AB Hevesi

Yazan: Nedim Akın

Tarih. O6 Mart 2018

Konu:   Avrupa Birliği, Batı Balkanlar ve Türkiye

Son aylarda Türkiye Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu ve Birleşik Amerika’nın Batı Balkanlarla ilgili geliştirilmiş stratejik planları olduğu açıklandı.

Rusya ile ABD Batı Balkanları Avrupa Birliğinin ciğerine sokulan bir hançer gibi görürken, Türkiye bu küçük ülkelerdeki Osmanlı tarih ve kültür mirasını yaşatmak, o ülkelerde yaşayan Müslümanlara el uzatarak milli varlıklarını gönenç işinde sürdürürken, bölge halkları ve devletleri arasında barış ve güvenlik unsuru olarak güçlenmelerine arka olmaya çalışıyor. Batı Balkanlarda 10 binden fazla Osmanlı yüksek mimar, sanat ve kültür eseri olduğu, onarılan camilerin dolup taştığı, Türk Kültür merkezleri açıldığı ve din eğitimine de devam edildiği gün dibi ortadadır.

Bölüm 2.

Avrupa Birliğine üyelik hazırlıkları.

Önce 2007 – 2013 döneminde Batı Balkanlardaki ülkelerin Avrupa Birliği’nden (AB) toplam 4.1 milyar (dört milyar yüz milyon) Euro bütünleşme /entegre olma/ yardımı aldığına işaret edelim.  2014 – 2020 yıllarını kapsayan dönemde bu karşılıksız yardım miktarının toplam 3.9 milyar (üç milyar dokuz yüz milyon) Euro olacağı önceden açıklanmış bulunuyor. Bununla yan yana, başka uluslar arası programlar çerçevesinde olmak üzere Batı Balkanlara ek olarak toplam 9 milyar Euro daha akıtılmıştır.

Türkiye ile karşılaştırma

Adı Avrupa /reel politikası/ kaynaklı veriler, Batı Balkan ülkelerinin AB’yle bütünleşme programları dahilinde Türkiye’den çok daha fazla para aldığını gösteriyor. Bunun nedenini, Batı Balkanlardaki devletleri AB planlarında öncelikli duruma gelmesinde görebiliyoruz. Batı Balkanların önemi birdenbire önem kazandı.  Yukarıda işaret ettiğimiz birinci mali yardım sunma döneminde (2007 – 2013) Ankara’ya verilen para ancak 4.8 milyar (dört milyar sekiz yüz milyon) Euro, ikinci dönemde (2014 – 2020) 4.5 milyar (dört milyar beş yüz milyon) Euro verilmesi planlanmıştı. Demek oluyor ki, T.C. için ayrılan yardımlar Batı Balkanlara gönderilenden daha azdır. Karşılaştırıldığında, Türkiye nüfusunun Batı Balkanların toplam nüfusundan 4.5 defa daha büyük, ekonomisinin ise 8.5 defa daha büyük olduğunu görürüz.

Adayların yeni sıralanması.

Bugünkü durumda, Avrupa Birliği’ne üye olmaya en hazır ve en meraklı Batı Balkan ülkesi sanki Sırbistan’dır. Bu Batı Balkan ülkesi 2007’den beri her yıl ortalama 207 milyon (iki yüz yedi milyon) Euro olmak üzere birinci dönemde 1.4 milyar (bir milyar dört yüz milyon) Euro ve ikinci dönemde de 1.5 milyar (bir milyar beş yüz milyon) Euro mali yardım almıştır. Bu Sırbistan Gayrı Safi Milli Hâsılasından (GSMH) 0,2 olup kişi başına 209 (iki yüz dokuz) Euro’dur.

Türkiye her yıl ortalama GSMH’ dan % 0,03 yani yılda 661 (altı yüz altmış bir) Euro yardım alırken, bu oran kişi başına 8 Euro’ya eşittir.  Kuşkusuz AB ile Türkiye arasında üyelik görüşmelerinin kesilmesinden sonra bu mali yardımlar da kesilmiştir.

Türkiye’ye ödenmeyen paraların tümü bu defa Batı Balkanlara yönlendiriliyor.

Batı Balkan ülkelerine giden bu paralar, devlet kurumlarının güçlendirilmesine, hukuk üstünlüğü sağlanmasına, istikrarlı ekonomik etkinliklere, rekabet gücünün yükseltilmesine, demokrasinin yerleşmesine ve yargı organlarının bağımsızlığının pekiştirilmesine harcanıyor. Avrupa Komisyonu önce olduğu gibi, şimdi de bu ülkelerdeki büyük eksiklikleri bu alanlarda görüyor.  Avrupa Komisyonunun bu konuda hazırladığı raporda şöyle deniyor: “Batı Balkanlar AB’nin bu temel değerlerini daha kararlı ve daha emin bir şekilde özümsemek zorundadır. Bu uygulamaların geciktirilmesi yatırımcılara engel olurken, ticareti de aksatıyor.”

Batı Balkanlar ekonomilerinin gelişmesini engelleyen fazla gelişmemiş olan özel sektöre politik müdahalelerin çok fazla olması yüzünden rekabetin çok düşük olması, dolayısıyla bunun da kalkınmayı engellerken, genç kişilerin iş bulabilmelerini sınırlamasıdır.

Batı Balkanlar henüz yatırımcı çekmiyor.

1990’lı yıllarda bölgeyi sorunlu hale getiren geniş kapsamlı askeri şiddet, bugün Balkan siyaseti için güncel bir sorun olmaktan çıkmıştır. Bu çok önemli ileri bir adımdır. Ne var ki, askeri şiddet olmaması burada sorunsuz bir bölge oluşturulduğu anlamına gelmiyor.  Bu ülkelerde süreğen bir ekonomik yetersizlik var. Halk kitleleri ve toplumun hayal kırıklığı giderek artıyor. Ardı arası kesilmeyen bir etnik gerginlik kükrüyor. Etniklerin bütünleşmesini engelleyen temel etkenler bunlardır. Bu eğilimlerin aşılması, ekonomik sorunlara çözüm bulunması politik sorunlara çözüm bulma yolunda adımlar olacaktır. Bu bölgede uzlaşma rüzgârları esse de, “uluslar arası yatırımcılar” için bölge henüz ilgi çeken bir yer değildir.

Batı Balkanlarda halkın durumu.

Batı Balkanlardaki savaş ve şiddetin son bulması yavaş istikrar sağlarkenhalkın yoksulluğunu aşma çabalarına çok az katkı sağlayabildi. Gençler arasındaki işsizlikle örneklediğimizde Karadağ’da bu oran % 39; Bosna Hersek’te % 54; halkın % 71 de yargının tarafsızlığına ve adil olduğuna asla inanmıyor. Batı Balkanlarda yaşayan insanlarda % 43’ü çareyi göç etmekte ya da gurbetçilikte görüyor.

Batı Balkan ülkelerinin altısında (6) da etnik gerginlik var. Bu huzursuzluğun her ülkede kendi özgün çizgileri var.

Örneklersek, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, komşu Makedonya’da Arnavutlara karşı ayrımcılık uygulandığını iddia ederek “Büyük Arnavutluk” fikrini yeniden ateşledi. Makedonya’da ise siyasi liderler etnik faktörden iç siyaset çıkar ve hedeflerinde yararlanıyorlar.

Bosna – Hersek’te közler sönmemiş.

22 yıl barış içinde yaşayan Bosna – Hersek’te huzurun tam olarak hakim olduğunu söyleyemeyiz. Durgunluk yaşayan ülkede sıkıntılar yaşanırken, darboğazlar var. Barış döneminde etnik gruplar arasındaki setler yükseldi. Bosna – Hersek Merkez Bankasının 3 genel müdürlü olması, devlet kurumlarının beklendiği gibi çalışmadığına işarettir. İç bunalım durumunda ordunun etnik kriterlerle üçe bölünmesi beklenebilir. Bosna – Hersek’teki Sırp otonomisinin lideri olan Milorad Dodik ‘nin izlediği siyasetten Birleşik Amerika olduğu gibi Avrupa Birliği de memnunluk ifade etmiyor. 2016 yılının Eylül ayında Dodik, Bosna Hersek bileşiminde bulunan Sırp Cumhuriyeti’nin Milli Bayramı’nın 9 Ocak gününde kutlanması için bir halk oylaması düzenledi. Bu soykırımcı katil “Radovan Karaciç” günü olarak kutlanacaktı.  Birleşik Amerika, 1995’te imzalanan Deytın antlaşmasıyla temelleri atılan etnik barış düzeninin baltalanması tehlikesine işaret ederek referandum sonuçlarının geçersiz sağlanmasını sağlayabildi. Buna cevap olarak Dodik, Bosna devlet kurumlarında görev alan Sırpların tümünü “Banya Luka” otonomisinin başkentine dönmeye çağırdı ve dönmeyenleri de “hain” ilan etti.  Bunun bir anlamı da Dodik’in bir çatışma hazırlığı içinde olduğuna işarettir. Halkı silahlandırmaya da önem veren Dodik, bölge polis güçleri için 2.5 (iki bin beş yüz) otomatik silah satın aldı.

Kosova devlet kurmaya çalışıyor.

Kosova bir yandan bağımsız devletinin kurumlarını oluşturmaya ve güçlendirmeye çalışırken, aynı zamanda Sırbistan ile ilişkilerin gerginleşmesi de güç topluyor. Kosova milliyetçileri Kosova’nın haberi bile olmadan Sırbistan’dan kesilen toprakların üçte birini istiyor. Kosova ile Karadağ arasındaki ilişkilerin yeniden gerginleşmesine sebep ise,  devlet sınırının çizilmesi oldu. Kosova Başbakanı Ramos Haradinay Batının pek yüz vermediği bir kişi durumuna düştü. Önce Birleşik Kralık için vize alamadı, yakın geçmişte de ona Amerikan vizesi vermediler.

Karadağ’da kimlik sorunu.

Karadağ’da kimlik kavgası var. Toplum etnik kimlik konusunda ikiye parçalanmış durumdadır. NATO üyesi bu genç ülkenin kamu harcamalarında da çok ciddi sorunlar yaşadığı ortada olduğu gibi, devlet kurumlarının adil çalışmasına kapı da henüz açılamamıştır. Bu bakıma 2025 yılına kadar AB dosyalarını kapatabileceğinden ve önüne sunulan kriterlere uyup uyamayacağından kuşku duyuluyor.

Sırbistan gerginlik kaynağı

Batı Balkanlar’da gerginlik kaynağı ülkelerin başında Sırbistan gelmeye devam ediyor. Sırp Cumhuriyeti ile ilgili planlarından vazgeçmediği gibi Kosova’dan da toprak talebinde bulunuyor.

Huzursuzluk işareti olan bu olaylardan başka AB Komisyonu raporunda şöyle bir saptama da yer alıyor: “İnsan, silah ve uyuşturucu trafiği olması bir yana, Batı Balkanlar’da örgütlü suçlar ve şiddet olmaya devam ediyor. Politik ve ekonomik sisteme cinayet işleyen kişilerin sızması tehlikesi büyüktür.”

Demokrasi olmayan ülkelerde lider sorunu

Avrupa Birliği’nin onlarca yıldan beri sürdürdüğü Batı Balkan ülkeleriyle iyi komşuluk siyasetinden sonra, Batı Balkan ülkelerinin Avrupa Birliği yönelimi henüz kök salamadı, hukukun üstünlüğü ve temsili kurumların güçlenmesi yolunda beklenen adımları atamadı, her şey yüzeysel durumdadır. Yerel düzeyde politik ve partiler arası rekabet olmaması, müşteriye hizmet siyaseti esaslı, tek partili ve kişisel iktidarlar kurulmasına olanak verdi. Şimdi anlaşılabildiğine göre, Avrupa Birliği’nin Brüksel yönetimi, “istikrarlaşma” siyaseti perdesi ardına gizlenen siyasetçi ve liderlerden artık arınmak ve Balkan ülkelerindeki milliyetçi hırsızlardan uzaklaşmak isteseler de bunu nasıl yapacaklarını henüz bilmiyorlar. Avrupa Birliği Makedonya’da Gruevski, Arnavutlukta Edi Rama, Kosova’da Haşim Taçi ve Ramuş Haradinay, Bosna – Hersek’te Milorad Dodik gibi liderlerle bundan böyle iş yapılamayacağının, onların iktidarda kalmamasının farkında olsa da, eli kolu bağlıdır. AB için büyük sorun yaratanların iktidardan uzaklaştırılması ve yerlerine kimlerin atanması gerektiği henüz yanıt bekliyor. Demokrasi olmaması Balkanlar’da güçlü politik rekabet için büyük engeldir. Bununla birlikte AB’nin üyelik görüşmelerini hızlandırdığı halde, bu ülkelerin giderek içsel demokrasi yollarını da tıkaması endişesi ortadadır. Bugün bu sorun Bulgaristan gerçekliğinde de izleniyor. 2007’den beri AB üyesi olan ülkede, demokrasi olmaması, huıkukun üstünlüğünün sağlanamamamsı, sivil toplum kurulamaması ve etnik sorunların gerginleşmeye devam etmesi tek partili lider rejimine doğru adımlıyor.

AB’nin Batı Balkanlar stratejisine güvenilebilir mi?

Avrupa Birliği’nin Batı Balkanlarla ilgili yenilenen stratejisinde çözüm bekleyen ana konular nelerdir? Batı Balkanlarla ilgili hazırlanan rapor ve yöneticilerin demeçleri açık azlara bir parmak bal süren bir propaganda oyunu değil midir? Günümüzde ağır bunalım yaşayan, ciddi sorunları olmasına rağmen AB, hala etnik ve hareketli olduğunu sergilemek istiyor olmasın?

Avrupa Birliği dünyaya ben ”ölmedim” hala “yaşıyorum” demek isteyebilir. Balkanlar Avrupa’nın bir parçasıdır. Bugün olmazsa yarın, bir süre sonra ya da Brüksel tarafından gösterilecek tarihlerden birinde, Avrupa Birliği’nden bir parça olmak istemeleri de doğaldır.

Brüksel planlarını ancak Avrupa’nın stratejik çıkarlarını kavrayınca anlayabiliriz.  Avrupa ise, Batı Balkanlar ülke ve halklarının Rusya, Çin veya Türkiye’nin daha güçlü etkisi altında kalmasından ve Avrupa’dan uzaklaşarak kopmasından korkuyor. Görüldüğü üzere, Batı Balkan ülkelerini AB’ye üye almaya ilişkin Avrupa Komisyonu’nun yeni stratejisi, Rusya’nın bu bölgede siyasi egemenlik kurmasına, Çin’in bölgedeki ekonomik baskısının artmasına ve Türkiye’nin kültürel varlığını güçlendirerek yaşatmasına karşı çizilmiş bir plandır.  Brüksel buradaki bölgesel çatışmaların yeniden başlamasında da korkuyor kuşkusuz. Avrupa Birliği, Batı balkanlardan “istikrarsızlık” taşmasını önlemek için, bu bölgeye “istikrar” ihraç etmek istiyor. 2015 ve 2016 yıllarında, Avrupa Batı Balkanlar üzerinden merkezi Avrupa’ya sonsuz sığınmacı, kaçak ve göçmen sürüleri geçtiğine tanık oldu. Bunun yinelenmesini önleyebilmek için bölgeyi kontrol altında tutmak istiyor.

Sofya toplantılarından alınan sonuçlar

Tüm bu gelişmelere rağmen, 15 Şubat 2018 tarihinde, AB ülkeleri dış işleri bakanlarının olağan dönem toplantısında, Avrupa Komisyonu Batı Balkanlar’ın AB ile bütünleşmesine razı gelmedi. Bu görüşmede, Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan, AB’nin Batı Balkanlar bölgesel siyaseti görüşüldü. Batı Balkanların AB üyeliği perspektifleri konusunda Dış İşleri Bakanları “iyimser” ve “karamsar” olmak üzere iki gruba ayrıldılar. “İyimser” gruptan olan Macaristan Dış İşleri Bakanı Petır Siarto, “2025 geç bir tarihtir.” Dedi. Ona göre, Karadağ ile Sırbistan daha 2022’de AB’ye katılmalıdır. Avusturya Dış İşleri Bakanı da Batı Balkanların AB’ye bir an önce katılmasından yana çıktı.

Öte yandan, “karamsarlar” grubundan olan Slovenya Dış İşleri Bakanı Karl Eryavets, Batı Balkanların AV üyeliği için 2025 yılının realist bir tarih olmadığına işaret etti. “Karamsarlar” açısından, durumun güven verici olmadığından dolayı üye almak için tarih gösterilmemesi iyi olur.

Görüldüğü üzere AB’nin Batı Balkanlar stratejisi hem “iyimserler” hem de “karamsarlar” konumundan mayınlanabilir. Birinci durumda, üye aday çok erken  hizmet görecek ve bunun için Brüksel tarafından sunulan menü pek uygun değilken, ikinci durumda müşterinin masaya ne zaman oturacağı bilinmediğinden henüz bir menü hazırlamaya gerek yoktur.

Genişleme yorgunluğu

Sofya toplantıları başlamazdan önce Avrupa Komisyonu “genişleme” görüşmelerinden bıkmıştı. Genişleme işleri masrafları arttırıyor birçoklarını da huzursuz ediyordu. Bilindiği üzere Avrupa Birliği görüşmelerine başlamak için şimdiki üyelerin hepsinin bir sene önceden sağlanmış desteğine gerek vardır. AB’nin yeni üyeler için “kapı kapaması” şeması ise şöyledir: Avrupa Birliği ülkelerindeki sivil toplum örgütleri Birliğin genişlemesine karşı çıkar ve bu kararlarını kendi hükümetlerine iletirler. Avrupa Konseyi bu formülün işlemeyebileceğini iyi bildiklerinden  daha şimdiden Batı Balkan ülkelerinin AB üyeliği için yeni formüller geliştirirken Birlik içinde bazı reformların yapılması gerektiğini de biliyorlar.

2018 yılı güzünde, yani Sofya dönem toplantısından sonra, Avrupa Komisyonu, AB üye olması istenen ülkelerin önerilerini nitelikli çoğunlukla sunmaya hazırlıklar yapıyor.  Ne ki, bu gibi kardinal bir reformun gerçekleştirilebilmesine yine oy birliği ilkesini işletmek gerekiyor.  Böylece yeni üyeler alınırken “veto” uygulama sistemi kaldırılmak istenecektir.

2018’in başından beri genişleme konusunda yürütülen görüşmelerden ortaya çıktığına göre, şu dönemde  Batı Balkanlarla ilgili stratejideki en yeni durum sanki Sırbistan’ın Kosova’yı tanıması noktasına kilitlenmiş bulunuyor. Ayrıca AB’nin Batı Balkanlara yayılması görüşleri bu ülkelerde henüz kabullenilmiş ve yerleşmiş değildir. Bu yöndeki çalışmaların 2015’e kadar ne gibi sonuçlar vereceğini şimdiden kestirmek ise çok zordur.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Kullanılan rakamlar EADaily’den alınmıştır.

Lütfen paylaşınız.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir