Ah, Şu Dağlar Bir Konuşsa!

Neriman E.KALYONCUOĞLU

Tarih: 15 06 2017

Konu:   Panagürişte’de güzelliklerin kökleri geçmişte.

 

“Arsenal Medet” Orta Balkan göbeğinde dünya merkezine doğru delinen bir açık maden ocağıdır. Yüzlerce vinç ve kamyonun ve bir o kadar da madencinin alın teri döktüğü yerin adı o. Yanındaki floktaysan tesisinde iri taşlar un haline getiriliyor. Kadınların kolye, bilezik ve parmaklarındaki altın yüzüklere giden yolun başı,  şu yaz kış hep çamurlu yollar.

Alın yazısı buraya saplanmış madenci, şoför, makinist ve mühendisler Koca Balkan’a paralelindeki sıra dağın doruğuna yaslanmış  Panagürişte şehrini adam etmişler. Bulgaristan’ın Pazarcık iline bağlı bu belediye kadim kültüre sahip bir tarihsel bir yörede bulunuyor.

Bulgaristan Başbkanı Boyko Borisov 13 Haziran günü Türkiye’ye ziyaretinde, Başbakan Binali Yıldırım’a doğum günü münasebetiyle bir  ritona hediye etti. O,  9 parçadan oluşan Panagürişte altın definesinden bir parçanın kopyadır. Bu hazine, 8 Aralık 1949 yılında Pavel, Mihail ve Petko isminde buralı üç kardeş tarafından bulunmuştur. Kardeşler,  şehrin yakınına tuğla harcı için toprak kazmaya gittiklerinde, 6 kilogram 164 gramlık bu hazine küreğe takılmış.  M.Ö. IV.yy sonlarına ve III.yy başlarında  Odrisi soyu zamanında Trake ve Elin kültürü etkisiyle yapılmıştır. Define, bugün bu şehirde her duvarı 1 metre kalın beton bir müzede korunuyor. Parisi ve New York’u gördü.

Merkeze girerken dikkati çeken, ağaçlara boy atmada,  yeni kurulacak anıtlara da görkemlilikte sınır tanımamış olması. Sokaklar yeşilliğe gömülmüş. Karşıki tepenin doruğunda “Apriltsi” (Nisan Kahramanları) adında bir anıt sivriliyor. 1876 Nisan Ayaklanmasının 100. Yıldönümü vesilesiyle dikilmiş. Kitaplaştırılan, filmleştirilen ve destanlaştırılan bu ayaklanmanın derin anlamı hala tam anlaşılamamış olacak ki, bugün de Bulgarların Türkler’e olan yaklaşımlarında bu olay çıbanbaşı olmaya devam ediyor. Aslına bakılırsa, 500 yıl beraberlikten sonra Anadolu istikametinde ilk geri dönüş buradan akmıştır.

Tepede sivrilen anıtın biraz ötesindeki  “Strelça” köyünde, bundan 141 yıl önce yani 20 Nisan’da ayaklanma patlamasından iki hafta önce başkaldıran Bulgar köy haydutları Türk hanelerin üzerine yürümüşler ve hepsinin boynunu kütüğe yatırmak istemişlerdir.  Çoluk çocuk, kadın kızan bugün artık yerinde yel esmiş köy caminin kalın duvarları ve köstekli kapıları ardına sığınıp 10 gün dayanmışlar. Daha sonra da köylerini terk etmek şartıyla kuşatma kaldırılmış. Günümüzde Strelça ve Panagürişte’de Türk kalmamıştır.  Aralarında Bulgarca konuşan Çingenelere rastladım. Parayı Bulgarca sayıyor. Ne demişler, gece yorgan altında rüya görürken hangi dilde sayarsan, o dil senin ana dilin olur.

Kırcaali’mizden 320 km uzakta bulunan bu bahar açmış beldeye maden teknisyeni kuzenim Rüştü’yü görmeye geldik.   İşte olduğunu öğrenince de vardiyası bitene kadar şehri tanıdık.

Yamaca yamanmış evlerin toplandığı şehrin merkezi geniş, düz, temiz ve bakımlı.  Çiçekliklerin arasına sık serpilmiş peykelere oturmuş yaşlılar ve çocuk arabaları kenara dizilmiş bebekli anneler Belediye makamı önündeki şadırvanın sesine kulak veriyor, gözleri de meydandaki en büyük anıt olan Pavel Babekov heykeline takılıyordu. O, burasının yerlisidir. Kiliseye bağlı okulu bitirdikten sonra 1864’te  İstanbul’a Robert Kolej’e gönderilmiştir.  1970’ye Askeri Tıp Akademisine yazılmış, fakat 4 yıl sonra ailevi sebepler yüzünden dönmek zorunda kalmıştır. İstanbuld’a Fransızca, Rumca, Rusça, Türkçe ve İngilizce öğrenen genç Panagürişte okuluna müdür ve Okuma Evine Başkan seçilmiş ve halkta Bulgar milli kimliği uyandıran çalışmalarına ağırlık kazandırmıştır. Bu şehirde Osmanlı döneminde birinci kilise 1818’de, ikincisi de 1856-1860 yıllarında kurulmuştur.  Babekov’un  okuduğu erkek okulu 1848’de açılmıştır. Bu eğitim ve din merkezleri Tanzimat devrinde devletten yardım almıştır.

Yıllar, Kırım Savaşından sonra imzalanan ve Paris Barış Antlaşmasına eklenen Islahat Fermanı (1856) sonrası dönemdir. Yeni düzenin prensipleri şöyledir:

  1. Din, mezhep ve eğitim alanında eşitlik sağlanacak.
  2. Gayri Müslim tebaa da devlet memuru olabilecek,
  3. Kanun önünde herkes eşit olacak,
  4. Duruşmalar halka açık yapılacak,
  5. Topraklara el koyma usulü kalkacak,
  6. Müslüman olmayanların din yönünden imtiyazları korunacaktı. Ferman genel olarak Hıristiyanların Müslümanlara eşit olmalarını ve aradaki farkların kaldırılmasını  amaçlamaktaydı.

Bu fermanla vergi, askerlik ve devlet memurluğu gibi konularda tam anlamıyla bir eşitlik getirilmiştir.  Fakat bu Fermanın Paris anlaşmasının bir maddesi haline getirilmesi dış müdahaleleri kışkırtmıştır.

Osmanlı devleti, kurulduğu günden beri gayri Müslüm tebaanın din ve vicdan hürriyetine saygılı olmuştur. Bulgarların da olmak üzere, gayri Müslim tebaanın drdi, Osmanlı yönetiminin kötü olması değildi. Asıl mesele, kendi devletlerini kurma isteğiydi. Avrupalı devletler ve Rusya da her fırsatta Bulgarları Osmanlı devleti aleyhine kışkırtıyorlardı.

1876 Nisanında Bulgar asiler, bu kışkırtmadan yararlanarak, Balkan köylülerine koli balarını yaktırıp, başıbozuk bastı ve ateşe verdi velvelesi kopartırken, Panagürişte Ayaklanma merkezi, öretmen Pavel Babekov da önder ilan edilmişti. İstanbul’da aldığı askeri öğrenim ve öğrenimi gereği yüzbaşı rütbesi, başkaldıranlar arasında en aydın ve yetkin kişi olarak sivrilmesi, binbaşı seçilmesine ve Bulgaristan tarihinde ilk kez olmak üzere, bu şehirde kurulan Geçici Hükümetin Başı ilan edilmesine vesile olmuştur.

Peykede otururken bize bakan Babekov, Türkleri kovalayan, küfreden, kesip biçen bir cani değil, bu şehirde en aydın ve en öngörülü kişi olarak bu anıtı hak etmiştir.  Onun otobiyografisini yazanların kaleminden “kan”, “Türkler def olsun!”, “yakıp yıkın” gibi sözler düşmemiştir. Babekov 1978’de Veliko Tırnovo şehrinde vebadan ölmüştür.

Bu ayaklanmanın çok ateşli önderi olarak geçen yüzyıl tarihine geçen Georgi Benkovski’nın heykeli ise ırmak kenarına dikilmiş ve 100 yıl başıbozuk tarafından tutuklanıp kellesi alındı masalı anlatılsa da tarihsel gerçekler geçen yıl, onun da Veliko Tırnovo’da ama dolu akan “Yantra” ırmağını yüzerek geçmeye çalışırken boğulduğunu ortaya çıkarmıştır.

Babekov’u düşünürken,  Belediye havuzu fıskiyelerinin programlı ve değişik figürler yaparak fırlattıkları suyun çıkardığı melodi kulağımı okşamaya başladı. 18 Ağustos 2015’te hizmete açılan müzikli fıskiyeli ve ışıklı havuzu  işleten bilgisayar programı yenilenebilir tipten. Parası Avrupa Birliği fonlarından gelmiş.  İnsanı en fazla etkileyense 8, 6, 4 ve 2 metre yüksekten düşen su sesi. Ben önce P. Çaykovski’nin “Kuğu Gölü” bale müziğine takıldım. Ardından Mozart’ın “Küçük Gece Müziği” geldi.  Bir piyano ve bir koro dinler kadar etkilendim.

Rüştü geldiğinde müziğe iyice dalmıştım. O bize şehrin yeni edinimleri arasında NATO optik programlarına göre çalışan ve gece görme aletleri de bu arada 500 milyonluk yıllık sipariş üretildiğini, havlu ve nevrimsim takımı üreten  fabrika, dikiş atelyeleri, hayvancılık ve başka sanayi ve tarım üretim ünitelerini ve özellikle ve burda hizmet sunan ve Balkanların en modern teçhizatlı hastanesi olan modern teknolojili uzman ve uzmanlık merkezinden söz etti.

Hava kararmak üzereydi, belediye meydanında önce Arjantin, ardından Hint ve başka ülkelerden müzik gelmeye başladı. Avrupa Birliği programlarına göre, 4 kıtadan sanat grupları çağırmışlar ve dünya müziği ile tanışıyorlar.

Rüştü’nün anlattığına göre bu şehirde işsizlik yok.

Gidenler geri dönmeye başlamışlar. Elektronik dalında yeni tesisler kurulma planları hazırlanmış. Kentin en büyük lisesi İngiliz Oxford Üniversitesi için öğrenci hazırlıyor. Gerçek Avrupalaşma ve demokratikleşme yolunun Arnavut kaldırımı burada döşeniyor gibi…

Paylaşmaya  unutmayınız!

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir