1989 Mayıs Ayaklanması (1)

 

Bulgaristan Türklüğü’nün 20. yüzyıl tarihinin en önemli olayı 1989 Mayıs İsyanıdır. Bu Ayaklanmayı Bulgaristan Türklerinin hareketlenip başkaldıran dip dalgası dediğimiz 2 milyonluk kitlesi gerçekleştirdi. Bu insanların nerede oldukları hiç önemli değildi: gelinler gözleri yaşlı çocuk emziriyor, anneler surat bir karış hamur karıyor, çayır biçmeye gidenler kosa bilemiş, tırpan sallamadan, bir koltuk otla eve dönüyor, odun yaranlar sanki kelle kesiyordu.

 

Erkekler “Belene” toplama kampında, çıkanlar sürgün, hapishanedekilerin burnu değişim kokusu almış gözler kapıda, köpekler bir başka havlıyor, mayıs kedileri kiremitlikten inmiş fırsat gözlüyordu. Bu, tarihimizi kanla yazan, bizi devletle karşı karşıya getiren, sonra bizi ikiye bölen, büyük sevince ve büyük acılara neden olan devasa olay, büyük zafer içinde ve sonrasında tüzel kişilikler doğurdu:

 

Bunlardan birincisi, Bulgaristan Müslümanlarının adalet ve özgürlük mücadelesinde Türklerin başlı başına bir güç olarak yer ve öncü rollerinin belirlenmesiydi.

 

Bu özellik ayrıca mercek altına alınmalıdır. Bu yapılmadan, ne 1989 Mayıs Ayaklanması, ne onun hazırlıkları, ne Bulgaristan demokratik mücadelesi içindeki rolü ve yeri anlaşılabilir. Ne hareketin kendi içindeki yapısal ve işlevsel dinamitler ile yönlendirme gücü, ne de politik öncüsü görülebilir. Ne de bir büyük patlamaya gebe oluşu ilk baştan içinden ele geçirip yönetmekle görevli ajanlar, hain güçler, onların kimlik, rol ve hedefleri ortaya çıkarılabilir. 25 yıldan beri cevap arayan bu sorular, bugün dünden çok daha canlı, çok daha net ve keskin yanıt bekliyor. Üç bölümden oluşan bu analiz yazımızın son hedefi, 1989 Mayıs Ayaklanmasını bir başka ışığa çekmek ve farklı bakış açısıyla irdelemektir.

 

Sosyal hareketlerin kitapları kalın olur. Okumak sabır ister. Yeni bir sayfa açarken tarihler sanki bitmeyecek gibidir. Son hesapta zamanını yazmak ve anlatmakla tüketmeyen sinsiler kazançlı çıkar. 1989 Mayıs Patlamasında öyle olmuştu. Eline yaba almayan, tırpan kaldırmayan, Ayaklanma günlerinde Pazarcık hapishanesinde mahkûmlarla yaptığı toplu çalışmada Bulgaristan Türkleri “Türk Dünyası’ndan bir parça değil, Bulgar ulusundandır” diyen Ahmet Doğan, yağ gibi üste çıktı ve hareketin özünü ve amacını değiştirebildi.

 

Sosyal hareketler sivil toplum hareketleridir. Onların ilk teorisyeni olan Robespierre (1758 1794) Büyük Fransız Devrimi arifesinde mayalanan hareketlenmenin itici ve öncü güçlerini göstermişti. Bu hareketlerin içine her defasında ajanlar, hainler sızdığını ve yönetimi ele geçirmeye çalıştıklarını ilk yazan o oldu. Sosyal hareketler birbirinin beş aşağı beş yukarı tekrarıdır. Gün sabahtan belli olur misali, bizim harmanda da buğdaya salatalık tohumu değil, karışsa karışsa ancak arpa kılçığı karışır.

 

Biz mayalanan her kabarışa önce evrim gözüyle bakarız. Anne karnında çocuk yürüyemez, konuşamaz, acısını ve sevincini dışarı çıkaran sesler çıkaramaz, ancak tekmeli yumruklu hareketlerle konuşur. Onun yanlış ya da doğru hareketleri böyle başlar. Ve o an yanlış başlayan bir hareket doğru yaşanamaz. Demek istediğim sivil toplum hareketlerindeki stratejik hatalar taktik başarılarla telafi edilemez.

 

Mayıs Ayaklanmasında stratejisi neydi?

Taktik neydi?

Ve doğru başlarken neden eğrildi?

 

Biz kitle hareketi dendiğinde ne anlarız?

Strateji: hangi güçlere karşı hangi güçlerle hareket edileceği sorunudur. Güçlerin yer alışı sorunudur. Mücadelenin statik; uzun teorik hazırlık ve uzun vadeli bakış gerektiren yanıdır.

a)      –   1989’da hangi güçlerle karşıtlık içindeydik? Düşmanımız T. Jivkov’un totaliter rejimiydi. Totaliter rejim yönetme, yürütme ve yargıyı bir yumrukta birleştirip baskı ve terör uygulayan rejimdir. Tespit doğrudur, totaliter rejim silahsız halkımıza karşı silahlı asker, polis, kırmızı baret, tank ve helikopter kullandı. Devletin tutuk evleri, zindanlar, toplama kampları Türk doldu.

+          (Bizim güç kaynağımız kooperatifçi köylülerdi. % 83 köylüydük. Aydınlarımız öğretmen, doktor, kooperatif başkanları ve postacılardı. İşçi sınıfımız yarı köylüydü.)

b)     Karşıt güçlerin yer alışı neydi: Düşmanda eğitimli, zırhlı ve silahlı güçler vardı. Saldırı köylerinde, evlerinde, iş yerlerinde, sokakta, meydanlarda oldu. İsimler zorla değiştirildi ve 5 yıl baskı kalkmadı.

+ (Herkes saldırı kurbanı olduğundan hareketin güç kaynağı halktı. Her yerde her an hareket etmeye hazır olan taban dokuydu. Eğitimsiz ama sıkı bir dayanışma içindeydi.)

c)      Hazırlık görülmüş müydü? Düşman her an saldırıya hazırdı. Tepeden tırnağa silahlıydı.

     + (Bekleyişlerinde, 10 yıllık çekinin 10 günde aşılabileceği inancı vardı.   Herkes haksızlık ve baskı mağduruydu ve herkes mücadele etmeye hazırdı. Susarak bekleyenlerin çığlığı “iyi ve kötü günde beraber” inancıyla yükselecekti.1953 – 1989 arası tarlalarını beraber olanlar, bu işle birlikte başa çıkacaklarına inanıyordu. Omuz omuza olmak onlara güç kaynağı oldu. Politik öncüleri yoktu. Yapmak istediklerini dedeleri bile yapmamıştı. İstenmeyen rejime “Hayatımdan Çık!” derken, yitirdikleri hak ve özgürlüklerini geri almak istiyorlardı. Politik hedef netti.)

Taktik: O güçlerin ilerleme mi?, Geri çekilme mi?, yapması gerektiği sorunudur. Bunlarda hangi mücadele ve örgüt biçimleri kullanılacağı sorunudur. Mücadelenin dinamik, esas yaratıcılık ve esneklik gerektiren yanıdır.

a)        İlerleme mi, geri çekilme mi? Rejim, köle gibi çalışmalarını, hareket engellemeyi ve düşürüldükleri bataklıkta boğulmalarını hedefliyordu.

+   (Türklerse, ne pahasına olursa olsun politik tutukluların salıverilmesini, sürgünlerin dönmesini, isimlerinin, din haklarının geri verilmesini, okullarının yeniden açılmasını, basın, yayın, radyo haklarını, yaşam tarzlarına müdahale edilmemesini istiyordu. Bütün kaleleri alınmış, hak adalet kalmamış, eziyete daha fazla dayanacak kuvvetleri de olmadığından geri çekilecekleri bir tek yer, mezardı.)

b)        Hangi mücadele ve örgüt biçimleri kullanılacaktı?

Düşman total saldırı, teker teker tutuklama, yargılamadan hapse tıkma, hücrede tutma, oyalama, eziyet, yıpratma taktiklerine başvuruyordu. En büyük hazırlıklarına hapishanelerde başlamıştı. Ayaklanmayı ajanlarını göstermeden bastıracaktı. Rejim değişirse, Türklerin haklarını asla vermemek için inanmış, hain kadrolar hazırlıyor, onları besliyordu. Bu kadroların içinden önemli bir isim de Ahmet Doğandı. Onunla ilgili her şey göstermelik ve devlet kontrolündeydi. Yeni işlerin taktikleri gizlice bileniyordu. Terör yöntemlerini tercih edenler ve bu işi bir gün önce bitirmek isteyenler vardı. İlk hareketlenmede Türkan bebe, Mestanlıya bağlı Guevo köyünde 2, Kırcaali’de 1 kişi kendini savunurken kurşunlandı. Deliorman, Gerlovo ve Dobruca’da kurşunlanan sayısı 7 olarak gösterilse de ezilip, yaralanıp, dayaktan ölenlerin sayısı yüzlercedir. Hiç kimsenin gözünün yaşına bakılmamış, herkes basılmış, ezilmiş ve yok edilmek istenmişti. Baskı ve terör halkı sindirse kısa sürede tepki başlattı. Onların grev, boykot, iş yavaşlatma gibi işlerde deneyimi yoktu. Önce Burgas Sofya treninde bir vagon patlatıldı. Tutuklanan Emin Mehmet Ali, Abdullah Çakır, Safet Recep asıldı. Filibe (Plovdiv) tren garı, Varna uçak limanı hedef oldu. Hesaplaşma ağır ve kanlıydı. Herkesin herkese karşı olduğu ortamda, hazırlıkları görülen bir halk ayaklanmasıydı.

c)         Mücadelenin dinamik, esas yaratıcılık ve esneklik gerektiren yanı.

Türklerinin hazırlıklarının özünde kitaptan alınmış bilgiler yoktu. Hiçbir zaman uygulanmayacak Tüzük ve programların bağlayıcılığı da yoktu. Herkes herkese ısınmış, toplum Bulgar ve Türk-Müslüman’a çatlamış, yarıldıkça yarılıyordu. Bu işte yaratıcılık ve esneklik toplu imhaya karşı topluca dik durmaktı. Düşmanın hedefinde isimlerden sonra ana dilleri ve öz kültürleri vardı. Ölümün ötesi yoktu. Türk doğup Türk ölecekleri için onurluydular.

Kabarmaya başlayan İsyan’ın ruhsal dokusu kendiliğinden oluştu.

Birbirini tanımayanlar tek yumrukta birleşti. Tutuklama, karanlık hücre, yargısız infaz, düşünme ve özgürce nefes alma yasaklı olan bu karanlık ortamda hürriyet inancı içten içe yürekleri, herkesi sardı. Büyümeye başladı. Çatlayan tohum, Hür doğup Hür ölmek için, ağaçlara baka baka güneşe uzanacaktı. Trajik kader denizinde hürriyet meşaleleri birer ikişer yanacaktı. İnsanlarımız kader kurbanıydı. Fenerini ne önünde ne ardında taşımazdı. Işık onların kalplerindeydi.

 

Ağır zulümlü, çok sıkıntılı ve dayanılmaz derecede acılı geçen 1984–1989’ döneminde Bulgaristan Türkleri kimsenin dikkatini çekmeden usulca gizlice örgütlenmeye koyuldu. Bu teşkilatlanmanın esasında anılarında yaşayan kültürlerinin yeşerdiği dönem, okullarının açık olduğu yıllar, Bulgar döneminde ana dillerinde çıkardıkları 160 merkez ve yerli gazete ve dergi, her kapıyı açan kültür elçiliği vardı. Arzulamak hedeflemeyi yaşatan kaynaktır.   Devrimci bir ayaklanma hazırlığı şeklinde gerçekleşen bu gizli faaliyetler politik öncüsünü arıyordu.

 

Ezilenler büyük bir gerçeği sökmüştü. İnsanlar, hangi halktan olduklarına bakılmaksızın, eşit haklı doğuyordu. Bazı milletler diğerlerinin haklarını tanıyacaklarına, kan emici ve katil oluyordu. Bir insanın adını değiştirmek suçtu. Okul kapatmak suçtu. Ana dilde konuşmayı yasaklamak suçtu. Ve bu suçlar binlerce ve binlerceydi. Hedefleri kalkıp gitmek değil, bu bir hak ve adalet davasıydı.

 

Biz daha önce ayaklanmamıştık. Haklarını isteyenlerin balyoz kafalarına iniyordu. Hep şu cevabı aldık: Hak hukuk isterseniz: Hadi Türkiye’ye! Bu bizi kovmak veya sindirmek için hep kullanıldı. Bu sözlerden yüreğimiz hep kanadı. Ödün vererek yaşıyorduk. Nereye kadar gerileyecektik. Elimizde canımızdan başka ne kalmıştı. En küçük şey için yalvaran dilenci haline geldik. Biz çiftçi ve çobandık. Vazifemiz eşek ardında gitmek veya koyun gütmekti. Ezan sesi ile çan sesi birbirine karışırken oyalandık uyutulduk. Yoksulluğumuza sarılırken, Allah’tan medet umduk… Biz buyduk ve bu durumda ayaklanacaktık…

 

Ve biz bu hazırlıkları yaparken düşmanın da gözüne uyku girmiyordu. Korkuyordu. 1277-1280’de kendiliğinden ayaklanan İvaylo Ayaklanmaları bile Çar devirmişti. Akıllarında geçen Türkleri bir Çingeneye boğdurmaktı. Hedeflerinde tek adım gerilemeden ödün vermeden hepsini uyutmak ve sem elemek, hak hukuk adalet, özgürlük vs. mesellerini unutturmak vardı. Son hedefleri Türklüğü Bulgaristan Türklerinin kursağında düğümlemekti.

Devam edecek.

 

Share

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir