Demokrasi Kavgası

Neriman Neriman Eralp KALYONCUOĞLU

Barbarlıktan uygarlığa giden yolun yolcusuyuz.                      

Bir kısmımızın katılabildiğimiz Bulgaristan halk oylaması (referandum) geçli değil, dendi.

Hepimiz için çok üzücü tabii! 3 milyondan fazla seçmen hak oylaması yapılırken sandık başında isminin ve soyadının, kimlik numarasının yazılı olduğu sıranın sağına imza attı. Eline verilen zarfı perde ardında açtı. Gerekli işaretlemeyi yaptı. Sonra işaretlenmiş kâğıdı zarfa koydu ve referandum sandığına saldı. Sonuç: referandum egemen sınıfı, değişiklik istemeyenleri ve perde ardındaki ip çekicileri korkuttu. Gerçek şudur: Halk uyandı.

Seçim gecesi birbirini ret eden haberler çıkmaya başladı.

Halk oylaması sonuçlarının meclise girmeden yasallaşmasına 376 zarf gerek.

Halk oylaması sonuçlarının meclise girmeden yasallaşmasına 1300 zarf gerek.

Halk oylaması sonuçlarının nasıl belirlendiği belli değil.

Seçim yasasında halk oylamasına katılan vatandaşların oylarının mı? Zarfların mı? Yoksa zarfların içindeki işaretlenmiş kâğıtların mı sayılması gerektiği belirtilmemiş ve katılımın neye göre hesaplandığı açıklanmıyor.

Boz yap karışıklığı başladı ve birbirine en ağır sözleri söyleyen milletvekilleri can çekişir duruma düştü ve oybirliğiyle bir daha izine çıktılar.

Merkez Seçim Komisyonu (MSK) sözcüsü Tsvetozar Tomov’un açıklaması:

Birinci sayımda halk oylamasına katılan seçmen sayısı 3 milyon 485 bin 785 kişidir.

Halk oylaması (referandum) sonuçları Cumhurbaşkanı seçimleri ikinci turundan yanı 13 Kasım 2016’dan (Pazar) sonra açıklanacak. Seçimden sonra 4. gün halk oylaması konusunda (MSK) kesin açıklamada bulunamadı. İmzaları yeniden sayılmalıdır. Seçim tutanakları hazırlanırken teknik yanlışlar yapılmıştır. Bir tutanakta 446 kişi “oy kullandı” ve 446 kişi “oy kullanmadı,” yazıyor. Zarf dışında kullanılan bülten sayısı 500. Birçok seçim bürosuna ancak 100 adet halk oylaması zarfı verilmiştir. Büyük şehirler dışı seçim bölgelerinde halk oylamasına katılanlara zarfsız sunum yapılmıştır.

Doğru dürüst seçim ve halk oylaması yapılamayan bir ülkede demokrasiden söz edilemez.

DEMOKRASİ: politika ile korku arasındaki etkileşimi mezara gömen, buharlaştıran, yok eden güçtür.

Serbestçe yani demokratik oy kullanma nasıl doğmuştur:

Demokratik oylamayla ilk seçilen devlet idarecisi kadim Atina hükümdarlarıdır.

O zamanlar seçim listeleri, seçim sandığı, tükenmez, perdeli bölüm, zarf falan filan yokmuş. Atina’da en büyük çınarın gölgesine düz bir beyaz mermer taş ile bir sepet kömür koymuşlar. Şehir-devletiidare eden hükümdardan memnun olmayan çınar gölgesine uğrayip kömürle beyaz levhaya bir çizgi çiziyormuş. Yıl sonunda çizgiler yani yönetimden memnun olmayanlar sayılıyor ve memnun olmayanlar memnun olanlardan (çizmeyenlerden) fazlaysa, idareci ve ekibi değiştiriliyor daha doğrusu hapse atılıyor ya da adalardan birine sürülüyormuş.

Batı dünyasında demokrasinin temel işlevleri şunlardır: halkın iradesine yaşam hakkı tanımak; bütün vatandaşların daha iyi yaşayabilmeleri, kendilerini serbest, özgür, eşit haklı, bağımsız, güvenli, refah içinde, kokusuz ve eziyet ve zülüm görme endişesinden arınmış hissetmelerini sağlamaktır.

Demokrasisi yerleşemeyen ülkelerde ise durum şudur: doğru dürüst seçim yapılamaz, halk oylaması yapılsa bile sonuçları zamanında açıklanmaz; insanların hakları ve özgürlükleri egemen sınıfın baskısı altındadır; özgürlük yerini boyun eğme; güvenlik ve huzurun yerini de kargaşa, güvensizlik, karışıklık almıştır, hayat zulüm ve eziyet bataklığına batırılmıştır. Evde, sokakta, okulda, işyerinde, TV ekranında kavga eden insanlar vardır.

Demokrasi ülkelerinde insanlar arasındaki ilişkiler şöyledir: Eşit haklı vatandaşlar sosyal yaşamın her yerinde birbirine karşı saygılı ve nezaketlidir. Örneğin Milano’da AVM kapısında müşteri temsilcisinin bir zenci olmasından rahatsız olan yoktur.

İngilişz yazar Hana Arend  “Baskı ve Siyaset” eserinde bu konuda şöyle demiştir:

Demokrasi ilk defa bir şehir devlet olan Atina’da uygulanırken kabul edilen Anayasa’ya YASALAR KARŞISINDA EŞİTLİK adı verilmişti. O zaman Romalılar yasalar karşısında eşitliği bir yönetim biçimi olarak kabul ettiklerinde, iktidar ve kanun kavramlarının anlamı birdi ve hiçbir surette emretme ve boyun eğme anlamı taşımıyordu. Yani iktidar ve egemenlik, kanun ve emretme örtüşen anlamlı kavramlar değildi. Yasalar karşısında eşitliğin öz anlamı insanın insana kulluğuna son vermekti.”

Şöyle bir duruma da dikkat çekmek istiyorum:

Yasalar” ve “Kaprisler” çelişkisi olarak adlandırılan bir olay vardır. Hatta Birleşik Amerika’da “hukukun üstünlüğü” ilkesi açıklanırken bir kilit kavrak olarak verilir, kitaplarda işlenmiştir. “Demokrasi İlkeleri” dendiğinde şu cümle tekrar edilir: “Yasalar, Kralların, Sultanların, diktatör ve generallerin, dini önderlerin ya da kendilerini siyasi parti lideri ilan edenlerin kaprislerini değil,  halkın isteklerini ve iradesini yansıtmalıdır.” Eğer bu çağdaş medeniyetin özüyse, biz Bulgaristan Türkleri bu gerçeklikten kaç asır uzaktayız. Öz isteğimiz olan verdiğimiz oyun doğru dürüst sayılması ve kayıtlara geçirilmesi irademiz bile keyfi hareket edenlerin elinde bulunurken, hukukun üstünlüğünden söz etmek mümkün-müdür?

Demokratik olmayan ülkelerde ise ilişkiler şöyledir: Önce devlet vatandaşları sürekli ve her fırsatta aldatmaya çalışır. Doğru dürüst seçim ve halk oylaması yapılamaz. Örneğin 2008 seçimlerinde GERB partisinin Sofya varoşu olan Kosten Brot kasabası matbaasından 350 bin seçim bülteni bastırdığı açıklandı. Artık hayatta olmayan ama seçim listelerinden silinmeyen vatandaşların “birçok kez oy kullandığı” saptandı. Şu anda Bulgaristan dışında bulunan ve oy kullanabilmek için bulundukları yerlerde kendilerinden “Dilekçe” istenen gurbetçilerin, köy ve kasabalarındaki seçim listelerinde de isimlerinin yazılı olduğu biliniyor. Çünkü bu kişiler ülkeyi terk ederken muhtarlığa uğrayıp ismini seçim listesinden sildirmemiş ve ne zaman geri döneceğini ve seçime nerede katılacağını beyan etmemiştir.

Demokrasi olmayan ülkelerde insanlar fakirdir, yarın endişesi içinde yaşarlar. Yarın korkusu toplumu baştanbaşa esir etmiştir. Zengin olanlar fakirlere yüksekten bakar, onları hor görür, ikinci sınıf insan muamelesi uygular, sıradan vatandaşa karşı kaba ve küstahça konuşulur ve hitapta bulunulur. Toplumda erişilemeyen bir tabaka vardır.

MSK’nun tutumu.

6 Kasım’da yapılan haklk oylamasından sonra Merkez Seçim Komisyonu’nun sonuçları “gerekçeli gerekçesiz” (haklı olarak ya da tamamen keyfi hareket ederek) her iki durumda da kanunu hasıraltına iterek açıklamamasının tek anlamı vardır. Bulgaristan siyasi siteminin önemli oluşturucu öğeleri olan  seçim usulünün orantılı sistemden  (proporsionalna) en fazla oy alan kazanır sistemine (majoritarna) sistemi ile değiştirilmesini engellemek ve siyasi parti merkezlerine meclis seçimlerinde oy başı 12 leva ödemeye devam eden var olan durumu (statükoyu) yaşatmak arzusudur.

Bu değişikliği isteyen halktır. Bu değişiklik meclise girmeden yapılsın diye 3 485 785 (üç milyon dört yüz seksen beş bin yedi yüz seksen beş) vatandaş oy vermiştir. Bu Bulgar toplumunun % 50’den fazlasının iradesidir, bütün aydınlar, öğrenciler, memurlar, ev kadınları, emekli yaşlıların isteği budur. Bulgaristan sivil toplumu, Türkiye’deki soydaşlarımız, memlekette kalmayı seçen kardeşlerimiz bunu istediğini Pazar gün dünyaya duyurdu. Uygulamayacaksa seçim ve halk oylaması yapmanın ne anlamı var?

İnsanların eşitliği:

Vatandaşların kendi aralarında ve yasalar ve anayasa önünde ayrımsız eşitliği demokrasinin temel ilkesidir. İnsan onurunun da temel taşıdır. Avrupa’yı demokratikleştiren vatandaşların eşit haklı ve adalete dayanan bir toplumda yaşama arzusudur. 1745 yalnız Birleşik Amerika’nın kuruluş tarihi değil, siyah derililerle beyazların aynı topraklarda, aynı yasalar ve anayasa karşısında eşitlik ve adalet ilkesinde buluşmalarının tarihidir. Burada sözünü ettiğimiz insanların uygulanmayan kanunlar karşısında sahte eşitliği değil, herkes işin aynı şiddetle uygulanan yasalar önünde vatandaşların reel eşitliğidir. Örneğin Bulgaristan’da totalitarizm yıllarında da T. Jivkov, “biz bir hukuk devletiyiz” diye barım barım bağırken, yasalar asla uygulanmıyor, komünist parti yönetimi, yürütme (hükümetle) ve yargıyla (mahkemelerle) bütünleşmiş ve kanunsuzluk, adaletsizlik ve eşitsizlik kol geziyordu,  egemendi. “Belene” Ölüm Kampında kalan, sürgün edilen Bulgaristan Türk ve Pomaklarından kaç kişinin elinde mahkeme kararı olduğunu söyleyebilir misiniz? Söyleyemezsiniz, çünkü demokrasinin temeli olan sivil toplumda insan haklarının çiğnendiği, keyfi uygulamaların zulüm, baskı ve terör şeklinde her gün sertleştirilerek tırmandırıldığı bir ülkelerde mahkemeler karar vermez. Mahkeme zulmün seyircisi, aracıdır, maşasıdır. O dönem bizim avukatlar hiçbir sanığı savunmamıştır. Türk savcılar bile vardı. Halkla merhabayı, selam sabahı kesmişler, yanlarından geçilmiyordu. Sanıklar duruşma odalarından geçmeden, hayvan vagonlarına doldurulmuş ve sürülmüşlerdi. Ve o zaman da “eşitlikten ve adaletten” söz edildiğini hatırlayanlar, ilk fırsatta, kapı alınınca, pasaportlu pasaportsuz yollara düştüler.

Ve biz BGSAM ekibi olarak yazdığımız her yazıda “demokrasi” diyorsak, bu şöyle anlaşılmalıdır:

Bizim verdiğimiz hak ve özgürlükler eşit haklı vatandaş ve aşit adalet mücadelesi ancak demokrasi koşullarında meyveler verebilir;

Yoksulları, sefilleri, özürlüleri ve öksüzleri, yaşlıları ve işsizleri savunan onlara devlet eliyle sosyal yardımlar uzatan tek toplum düzeni bir tek demokrasi olabilir;

Okullarda, nakliyat işlerinde, sağlık alanında ve seyahat ve huzur evlerinde demokratik toplum dışında hiçbir koşulda kimse insanların yanında olamaz, onlara daha uygun koşullar sunamaz;

Demokratik toplum düzeninin gücünü halktan (seçmenden) aldığı gerçeğinden çıkarsak felaket durumunda, yangın, deprem, su baskını, bulaşıcı hastalık vb  olunca demokratik toplumda kişilerine ailelerin birbirine yardım etmesi yolları açıktır;

Demokratik toplumda insanların basın yayın yoluyla fikirlerini duyurması, protesto ve başka biçimlerde tepki göstermesi yolları açıktır. 2014’te Bulgaristan’da Pl. Oreşarski hükümeti kitle gösterilerine dayanamadı. Birinci B. Borisov hükümeti de 2012’de halkın protestoları karşısında istifa etti. Bizim için istenilen sonuçlar elde edilememiş olsa bile seçmenlerin yoğun tepkileri, özellikle Türkiye, Britanya ve Amerika’daki seçmenlerimizin tepkileri Ekim 2016’da seçim kanununda ek değişikler yapılmasına neden olmadı mı?

Kuşkusuz en önemli demokrasi kazanımı, seçmenin oyunu kullanarak partileri iktidardan uzaklaştırması, yenilerini hükümete davet etmesi ve halk oylamasıyla da daha derin ve köklü siyasi sistem değişikliklerini gerçekleştirebilme imkanına sahip olmasıdır. İşte bu son hakkımızın (halk oylaması hakkımızın yanlış sayımla ) çiğnenmeye (elimizden alınmaya ya da geçersiz kılınmaya) çalışılması, bu yazımı yazmama neden olmuştur ve ben böylece protestomu ifade ederken, sizi de beraber olmaya davet ediyorum.

Eşit haklı insan olma kavgasının çok kanlı ve sert bir mücadele tarihi vardır.

Barı literatüründen saygı görmesi gerektiği konusunda öne çıkarılan yalnız bir örnekle yetinmek istiyorum:

“(XV. Yüzyıldan sonrası.) Rus Çarları herkese hiçbir hakka sahip olmayan toprak kölelerine davrandıkları gibi davrandıklarından dolayı, kendilerinden başka hiçbir kimseye toprak mülküne sahip olma hakkı tanımamış, çünkü insanları kendi mülklerinde olan fertler olarak görmüşlerdir. Özel mülkiyetin olmadığı yerde, Çarların diktatör emirlerinden farklı herhangi bir kanunun olabilmesi olanaksızdı. Adalet sağlayan kanunların olmadığı toplumda ise, insanların daha iyi yaşaması, daha gönençli bir hayat özlemesi imkân dışıdır, çünkü üretim, ticaret ve girişimcilik olmasına gerekli üretim ve artı-üretim sağlanması için gerekli olan güvenlik olmayınca, herhangi bir orta sınıfın belirip oluşamaz.

Ve burada şu özellik de hemen parlıyor. Böyle toplumlarda yani hukukun üstünlüğünün yani hak eşitliğinin, eşit adaletin sağlanamadığı yerde  hakim olan her zaman açlık, yoksulluk, sefillik ve çekidir.

Bu sorunun cevabı ise yine kitaplara yansımıştır:

“Bugün dünyanın en fazla doğal kaynağına sahip olan Rusya neden en refahlı yaşanan ülke değildir? Altın ve zümrüdü bol, petrol ve doğal gazı fışkıran üçüncü dünya ülkeleri vatandaşlarını neden en iyi koşullarda yaşatamıyorlar. Göçmen selleri, faciası ve felaketi gözlerimiz önünde gelişiyor. Bu sorunun yanıtı, bu ülke hükümetlerinin vatandaşlarına temel hak ve özgürlükleri, en başta da dünya geldikleri yeteneklerini kullanma hakkından bile faydalanma hakkını kullandırmamalarında gizlidir. Çünkü insanoğullunun sahip olduğu en büyük kaynak o kendisidir. Fakat onun bu yaratıcı güç kaynağından toplumun yararlanabilmesi için, onun önce özgür kişi olması gerekir.”

Evet, Bulgaristan’da halk oylaması yapıldı. Şimdi oyları doğru dürüst sayma kavgası başladı. Bu bir demokrasi kapışmasıdır. İnsanoğullunun barbarlıktan çağdaş uygarlığa uzanan yolunda belirli bir özgürleşme devridir.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Lütfen paylaşınız.

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir