Tarih: 11 Temmuz 2018

Hazırlayan: Musa VATANSEVER

Konu: Avrupa Birliği ve Bulgar “vebası”

Namık Kemal (1840-1888) Midilli Adasında Vali iken, İstanbul’a gönderdiği raporlarda, Girit’i ve diğer adaları Hıristiyan mülkü sayan Rumların yerli Türklere zulmünü şöyle anlatmıştır: “Bu mesele yedi başlı bir ejder gibidir. Bir başı kesildikçe yedi başı daha çıkmaktadır.”

***

Patrik Smityöys, sözde “Geçiş Dönemi” nin başından beri Bulgaristan’da yaşayan ve yatırım yapan bir Hollandalı işadamıdır. Eşi Bulgar’dır. O- 2017 yılının başından beri Bulgaristan’ı köy köy, kent kent dolaşıyor ve memleketimizi “Avrupa Birliği’nin en yoksul ülkesi” kategorisinden boşandırıp halkımıza nefes aldırmak için (www.svobodnı.bg) projesi için zeki ve becerikli kadro topluyor. Ne ki ordu kurulamıyor.

Bilindiği üzere, son 2 ayda Sofya’da Halk Meclisi çevresinde ve birçok il merkezinde “özürlü çocuklu annelerin devlette yardım isteyen direnişleri yapılıyor.” Bu direnişler çerçevesinde Patrik, direnen annelerin sorunlarını ve isteklerini içeren İngilizce bir broşür basılmasına önayak etmiş ve eşiyle birlikte kendisi de bu el kitabını Avrupa Konseyi Sofya Dönem Toplantısına katılan milletvekili ve delegelere dağıtmaya çalışmışlar. Avrupalı delegelerden hiç biri kendisine uzatılan el kitabını almamış ve “No! No! No!..” diyerek uzaklaşmıştır.

Bu olay onun aşağıdaki yazıyı kaleme almasına vesile olmuştur.

Berlin duvarının düşmesinden 30 yıl sonra, Batı Avrupa’da şehir içi ya da şehirlerarası otobüsün son koltuğunda bir Leh oturduğunu gören yerliler rahatsız oluyorlar. Polonya’da veba var. Oturanı vebalı birine bakar gibi süzüyorlar. Rahatsız oluyorlar. Lehlerin hırsız olduğunu düşünerek çantalarına sımsıkı sarılıyorlar. Avrupalılar topluluk vatandaşlarını kastlara ayırmışlar. İnsanları hayat standartlarına göre koymuşlar. İngilizler, Almanlar, Hollandalılar ve en altta Bulgarlar. Onların altında bulunan Arnavutlara çekmece yok. Onlar yatak altında yatıyor.

Sofya Milli Kültür Evi önünde “No! No! No!” diyerek adımları sıklaştıranlar eşimi “vebalı” sanmış olabilir.

Karşı taraf Bulgarların vebalı olduğunu düşünüyorsa, hak eşitliği temelinde görüşme yürütülmesi olanaksızdır. Olay, Kristof Kolumb’un (1451-15069) Yeni Dünya’ya (Güney Amerika kıyılarına) ayak bastığında yerlilerle yaşadıklarını anımsatabilir.

Biz günümüz Avrupalılarını uygar insanlar olarak kabul ediyoruz. Manevi değerleri var. Zavallılara yardım eli uzatabilirler. Farklı olanı da muhtemel kendilerine katabilirler…

Ne ki, ben şu Bulgar atasözlerini anımsamadan edemiyorum. “İyilik eden, dışkı yemek zorunda kalır.” “Bulgar için kendisinin iyi olması önemli değildir. Önemli olan komşusu Vute’nin kötü olmasıdır.” Cehennemdeki Bulgarlar için fıkra üstüne fıkra dinleyebilirsiniz. Hollanda’da bu gibi inciler işitmemiştim. Hollanda bütün Avrupa için örnek bir ülke olmasa da, Ben Batı Avrupalıların düşüncelerini anlayabiliyorum. Demokrasi ufukta belirdiğinde Batılılar Bulgarların zavallı durumunu gördüklerinde el uzatmıştı.

İlk yıllarda Brüksel’den şu sorular geliyordu: “Adalet sistemi neden yok?” “Bulgar ekonomisinin % 80’ni neden 3 kişinin kontrolünde bulunuyor?”, “Emekli maaşları paralarına ne oldu?” O zaman birçok Avrupalının bizimle birlikte anaokulu ve okul kurmaya kollarını sıvamaya, yoksul ve çaresiz topluluklara, azınlıklara yardım etmeye hazır olduklarını düşünüyordum. Şimdiye kadar 30 milyar Euro yardım gönderdiler. Bu az bir para değildir. Ne var ki, paraları gönderen Avrupalılar ve yardımların hedefe ulaşmadığına, yukarıda sözünü ettiğim 3 kişinin kardığı kuyulara dolduğunu ve kayıplara karıştığını görünce, “sisinle ancak ticaret yapılabilir” dediler.

***

Avrupa kıtasının başka yerlerinde rastlanabilmesi zor olan birçok şey Bulgaristan’da insanın ayağına dolaşıyor. Olağanüstü güzel iklim, temiz bir toprak, istediğin kadar güneş ve tertemiz su. Bulgaristan’da artık rahat bir nefes alınabiliyor. Burada çok maden ve doğal zenginlik var. Mücevher de olabilir. Avrupa’da en fazla ormanlık arazisi olan ülkelerin başında geliyor. Avrupa’nın en zengin denizinde 350 km sahili var.

 

Yeryüzünde madeni suyu en bol olan ülke Bulgaristan’dır.  Her saniye 5 000 (beş bin litre) madeni su kaynıyor memleketimizin bağrından. Burası benim vatanım!

 

Biz ticarete dönelim.

Bu iş büyük niyetlerle başladı. Yabancı tüccarlar kollarını sıvadı. Bugün Bulgaristan topraklarının % 90’ında dış pazarlar için buğday, ayçiçeği ve rabıtsa üretiliyor. Ne ekileceğini Bayer ve Monsanto şirketleri belirliyor. Ucuz ürün ektiriyorlar. Tonu 200 Euro. Biz tonu 2 000 Euro olan ürünleri ithal ediyoruz. Örneğin Hollanda’da 1 m2 topraktan yılda 80 t domates elde ediliyor. Topraksız ve güneşsiz üretim. İnanılır gibi değiş. Bize dayatıyorlar! Ormanlarımızı kesiyoruz. Laminat, duralit yapıyor, ısınmak için yakıyoruz. Madenlerimizi ihraç ediyoruz. Yabancı kolej ve üniversiteler çocuklarımızı aldatıp alıp götürüyorlar, okutuyorlar ve orada çalıştırıyorlar. Büyük mağazalardan yalnız “Fantastiko” nun sahibi Bulgar. “Lidl”, “Kaufland”, “Billa” ve “T-market” paralarını Almanya ve Avusturya’ya akıtıyor. Bulgar ailelerin üçte biri yabancı marketlerden alış veriş yapıyor ve karlar Bavyera’ya havale ediliyor. Bulgar ekonomisinin diğer kısmı yüzde % fason iş yapıyor. Eski rejimde Almanya, İngiltere, Avusturya ve Hollanda için kısa pantolon, eşofman, taşırt dikiyorduk, şimdi aynı ülkelere elektrik tabloları ve derin dondurucu monte ediyoruz. Marka üreten ve pazarı olan Bulgar şirketi yok gibi…

Şöyle bir soru da belirdi:

Bulgaristan’ın AB evliliği bu kadar mutsuz ise, 3 şık kalmış demektir:

  • Boşanmak ve yeni bir ortak bulmak;
  • Vatandaşların yöneteceği yepyeni bir model geliştirmek veya
  • Brüksel ile anlaşmamızın koşullarını yeniden masaya yatırmak.

Normal Bulgar vatandaşı ortak kaderimiz için zaman ve enerji  yatırım yapabilecek duruma geldiğinde ancak direk ve dolaylı demokrasiden söz edebiliriz. Azınlık hakları tanınmalı ve vatandaş toplumu kurulmalı ve sivil toplum örgütleri sosyal yapıda yerini almalı ve rol üstlenmelidir.  Bu zaman Bulgaristan için henüz uzaktır. Şimdi yerel konuları bir yana bırakarak, Avrupa ile bir daha buluşma ve yeni bir anlaşma imzalama yolları aramalıyız.

***

Şerefli bir Bulgaristan vatandaşının AB parlamentosuna gidip şu isteklerde bulunmasını istiyorum:

  • Önce, Bulgaristan’ın AB’nin eşit haklı ve saygı gören bir üyesi olmasını istiyorum. En ucuz satabileceğimiz ürünler değil, en kaliteli ürün ve hizmet üretmek istiyoruz. Ekonomimizin bazı sektörlerinde bir süre deha devlet desteğine yardıma gerek olduğunu kabul etmenizi ve piyasanıza eşit haklı tüccar olarak katılmak istiyoruz. AB bizim serbest Pazar ekonomisi için hazır olamadığımızı, kendilerini tanımadığımız, sınırsız olanak sahibi olan Batı şirketleriyle rekabet edebilecek durumda olmadığımızı kabul etmeleri gerekir.
  • İkinci olarak biz Bulgar hükümetinden sizinle gözetleme antlaşması imzalamasını istiyoruz. Bulgar yargısı üzerinde AB gözetimi olmasını istiyoruz. Deneyimli ve onurlu AB yargıçları Bulgar mahkemelerinde verilen kararları kontrol etmelidir. Aldıkları görevlere dayanarak, makamları kullanarak vatandaşları rüşvet vermeye zorlayan ve topladıkları paraları dış ülkelerdeki hesaplarına kaçıran  memur, politikacı ve savcı ve yargıçlar üzerinde çok sert denetim uygulanmasında ısrar ediyoruz. AB makamlarıyla birlikte sağlık sektöründe işleri yoluna koymak istiyoruz. Bulgar hastalarda, hakkında idam cezası kesilmiş mahküm yapan sağlık uygulamalarına, ilaç siyasetine son verilmesinde ısrar ediyoruz. Biz AB ülkelerinde satılan ilaçların ülkemizde % 50 fiyata satılmasında ısrar ediyoruz. İlaç ve sağlık için fazla para ödeyebilecek durumda değiliz. Bizi küçük bir ülke ve küçük bir halkız ve isteklerimize uyulduğunda dev ilaç şirketleri iflas etmeyecektir.

 

  • Yunanlar maliye olarak iflas ettiler. AB idesini yaşatmak için onlara 600 milyar Euro verdiniz ve yarısını borç kaleminden sildiniz. Biz Bulgaristan’da sosyal olarak iflas ediyoruz. Ülkemizde kalan genç nesle, eğitim siyasetine, halk sağlığına, ürettikleri zenginliği çaldığınız emeklilere yatırım yapmanızı istiyoruz.

 

  • En önemlisi de dertlerimizi dinlemenizi, ilgi göstermenizi talep ediyoruz.

 

  • Halkımızı ezen, son varlığını da gasp eden, soyan şu vicdansızlarla mücadelede bizden yana olmanızı istiyoruz. Ülkemiz 30 yıldan beri esirdir. Bizi demokrasiye öğretmenizi istiyoruz. Ülkemizde uygulayacağınız gözetimle halka birkaç yıl nefes alma imkanı vereceksiniz, ayak üstü bir daha kalkabilmemiz, demokrasinin bizde kök salabilip tutunması için bir neslin desteklenmesi zorunlu oldu. Biz demokrasi uğruna mücadele vermemiz gerektiğine inanıyoruz. Demokrasi davasına her birimizin katılması gerekiyor. Bizim önümüzde uzun bir demokrasi yolu var.

 

  • Bize AB üyeliği vaat edildiğinde biz bunların yapılacağına, destekleneceğimizi düşündük ve bunu beklemiştik. Gerçekler farklı çıktı ve bizi ölümcül çarptı. Biz bugünkü dayanılmaz durumdan sorumlu ve suçlu olanların, bugün Cenevre gölü kıyısındaki villalarda yaşayan küçük bir grup Bulgar olduğunu biliyoruz. Ne ki, yapabileceğimiz bir şey yok. Bu işte bizim de suçumuz var. Siz de bizden, sıradan Bulgaristan vatandaşlarının hakiki temsilcilerinden görüş bildirmemizi istemediniz, bizimle danışmadınız, hepimize “vebalı” gibi baktınız.

 

Lütfen paylaşınız.

 

 

Reklamlar