neden “o istediğimi yaparım” dedirtmek için. Utanıyorum. Ah Ahmet, ah! Sen bu günahları ödeyemezsin.  En zırhlının en zırhlı korumalarıyla da korunsan Allahın hakkı bulur seni…Bu gidişle AB seçimlerinde aldığın oylar sandığın dibini kapatmaz.

Şimdi bu Hamid Hamid deyelim ki, DANS ajanı değil, zaten böyle kişisel hesaplaşma peşinde olan birini politik polis ajan yapmaz, önemi olan HÖH / DPS milletvekili olmasıdır. Yanlışlık da buradan başlıyor. Vatandaşı birbirine düşürmek suçtur. HÖH / DPS, BKP yöntemleriyle, feodaller gibi yönetme hevesinden hemen vazgeçmelidir.

Gözle görülen bir gerçek var, zamanlar değişti, Batı Rodoplar’da Deliorman’da şu dönemde, özellikle 2014 başından beri HÖH partisine karşı mukavemet gelişiyor. Bu direniş yerli “feodallere” karşı güç kazanıyor. HÖH yönetimi hele eğittim işlerinde halkımızı sindirmeye ve korku içinde yaşatmaya büyük önem veriyor.

Görüldüğü üzere, bugün de Bulgaristan’da polis var, gizli polis var, yüzde yüz muhbirler de vardır, ama son söz politik partilerin elindedir. Öğretmen dosyalarını elinde tutan “gizli polis değil, politik partilerdir. Eski hamam eski tas, Venets köyünde okul müdiresi Kırcalieva’ya karşı köylü kadınlara yalan yanlış ithamlarla ihbar mektubu imzalatıldığı ortaya çıktı. HÖH ne zamandan beri Gestapo gibi çalışmaya başladı? Batı Rodoplar’da ve Delirman’da devam eden öğretmen ve okul müdürü kıyımı polis talimatıyla değil, HÖH – DPS ve BSP koordineli ihanetiyle güç topluyor. Bunların içi değişmedi. Milletvekili de olsalar gammazcılıktan, fesatçılıktan halk hainliğinde vazgeçemediler.

Düne kadar hiç birinin cebinde sigara parası olmayan bu yeni “kahramanların”  kuvveti nereye kadar yeter ki? Hepsi muhbir olsa değişen ne olur? Almanya’da deyyusun deyyusu Hitler bile Yahudilerin hepsini öldüremedi.

Söylemek istediğim şudur: Biz bir piliçten deve kuşu yumurtası beklersek yanılırız. Ruhsuz adamlar ömür boyu küçük kalır. Bulgar basınına bakıyorum da, dosyalar, bir şeyler çıkmasını bekleyenlerin önüne “şu samanı karıştırın” niyetiyle atılmadı mı? Tabii, ben, ara sıra da olsa kendime “Asıl dosyalar bunlar mıdır? Yoksa bu işin içinde de mi iş var?” gibi sorular da sormaya başladım. Olsa ne olur!

Şöyle bir şey de var 1970’li yıllarda Bulgaristan’da POMAK muhalefeti vardı.

1980’lerin ortasından sonra Bulgaristan’da TÜRKLERİN muhalefeti ve direnişleri gelişti.

Ne 1970’lerde, ne de 1980’lerde İvan Kostov, Vladimir Kostov gibi Batı’ya iltica edenler ciddi bir muhalefet ateşi yakamadı. Ne de, tarihsel olarak daha da geriye gidersek, 1956’da T. Jivkov’a başkaldıran ordulu “Gruev Grubu” halkı hareketlendirebildi.

Muhalefet hareketini başlıca Pomaklara, Türklere yani etnik baskıya ve devlet terörüyle gerçekleştirilen “soya dönüş” saçmalığına bağladık. Fakat bir de, iç etkenlerle yan yana, bizde iki dış etmen de susarak muhalefet edenler katmanı yaratmıştı. 1960 Macaristan ve 1968 ‘de Varşova Paktı orduları Prag’ işgal etti. Çekoslovakya’nın istilası bizde de korku kadar, tepki yaratmıştı.

Yani İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bizde belli başlı muhalefet olmadı. Daha sonraları 1989’da “Ekoglastnos” adıyla ünlenen YEŞİLLER HAREKETİ Rusçuk gösterilerinde ve Sofya’da “Kristal Park” eyleminde ilk kez polisle, gizli polis “DC” ve BKP MK ile yüz yüze geldi. Tabi sopalar, coplar oynadı, tutuklananlar oldu.

Vurgulamak istediğim 50’li ve 60’lı yılların terörüyle beli kırılan ve tamamen sindirilen Bulgar muhalefeti bildiri bile dağıtamıyordu. Daha da derine inersek, 1990’da Demokratik Güçler Birliği (CDC) oylarıyla ilk demokratik Cumhurbaşkanı seçilen Jelü Jelev’ın 1970’lerin ikinci yarısında kaleme aldığı felsefi tezinde öne sürdüğü “Lenin’in madde tanımında eksikler var” fikri büyük bir cesaret ürünüydü ama bu tezin derin anlamı halk tarafından anlaşılamamıştı. Hatta halk ne olduğunu işitmedi bile. Halk, Jelev’in Türkiye’de de yayımlanan “Faşizm” eserinde, “Totaliter rejim yapısı ile Alman faşizminin devlet yapısı birbirini aratıyor.,” dediğinde, onun bu cesaretine parmak ısıranlar oldu, fakat yine de “sosyalist demokrasi”, “gelişmiş sosyalist demokrasi” gibi laf ebeliklerinin içinde neyin ne olduğunu ve neyin değişmesi gerektiğini pek anlayan yoktu. En basit bir ifadeyle sosyalizmi kapitalizmden daha ileri ve daha demokratik bir toplum düzeni kabul edenler, ki bunu böyle algılayan kalabalık çok büyüktü ve yatalak bir hastanın yalnız hap içerek iyileşmeyi beklediği gibi bu “gerçekleri” hap şeklinde idrak edenler, düşünmeyi istemediği gibi, düşünerek bir şeylerin yapılabileceğine de inanmak istemiyordu.

Bu bakıma, ezici çoğunluk ne olduğunu anlayana kadar,  1989’da YUVARLAK MASA toplandığında, etrafına koyacak adam yoktu. Herkes birbiri hakkında bir şeyler söylemiş, bütün çamaşırlar kirliydi ve önce çamaşırhaneye götürülmesi gerekiyordu. İşte böyle bir ortamda ve 10 Kasım 1989’da BKP’nin de kendini lav etmesiyle, sahneye yeni çıkan oyunculardan bazılarının “dosyalarının” birazdan biraza ayıklanması gerekti. İşin içinde bir de şöyle bir gerçek var işte. Yuvarlak masada muhalefet güçlerinin oturacağı sandalyelerde komünist olmaması gerekirdi. Ama komünistlerin arasında “DC” dosyası olmayanlar vardı.

BKP içinde de muhalefet vardı. BKP gizli servisi “DC”ye partili “ajan” kullanma hakkı tanımadığından, “ALTINCI ŞUBE” denen BKP MK’ ne bağlı gizli polis teşkilatı kurulmuştu. Bu teşkilatın dosyaları “DC” dosyalarına karışmadı. Onlar BKP MK’deydi. MK binası yakıldı. Dosyalar yandı ve iş bitti.  Ve işte böyle bir ortamda YUVARLAK MASA toplanırken şöyle bir fısıldı çıktı. Muhalefet olmayan Bulgaristan’da muhalefet hangi güçlerle oluşturulacaktı. Örneğin, 518 “Belene” kamp mağduru, o kadar hapisçi, o kadar sürgün, o kadar dövülen ve ezilen varken, Yuvarlak Masa’nın etrafına Bulgaristan Türkleri ve Müslümanlar adına bir tek Baş Müftü Nedim Gencev çıktı. Damızlık için bir Pomak yoktu. Bir Çingene yoktu.  Oysa külahlı N. Gençev gizli servisten subaydı. Muhalif falan değildi. Daha sonra Demokratik Güçler Birliği (CDC) ve Güçlü Bulgaristan Hareketi (DCB) Başkanı ve Başbakan olan İvan Kostov, önce Ukrayna’da, sonra Moskova’da okumuş ve komünist düşünü tarzının temellerini oluşturan EKONOMİ POLİTİK dersinden üniversite hocasıydı.  Önce yuvarlak masanın BKP’li “demokratlar” tarafına oturdu ve birkaç gün sonra yeni demokratlar tarafında boş sandalye bulunca hemen oraya atladı. Demek istediğim, “demokrasi liderleri” Bulgar sosyal kalıtı içinden cımbızla çekilip, yıkanıp kurutulurken “dosyaları” da gözden geçirildi ya da tamamen rafa kaldırıldı. O zaman istihbarat ve aksi istihbarata çalışanların hepsinin hain olduğuna da inanmıyorum.

Bu nokrada, şöyle bir soruya yanıt aramalıyız. Yukarıda sözü edilen  Bulgaristan iç muhalefetini incelerken,  o yıllardaki durumu isabetli algılayabilmek için, birkaç yıl önce, 50 yıllık bir aradan sonra gelip Bulgaristan’a Başbakan olan Sakskoburgotski’nin, babası olan Çar III. Boris’in 1944’ten önce ülkemizde kaç kişiyi tutuklattığı, öldürttüğü gibi olaylara da bakmamız gerekir. Ne yazık ki, ne II. Boris zamanında, ne de sosyalizm zamanında tutuklanan, sürgün edilen, hapis edilenlerin toplam kaç yıl içerde kaldığı hesaplanmadı,  kurşuna dizilerek öldürülenlerin bile tam olarak sayısı açıklanmadı. Bu konu ne mecliste açıldı ne de ders kitaplarına alındı.

Bir de, son zamanda hepimiz,  gece gündüz “demokrasiden” dem vururken, 50 yıl memleketini görmemiş bir kişiyi, İspanya’da balona bindirip, Sofya’da Başbakanlık koltuğuna oturtan güce hayranlık duymamak elde değil. Acaba dosyaları çöp ilan edip sokağa atan, ama aynı yıllarda ölüp kalanların hesabını bile yaptırmayan güç aynı güç mü?

Başka bir özellik de şu: Bulgaristan’da dosyaları açılanlar yanlış tanıtıldı. Önce “casusluk” ile “muhbirlik” birbirinden ayrılacaktı. Önce şu iyi bilinmeli ki, “DC” “muhbirleri” poliste adli suç dosyası olanlar arasından seçiliyordu. Yani tabanları sosyal bataklıktı. Bir iktidar partisi olan BKP parti saflarından gizli polis seçilmesini yasakladığında, hain muhbirlerin dışarıdan seçilmeleri gerekiyordu. Bunlar boş sözler değildir. 1989’da BKP iktidardan düştüğünde, bütün sanayi işletmelerinin, okulların, üniversitelerin vb. “gizli servisten” adam vardı. Öyle bile olduğu halde, yönetim kadrolarının seçiminde son söz partideydi. Ve herkes bilir ki, bugün de Bulgaristan’da hem partiler ve hem de gizli servis çalışır ve değişen hiçbir şey yoktur, çünkü kadro işlerinde son söz iktidarda olan partinindir. Demokratik bir toplumda bunun böyle olmaması gerekir, işine bakan müdireye S. Kırcalieva’yı işten atmak adaletsizliktir, ama hırsını yenemeyen HÖH milletvekili ne yapsın?

Kuralları anlaşılamayan bir toplumda yaşamaya devam ederken, biz yaza yaza, siz de okuya okuya hem birbirimizi tanıyacağız, hem de doğru ile yanlış olanı birbirinden ayıracağız.

Devam edecek.

 

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir