ABD Korktu

Tercume: Raziye ÇAKIR

Dış siyaset : 12 04 2018

Yazan: Zornıtsa İlıeva – “Duma” gazetesinden.

Konu: Ankara zirve görüşmesinin Ceo-politik mesajları.

Putin-Rahani-Erdoğan el skıştı. Ankara resmi dünya medyasını dolaştı.  Basın bu fotoğrafı “güçlerimizi birleştirdik” şeklinde yorumladı. Rusya-Türkiye-İran Ankara görüşmesi önemli olmakla birlikte bütün dünyaca yakından izlendi. Aynı zamanda “yeni birşeyler oluyor, gelecek için belirleyici olan birşeyler başlıyor” şeklinde gelen en kesin sinyaller parladı.

Bu görüşlere, “Birleşik Amerikanın Korktuğu Birşeyler Oluyor” gibi ekler de geldi.

Bu yeni görüşün biçimlenişi ile ilgili tartışma yürütülebilir, fakat bu üçlü görüşmede alınan kararları ve uyumlanan sözleşmeleri göz ardı edemeyiz. Türkiye Dış İşleri Bakanı yayınladığı bildiride, “Rusya ve Türkiye ile her konuda anlaşmaya varabildiğimizi böyleyemeyiz” dedi. Ne ki, Suriye’nin geleceği ve Esed ülkesinde 7 yıl savaşından çıkması gibi olağanüstü önemli konularda kararlar alındı.  “Suriye dışında bulunan güçlerin ülkeyi parçalama düşüncelerinin bir yana atılması” gerekiyor. Ankara’nın açıklamasına göre, “kırmızı çizgi Suriyenin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüdür.”  “Suriye’de terörün yok edilmesi” ve “ABD-siz bir Suriye” ve ayrıca “Suriye halkının geleceğini belirleyecek olan Suriye halkıdır ve hiç kimsenin müdahaleye hakkı yoktur” konularında  üç devlet arasında bir anlaşmaya varılmıştır. Bu arada “savaş yıllarında ülkeyi terk eden Suriyelilerin geri dönmesi ve Fırat nehrinin Doğu’sunda PYD güçlerinin ABD destekli bir devlet kurmalarına olanak tanımama” gibi konularda da kesin anlaşmaya varılmıştır.

Ankara’nın, “Türkiye’nin  ‘Zeytin Dalı’ operasyonuyla ele geçirdiği Suriye topraklarını Şam hükumetine bırakarak, Suriye’den geri çekilmesini beklediğine” ilişkin İran Cumhurbaşkanı Rohani’nin demecine cevap vermesi de gerekecektir. Bu nedenle olacak, “Türk iletişim araçlarından bazıları Ankara ile direk temasa geçildiğinde, bu süreçler hızlanacak”  yani “hem Mencip’te hem de Fırat’ın doğusunda işler hızlanacak”  şeklinde yorumlar yaptılar.  Türkiye Dış İşleri Bakanlığı şu aşamada, “İranlılar güvenliğimizi sağlama konularında bizim endişelerimize  anlayış gösteriyorlar, etkinlikleri Şam ile uyumlama konularında görüş birliğinde buluşamadık” görüşünü açıkladı.  Bilinen Türk gazeteciler, henüz zamanı gelmemiştir “fakat yakın zamanda bu da olacak” görüşünde birleştiler. Putin, Erdoğan ve Rohani’ye bu soru yöneltildiğinde alınan yanıt ise, ancak bir tebessüm olmuştur. “Erdoğan’I Şam ile temas kurmaya davet edildiği” gazetecilerin çıkardığı sonuçtur.

“Şimdiye kadar Türkiye Batı hegemonyasına boyun eğerken artık yeni bir aşamanın kapısını açıyor” gibi sonuçlar çıkaran Türk köşe yazarları, “ilk hedefte, Afrin operasyonu esnasında Türk birliklerinin ele geçirdiği bölgelerden kaçan teröristlerin konuşlandığı Tel Rifat olmak üzere,  Menbic yönündeki  Türkiye askeri operasyonlarına devam edecektir. Tel Rifat Türkiye – Suriye sınırına yakın bir yerdir.

Ankara “Türkiye için tehlike olduğu” görüşündedir.

Türkiye için tehlike olduğu görüşü Rusya ve İran Başkanlarına anlatılmıştır. Tel Rifat’ın bir PYD sığnağı olmaması arzusu ifade edilmiştir. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk birliklrinin “terörden temizlediği” bölgelerde yani Kürt güçlerin terk etmeye zorlandıkları bölgelerde normal günlük yaşma geçilmesi olanaklarına imkan verilmesini istemiştir.

Menbic’e  doğru ilerlemeyi engelleyen başka nedenler de var. Bu bölgede yalnız Kürt değil, Amerikan birlikleri de var ve Türkiye onların bölgeden çekilmesi için aylardan beri Vashington’la görüşmeler yürütüyor. Şimdiki aşamada Türkiye Dış İşleri Bakanlığı, “Amerika yeni Dış İşleri Bakanı görevine başlamadan ayrıntılara girmek istemediği” görüşünü açıkladı. Vashington’la ikili ilişkileri gerginleştirmekle kalmadığı gibi, geleneksel yakın müttefiklik ilişkilerinde de güvensizlik yarattığı biliniyor.  Bu konu, Erdoğan’ın “bu sayfa  artık kapandı, anlaşma imzalandı” dediği, Rus C – 400 füze savar sistemlerinin satın alınmasıyla kapanmadı. ABD – Türkiye uyumsuzluk konularından biri  “Zarap” davasıdır.

Yakın günlerde ne gibi haberler çıkacağı ilgi uyandırsa da, “Türkiye’nin geri dönüşü olmayan yeni bir yola girdiği” görülüyor. Ufukta Doğu olsa da, acaba bu gergin ve endişeli ortamda, Türkiye Cumhuriyeti Başkanı

Erdoğan geleneksel siyaset edevam etmeyi seçer mi?

Hürriyet gazetesi şöyle yazdı: “Batıdan kopmamak şartıyla, Rusya ile dostluklara evet”. “Yeni Şafak” gazetesi analizinden ise şu çıktı: “ Rusya’yı kenara sıkıştırma ve Türkiye’yi gemleme planı suya düştü.”  Doğu yükselirken, Batı nefes alamıyor, tık nefes oldu.”

Dahası var “ siyasi genetic devam  ediyor, biz ise sabırlı, kararlı ve mukavemet göstererek devam edeceğiz, çünkü Selçuklular bizi 21. Yüzyılın artasına yerleştirecekler.”  Bu sonuncusunun “tarih köklerinin yeniden yapılandırılması siyasetiyla ilintilidir. Türkiyenin Osmanlı devrinde başı çeken motor gücün Selçiklular olduğuna”  işaret ediliyor. 

Moskova ile Ankara arasında yalnızca bir taktik işbirliğinden değil, aynı zamanda “stratejik partnörlükten” de söz ediliyor ki, bu da ceo-politik oyuncuların kulağına gitmiş olmalıdır.  “Büyük Türkiye” çizgisi izleyen Erdoğan için bu doğaldır. Bu ona yeni seçim zaferi kapısını açarken, 2023 yılını Türkiye Başkanlık Cumhuriyeti lideri olarak karşılamasına temel oluşturacak ve Türkiye’nin Cumhuriyet ilan edilişinin 100. Yıldönümü torenlerini yönetmesini de sağlamış olacaktır. O ülkesinin Osmanlı azametinden gururla söz ederken, Türkleri şanlı geçmişlerinden ve yakın gelecekte büyükler arasında yer alacağından  gurur duymaya davet ediyor. Çöken Osmanlı imparatorluğu hakaretlerine katlanan bir devletten,

Yeni yeni doğan çok kutuplu dünyada başı çeken devletlerin arasında

yeni dünya düzenini dikte eden anka kuşu gibi parlayacağına inanç aşılıyor.

Bu stratejik mesajda Ankara’da düzenlenen üçlü stratejik görüşme sonuçları bir aşama olabilir mi?

Bunun anlaşılabilmesi için zamana ihtiyaç var. Türkiye ile Rusya arasında  ekonomik ve ticari işbirliği, “Türk Akım” da stratejik işbirliği, “Akkuyu” Atom Santrali, ortak üretim alanlarını da kapsayan askeri işbirliği Suriye, Irak ve genel Yakın Doğu görüşmelerinde 2. Planda kaldı ve çok kesin mesajlar verildi. Kuralları yine mali sorunların dikte edeceği Suriye’yi yeniden inşa etme sürecinde menfaatler taraflar arasında anlaşmalar imzalanmasını zorunlu kılıyor.  Bu işte yorganı kendi üstüne çekmek isteyenlerin dayanak nokrası yine mali konular olacaktır.  Suriye’nin Birleşmiş Milletler resmi temsilcisi Başar Caferi, bağlantısız ülkelerin Bakü Konferansında, Şam’ın Suriye’nin yeni anayasasını hazırlama komisyonuna girmek isteyen adaylar listesinin derlenmesi işinin Rusya ve İran ile devam ettiğini bildirdi.  O, Türkiyenin adını söylemese de, Ankaraya yönelttiği istekte, “Putin’in Erdoğan ve Rohani ile yürüttüğü görüşmeler neticesinde,  Ankaranın askerlerini topraklarımızdan çekmesini bekliyoruz” dedi. Şam, terör örgütlerini izlemek amacıyla İdlib’e hafif silahlı  birlikler göndermeyi üslenen Ankara’nın bölgeye ağır silahlı askeri birlikler göndermekle Astana Sözleşmesini ihlal ettiği görüşünü savunuyor.  Birleşik Amerika destekli Suryeli Kürt asi güçlerinin bu bölgelerde bir devleti kurumlaştırma çabaları yalnız Ankara’yı endişeye düşürmüyor.

Bölgedeki güçler arası durumu da gerginleştiriyor.   

Putin’in Ankara’da söylediği, “Suriye Kürtlerinin ülkenin politik yapılanmasında yeri olmalıdır, fakat bunu belirleyecek olan ancak Suriye halkı olur” sözleri, Erdoğan için yeterli olmayabilir.

Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasına ilişkin uyumlanan karar bu konuda daha büyük güvence sağlasa da, Birleşik Amerika ve müttefiklerinin kararının ne olduğu henüz bilinmiyor. Suriye’ye Fransız askeri birlikler gönderme arzusunu açıklayan Mackron,  bölgede konuşlanmış olan taraflar arasındaki gerginliği daha da arttırdı. Birleşik Amerikada  Başkan Trump, Pentagon, Senato ve demokratik parti tutumları arasında konum belirlemek oldukça zor bir ödevdir.

Bulgaristan olarak, bizim için önemli olan,  kim nerede, kim kiminle, bizim köklerimiz hangileri ve ne durumdadır, çıkarlarımız nerededir ve yeni kurulan dünya düzeninde  yönelimimiz nereyedir  gibi Ankara’daki üçlü görüşmeden çıkan mesajları nasıl okuyacağımızdır. Durumumuz zaten bellidir. Büyükler önünde boyun eğmek ise adetimizdir.

***

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir