Biz de Nevruz Çocuklarıyız

hamiyet-cakir Hamiyet YILDIRIM

Konu: Bahar Bayramı demokrasi ve özgürlük için mücadele günüdür.                             

Bizim geleneklerimizde “Bahar Bayramı” Mart ayının dokuzuna bağlıdır. “Martın Dokuzu Atar Topuzu.” Bu atasözümüz hem iyi bir habercidir, hem de ardından gelenlerle hepimizi daha sabırlı olmaya uyarır. Mart ayında artık tütün ocakları iki üç yapracık yapmış, naylon açolsın da dünya bizim olsun diye beklerken, “Mart ayı, dert ayı” dır hemen ardından gelendir, çünkü kış hastalıkları Mart ayı sona ermedikçe bitmez.

Yeni takvime göre 21 Marta gelen bu tarihte biz çocuklar hep ısırgan otu toplamaya gönderilirdik, ellerimiz acır şişer, ama kavrulmuş unla yapılan ısırgan yemeğine de bayılırdık. Bir de Mart Mart’a uymazdı. Bu da halk dilimize “Mart, ayların Çingenesidir” sözünü getirmiştir ki, öteki ayların her birinin bir kişiliği bir soyluluğu varken Mart ayı ya karlı buzlu, ya balçıklı çamurlu, ya da gül gülüstanlıktır. Bu bakımdan soysuz, güvenilmez, ne yapacağı bilinmez kişilere benzer. Bu bakıma da herkesin bildiği “Mart kapıdan baktırır ve kazma kürek yaktırır” çok yaygındır, Mart ayında muhtemel şiddetli soğuklara bir uyarıdır. Odun, kömür de azaldığından aileler kazma kürek saplarını yakacak duruma düşer.

Biz ilkyaz geleneklerimizi Türklüğümüzle birlikte getirerek yaşatmışız. İslam dinini kabul etmemizden sonra Nevruz’la (dünyanın baharda uyanmasıyla ilgili efsaneler) halk kültürümüze katılmıştır.

Doğanın uyanması insanların da işe, yaratıcılığa, araştırmaya, dirilişe ve savaşıma uyanışı anlamındadır. Bu uyanış, diriliş ve üstün gelerek var olma en iyi bir şekilde Ergenekon efsanesinde dile gelmiştir. Ergenekon bizim ürediğimiz, enine boyuna yayıldığımız diyardır.

Efsanede Ergenekon etrafı yüksek dağlarla çevrilmiş bir vadidir. Türkler kalabalıklaşınca bu ilk vatanlarından çıkalım, göç edelim, kim bize dost derse onunla görüşelim, düşmanlarımızla dövüşelim, yayılalım dediklerinde aslında yüksek dağlar çemberini aşabilmelerinin mümkün olmadığını görürler.

O zaman kafilenin demircisi der ki: Burada bir demir madeni var. Demirini eritsek bir yol açılır. Yetmiş deriden yetmiş körük yaptılar, odun ve kömürü ateşlediler ve dağı erittiler. Ateşe dayanamayan demir dağ eriyip aktı. Türkler o günü, o ayı, o saati belleyip Ergenokon’dan çıktılar. Türkler o günü bayram sayarlar. O gün ateş yakarlar. Demirciler örs üzerinde demir döverler. Bunun için Nevruz, İlkyaz günü mukaddes bir gündür ve kutlanır. Düşmanlık, yakıp yıkma günü değil, umudun umutsuzluğu yendiği ve Türklük için ufuk açtığı gündür.

Bizim kültürümüzdeki “insan isterse her şeyi yapabilir!” inancı işte bu demir dağı eritebilmiş olmamızda hayat hakkı kazanmış olup yaşıyor.

***

Bundan 40 yıl önce Bulgaristan’da kardeş Pomak Müslümanları çok acı ve kanlı bir İlkbahar yaşadı. Bu trajedi 1973’ün bu günü bir kırmızı-komünist baskı ve terör zulmü olarak yaşandı.

Bulgaristan’da komünist rejim ve T. Jivkov diktatörlüğü dönüşü olmayan müthiş feci yenilgisini Müslüman etnik ve din topluluklara cinayet yaparken aldı. Günümüz Bulgar toplumunda savmayan açık yaralar, halk karşı izlenen düşmanca siyasetin verdiği sonuçlardır.

Bundan tam 40 yıl önce, Bulgaristan Komünist Partisi (BKP) emriyle silahlı ordu ve milis güçleri Pomak-lığın kalbinde Kornitsa Cumhuriyeti’ni kana boğarak bastırdı. Bu olay tarih ve edebiyat ders kitaplarına alınmadığı, radyo ve TV yayınlar yapıp bu tarihsel olayı anmadığı, yalan yanlış haberler yayıldığı ya da tamamen sustuğu için yeni kuşak Bulgaristan vatandaşları Kornitsa Cumhuriyeti’ni bilmez. Kornitsa, Gotse Delçev (Nevrokop) belediyesine bağlı bir Pomak köyüdür.

1970’li yolların başında, BKP Merkez Komitesi ve şahsen Todor Jivkov’un teşvikiyle Rodoplar’da ve Pirin bölgesinde Pomakların isimlerinin değiştirilmesi ve dinlerinin yasaklanması operasyonu başlamıştı. Bu bölgede yaşayan Pomakların dini İslam, isimleri Türk ismi, ahlak ve yaşam gelenekleri de Müslüman kültürüne uygundu. Birçoklarının konuştuğu dil ise Bulgar-caydı. Komünist rejim, halk topluluklarını yaşam tarzlarını ve yaşam kültürlerini belirleme haklarını rafa kaldırıp, tek uluslu devlet kurma hırsıyla baskı ve terörle Pomakları Bulgarlaştırma ve Hristiyanlaştırma yolunu seçmişti. Kızıl terör camiye gidilmesini, namaz kılınmasını, Müslüman ahlakını yasaklarken, dinsizlik (ateizm) dayatıyordu.

Pirin dağı yöresinde yaşayan Pomakların kimliğine yeni saldırılar Aralık 1972’de başladı.

Kornitsa köyünden bir grup Pomak orman işçisi “Predela” mevki iğinde Gotse Delçev şehrinden gelen 3 Jeep silahlı milisle kuşatıldılar. Milisler isimlerini değiştirmeleri şartıyla kendilerini toplarken, Bekir Sadullov, Aliş Paçev, Adem Paşov, İbrahim Byalkov tepki göstermiştir. Karşı koyanlar eşek sudan dönene kadar dövülmüştür. En ağır yarar alan İbrahim Byalkov’tur. Köyüne sedyede taşınmış ve bir ay kendine gelememiştir.

BKP saldırı siyasetinden vazgeçmeyip Ahryan da dediği Pomaklar’ın isimlerini değiştirmek için şiddetli baskı yapmaya devam ediyor. Bu çatışmada en feci olaylar Kornitsa kötünde ve Babek mahallelerinde yaşanıyor.

Blagoevgrat ilinden parti militanları önce ev ev dolaşıp isimlerini değiştirilmeleri için aileleri çeşitli vaatlerle kandırmaya çalışıyor. Ardından kır işlerinde çalışanların ekip şefi olarak görev alan Aylak Kepeşov, Asan İmamov, İsmail Benişov ve Reza Suin tebligatla karakola çağrılıyor. Çağrıya uymayan Reza’yı aramak üzere Kornitsa köyü 20 Ocak 1973’te milis gücü tarafından basıldı. Reza’yı tutuklayacaklarını anlayan köydeşleri onu savunmak için birlikte ayaklanmıştır. Milis gücü püskürtülmüş ve köyden kovulmuştur. Halk da birlikte hareket edince milisle başa çıkabileceğine inanmıştır. Bu olaydan sonra köylüler her gece köy meydanına toplanıp ateş yakıp etrafına oturmuşlar ve birlikte yenilmeyeceğiz umudunu pekiştirmişler, isimlerini korumaya kararlılıklarını bilemişlerdir. Ocak başında direniş 3 ay sürmüş ve Sofya kodamanlarını panikleştirmiştir.

Kornitsa köylüleri işe gitmiyor, çocuklarını okula göndermiyordu. İsimlerin değiştirilmesi zorbalığına karşı barışçı mücadele yollarından başka direniş biçimi olduğunu düşünen bile olmamıştı. Fakat iktidar her bir Müslüman’ın adını zorla değiştirmek, yaşam tarzını ve kültürünü, dinini yasaklamakta kararlıydı. O dünleri anlatan İbrahim Runtov, Pirin eteklerinde kışın sert olduğunu, insanların bir yandan da kar ve kışla, sert rüzgarla, don ve sisle de direndiklerini, naylona sarılmış insanların yaş odunların acı dumanından acıyan gözlerinin yaşlı olduğunu anımsıyor.

20 Ocak 1973’te BKP Blagoevgrat İl Birinci Sekreteri Petır Dülgerov, Gotse Delçev ilçesi milis şefleriyle birlikte köye girmiştir. Daha sonra Bulgar Sendikalar Birliği Başkanı seçilen Dülgerov, ateş etrafındaki Pomaklara hitap ederek, şimdiye kadar kimseyi dövmedik, ama isimlerinizi değiştirmezseniz ve İslam’dan vazgeçmezseniz kan dökülecek uyarısında bulunuyor. Dülgerov dünyaya gelen bebeklere Hıristiyan –İslav isimleri konacağını söylüyor. Ardından köye gelen generallerden Radonov ve Karanfilov da aynı ihtarda bulunuyor.

O zaman Sovyetler Birliği Jivkov rejimini koruyordu. İsimlerin zorla değiştirilmesi ve İslam dininin yasaklanması ise gönüllü, halk isteği olarak dünyaya yayılıyordu. Resmi verilerde, Bulgar nüfusun isimlerini gönüllü olarak değiştirdiği ve Bulgaristan’daki Türklerin huzur içinde yaşadığı iddia edildiğinden dolayı, Türkiye de susuyor

Yalan balonu 28 Mart 1973’te patladı.

Sabah saat 5’te yorgun insanlar ocakların etrafında uyuklarken, 4 itfaiye aracı, silahlı milis dolu kamyonlar, sayıları 2 000 – 2 500 olan otomatik silahlarla donatılmış, elleri coplu, sopalı, demir çubuklu köyü basmıştır. Silahlı çarpışma başlamış, köylüler dövülmüş ve ezilmiştir. Elleri boş köylüler köyü savunmaya çalışmıştır. İtfaiye araçları köylüleri ıslatırken sopacılar köylüleri, kadın ve erkekleri, yaşlıları alabildiğine dövmüş, silah dipçikleriyle vurulmuş, birçok kişi sakat kalmış, halkın üzerine kuduz köpekler salınmıştır. Atlı milisler insanları ezmiştir.

Bu zulmü anlatmak zordur. Çatışmalarda 3 köylü ölmüştür. 300 kişi yaralanmıştır. Muharrem Muharremov Barganov, Hüseyin Asanov Karalilov ile Halif Mustafov Amedein şehit düşmüştür.

Kornitsa köyünün 5 km kuzeyinde bulunan Breznitsa  köyü ve 2 km güneydeki Lıjnitsa köyü  sakinleri  yardıma koşarken, milis gücü tarafından durdurulmuştur. Üstelik Breznitsa köylüleri bir hu havzasına itilerek dövülmüştür. Askerden yeni dönen Tefik Haciev öldürülmüştür. Aynı gün Breznitsa’lı yaşlı İsmail Atemin de öldürülmüştür.

Böylece isyan eden halk tarafından ilan edilen Kornitsa Cumhuryeti zorla dağıtılmış, sakinlerinden daha fazlası ülkenin değişik yerlerine sürgün edilmiş, Bayram İbrahimov Getov, Bayram Bayramov Dulev, İsmail Ahmedov Drilev, Hüseyin İbrahimov Sırmanliev, Ayruş İbrahimov Haciev, İsmail Bekirov Byalkov, Osman Alipov Buzev, Yusuf İbrahimov Sırmanliev ve Mostafa Faikov Byalkov hapse atılmıştır.

Şiddet olaylarının tanıkları şöyle anlatıyor:  “O olaylardan sonra köyümüze çöken ağır hüzünü anlatmak mümkün değildir. İsmi zorla değiştirilen köydeşlerimin neşeli olması ya da eski hayata dönebilmesi mümkün değildi. Yaraları açık ve kanayan köylüler, evden çıkamıyor, işe gidenlerse aç kalmamak için bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Ağır çeki yılları birbirini izledi. Hapislerde çürütülen erkekler, gençler için üzülenler bir türlü toparlanamıyor, sürgüne gönderilenlerle bağlarımız gesilmiş, matem içindeydik.”

Pirin dağı bölgesinde Bulgarlaştırma ve Hıristiyanlaştırma süreci yeni bir aşamaya girmişti.

Türk isimlerimizi kullanamıyor, bayramlarımızı kutlayamıyoruz, kadınlarımızın geleneksel Müslüman elbiseleriyle sokağa çıkması, şalvar, hırka ve ferece giymek özellikle yasaklanmıştı. Milli giysilerimizle işe gitmemiz yasaklanmış, erkek çocuklarımızı sünnet etmemiz yasaklanmıştı.

Komünist propaganda Kornitsa isyanının, Türkiye devleti emirlerine göre çalışan, Bulgaristan’da komünist rejimi yıkmaya çalışan,  illegal gruplarca kışkırtıldığı haberlerini yaydı. Ömrü yalnızca 3 ay olan Kornitsa Cumhuriyeti günlerinde köyde ay yıldızlı bayrak dalgalandığı anlatıldı. Yerliler bunların yalan olduğunu, milis güçlerinin saldırılarını, baskını, dövme, öldürme olaylarını ve zulmü bu yalanlarla haklı çıkarmaya çalıştığını anlatıyor. Bu çatışmada milis ve itfaiye güçleri de zayiat vermiştir.

Bahar bayramı vesilesiyle anlattığımız Kornitsa Cumhuriyeti trajedisi Pomakların XX. yıldönümünde yaşadıklarından sadece küçük bir sahnedir. 1912’de 250 bin Pomak’ın ismi değiştirilmiş, camilerin minareleri yıkılarak kilise haline getirilmiş, sivil halka zorla vaftiz ettirilmiştir. Eskinin yaraları asla kapanmamıştır. 1989’da totalitarizmin yıkılması ve demokrasinin gelmesiyle Rodop ve Pirin Dağı yöresi halkı etnik olarak kendilerini Türk ilan etti ve İslam dinine döndü. 1973 katillerinden tutuklanıp sorgulanan ve yargılanan olmadı. Seçimden seçime Pomaklardan oy isteyen Hak ve Özgürlük Hareketi (DPS) Pomakların temel sorunlarına çözüm getirmesi, ülkede asimilasyon süreci devam ediyor. HÖH-DPS partisinin Sofya merkezinde ve yerel örgütlerinde gizli polis ve jurnalciler görev almaya ve totalitarizm kurbanları adına idare etmeye devam ettikçe değişikler olmasını bekleyenler giderek azalıyor. Bu arada BKP partisinin yalnız isim değiştirerek Sosyalist Parti olarak mecliste kaldıkça değişiklik umutları azaldıkça azalıyor.

İşte böyle koşullarda, baharın toplumsal yaşamda da yeniden yeşereceğine inanmaya devam ederek, biz Bulgaristanlı Türk Müslümanlar,  atalarımızın demir dağı eritip akıtarak kendilerine ufuk açtıkları gibi, totalitarizmi eritip özgürlükçü demokrasi yolunu açacağımıza inanmaya devam ediyoruz.

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir