Boynumuzdaki Tasma

neriman1Neriman ERALP KALYONCUOĞLU

Konu:   Hayatı Masallardan Öğren.

24 Nisanda Hak ve Özgürlük Hareketi (HÖH-DPS) partisi, ilk göz ağırımız 9. Olağan kurultay topluyor. Sofya’da  Milli Kültür Evi’nde yapılacak.  Bu defa hazırlıkla pek sesiz, ortalıkta çıt yok, hiç bir konuda uyum sağlayamayan ve üçü de Başkan olma hevesine yenik düşen Mustafa Karadayı, Çetin Kazak ve  Ruşen Riza birer rapor yazmışlar ve “saraya” sunmuşlar. Hangisinin okunacağına yoksa 3 rapordan yeni bir ekspoze mi çıkarılacağına henüz karar verilmemiş. Güvenilir kaynaklardan aldığımız haberlere göre, üç “liderden” üçü de boyunlarındaki tasmayı hissetmeye başlamış. Hiç biri başına buyruk, özgürce hareket edemiyor. Saray bekçiliğine, ağa uşaklığına alışabilmek için elinden geldiğince gayret ediyorlar. Partinin her gün biraz daha dağılması sonucunda dönüşü olmayan çöküş de baş belalarının en büyü  oldu. En sık sorulan soru, HÖH bu kurultayda kendini dağıtacak mı, kapanacak mı, yoksa yalan dolan sayfalarından yeni birini mi açacak?!

Tüm bunlar yetmezmiş gibi demirbaş bildiği liderliği elden kaçırmak istemeyen Ahmet Doğan’ın Bulgar milli çıkarlarına getirdiği son tanımda, “Bizim Rusya’dan başka tutunacak dalımız yok ve olamaz!” demesi de tosladı. Halkın, “bir şeyler oluyormuş ama, bir şey gördüğümüz de yok” demesine rağmen, siber Rus saldırıları devlet katlarını, kamu düzenini iyice sarstı. Bakanlıklar, polis amirlikleri, mahkemeler, bankalar, sigorta şirketleri, sağlık bakanlığı ve emeklilik kurumları “aman başımıza gelene” diyor.  Cumhurbaşkanı Plevneliev’in topladığı Milli Güvenlik Konseyi, Panama’daki Off Shore  hesaplarının açıklanmasından ve gözle görülmeyen bir cin gibi banka hesaplarımıza girmeyi başarıp “senin hesabındaki parayı bana, benimkini ise bam başka birine havale etmeyi” artık işten saymazsan siberciler, bizi de ayı zangır zangır titretirken, birkaç bankanın beyaz bayrakları kılıfından çıkarıp, göndere çekmeye hazırlanmasıyla,  kan kusuyor. Aklımıza gelmeyenler başımıza geldi. Uykusu kaçmayan yok. Polis müdürlükleri artık bilgisayarları hurdaya çıkardı.  30 yıl önce tarih olan “Daktilo Çağı” geri döndü. Bir bilgisayar 10 kişinin işini yapıyor diyenler, artık hapla yaşıyorlar.

Tüm bu baş belası işlerin başımıza gelmesi ve memleketimizi milyarlarca leva masrafa sokması hep o yıkılıp çöpe atılamayan totaliter düzenden ve ülkemizin Rus İstihbarat ajanlarının hepimizi yönetmeye devam etmesinden kaynaklanıyor.

HÖH partisi 8. Olağan Kurultayında (2013) Başkan Ahmet Doğan’ın yarısına kadar okuyabildiği rapordan işittiklerimizden hiç biri doğru çıkmadı.

Liberalizm” demişti, 1848 Alman devriminde doğduğunu ve 1934’te  Nazı faşizmini doğurduğunu söylemeden; “size refah getirecek” demişti. Toplumumuz ikiye bölündü.  % 90’nımız Avrupa’nın fakirlik rekorunu kırdı.  % 10’umuz da 30 milyar Dolar çalıp, Off- Shore (vergi cenneti) hesaplara kaçırınca rekorcu oldu. Kişi başı en büyük hırsızlık bizde olmuş.  İki taraf da dünya şampiyonu, kimimiz yoksullukta, kimilerimiz de hırsızlıkta. Ver elini özgürlük. Yoksullaşmada ve hırsızlıkta tamamen ve her bakıma özgürüz. Var mı böyle cennet???

O, bir de “Hidrojen” enerjisi bulundu bulunacak, benzinciler kapanacak, doğal gaz boruları atık çöp deposu olacak falan filan demişti kurulyan kürsüsünden çaktırılmazdan önce Başkan Doğan. Ne oldu dersiz?!. Oksijen Hidrojenden ayrılmadı. Bunlar sanki birbirine çok sevdalı! Birine kenetlenip kaynak da yaptırmışlar. Denizler tuzlu su, göletler tatlı su dolu, ama hidrojen enerjisi depolanmış yer yok. Hidrojen oksijene “Boşsun, boşsun, boşsun!” demiyor. Yazılıp çizilen, okunup dinletilenler hep boş, hep yalan çıktı. Umut pazarı yok. Bizde umut Kurultaylarda aşılanıyor. Salla babam salla! Bizde yalan söylemek suç değil, yalandan içeri düşen yok. Uygulanmayan kanunlarda yalancılıktan ceza öngören maddeler de yok. Bizde yalancılıkla olmayan hürriyetler eş değerdir. İkisi kardeştir. Üstüne bizde ekdiklik var, YALAN SÖYLEYENE CEZA kanun teklifi de henüz yazılmadı. Bunların böyle olmasının bir tek sebebi var, politikacılarımızın boynunda birer tasma var. İşte masalı.

KURT VE KÖPEK

Kısa yoldan anlatacağım ne denli tatlıdır özgürlük.

Tıka basa doymuş köpekle karşılaşmış bir deri bir kemik kalmış köpek;

Esenledikten sonra birbirini, durmuş ikisi de, kurt sormuş köpeğe:

Parlaklığına diyecek yok doğrusu, ne yiyorsun da böyle semirdin, kuzum?

Ben açlıktan ölüyorum, çok daha güçlü olmama karşın.”

Köpek yanıt vermiş yalın biçimde:

“Sen de yakalarsın bu fırsatı, efendine saygıda kusur etmezsen, benim gibi!

Nasıl yani” demiş kurt.

“Bekçilik edeceksin kapının önünde , evi hırsızlardan koruyacaksın geceleyin”.

Ben hazırım doğrusu” demiş kurt, anam ağılıyor şimdi ormanlarda,

yağmurun karın altında.

Nasıl da işime gelir bilsen

yan gelip yaşamak bir çatı altında,

karnımı doyurmak bol bol yiyecekle!

Gel öyleyse benimle” demiş köpek.

Kurdun gözü ilişmiş yürürlerken, köpeğin boynundaki zincir izine

Dostum” demiş, “ne oldu sana?”

Yanıt vermiş köpek: “bir şey değil” diye.

Söyle söyle haydi” diye üstelemiş kurt.

Yaman bir görünüşüm var ya, bağlarlar beni, gündüzün gün ışığında dinleneyim de, uyanık kalayım diye gece çöktüğünde;çözerler beni ortalık karardı mı, dolaşıyorum şimdi, gördüğün gibi.”

Ekmek getirirler kendikilerinden,

Efendi kemik verir sofrasından,

Kırıntılar atar aile bireyleri,

sevmediği yemek artığını her biri.

Çalışmadan karnım doyar böylece.

Canın bir yere gitmek isterse, izin var mı peki

Hiç olur mu?”

Tepe tepe kullan övdüğün şeyleri, köpek,

istemem eksik olan saltanat sürmek

özgürlüğü yitirmek pahasına.”

 

HÖH’ ten olup “lider” adayı çalımı satanları anlattık.

 

 

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir