Başkanlık Sistemi -1-

BG-SAM - Bulgaristan Stratejik Araştırma Merkezi 

Birinci  Bölüm

Anadolu 33 medeniyete beşiklik etmiştir. Biri Osmanlı’dır. Osmanlı’dan çıkan 44 devletten Türklerden başka hiç bir Cumhuriyet kurmadı.  Bulgaristan Çarlık, Yunanistan,  Yugoslavya, Romanya Krallık, Arap aşiretleri de Emirlikler, Sultanlık, Krallık, Camahiriye ve başka devlet biçimi oluşturdular. Bundan 100-150 yıl önce meydana gelen bu değişimde Türkiye Cumhuriyeti çağdaş dünya tarihini en insancıl sloganını yükseltti. Kendini eşitler arasında eşit duruma koyarak “Yurtta Barış Dünyada Barış” dedi. Osmanlıdan ayrılan kardeşlerinin hiç birinin devlet yapısına ve iç işlerine karışmamayı geçerli siyaset yaptı.

21.Yüzyılda emperyalist dünyayı şaşırtan, bu irili ufaklı kardeş devletlerin bir asır sonra aynı karette kaplumbağaları gibi bağımsız hayat yolculuğuna çıktıkları medeniyet kapısına geri dönmeye başlamaları ve 21. yüzyıl ufkunu “Büyük Türkiye”de görmeleri oldu. Günümüzde Suriye bombalanıyorsa, atılan bombalarla bu dönüş yolu  kesilmeye çalışılıyor. Başkanlık sistemine açılan Türkiye Cumhuriyeti’nin esin veren emsal ve örnek alınmasına engel olunuyor.

Bu gerçeği görmek istemeyenler, çölde emperyalist avcının elinden kurtulmak için kafasını kuma sokan deve kuşu gibi hareket edip üç beş kuruşa kardeş kıyımında taşeronluğa  bulaştılar. Bizde kökü olmayan ideolojileri bayrak edip kurban arıyorlar. Tırmanan kanlı savaşların son yalan gerekçelerinde halkların ve ülkelerin kardeş kavgasıyla parçalanması, özellikle eski Osmanlı topraklarında yaraların kapanmaması ve düşman silahlarıyla sonrasız bir savaş körüklüyorlar.  Bölgemizden çıkan 2 dinin hemen hemen 10 yüzyıl karşı karşıya ve sürekli bir savaş halinde bulunmasından beklenen dersler ne yazık ki henüz çıkarılamıyor. Tarih İslam dünyasına yabancı bir gücün hükümdar olmasının imkansız  olduğunu kanıtlamışken, “ayır buyur” siyaseti yeni biçimleriyle sahneden inmiyor.

Bir bütün olan dünyada ayrı ayrı ve yan yana olsak da birlikte yaşama sanki kalıcı gerçekleşmesi mümkün olmayan bir umut gibi görünüyor. Osmanlı varisleri arasında Türkiye’den başka hiç biri yeni bir kültüre ve medeniyete uzanamadı. Yeni bir kültür yaşatamadı. Kendi eğitim sistemini, son model tarım reformunu yapıp endüstrisini kuran ve otomatik makinesini, arabasından, tankından, uçağından, füzesine kadar birçok ihtiyacını öz üretiminden karşılayan, Anadolu’yu baştan başa iki yönlü yollarla, hızlı tren şebekesiyle, köprülerle, uçak alanlarıyla, su kanalı ve barajlarla donatan, başka yerde hayal bile edilemeyen akıllı siteler, semtler, kentler kuran, Asya ile Avrupa’yı havadan, su altından, deniz üstünden,  kat kat tüp geçitlerle birbirine bağlayan, kara kıtanın en büyük uluslararası uçak alanlarına sahi olan Türkiye yeni yüzyılın cazibe merkezi olabildi. Bölge halklarının bu zihniyeti alması, toptan bir dünya görüşü seviyesi ararken çağdaş kültür ve medeniyet merkezini Batıdan Küçük Asya’ya değiştirmeyi seçti.

Anlatmak istediğimi şu örnekle açmak istiyorum. Osmanlı Paşası Karlı Bey, 1475 Isparta’dan Rumeli’ye dönüşünde kuşağında birkaç gül kalemi getirmiş ve geleceğin Güller Vadisi  incisi Karlovo şehrinin merkezinde inşası yeni tamamlanan “Kurcun Cami” avlusuna dikmiştir. Dernek yıllar içinde Koca Balkan ile Orta Balkan vadisi Gül Dolmuş ve Güller Vadisi olmuştur. Olayın görkemini anlatabilmek için, Bulgaristan’ın dünyada enm fazla gül yağı üreten ülke durumuna gelmesiyle yetinmeyip, yıllar içinden şöyle bir örnek daha seçtim. 1962’de uzaya çıkıp dönen kozmonot Yuriy Gagarin Bulgaristan’ı ziyaretinde Kalovo’ya gelirken asfalt yol 20 kilometre gülle döşenmişti. 2016’da Bulgaristan’da artık ne gül ne gül toplayan kalmış. Yıkım acısını defalarca yaşayan Türklerden bu bahar güle çıkan olmamış. Çok acı bir gerçek. İnsanoğullunun işleyebileceği en büyük suç ailelerin ekmek teknesini kırmak,  geleneklerini yok etmek ve açlığa kardeş etmektir. Yıkımın önü alınamaz bir süreç haline gelmesine neden ise,  toplumun hayata çağırdığı yönetim sisteminin iş başına gelmemesi, iktidar biçimlerinin dış ülkelerden, “üstün akıl” tarafından dayatılması olmuştur.  Osmanlının son döneminde anadillerinde eğitim  ve geçim düzeyleri Türklerden yüksek olan Bulgarlar da dahil etnik azınlıklar ulusal devlet kuruculuğunda huzur ve yaratıcılık, hoşgörü ve beraberlik çizgisini tutturamamıştır. Eski kıtada Fransız devrimiyle başlayan demokratikleşme Birinci Dünya Savaşı’nda öldürüldü.  Demokrasinin cenazesi Osmanlı devletinin çöküşüyle çakışır. Bulgaristan da aralarında, o tarihten sonra kurulan tüm devletler (Çarlık, Krallık, Emirlik ve Sultanlık vb) hep güya demokrasi adına ve demokratik bir toplum için hayata çağrılmıştı. 1908’de III. Bulgar Çarlığı olarak oluşan yeni yapılaşma 1945’e kadar faşist diktatörlüktü, 1945’ten 1990’a kadar uzanan yıllarda ise komünist totaliter idare sistemi oldu. Demokrasi gökten düşen bir tohum bile olamadı. 1992’de kabul edilen yeni anayasanın girişinde “demokratik ve sosyal devlet” yazsa da,  26 yıldan beri totaliter bünyedeki buzlar eriyemedi.

 

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir